Başvuru, basın yolu ile kişilik haklarına saldırıda bulunulduğu ileri sürülerek açılan manevi tazminat davasında karar düzeltme isteğinin reddedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkı ile şeref ve itibar hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
Başvuru, basın yolu ile kişilik haklarına saldırıda bulunulduğu ileri sürülerek açılan manevi tazminat davasında karar düzeltme isteğinin reddedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkı ile şeref ve itibar hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru 17/7/2014 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir: Başvurucu, olayların meydana geldiği tarihte bir devlet okulunda tarih öğretmeni olarak görev yapmaktadır. Ulusal ölçekte yayın yapan Cumhuriyet gazetesinin (gazete) 30/4/2006 tarihli nüshasında "Lisede Şeriat Propagandası" başlıklı bir haber yayımlanmıştır. Öğrenci velilerinin beyanlarına dayanılarak yapılan haberde; bir devlet okulunda öğrencilerin namaz kılmaya ve başlarını örtmeye zorlandıkları, okuldaki tarih dersi öğretmenlerinden olan başvurucunun da Atatürk ve Cumhuriyet düşmanlığı yaptığı, laik demokratik hukuk devletine karşı açıkça yürütülen bu mücadeleye okul idaresinin göz yumduğu iddiaları aktarılmıştır. Haberin gazetede yayımlanmasının ardından Millî Eğitim Bakanlığı (MEB) müfettişleri tarafından okul idaresi ve başvurucu hakkında soruşturma açılmıştır. Soruşturma kapsamında öğrencilerin beyanları alınmış, yalnızca bir öğrencinin iddiaları doğrulaması üzerine iddiaların ispatlanamadığı gerekçe gösterilerek başvurucu hakkında işlem yapılmasına yer olmadığı kararı verilmiştir. Başvurucu; anılan haberin gerçeğe aykırı olduğunu, haber nedeniyle hakkında idari soruşturma açıldığını ve kişilik haklarının zedelediğini ileri sürerek gazetenin sorumlu müdürü ve Cumhuriyet Vakfı aleyhine 000 TL manevi tazminat davası açmıştır. Sivas Asliye Hukuk Mahkemesi 21/2/2008 tarihinde davanın kısmen kabulü ile başvurucuya 000 TL manevi tazminat ödenmesine karar vermiştir. Mahkeme, MEB müfettişleri tarafından iddiaların ispatlanamadığı gerekçe gösterilerek başvurucu hakkında işlem yapılmasına yer olmadığı kararı verildiğini hatırlatmıştır. Mahkeme bir haberin yayımlanmadan önce haberin gerçeğe uygun olup olmadığının araştırılması gerektiğini, gerçek dışı haber vermenin hukuka aykırı olduğunu ve başvurucu hakkında haberde yer alan iddiaların gerçeğe uygun olduğuna ilişkin delil bulunmadığını belirtmiş ve haberin başvurucunun kişilik haklarına saldırı niteliğinde olduğu kanaatine varmıştır. Davalıların temyizi üzerine karar, Yargıtay Hukuk Dairesince (Daire) 2/3/2009 tarihinde oyçokluğuyla bozulmuştur. Daire; dava konusu haberin öğrenci velilerinin şikâyeti, iddiaları ve gazeteye yaptıkları açıklamalar üzerine yapıldığının anlaşıldığını, bu nedenle haberin görünür gerçekliğe uygun olduğunu belirterek soruşturma sonucunda başvurucu hakkında işlem yapılmasına yer olmadığına karar verilmiş olmasının haberi hukuka aykırı hâle getirmeyeceği sonucuna varmıştır. Bozma üzerine yargılamaya Sivas Asliye Hukuk Mahkemesinde devam edilmiştir. Mahkemece 10/12/2009 tarihinde bozma ilamına uyularak davanın reddine karar verilmiştir. Başvurucunun temyizi üzerine karar, Dairece 10/6/2013 tarihinde oyçokluğuyla onanmıştır. Başvurucu, karar düzeltme talebinde bulunmuştur. Daire 29/5/2014 tarihinde karar düzeltmeye konu tutarın 100 TL'den az olması durumunda bu yola başvurulamayacağı, somut olayda söz konusu tutarın bu düzeye ulaşmadığı gerekçesiyle dilekçenin reddine karar vermiştir. Dilekçenin reddi kararı başvurucuya 