12. Ceza Dairesi 2021/7391 E. , 2023/3520 K. MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2019/95 E 2018/1283 K DAVA : Koruma Tedbirleri Nedeniyle Tazminat HÜKÜM : İstinaf başvurusunun esastan reddi TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama İlk Derece Mahkemesi kararına yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 361 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edilebilir olduğu, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (…
**12. Ceza Dairesi 2021/7391 E. , 2023/3520 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2019/95 E 2018/1283 K DAVA : Koruma Tedbirleri Nedeniyle Tazminat HÜKÜM : İstinaf başvurusunun esastan reddi TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama İlk Derece Mahkemesi kararına yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 361 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edilebilir olduğu, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 142 nci maddesinin sekizinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, aynı Kanun’un 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle gereği düşünüldü: I. HUKUKÎ SÜREÇ 1. Davacı vekilinin 31.08.2018 tarihli dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin 4 Kasım 2016 günü gece yarısı hukuka aykırı bir şekilde gözaltına alındığını, Diyarbakır 2. Sulh Ceza Hâkimliği tarafından hukuka aykırı şekilde tutuklandığını, Diyarbakır 2. Sulh Ceza Hâkimliği tarafından müvekkili hakkında verilen tutuklama kararının iki ayrı şekilde düzenlendiğini, birinin silahlı terör örgütü üyeliği, diğerinin suç işlemeye tahrik suçu olduğunu, müvekkili hakkında yürütülen yargılamada Ağır Ceza Mahkemesi görevine giren işlerden olmayan suç işlemeye tahrik suçu yönünden CMK 102 inci maddesi uyarınca azami tutukluluk süresinin 4 Kasım 2017 tarihinde dolduğunu, bu nedenle de müvekkili lehine haksız olarak tutuklu kaldığı süre için 500.000,00 TL manevi tazminatın 04.11.2017 tarihinden işleyecek faizi ile ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir. 2. Davalı vekili 19.10.2018 tarihli cevap dilekçesinde özetle; davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. 3.Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesinin, 05.12.2018 tarihli ve 2018/493 Esas, 2018/659 Karar sayılı kararı ile davanın reddine karar verilmiştir. 4. Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 16. Ceza Dairesinin, 22.04.2019 tarihli ve 2019/95 Esas, 2019/1283 Karar sayılı kararı ile İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik davacı vekilinin istinaf başvurusunun 5271 sayılı Kanun’un 280 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir. 5. Dava dosyası, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca tanzim olunan, 13.10.2021 tarihli, davacı vekilinin temyiz talebinin esastan reddi ile hükmün onanması görüşünü içerir Tebliğname ile Daireye tevdi olunmuştur. II. TEMYİZ SEBEPLERİ Davacı Vekilinin Temyiz Sebepleri 1.Davacının hukuka aykırı şekilde gözaltına alındığına, 2.Suç işlemeye tahrik suçu yönünden azami tutukluluk süresinin aşıldığına, 3.Tahliye taleplerinin gerekçesiz olarak reddedildiğine, tutuklamanın orantılılık ilkesine aykırı olduğuna, 4.Davanın gerekçesiz olarak reddedildiğine, 5.Davanın görülmesi için asıl davanın sonuçlanmasına gerek olmadığına, 6.Re'sen dikkate alınacak nedenlere, ilişkindir. III. DAVA KONUSU Temyizin kapsamına göre; A. İlk Derece Mahkemesinin Kabulü Davacı vekili tarafından 03.09.2018 havale tarihli dilekçe ile davacı ... adına manevi tazminat talebinde bulunmuşsa da CMK 141 maddesinde açıkça tazminat isteminde