3. Hukuk Dairesi 2024/1848 E. , 2025/836 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Adana Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/535 E., 2024/470 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Mersin 2. Tüketici Mahkemesi SAYISI : 2020/72 E., 2021/546 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hakimi tarafından hazırlanan rapor di
**3. Hukuk Dairesi 2024/1848 E. , 2025/836 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ : Adana Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/535 E., 2024/470 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Mersin 2. Tüketici Mahkemesi SAYISI : 2020/72 E., 2021/546 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hakimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili; müvekkilinin prostat rahatsızlığı nedeniyle davalı ürolog Prof. Dr. ...'a muayene olduğunu, davalının müvekkilin rahatsızlığı için en uygun tedavi yönteminin "buharlaştırma yöntemi" adı verilen ameliyat olduğunu söylediğini, ancak ameliyatın olası risklerinden bahsetmediğini, müvekkilinin davalının ameliyatın yüzde yüz başarılı olacağı yönündeki sözüne güvenerek 01.10.2013 tarihinde ... Hastanesinde ameliyat olduğunu, ameliyat sonrası idrar tutamama ve cinsel işlev bozukluğu sorunları yaşamaya başladığını, 1,5 yıl boyunca davalının verdiği ilaçları kullanmasına ve davalı tarafından takip edilmesine rağmen sorunlarının geçmemesi üzerine başka doktorlara muayene olduğunu ve davalının kendisini buharlaştırma yöntemiyle değil "TUR" adı verilen başka bir yöntemle ameliyat ettiğini, bu ameliyatla "sfinker kası" zedelendiği için belirtilen sorunları yaşadığını öğrendiğini, sonuç olarak davalının müvekkilinin rızasının olmadığı riskli bir ameliyatı yapması ve riskleri konusunda müvekkilini aydınlatmamış olması nedeniyle, müvekkilinin organlarından birinin işlevini yitirmesine sebep olduğunu ileri sürerek; şimdilik 1.000,00 TL maddi, 50.000,00TL manevi tazminatın 01.10.2013 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte, davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili; davacının 23.09.2013 tarihinde müvekkiline yaklaşık 3 yıldır prostat büyümesine bağlı işeme semptomları ve sertleşme yokluğu şikayetleri ile başvurduğunu, 6 aydır bu hastalıklara bağlı olarak ilaç kullandığını (urorec 8 mg), ancak işeme şikayetlerinin geçmediğini, uzun süredir yaşadığı sertleşme problemi nedeniyle tedavi ihtiyacı olduğunu, ancak dış merkezlerde kendisine önerilen ereksiyon sağlayıcı ilaçları yaşadığı kalp ve hipertansiyon problemi nedeniyle alamadığını belirttiğini, davacının geçmişinde 3 yıl önce koroner anjiografi ve stent uygulaması ve 10 yıl öncesinde hemeroid operasyonu ve 10 yıldır da uyku-apne sendromunun mevcut olduğunu, ultrasonografisinde sol böbrekte 8 cm kist ve prostat büyümesi tespit edildiğini, obezitesinin bulunduğu, bu bulgularla hastaya benign prostat hipertrofisi tanısı konulduğunu ve kendisine ayrıntılı olarak hastalığın tedavi yöntemlerinin anlatıldığını ve onun talebi doğrultusunda en iyi yöntem olan "TUR prostatektomi" operasyonunun uygulandığını, ameliyatın başarılı geçtiğini, patoloji bulgusunun da ön tanıyı doğrulayacak şekilde sonuçlandığını, operasyon sonrasında kontrollerde davacının işemesinin çok iyi olduğunu idrar kaçırması olmadığını, ancak dolu mesane varlığında namaz kılarken karın içi basınç artışına bağlı olarak idrar damlaması yaşandığını söylediğini, davacıya bu problemin ameliyattan kaynaklanmadığını söylediğini ve problemin çözümü konusunda yardımcı olduğunu, bu amaçla mesane kapasiyetisinin arttırılması amacıyla ilaç yazıldığını, bu durumunun davacının sahip olduğu sistemik hastalıklar ve obezitesinden kaynaklandığını, davacının gittiği diğer