Danıştay 10. Daire Başkanlığı 2020/6927 E. , 2024/2397 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y ONUNCU DAİRE Esas No : 2020/6927 Karar No : 2024/2397 TEMYİZ EDEN (DAVACI) :... VEKİLİ : Av. ... KARŞI TARAF (DAVALI) : ... Bakanlığı / ANKARA VEKİLİ : Hukuk Müşaviri Av. ... İSTEMİN_KONUSU:... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Davacının sağ böbreğinde bulunan taş nedeniyle ağrı şikayetiyle
Danıştay 10. Daire Başkanlığı 2020/6927 E. , 2024/2397 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y ONUNCU DAİRE Esas No : 2020/6927 Karar No : 2024/2397 TEMYİZ EDEN (DAVACI) :... VEKİLİ : Av. ... KARŞI TARAF (DAVALI) : ... Bakanlığı / ANKARA VEKİLİ : Hukuk Müşaviri Av. ... İSTEMİN_KONUSU:... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Davacının sağ böbreğinde bulunan taş nedeniyle ağrı şikayetiyle başvurduğu ... Hastanesi'nde yapılan tedavileri sırasında hastane mikrobu kaptığı, enfeksiyonun giderilememesi sonucu böbreğinin alındığı, davalı idarenin hizmet kusuru sonucu tek böbrekle yaşamak zorunda kaldığı ileri sürülerek uğranıldığı iddia edilen zararlara karşılık 380.000,00 TL maddi ve 20.000,00 TL manevi tazminatın 24/07/2006 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılmıştır. İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: .... İdare Mahkemesince, Mahkemelerinin ... tarih ve E:...; K:... sayılı kararının Danıştay (Kapatılan) Onbeşinci Dairesinin 13/12/2018 tarih ve E:2018/1958, K:2018/8232 sayılı kararıyla bozulması üzerine bozma kararına uyularak yeniden yapılan inceleme neticesinde davalı idare tarafından hazırlanan ve 13.11.2019 tarihinde Mahkeme kayıtlarına geçen bilirkişi raporunda ".... Hastanesi'nde 24.07.2006 tarihinde ameliyat olan hasta ...'in dosyası incelendiğinde hastaya gerekli medikal ve cerrahi tedavilerin uygun şekilde, uygun zamanda ve yeterli süre ile yapıldığı anlaşılmaktadır. İnceleme raporlarında o dönemde ... Hastanesindeki enfeksiyon oranlarının ülkemiz standartlarının altında olduğu ifade edilmektedir. Hastaya ait konsültasyon raporları ve idrar kültür sonuçlan tutanaklarda mevcuttur. Ancak mahkeme tarafından istenen; hastanın operasyon tarihinde ameliyathanede yönetmelik hükmüne uygun hareket edilip edilmediğine dair bilgilere ve hastanın hastanede yattığı dönemde operasyon geçiren diğer hastalarda aynı mikrobun öremesinin görülüp görülmediğine dair kayıtlara ulaşmak aradan geçen süre göz önüne alındığında mümkün görülmemektedir. Belirtildiği üzere o dönemde ... Hastanesindeki enfeksiyon oranlarının ülkemiz standartlarının düşük olması ameliyathanede ve kliniklerde enfeksiyon kontrol önlemlerine uyulduğu kanaatine vardırmaktadır." değerlendirmesine yer verildiği, ... Üniversitesi Tıp Fakültesi tarafından 14.05.2020 tarihinde Mahkemeye sunulan ... tarih ve ... sayılı bilirkişi raporunda, hastada ortaya çıkan enfeksiyonun kaynağının kişiden kaynaklanabileceği gibi, hastane kaynaklıda olabileceği bu ayırımın yapılmasının tıbben mümkün olmadığı, 08/06/2006, 03/07/2006, 18/07/2006 tarihli idrar kültürlerinde ortaya çıkan Pseudomonas Aeruginosa mikrobunun üreme sebebinin raporda belirtildiği gibi kişide bulunan taş kaynaklı olabileceği gibi, hastane kaynaklı da olabileceği, böbrek kaybının primer nedeninin hastada oluşan üreter darlığı kabul edildiği ve bu da yapılan ameliyatın kendisinden kaynaklanan istenmeyen bir durum (komplikasyon) olduğunun değerlendirildiği, hastada gelişen enfeksiyon tanısı ve tedavi aşamalarında bir eksiklik saptanmadığı, hastanın tedavisine evde devam etmesinin ikinci bir konsültasyonun istenip istenmemesi hususlarının hastayı takip eden doktorun klinik değerlendirmesi ile ilişkili olduğu, davacının üreter darlığına yönelik geçirmiş olduğu operasyonların yapıldığı tarihlerde ameliyathanede Yönetmelik hükmüne uygun hareket edilip edilmediği konusunda mevcut verilere göre bilirkişi