bulabilecek kişilerin açıkça sayıldığı, açılabilecek dava için hükmün kesinleşmesinin beklenmesine gerek olmadığı, ancak yapılan incelemede davacının Diyarbakır 2. Sulh Ceza Hakimliğinin 2016/563 sorgu numaralı kararı ile 04/11/2016 tarihinde tutuklandığı, öncesinde 6718 sayılı Yasa ile TC Anayasasına eklenen geçici 20 madde ile yasama dokunulmazlığını kaldırdığı, davacının Ankara 19.Ağır Ceza Mahkemesinin 2017/189 esas sayılı dava dosyasında yargılandığı, 5237 sayılı TCK'nın 314/2, 3713 sayılı kanunun 3,5 ve 7/2 maddeleri, TCK'nın 214/1-3, 2911 sayılı kanunun 27.md del 34/1-2 maddelerinden cezalandırılması talep edildiği, Ankara 19.Ağır Ceza Mahkemesinin 2017/189 esas sayılı dava dosyasında halen tutuklu olduğu, yapılan itirazların mahkemece yerinde görülmediği, yapılan itirazların da Ankara 20.Ağır Ceza Mahkemesi tarafından reddedildiği, bu haliyle davacının tazminat istemine konu edilebilecek şartların bulunmadığı, kanunda belirtilen koşullar dışında yakalama-tutuklama, tutukluluğun devamı, kanuni gözaltı süresi aşımı, kanuni hakları hatırlatmama, makul süre de yargı önüne çıkarılmama, hakkında kovuşturmaya yer olmadığına yada beraat kararı verilmesi, yakalama-tutuklama nedenleri ve hakkındaki suçlamaların açıklanmaması, tutuklama işlemlerine karşı başvuru imkanlarından yararlandırılmama gibi durumların mevcut olmadığı, yine olay tutanakları, değerlendirme ve tespit tutanakları, dijital verilere ilişkin çözüm tutanağı, görüntü ve çözüm tutanakları, teknik araçlarla izleme ve dinleme çözüm tutanaklarına ve bilirkişi raporlarına dayanan kuvvetli suç şüphesinin varlığı, iddianamedeki sevk maddelerine de gerekçe gösterilerek tutukluluğunun devamına karar verildiği ve henüz hüküm kurulmadığı anlaşılmakla, açılan davanın CMK 141.maddesindeki şartları taşımadığı, mahkemece benzer olayda verilen ret kararının da daha önce Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 16.CD'nin 10.01.2018 tarih ve 2017/4127 Esas sayılı ilamı ile onandığı anlaşılmakla manevi tazminat talebinin reddine karar verilmiştir. B. Bölge Adliye Mahkemesinin Kabulü İlk Derece Mahkemesince verilen kararla ilgili olarak, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından bir isabetsizlik görülmediği anlaşılmıştır. IV. GEREKÇE Tazminat talebinin dayanağı olan Ankara 19. Ağır Ceza Mahkemesinin 2017/189 Esas sayılı ceza dosyası kapsamında davacının Diyarbakır 2. Sulh Ceza Hâkimliğinin 04.11.2016 tarih, 2016/563 sorgu numaralı kararı ile silahlı terör örgütüne üye olma ve suç işlemeye alenen tahrik etme suçlarından iki ayrı tutuklama müzekkeresiyle tutuklandığı anlaşılmıştır. Davacının yukarıda yazılı suçlardan tutuklu iken başka bir suçtan mahkumiyetinin infazı için tutukluluğun infazına 07.12.2018 tarihinde ara verildiği, sonuç olarak davacının 02.09.2019 tarihinde tahliye edildiği UYAP üzerinden yapılan araştırmalarda anlaşılmıştır. Davacının 5271 sayılı Kanun'un 141 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde düzenlenen “Kanunlarda belirtilen koşullar dışında yakalanan, tutuklanan veya tutukluluğun devamına karar verilenler” hükmü uyarınca tazminat talebinde bulunduğu, tutuklama tarihi itibariyle davanın yürürlükte bulunan 5271 sayılı Kanun'a tâbi olduğu anlaşılmıştır. Davacının aynı soruşturma ve kovuşturma dosyasına ilişkin olarak tutukluluk incelemesinin 30'ar günlük sürede incelenmediği gerekçesine dayalı olarak açtığı davada Diyarbakır 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 11.07.2018 tarih 2017/455 Esas, 2018/437 Karar numaralı kararıyla davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, temyize