24/6/2014 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu 17/7/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. A. Kanun Hükümleri 18/6/1927 tarihli ve 1086 sayılı mülga Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun maddesinin ilgili kısımları şöyledir:“ Yargıtay kararlarına karşı tefhim veya tebliğden itibaren 15 gün içinde aşağıdaki sebeplerden dolayı karar düzeltilmesi istenebilir;... Yargıtayın aşağıdaki kararları hakkında karar düzeltmesi yoluna gidilemez.1-Miktar veya değeri ALTI MİLYAR liradan az olan davalara ait hükümlerin onanması veya bozulmasına ilişkin kararlar'' 1086 sayılı mülga Kanun’un 26/9/2004 tarihli ve 5236 sayılı Kanun’un maddesiyle eklenen ek madde şöyledir:“Görev, kesin hüküm, istinaf, temyiz, Yargıtayda duruşma, senetle ispata ve sulh mahkemelerindeki taksim davalarında muhakeme usulünün belirlenmesine ilişkin maddelerdeki parasal sınırlar; her takvim yılı başından geçerli olmak üzere, önceki yılda uygulanan parasal sınırların, o yıl için 213 sayılı Vergi Usul Kanununun mükerrer 298 inci maddesi hükümleri uyarınca Maliye Bakanlığınca her yıl tespit ve ilân edilen yeniden değerleme oranında artırılması suretiyle uygulanır. Bu şekilde belirlenen sınırların onmilyon lirayı aşmayan kısımları dikkate alınmaz. Bu uygulama nedeniyle mahkemelerce görevsizlik kararı verilemez.Yukarıdaki fıkra uyarınca her takvim yılı başından geçerli olmak üzere uygulanan parasal sınırların artışı, artışın yürürlüğe girdiği tarihten önce ilk derece mahkemelerince nihaî olarak karara bağlanmış davalar ile bölge adliye mahkemesi kararı üzerine yeniden bakılan davalarda ve Yargıtayın bozma kararı üzerine kararı bozulan mahkemece yeniden bakılan davalarda uygulanmaz.” 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na 31/3/2011 tarihli ve 6217 sayılı Kanun’un maddesiyle eklenen geçici madde şöyledir:(1) Bölge adliye mahkemelerinin, 26/9/2004 tarihli ve 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun geçici 2 nci maddesi uyarınca Resmî Gazete'de ilan edilecek göreve başlama tarihine kadar, 1086 sayılı Kanunun temyize ilişkin yürürlükteki hükümlerinin uygulanmasına devam olunur.(2) Bölge adliye mahkemelerinin göreve başlama tarihinden önce aleyhine temyiz yoluna başvurulmuş olan kararlar hakkında, kesinleşinceye kadar 1086 sayılı Kanunun 26/9/2004 tarihli ve 5236 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önceki 427 ilâ 454 üncü madde hükümlerinin uygulanmasına devam olunur.(3) Bu Kanunda bölge adliye mahkemelerine görev verilen hallerde bu mahkemelerin göreve başlama tarihine kadar 1086 sayılı Kanunun bu Kanuna aykırı olmayan hükümleri uygulanır."B. Yargıtay İçtihatları Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun (HGK) 31/1/2007 tarihli ve E.2007/4-48, K.2007/46 sayılı kararının ilgili kısımları şöyledir:"Hukuk Genel Kurulu’ndaki görüşme sırasında, işin esasına geçilmeden önce, davanın müddeabihi itibariyle Hukuk Genel Kurulu kararına karşı karar düzeltme talebinde bulunulmasının mümkün olup olmadığı ön sorun olarak incelenmiştir.Öncelikle belirtilmelidir ki; karşı davada N. 000 TL., ve S. İse ayrı ayrı 000 TL. manevi tazminat talep etmiş olup mahkemece 2’şermilyar TL.ye hükmedilmiştir. Mahkemece verilen bu kararı sadece karşı davalı vekili 'karşı davanın reddedilmesi gerektiği' gerekçesi ile temyiz etmiş, karşı davacılar ise reddedilen kısım yönünden kararı temyiz etmemiştir. O halde reddedilen kısım yönünden dava kesinleşmiştir; dolayısıyla, Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlığın ilişkin bulunduğu tutar her bir karşı davacı için 000 TL.’den ibarettir.Karar düzeltme sınırı belirlenirken davadaki miktar ve değer yerine asıl istemin kabul ve reddedilen bölümü esas alınacaktır. Ancak somut olayda karşı davacılar davanın reddedilen kısmını temyiz etmemişlerdir, eğer ve S. reddedilen kısım için yani 000 TL. için temyiz yoluna gitmiş olsalardı ancak o zaman karar düzeltme isteyebileceklerdi. Çünkü isteklerinin reddedilen kısmı 000 TL.