heyetinin bir kanaate varamadığı, davalı idarece davacının operasyon tarihinde ameliyathanede yönetmelik hükmüne uygun hareket edilip edilmediğine dair bilgilere ve hastanın hastanede yattığı dönemde operasyon geçiren diğer hastalarda aynı mikrobun üremesinin görülüp görülmediğine dair kayıtlara aradan geçen süre göz önüne alındığında ulaşamadığı görülmekle birlikte bilirkişi raporunda davacının hastada gelişen enfeksiyon tanısı ve tedavisi aşamalarında bir eksiklik saptanamadığı belirtildiğinden sağlık çalışanlarının eylemlerinin tıp kurallarına uygun olduğu, idareye atfedilebilecek bir kusur bulunmadığı, başka bir ifadeyle idari eylemle oluşan zarar arasında illiyet bulunmadığı, sonucuna varıldığından, hizmet kusuruna dayalı maddi tazminat isteminin reddi gerektiği, öte yandan; Üroloji Kliniği Şef Muavini ... hakkında ... tarih ve ... sayılı işlemle, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 125.maddesinin A/f maddesi uyarınca "uyarı" disiplin cezası verilmiş ise de; disiplin cezasının, davacının görevine veya iş sahiplerine karşı kayıtsızlık göstermek veya ilgisiz kalmak fiili nedeniyle verildiği dikkate alındığında, soruşturma konusu olup disiplin cezasına dayanak olan, enfeksiyon tedavisinin 14 gün planlandığı halde 12 günde bitirilmesi hususunun, Adli Tıp Kurumu Genel Kurulu ve ... Üniversitesi Tıp Fakültesi raporunda belirtildiği üzere hastanın klinik seyrine etki etmediği ve bu durumun hastayı takip eden doktorun klinik değerlendirmesi ile ilişkili olduğu anlaşıldığından, mevcut disiplin cezasının tazminat istemi hakkında bir etkisinin olmadığı, manevi tazminat istemine gelince ; davacının böbreğinin alınması ile sonuçlanan olay ile idarece sunulan sağlık hizmeti arasında herhangi bir illiyet bulunmadığı, oluşan zarar bakımından sağlık personelinin ve davalı idarenin sorumluluğu olmadığı hususunun da bilirkişi raporu ile açıkça ortaya konulduğundan, bakılan davada idarenin kusurlandırılarak manevi tazminat ödemekle yükümlü kılınmasına hukuken olanak bulanmadığı sonucuna varıldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. TEMYİZ EDENİN İDDİALARI: Davacı tarafından, Danıştay (Kapatılan) Onbeşinci Dairesinin 13/12/2018 tarih ve E:2018/1958, K:2018/8232 sayılı bozma kararında belirtilen soruların Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesince sunulan bilirkişi raporunda cevaplandırılmadığı,... Hastanesi Baştabip Yardımcısının İnceleme Raporunda; 14 günlük yatış süresinin enfeksiyon uzmanınca verilmesine rağmen hastanın 12. günde taburcu edildiği, gerekli dikkat ve özenin gösterilmediği, Üroloji Kliniği Şefinin kınama cezasıyla cezalandırılması gerektiği hususuna yer verildiği, hastane içinde kaç hastanın hastane enfeksiyonuna kapıldığı, ameliyat ortamındaki sterilizasyonda sıkıntı olup olmadığı hususlarının idarece tıbbi kayıt ve arşivlerde ulaşılamadığının belirtildiği, halbuki Yataklı Tedavi Kurumları İşletme Yönetmeliğine göre tıbbi kayıtların tutulması gerektiği ileri sürülmektedir. KARŞI_TARAFIN_SAVUNMASI: Davalı idare tarafından temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır. DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ: ... DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kısmen kabulü kısmen reddi gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: İNCELEME VE GEREKÇE : A) Temyize konu kararın maddi tazminat isteminin reddine ilişkin kısmının incelenmesi: İdare ve vergi mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Temyizen incelenen kararın maddi tazminat isteminin reddine yönelik kısmı usul ve hukuka uygun olup, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bu kısmının bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. B) Temyize konu kararın manevi tazminat isteminin reddine ilişkin kısmının incelenmesi: MADDİ OLAY : Sağ yan ağrısı şikayetiyle ... Hastanesi'ne başvuran davacının