Başvuru, askerlik görevini ifa sırasında bunalıma girdiğine ve intihar edebileceğine dair emareler bulunmasına rağmen görevli komutanların müdahale etmemesi ve gerekli önlemleri almamaları nedeniyle meydana gelen ölüm dolayısıyla yaşam hakkının; gerekçe gösterilmeksizin müterafik kusur uygulanarak bilirkişi raporuyla belirlenen zararın çok cüzi bir kısmına denk gelebilecek oranda tazminat takdir edilmesi, bundan daha fazla miktarda idare lehine vekâlet ücretine hükmedilmesi, bağımsız ve tarafsız
Başvuru; askerlik görevini ifa sırasında bunalıma girdiğine ve intihar edebileceğine dair emareler bulunmasına rağmen görevli komutanların müdahale etmemesi ve gerekli önlemleri almamaları nedeniyle meydana gelen ölüm dolayısıyla yaşam hakkının; gerekçe gösterilmeksizin müterafik kusur uygulanarak bilirkişi raporuyla belirlenen zararın çok cüzi bir kısmına denk gelebilecek oranda tazminat takdir edilmesi, bundan daha fazla miktarda idare lehine vekâlet ücretine hükmedilmesi, bağımsız ve tarafsız olmayan bir mahkemede yargılama yapılması nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru, 14/2/2013 tarihinde Edirne İdare Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir. Birinci Bölüm İkinci Komisyonunca 30/6/2014 tarihinde, kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından 12/12/2014 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına ve başvuru belgelerininbir örneğinin görüş için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmesine karar verilmiştir. Bakanlık tarafından 13/2/2015 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunulan görüş, başvuruculara 20/2/2015 tarihinde bildirilmiş; başvurucular Bakanlık görüşüne karşı beyanlarını 26/2/2015 tarihinde sunmuşlardır. A. Olaylar Başvuru formu ve ekleri, ilgili soruşturma ve yargılama dosyası içerikleri ile Bakanlık görüşünde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucuların Yakının Askerlik Süreci Askerlik hizmetini Edirne Süloğlu Mknz. P. Tug. K.Yrd. Tnk. Tb. Tnk. Bl. Komutanlığında yerine getiren başvurucuların yakını Tnk. Er Erdem Dilmaç, yapılan katılış muayenesinde sağlam raporu almış; psikiyatrik yönden muayene ve tedavi görmemiştir. Erdem Dilmaç’ın psikolojik ve ekonomik sıkıntılarına ilişkin rehberlik danışma merkezine ya da amirlerine herhangi bir müracaatı olmamıştır. Kendisi hakkında düzenlenen danışmanlık kartında da başarılı ve azimli bir asker olduğu, herhangi bir problemini beyan etmediği kaydedilmiştir. Erdem Dilmaç, askerliği sırasında mekanik nişancılık ve atış eğitimi almıştır. Başvurucuların yakını 22/8/2010 tarihinde, silahlı ve mermili olarak ifa edilen yol devriye nöbetinin bitimine az bir zaman kala nöbet mahallinde göğüs bölgesinden vurulmuş olarak bulunmuş ve şahsın vefat ettiği anlaşılmıştır. Ceza Soruşturması Süreci Olayın bildirilmesi üzerine Mekanize Piyade Tugay Komutanlığı Askerî Savcılığı (Askerî Savcılık) tarafından resen soruşturma başlatılmıştır. Soruşturma kapsamında Askerî Savcı eşliğinde adli tıp uzmanları tarafından gerçekleştirilen otopsi neticesinde Erdem Dilmaç’ın (müteveffa) bitişik atış neticesinde ateşli silah yaralanması sonucu gelişen akciğer ve kalp hasarına bağlı yoğun kan kaybı sebebiyle vefat ettiği tespit edilmiştir. Edirne İl Jandarma Komutanlığı Olay Yeri İnceleme Timi tarafından olay yerinde ve müteveffanın cesedi üzerinde inceleme yapılarak olay yeri inceleme raporu hazırlanmıştır. Olay yerinde bulunan silah, boş kovan ve müteveffanın kıyafetleri üzerinde kriminal inceleme gerçekleştirilmiştir. İnceleme neticesinde düzenlenen uzmanlık raporları uyarınca müteveffanın ölümü sonucunu doğuran ateşli silah yaralanmasının müteveffaya teslim edilen piyade tüfeğiyle vücuduna bitişik şekilde yapılan atıştan kaynaklandığı, başka bir kişinin atışa fiilen dâhil olduğuna dair hiçbir delil ve emare bulunmadığı belirlenmiştir. Müteveffanın üzerinden çıkan iki farklı mürekkepli