doktorların da aynı şeyi söylediklerini ve aynı tedaviyi uyguladıklarını, sertleşme probleminin ise hastada en başından beri bulunan bir şikayet olduğunu ve davalının sistemik hastalıklarına bağlı geliştiğini, bunların dışında 40 yaşını geçen erkeklerin %69 unda sertleşme problemi bulunduğunu ve 4 erkekten birinde hem sertleşme hem işeme sorunu bulunduğunun akademik çalışmalarla belirlendiğini, cinsel fonksiyon kaybının bu ameliyatın sonucu olmasının neredeyse imkansız olduğunu, TUR operasyonunun altın standart olduğunu, olası komplikasyonlarının da kendisine anlatılarak onam formunun imzalatıldığını savunarak, davanıın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesince, savcılık soruşturmasında alınan bilirkişi raporu esas alınarak verilen davanın reddine dair 13.03.2018 tarihli kararın Bölge Adliye Mahkemesinin 16.01.2020 tarihli kararıyla; Mahkemece 3 kişilik bilirkişi heyetinden rapor alınması gerektiği gerekçesiyle, Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-6(a) hükümüne göre kaldırılmasından sonra İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayılı belirtilen kararıyla, 11.06.2021 tarihli bilirkişi raporunda ameliyat endikasyonunun bulunduğu, hastalığın tedavisinde endoskopik yöntemler arasında TURP'nin en sık uygulanan yöntem olup, altın standart kabul edildiği, idrar kaçırma ve cinsel fonksiyon kaybı gibi komplikasyonların görülebildiği, cerrahi sonrası yapılmış ürodinamik çalışmada idrar kaçırmanın mesane kapasitesindeki azalmadan kaynaklandığının tespit edildiği, davacıya ameliyat sonrasında mesane kapasitesinin artırılmasına yönelik olarak ilaç tedavisi uygulandığı, bu suretle davalı tarafından komplikasyon yönteminin gerektiği gibi yerine getirildiğinin anlaşıldığı, cinsel işlev bozukluğuna, yapılan cerrahi işlemden bağımsız olarak bu yaş grubundaki hastalarda sıklıkla rastlanabildiği gibi diğer bazı hastalıklarla birlikte de görülebildiğini, davacının koroner arter hastası olması nedeniyle cinsel işlev bozukluğu ile ameliyat arasında nedensellik bağı kurmanın zor olduğu mesleki ihmalin bulunmadığı işlemlerin tıp kurallarına uygun olduğu kanaatinin bildirildiği, ceza dosyasında alınan Adli Tıp Kurumu raporunun da aynı doğrultuda olduğu, davacı tanığının beyanına göre operasyon öncesi yapılacak işlemle ilgili ayrıntılar konusunda davacının bilgilendirildiğinin anlaşıldığı, yapılacak aydınlatmanın herhangi bir şekle bağlı olmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı vekilince istinaf edilmiştir. IV. İSTİNAF Bölge Adliye Mahkemesinin ilam başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; Mahkemece 2 ürolog ve 1 hukukçu bilirkişiden alınan raporda ameliyat sonrası ortaya çıktığı iddia edilen cinsel işlev bozukluğu ve idrar kaçırma sorunlarının ameliyatın komplikasyonları olarak ortaya çıkabileceği, kaldı ki bu sorunların daha önceden de davacı hastada başka sebeplerden dolayı bulunabileceğinin değerlendirildiği yine ameliyattan önce yazılı onam alınmadan davacı hastanın ameliyat edildiği, davalının da bu yönden kusurlu olduğu iddia edilmiş ise de, hasta hakkında düzenlenen evraklar ve dosya içerisindeki diğer evraklardan anlaşılacağı üzere, hastanın davalı tarafından ameliyat edilmeden önce aynı rahatsızlıktan dolayı tedavi gördüğü, ameliyattan önce anestezi ile ilgili aydınlatma belgesinde imzasının bulunduğu, ameliyat hazırlıkları esnasında hastanın gerekli bilgilendirme yapılarak ameliyat planlamasının yapıldığı değerlendirildiğinde bu yöndeki iddiaların yerinde görülmediği gerekçesiyle, davacı vekilinin istinaf başvurusunun reddine karar verilmiş; karar, davacı vekilince temyiz edilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davacı vekili; İlk Derece Mahkemesince iki