konu davanın başka hukuki sebebe dayandırıldığı anlaşılmıştır. Davacı Vekilinin Temyiz İstemi Yönünden; 1.Davacının hukuka aykırı şekilde gözaltına alındığına ilişkin temyiz sebebi yönünden; Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu’nda 20.05.2016 tarihinde kabul edilen 6718 sayılı Kanun’un 1 inci maddesiyle Anayasa’ya eklenen geçici 20 nci madde ile “Bu maddenin Türkiye Büyük Millet Meclisinde kabul edildiği tarihte; soruşturmaya veya soruşturma ya da kovuşturma izni vermeye yetkili mercilerden, Cumhuriyet başsavcılıklarından ve mahkemelerden; Adalet Bakanlığı’na, Başbakanlığa, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına veya Anayasa ve Adalet komisyonları üyelerinden kurulu Karma Komisyon Başkanlığına intikal etmiş yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına ilişkin dosyaları bulunan milletvekilleri hakkında, bu dosyalar bakımından, Anayasanın 83 üncü maddesinin ikinci fıkrasının birinci cümlesi hükmü uygulanmaz. Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren onbeş gün içinde; Anayasa ve Adalet komisyonları üyelerinden kurulu Karma Komisyon Başkanlığında, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığında, Başbakanlıkta ve Adalet Bakanlığında bulunan yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına ilişkin dosyalar, gereğinin yapılması amacıyla, yetkili merciine iade edilir” hükmü getirilmiştir. Bu hüküm uyarınca 20.05.2016 tarihi itibariyle maddede sayılan mercilere intikal etmiş olan dosyalar hakkında Anayasa’nın 83 üncü maddesinin ikinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan yasama dokunulmazlığına ilişkin hüküm uygulanmamış ve davacı hakkındaki fezlekelere konu olan soruşturma dosyaları, 2016 yılının Haziran ayında gereğinin takdir ve ifası bakımından Diyarbakır, Şırnak Cumhuriyet Başsavcılıklarına gönderildiği tespit edilmiştir. Bunun üzerine Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığının 2016/24950 soruşturma sayılı dosyası kapsamında yapılan tüm çağrılara rağmen ifade vermeye gelmeyen davacının ifadesinin alınabilmesi için 5271 Sayılı Kanun'un 90 ıncı maddesi uyarınca yakalanarak 5271 sayılı Kanun'un 91 inci ve devamı maddeleri uyarınca gözaltına alınmasına karar verilmesinde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı tespit edilmiştir. 2. Suç işlemeye tahrik suçu yönünden azami tutukluluk süresinin aşıldığına ilişkin temyiz sebebi yönünden; 5271 sayılı Kanun'un "Tutuklulukta geçecek süre" kenar başlıklı 102. maddesinin ilgili kısımları şöyledir: "(1) (Değişik: 6/12/2006 – 5560/18 md.) Ağır ceza mahkemesinin görevine girmeyen işlerde tutukluluk süresi en çok bir yıldır. Ancak bu süre, zorunlu hallerde gerekçeleri gösterilerek altı ay daha uzatılabilir. (2) Ağır ceza mahkemesinin görevine giren işlerde, tutukluluk süresi en çok iki yıldır. Bu süre, zorunlu hallerde, gerekçesi gösterilerek uzatılabilir; uzatma süresi toplam üç yılı, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun İkinci Kitap Dördüncü Kısım Dördüncü, Beşinci, Altıncı ve Yedinci Bölümünde tanımlanan suçlar ile 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlarda beş yılı geçemez. (3) Bu maddede öngörülen uzatma kararları, Cumhuriyet savcısının, şüpheli veya sanık ile müdafiinin görüşleri alındıktan sonra verilir." Anayasa Mahkemesinin (Erdoğan Ayhan Kit, B. No: 2013/9302, 17/9/2014, §§ 44-46) kararında Ağır Ceza Mahkemesinin görev alanında bulunan, devletin gizli belgelerini siyasal ve askerî casusluk amacıyla temin etme suçlamasıyla tutuklanan ve sonrasında bu suçun yanı sıra Asliye Ceza Mahkemesinin görev alanına giren kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan da cezalandırılması istemiyle açılan bir davada tutukluluğun kanunda öngörülen azami süreyi aşıp aşmadığını incelemiştir. Anılan davada İlk Derece Mahkemesi başvurucunun devletin gizli belgelerini siyasal ve askerî casusluk amacıyla temin etme suçundan beraatine ve bu suç yönünden tahliyesine, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan ise mahkûmiyetine ve hükümle birlikte tutuklanmasına, ayrıca beraat ettiği suç için tutuklulukta geçen sürenin bu mahkûmiyet süresinden mahsubuna karar vermiştir. Anayasa Mahkemesi bu olaya ilişkin incelemesinde farklı mahkemelerin görevine giren suçların, aralarındaki hukuki bağlantı nedeniyle birlikte yüksek görevli mahkemede yargılama konusu olmasının mümkün olduğuna ve bu durumda yargılama konusu suçun alt dereceli mahkemenin görevine girmesi hâlinde bile bağlantılı suç nedeniyle üst dereceli mahkemenin davaya bakacağına dikkat çekmiş; buna göre değişik mahkemelerin görevine giren suçların hukuki bağlantı nedeniyle birlikte yüksek görevli mahkemede yargılama konusu olması durumunda kanuni tutukluluk süresinin tutuklamaya esas alınan suça göre belirleneceğine vurgu yapmıştır. Anayasa Mahkemesi bu bağlamda yaptığı değerlendirmede olayda azami tutukluluk süresinin ağır ceza mahkemesinin görev alanındaki bir suç nedeniyle tutuklama söz konusu olduğu için beş yıl olduğu sonucuna varmış ve 1 yıl 7 ay 27 günlük tutukluluk süresinin kanuna uygun olduğuna karar vermiştir. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesi kişiler hakkındaki birden fazla suça ilişkin soruşturma ve kovuşturmaların bir dosya üzerinden yürütülmesi veya bir dosyada birleştirilmiş olması hâlinde -bu soruşturma ve kovuşturmaların belli bir bütünlük içinde yürütüleceğini gözönüne alarak- uygulanan bir tutuklama tedbirinin soruşturma ve kovuşturmaların tamamı açısından sonuç doğuracağına vurgu yapmış, bu itibarla da kanunda öngörülen azami tutukluluk süresinin her bir suç için ayrı ayrı değil tüm suçlar için tek bir süre olarak kabul edilmesi gerektiğine karar vermiştir (Burak Döner, B. No: 2012/521, 2/7/2013, §§ 46-48; Abdullah Ünal, B. No: 2012/1094, 7/3/2014, § 41). Davaya konu somut olayda ise davacının tutuklu iken başka bir suçtan mahkumiyet infazına başladığı, davacının 04.11.2016-07.12.2018 tarihleri arasında 2 yıl 1 ay 3 gün tutuklu kaldığı, tutukluluk süresinin 5 yılı aşmadığı tespit edilmiştir. Kaldı ki davacının Diyarbakır 2. Sulh Ceza Hâkimliğinin 04.11.2016 tarih, 2016/563 sorgu numaralı kararı ile silahlı terör örgütüne üye olma ve suç işlemeye alenen tahrik etme suçlarından tutuklandığı, Adalet Bakanlığı Edirne F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu Müdürlüğü'nün 17.10.2018 tarihli cevabi yazısında davacı hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçuna ilişkin düzenlenen tutuklama müzekkeresinin infaz edilmekte olduğunu, suç işlemeye alenen tahrik etme suçu açısından düzenlenen tutuklama müzekkeresinin infaz edilmediği, 04.11.2016 ile 07.12.2018 tarihleri arasında infaz gören tutuklama müzekkeresinin terör örgütüne üye olma suçuna ilişkin olduğuna ilişkin cevabı karşısında davacının temyiz istemi reddedilmiştir. 