kalemle yazılan notlar üzerinde kriminal inceleme yapılarak bu notların müteveffa tarafından kaleme alındığı tespit edilmiştir. Müteveffanın cebinde çıkan ilk notta “Ben hırsız değilim.”, “Beni bunalıma siz soktunuz.”, “Y. uzman ve E. Astsubay bana dün hırsız gibi baktınız, asıl hırsız size benim hakkımda bilgi verendir.” “Sorumlu sizsiniz.” şeklinde, ikinci notta ise “A. bana başka çare bırakmadınız namusum üzerine yemin ederim ki bölükte olan hısızlıklardan hiçbir bilgim yok ve senin telefonunu ben almadım.”, “A ve N’(y)e hakkımı helal etmiyorum.” ve “Bölükte herkes benim hakkımda ne düşünüyorsa yanlış düşündü.” şeklinde ifadeler yer aldığı tespit edilmiştir. Soruşturma kapsamında müteveffanın arkadaşlarının ve komutanlarının tanık olarak ifadeleri alınmıştır. Tanık ifadelerinde müteveffanın içine kapanık, askerlikle uyumlu, herhangi bir disiplin ve uyum sorunu olmayan ancak ekonomik sıkıntıları olan bir personel olduğu, bu nedenle arkadaşlarına borçları olduğu, arkadaşlarının kendisine küçük ve basit yardımlarda bulunduğu beyan edilmiştir. Bölük içinde cep telefonu çalınması olayında adının geçtiği anlaşılmıştır. Ancak üzerinde bulunan notlarda da bahsettiği bu olayla ilgili olarak kendisine resmî bir suçlama yöneltilmediği tespit edilmiştir. Bu kapsamda Askerî Savcılığın 11/10/2010 tarihli ve E.2010/639, K.2010/48 sayılı kararıyla “soruşturma neticesinde toplanan bilgi ve delillerin tahlili neticesinde, müteveffanın kendisini ruhsal bunalıma sürükleyen ekonomik ve maddi sorunların olumsuz tesiri altında, olay günü nöbet sebebiyle hamili olduğu silah ve mermileri kullanıp göğüs bölgesine bir el ateş etmek suretiyle kendi hayatına son verdiği anlaşılmış; müteveffanın eylemi öncesinde kendisini intihara sevk etmekte veya eylemi sonrasında müteveffanın durumunu tespit, teşhis ve müdahale görevinin yapılmamasında kastı, kusuru ya da ihmali bulunan herhangi bir kişiye veya herhangi bir suç unsuruna rastlanılmamıştır.” gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiştir. Anılan karara karşı başvurucuların vekilinin yaptığı itiraz, Çorlu Kolordu Komutanlığı Askerî Mahkemesinin 8/12/2010 tarihli ve 2010/A-12 Evrak ve 2010/1357 Müteferrik sayılı kararıyla reddedilmiştir. Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde Açılan Tazminat Davası Süreci Başvurucuların maddi ve manevi zararlarının tazmini istemiyle yaptıkları idari müracaatın zımnen reddedilmesi üzerine açılan tam yargı davasında, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi (AYİM) İkinci Dairesinin 15/2/2012 tarihli ve E.2011/1193, K.2012/170 sayılı kararıyla davanın reddine karar verilmiştir. Başvurucuların karar düzeltme talebinde bulunması üzerine aynı Dairenin 5/12/2012 tarihli ve E.2012/527, K.2012/1146 sayılı kararıyla davacılar yakınının intihar olayından sonra üzerinde çıkan notlar ve tanık ifadeleri birlikte değerlendirildiğinde müteveffanın görev yaptığı birlikte bir askerin cep telefonunun kaybolduğu, arkadaşlarının müteveffadan şüphelenerek onu sorguladıkları, onun da bundan etkilenip emre aykırı olarak silah şarjörünü tam doldurarak nöbete gittiği, bu durumun tanık er A. G. tarafından bilinmesine rağmen birlik komutanına bilgi verilmediği hatta tanık er E. K.nın beyanına göre A. G. ve A. Ö. ile birlikte bulundukları bir ortamda ciddi söylenmiş söz olarak algılanmasa dahi müteveffanın ''... Ben kafama sıkacağım, bu işi kökten çözeceğim...'' şeklinde sözler sarf ettiği, bu ve benzeri emarelere rağmen gerekli tedbirin alınmadığı, kendi beyanına göre yapmadığı bir hırsızlık eyleminden dolayı suçlanmasını hazmedemeyen müteveffanın intihar ettiği, intihar edeceğine ilişkin emareler göstermesine ve bu durumun davacıyla aynı birlikte görevli başka personel tarafından bilinmesine rağmen gerekli tedbirin alınmadığı, bu nedenle hizmetin iyi ve sağlıklı şekilde işletilmemesinden kaynaklanan hizmet kusurunun bulunduğu, bununla