akademik kariyere sahip üroloji uzmanı ile bir sağlık hukukunda uzman bilirkişiden rapor alınmasına karar verildiği halde bir üroloji uzmanı dışında hukuk ve aktüer bilirkişinin bulunduğu heyetten rapor alındığını bu raporun hükme esas alınabilecek nitelikte olmadığını, buharlaştırma yönteminin uygulanacağı konuşulduğu halde müvekkilinin TURP yöntemiyle ameliyat edildiğini, anestezi bilgilendirme onam formundaki TURP tanısının el ile sonradan ilave edildiğini, aydınlatılmış onamının alınmadığını hasta onam formunda müvekkilinin imzasının bulunmadığını belirterek, kararı temyiz etmiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, hekimin hatalı tıbbi uygulamasından kaynaklanan maddi ve manevi zararın tazmini istemine ilişkindir. Davanın temeli, vekilin özen borcuna dayanmaktadır. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunun 506. maddesinin ikinci ve üçüncü fıkralarına göre; "Vekil, üstlendiği iş ve hizmetleri, vekâlet verenin haklı menfaatlerini gözeterek, sadakat ve özenle yürütmekle yükümlüdür. Vekilin özen borcundan doğan sorumluluğunun belirlenmesinde, benzer alanda iş ve hizmetleri üstlenen basiretli bir vekilin göstermesi gereken davranış esas alınır.". 03.12.2013 tarihli ve 5013 sayılı Kanunla onaylanması uygun bulunan "Biyoloji ve Tıbbın Uygulanması Bakımından İnsan Hakları Ve İnsan Haysiyetinin Korunması Sözleşmesi: İnsan Hakları Ve Biyotıp Sözleşmesi" nin muvafakate ilişkin genel kuralı içeren 5. maddesinde sağlık alanındaki herhangi bir müdahalenin, ilgili kişinin bu müdahaleye özgürce ve bilgilendirilmiş bir şekilde muvafakat etmesinden sonra yapılabileceği, kişiye, önceden, müdahalenin amacı ve niteliği ile sonuçları ve tehlikeleri hakkında uygun bilgi verilmesi gerektiği ve ilgilinin muvafakatini her zaman, serbestçe geri alabileceği kabul edilmiştir. 01.08.1998 tarihli Hasta Hakları Yönetmeliğinin 18, 24, 28, 31. maddelerinde de tıbbi müdahalelerde hastanın rızasının alınması gerektiği, rızanın hastanın tıbbi müdahalenin konusu ve sonuçları hakkında sade bir dille ve sosyo-kültürel durumuna uygun olarak anlaşabileceği şekilde bilgilendirildikten sonra alınacağı ve kural olarak bir şekle tabi olmadığı belirtilmiştir. Yine, 6023 sayılı Türk Tabipleri Birliği Kanunu'nun 59/g maddesi uyarınca çıkartılan Hekimlik Meslek Etiği Kuralları 26. maddesinde; “Hekim hastasını, hastanın sağlık durumu ve konulan tanı, önerilen tedavi yönteminin türü, başarı şansı ve süresi, tedavi yönteminin hastanın sağlığı için taşıdığı riskler, verilen ilaçların kullanılışı ve olası yan etkileri, hastanın önerilen tedaviyi kabul etmemesi durumunda hastalığın yaratacağı sonuçlar, olası tedavi seçenekleri ve riskleri konularında aydınlatır. Yapılacak aydınlatma hastanın kültürel, toplumsal ve ruhsal durumuna özen gösteren bir uygunlukta olmalıdır. Bilgiler hasta tarafından anlaşılabilecek biçimde verilmelidir. Hastanın dışında bilgilendirilecek kişileri, hasta kendisi belirler. Sağlıkla ilgili her türlü girişim, kişinin özgür ve aydınlatılmış onamı ile yapılabilir. Alınan onam, baskı, tehdit, eksik aydınlatma ya da kandırma yoluyla alındıysa geçersizdir." düzenlemesi mevcuttur. Buna göre, tıbbi müdahale, kural olarak hastanın müdahalenin amacı, niteliği sonuçları ve riskleri konusunda anlayacağı şekilde bilgilendirmesinden yani aydınlatılmasından sonra alınacak rızası üzerine yapılabilir. İstisnai düzenlemeler dışında (örneğin Tababet ve Şuabatı Sanatlarının Tarzı İcrasına Dair 1219 sayılı Kanunu'nun 70. maddesinde büyük cerrahi ameliyatlar için rızanın yazılı olması gerektiği kabul edilmiştir.) rızanın geçerliği için genel bir şekil şartı öngörülmemiş ise de aydınlatılmış rızanın alındığının ispat yükü hekime aittir. Somut olayda, Mersin