(580 YTL.) den fazladır.Yargıtay Hukuk Genel Kururulu’nun 2005 gün 2005/4-295-287; 2005 gün 2005/5-292-307; 2005 gün 2005/4-523-576; 2005 gün 2005/13-548-593 sayılı kararlarında da benimsendiği üzere; Yargıtay kararına karşı karar düzeltme yoluna gidilip gidilemeyeceği belirlenirken, kararın düzeltilmesini isteme hakkının doğduğu (Yargıtay kararının verildiği) tarihteki hukuksal durum esas alınmalı; temyiz incelemesi sonucunda Yargıtay Daireleri ya da Hukuk Genel Kurulu’nca verilen karar tarihinde yürürlükte bulunan Kanun hükmü, karar düzeltme sınırı yönünden hangi düzenlemeyi içeriyor ise, ona bağlı kalınmalıdır.Somut olayda, uyuşmazlığın ilişkin bulunduğu tutar 000 TL. (000 YTL.) olup, karar düzeltme istemi Hukuk Genel Kurulu’nun 2006 günlü kararına yöneliktir.Söz konusu tarihte karar düzeltme sınırı 5219 ve 5236 sayılı Kanunlar uyarınca 000 TL.(580 YTL.) olduğuna ve eldeki davada uyuşmazlık konusu olan miktar bu sınırın altında kaldığına göre, karar düzeltme yoluna başvurulması mümkün değildir.'' HGK'nın 25/11/2005 tarihli ve E.2014/13-443, K.2015/2688 sayılı kararının ilgili kısımları şöyledir:"Hukuk Genel Kurulundaki görüşme sırasında; işin esasına girilmeden önce, bozma ve direnme kararları ile hükme konu miktar ve karar tarihi itibariyle, 6217 sayılı Kanunun maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu (HUMK)’nun maddesi gereğince, direnme kararının miktar itibariyle temyizinin mümkün olup olmadığı, ön sorun olarak incelenmiştir.Belirtilmelidir ki, davacının sair yönlere ilişkin temyiz itirazları Özel Dairece reddedilmekle, yerel mahkemenin önceki kararının, davacı avukatın Avukatlık Kanununun 164/son maddesinde düzenlenen karşı taraf vekalet ücreti (350,00 TL) dışında kalan kısımları, hükmün o bölümünün onanması niteliğinde olduğundan ve davacı tarafındankarar düzeltme yoluna da gidilmediğinden kesinleşmiştir.Böylece davacı tarafından temyize konu edilen ve direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık sadece, davacı avukatın Avukatlık Kanununun 164/son maddesinde düzenlenen karşı taraf vekalet ücreti olan 350,00 TL’dir.Bilindiği üzere, 2004 gün ve 25529 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak, öngördüğü istisnalar dışındaki hükümleri yayım tarihinde yürürlüğe giren, 2004 tarih ve 5219 sayılı “Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun”; yürürlük tarihinden sonra Yerel Mahkemelerce verilen hükümler yönünden 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun maddesindeki temyiz (kesinlik) sınırını bir milyar TL. olarak değiştirmiştir.Sonraki yıllarda 5219 ve 5236 sayılı Kanunlarda öngörülen katsayılar çerçevesinde miktarlar arttırılmıştır. Buna göre, 2013 tarihinden 2013 tarihine kadar katsayı artışı sonucu uygulanması gereken kesinlik (temyiz edilebilirlik sınırı) "820,00 TL'dir.Eldeki davada, temyiz istemine konu direnme kararının verildiği 2013 tarihinde, 5219 ve 5236 Sayılı Kanunlar gereği temyiz (kesinlik) sınırını 820,00 TL olarak değiştiren hükmü yürürlükte bulunduğuna ve müddeabih 350,00 TL olup, bu sınırın altında kalmakla kesin olduğuna göre, anılan karara karşı temyiz yoluna gidilmesi, miktar itibariyle mümkün değildir.''