birlikte ölüm olayının davacılar yakınının kendi iradesiyle vuku bulması sebebiyle dava konusu olayda müteveffanın da müterafik kusurunun olduğunun anlaşıldığı, zararın tespiti amacıyla yapılan bilirkişi incelemesi sonucu düzenlenen 12/11/2012 tarihli raporda davacı anne Cemile Dilmaç'ın 874 TL, davacı baba Metin Dilmaç'ın ise 042 TL maddi tazminat hak edişinin mevcut olduğunun bildirildiği, bilirkişi raporunun uygun bulunduğu belirtilip karar düzeltme isteminin kabulüne, müteveffanın müterafik kusuru da dikkate alınarak başvurucular için maddi ve manevi toplam 050 TL tazminata, 2/11/2011 tarihli ve 28103 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 659 sayılı Genel Bütçe Kapsamındaki Kamu İdareleri ve Özel Bütçeli İdarelerde Hukuk Hizmetlerinin Yürütülmesine İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin (KHK) maddesi uyarınca davalı idare lehine ise toplam 387 TL vekâlet ücretine hükmedilmiştir. Karar, başvuruculara 29/1/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucular, süresi içinde 14/2/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.B. İlgili Hukuk 4/7/1972 tarihli ve 1602 sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanunu’nun “Doğrudan doğruya tam yargı davası açılması” başlıklı maddesi şöyledir:“İdari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde dava açmadan önce, bu eylemlerin yazılı bildirimi üzerine veya başka suretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde yetkili makama başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri lazımdır. Bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi halinde bu konudaki işlemin tebliği tarihinden ve altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği tarihten itibaren altmış gün içinde tam yargı davası açabilirler.Görevli olmayan adli yargı mercilerine açılan tam yargı davasının görevden reddi halinde sonradan Askeri Yüksek İdare Mahkemesine açılan davalarda, birinci fıkrada öngörülen idareye başvurma şartı aranmaz.” 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun haksız fiillerden doğan borç ilişkilerinin ceza hukuku ile ilişkisini düzenleyen maddesi şöyledir:“Hâkim, zarar verenin kusurunun olup olmadığı, ayırt etme gücünün bulunup bulunmadığı hakkında karar verirken, ceza hukukunun sorumlulukla ilgili hükümleriyle bağlı olmadığı gibi, ceza hâkimi tarafından verilen beraat kararıyla da bağlı değildir. Aynı şekilde, ceza hâkiminin kusurun değerlendirilmesine ve zararın belirlenmesine ilişkin kararı da, hukuk hâkimini bağlamaz.” 1602 sayılı Kanun’un “Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin kararlarının sonuçları” başlıklı maddesi şöyledir: “Daireler ve Daireler Kurulu kararları kesin olup, kesin hükmün bütün hukuki sonuçlarını hasıl eder. Bu kararlar aleyhine, ancak bu kanunda yazılı kanun yollarına başvurulabilir. Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin esasa ve yürütmenin durdurulmasına ilişkin kararlarının icaplarına göre idare, altmış gün içinde işlem tesis etmeye veya eylemde bulunmaya mecburdur. Mahkeme ilamlarının icaplarına göre eylem ve işlem tesis etmeyen idare aleyhine Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde tam yargı davası açılabilir. Tam yargı davaları hakkındaki kararlar, genel hükümler dairesinde infaz ve icra olunur.” 659 sayılı KHK’nın “Davalardaki temsilin niteliği ve vekalet ücretine hükmedilmesi ve dağıtımı” kenar başlıklı maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:“(1) Tahkim usulüne tabi olanlar dahil adli ve idari davalar ile icra dairelerinde idarelerin vekili sıfatıyla hukuk birimi amirleri, muhakemat müdürleri, hukuk müşavirleri ve avukatlar tarafından yapılan takip ve duruşmalar için, bu davaların idareler lehine neticelenmesi halinde, bunlar tarafından temsil ve takip edilen dava ve işlerde ilgili mevzuata göre hükmedilmesi gereken tutar üzerinden idareler lehine vekalet ücreti takdir edilir.”