Cumhuriyet Başsavcılığının Uzlaştırma Bürosunca Adli Tıp Kurumu 2. İhtisas Dairesinden alınan raporda davacıya konulan benign prostat hiperplazisi tanısıyla yapılan tedavinin tıp kurallarına uygun olduğu, ereksiyon probleminin aynı yaşta olanlarda ve davacıda bulunan hastalıkları olanlarda görülebilen bir durum olduğu ve ameliyatla illiyetinin bulunmadığı idrar kaçırma şikayetinin ise her türlü özene rağmen önceden öngörülüp önlenemeyecek "komplikasyon" olduğu yönünde kanaat bildirilmiştir. İlk Derece Mahkemesince, 2 üroloji profesörü ile bir hukukçudan oluşan bilirkişi heyetinden alınan raporda da davacıya yapılan Transüretal Prostat Rezeksiyonu (TURP) ameliyatının endoskopik yöntemler arasında en sık uygulanan ve altın standart kabul edilen bir uygulama olup, endikasyonun bulunduğu ve uygulamada tıbbi hata bulunmadığı, idrar kaçırma ile cinsel işlev bozukluğunun ameliyatın komplikasyonları arasında sayıldığı, ameliyat esnasında iç kapakçığın mecburen zedelendiği bunun idrar kaçırmaya etkisinin geçici olduğu, bunun dışında idrar kaçırma probleminin genel olarak idrar kesesi hacminin azalmış olmasına bağlı olarak geliştiği dosyada bulunan ürodinamik çalışmada da davacıdaki problemin bu sebepten kaynaklandığının tespit edildiğini, davacıya atikolinerjik ilaç verilerek mesane kapasitesinin arttırılmasına çalışıldığını, cinsel işlev bozukluğunun ise aynı yaştaki kişilerde ve özellikle davacıda da bulunan koroner arter hastalarında görülüyor olması nedeniyle dava konusu ameliyatla illiyetinin kurulmasının zor olduğu, yapılan cerrahi yöntem ile öncesi ve sonrasında yapılan işlemlerde doktora atfedilecek kusurun tespit edilemediği, yönünde görüşte bulunulmuştur. Her iki raporda da cinsel işlev bozukluğu yönünden dava konusu ameliyatla illiyet bağı kurulamamışken, idrar kaçırmanın ameliyatın komplikasyonlarından biri olduğu tespit edilmiştir. Şu halde illiyetin kurulamaması nedeniyle cinsel işlev bozukluğu yönünden davalı sorumlu değildir. Komplikasyon, tıbbi standarda uygun bir müdahale yapılmasına rağmen, ortaya çıkabileceği tıp çevreleri tarafından kabul edilen ve her türlü tedbir alınmasına rağmen meydana gelebilecek zarar olarak tanımlanmaktadır. Hekimin özen borcunun bir gereği olarak hastayı işlem öncesinde tıbbi müdahalenin amacı niteliği sonuçları ve komplikasyon riskleri konusunda aydınlatma yükümlülüğü vardır. Ancak bu şekilde hastanın sonuçlarını idrak ederek tıbbi müdahalenin yapılmasına dair iradesinin olduğundan bahsedilebilir. Aksi takdirde yapılan işlem hukuka aykırı olup, meydana gelen komplikasyondan hekim sorumludur. Dosyaya sunulan "TUR-P Aydınlatılmış Hasta Onam Formu"nda davacının imzası yoktur. Anestezi yapılmasına ilişkin onam formunda imzasının bulunması hastanın TUR-P ameliyatı hakkında aydınlatıldığını ispatlamaz. İlk Derece Mahkemesi kararının gerekçesinde aydınlatılmış onamın varlığına ilişkin tanık beyanına dayanılmış ise de belirtilenin aksine davacı tanığı ... 13.04.2017 tarihli celsede "...Ameliyattan önce bize ameliyatın riskleri ile ilgili ve ameliyat sonrası hastanın karşılaşabileceği problemler ile ilgili bir bilgilendirme de bulunulmamıştır..." şeklinde beyanda bulunmuştur. Sonuç olarak Mahkemece davalı, aydınlatılmış onamın alındığını ispatlamakla yükümlü olup, mevcut delillerle bunu ispatlayamadığından idrar kaçırma iddiası yönünden sorumlu olduğu gözetilerek bir karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçeyle davanın tümden reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1. Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 373. maddesi uyarınca ORTADAN KALDIRILMASINA, 2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,13.02.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.