3.Tahliye taleplerinin gerekçesiz olarak reddedildiğine, tutuklamanın orantılılık ilkesine aykırı olduğuna ilişkin temyiz sebebi yönünden; Dairemizce UYAP üzerinden yapılan araştırmada, davacının aynı soruşturma ve kovuşturma dosyasına dayanarak bireysel başvuruda bulunduğu, Anayasa Mahkemesinin 09.06.2020 tarih, 2017/38610 başvuru numaralı kararıyla ''tutukluluğun devamına ve tahliye taleplerinin reddine ilişkin kararların genel ve matbu içerikli gerekçelerle yetinildiği, başvurucunun iddialarına yönelik değerlendirmede bulunulmadığı, başvurucunun milletvekilliği, TBMM'de grubu bulunan bir siyasi partinin eş genel başkanlığı ve Cumhurbaşkanı adaylığı gibi hususlara dayalı olarak yargılama aşamalarında dile getirdiği tahliye taleplerinin ve tutukluluğa karşı itirazlarının matbu gerekçelerle reddedildiği'' gerekçeleriyle hak ihlaline karar verildiği ve davacıya 50.000,00 TL manevi tazminatın ödenmesine karar verildiğinin anlaşılması karşısında aynı sebebe ilişkin mükerrer ödeme yapılamaması nedeniyle davacının temyiz talebi reddedilmiştir. 4.Davanın gerekçesiz olarak reddedildiğine ilişkin temyiz sebebi yönünden; Yargılama sürecindeki aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, incelenen dosya kapsamına göre delillerde ve işlemlerde herhangi bir eksiklik olmadığı anlaşıldığından, davacı vekilinin yerinde görülmeyen temyiz istemi reddedilmiştir. 5.Davanın görülmesi için asıl davanın sonuçlanmasına gerek olmadığına ilişkin temyiz sebebi yönünden; 5271 sayılı Kanun'un tazminat isteminin koşulları başlığını taşıyan 142 inci maddesinde; “Karar veya hükümlerin kesinleştiğinin ilgilisine tebliğinden itibaren üç ay ve her hâlde karar veya hükümlerin kesinleşme tarihini izleyen bir yıl içinde tazminat isteminde” bulunulabileceği hükme bağlanmıştır. Ancak asıl davanın sonucuna bağlı olmayan ve asıl davada verilecek kararları etkilemeyecek talepler yönünden mutlaka davanın esasıyla ilgili verilen karar veya hükmün kesinleşmesi zorunlu değildir. 5271 sayılı Kanun'un 141 inci maddesinin birinci maddesinin (a) bendinde kanunlarda belirtilen koşullar dışında yakalanan, tutuklanan veya tutukluluğun devamına karar verilen kişilerin tazminat isteminde bulunabileceğinin belirtildiği, davacının 5271 sayılı Kanun'un 141 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde düzenlenen “Kanunlarda belirtilen koşullar dışında yakalanan, tutuklanan veya tutukluluğun devamına karar verilenler” hükmü uyarınca tazminat talebinde bulunduğu, bu taleplere ilişkin olarak asıl davada hüküm verilmesinin veya verilen hükmün kesinleşmesinin beklenmesine gerek bulunmadığı, zira bu hususa ilişkin tazminat taleplerinin asıl davanın sonucunu etkileyici veya asıl davanın sonucuna bağlı olmadığı anlaşılmıştır. İlk derece mahkemesinin gerekçe kısmı incelendiğinde ''açılabilecek dava için hükmün kesinleşmesinin beklenmesine gerek olmadığı'' değerlendirmesiyle davanın esasına girildiği anlaşıldığından davacı vekilinin temyiz istemi reddedilmiştir. 6.Re'sen dikkate alınacak nedenlere ilişkin temyiz sebebi yönünden; Yargılama sürecindeki işlemlerin usul ve kanuna uygun olarak yapıldığı tazminat talebinin reddi yönünde verilen kararın dosya kapsamına uygun bulunduğu anlaşıldığından, davacı vekilinin yerinde görülmeyen temyiz istemi reddedilmiştir. V. KARAR Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 16. Ceza Dairesinin, 22.04.2019 tarihli ve 2019/95 Esas, 2019/1283 Karar sayılı kararında davacı vekili tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve 5271 sayılı Kanun’un 289 uncu maddesinin birinci fıkrası ile sınırlı olarak yapılan temyiz incelemesi sonucunda hukuka aykırılık görülmediğinden aynı Kanun’un 302 nci maddesinin birinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle TEMYİZ İSTEMİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKMÜN ONANMASINA, Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 16. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 02.10.2023 tarihinde karar verildi.