yapılan tetkiklerin ardından "sağ böbrek ve sağ üreter alt ucunda taş" ön tanısıyla 22/02/2006 tarihinde hastaneye yatışının sağlandığı, 23/02/2006 tarihinde "sağ nefrolitotomi + sağ üreteroliotomi" ameliyatı yapıldığı, 02/03/2006 tarihinde 3 ay sonrası için kontrol verilerek taburcu edildiği, davacının 13/05/2006 tarihinde yapılan kontrolünde, "sağ hidronefroz" halinde olduğunun tespit edildiği, ileri tetkik ve tedavi amacıyla tekrar yatışının sağlandığı, 15/05/2006 tarihinde 'sistoskopi + sağ üreterorenoskopi + üretere balon dilatasyonu" işlemi yapıldığı, bu işlem sırasında üreterdeki darlığın tamamen giderilememesi nedeniyle 17/05/2006 tarihinde "sağ üreteroereterostomi + üreterolizis" ameliyatı yapıldığı, 26/05/2006 tarihinde 10 gün sonrası için kontrol önerilerek taburcu edildiği, 06/06/2006 tarihinde hastaneye ateş şikayetiyle müracaat eden davacının “üriner enfeksiyon” ön tanısıyla tedavi altına alındığı, enfeksiyon hastalıkları uzmanı tarafından muayenesi neticesinde, "idrar kültürü alınması, seftriakson 2x1 gr İ.V.” başlanmasının önerildiği, perkütan nefrostomi kateterinden alınan idrar kültüründe 08/06/2006 tarihinde pseudomonas aeruginosa mikrobu ürediğinin görüldüğü, antibiyotik tedavisinin kültür sonucuna göre tekrar düzenlendiği, 13/06/2006 tarihinde üreter kateterinin çıkarılarak DJ kateteri takılması operasyonu yapıldığı, 15/06/2006 tarihinde taburculuk işlemlerinin yapıldığı ancak, enfeksiyon hastalıkları uzmanının önerisiyle tekrar yatışının yapılarak antibiyotik tedavisinin 10 güne tamamlandığı ve 19/06/2006 tarihinde, 10/07/2006 tarihinde DJ kateterini aldırmak üzere taburcu edildiği, 29/06/2006 tarihinde, tekrar eden idrar yolu enfeksiyonu nedeniyle yatışı yapılan davacıdan alınan idrar kültürünün 03/07/2006 tarihli sonucunda yine pseudomonas aerugina mikrobu ürediğinin görüldüğü, 06/07/2006 tarihli enfeksiyon hastalıkları uzmanının konsültasyon kağıdında "...İmipenem 3x500 mg. İ.V. başlandı, tedavisinin 7. günü, ikinci günden itibaren ateşleri düştü, tedavisinin 14 güne tamamlanması" şeklinde not yazıldığı, 10.07.2006 tarihinde hastada mevcut olan DJ kateterin çıkarılarak antibiyotik tedavisinin 12. gününde 11/07/2006 tarihinde taburcu edildiği, 17/07/2006 tarihinde yüksek ateş şikayetiyle gelen hastanın yatışının yapıldığı, alınan idrar kültürünün 18/07/2006 tarihli sonucunda da pseudomonas aerugina mikrobu ürediğinin görüldüğü, antibiyotik tedavisi verildiği, 24/07/2006 tarihinde "sağ hidronefrotik böbrek" ön tanısıyla ameliyata alınarak sağ böbreğinin alındığı, 31/07/2006 tarihinde taburcu edildiği, davacı tarafından, tedaviler sırasında hastane mikrobu kapması sonucu rahatsızlıklarının artarak faal olan böbreğinin alındığından bahisle davalı idarenin hizmet kusurunun bulunduğu ileri sürülerek bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır. Mahkemece, Danıştay (Kapatılan) Onbeşinci Dairesinin 13/12/2018 tarih ve E:2018/1958, K:2018/8232 sayılı kararıyla bozulması üzerine bozma kararına uyularak yeniden yapılan inceleme neticesinde olayda idarenin hizmet kusuru bulunup bulunmadığının tespiti amacıyla bilirkişiliğine başvurulan ... Üniversitesi Tıp Fakültesi tarafından hazırlanan ...tarih ve ... sayılı raporda; "A)Hastanın kültür testlerinden de tespit edilen Pseudomonas Aeruginosa enfeksiyonu açısından; a.Hastada ortaya çıkan enfeksiyonun kaynağının kişiden kaynaklanabileceği gibi, hastane kaynaklıda olabileceği bu ayırımın yapılmasının tıbben mümkün olmadığı. b.08.06.2006, 03.07.2006, 18.07.2006 tarihli idrar kültürlerinde ortaya çıkan Pseudomonas Aeruginosa mikrobunun üreme sebebi yukarıda da belirtildiği gibi kişide bulunan taş kaynaklı olabileceği gibi, hastane kaynaklı da olabileceği, c.Böbrek kaybının primer nedeni hastada oluşan üreter darlığı kabul edilmektedir ve bu da yapılan ameliyatın kendisinden kaynaklanan istenmeyen bir durum (komplikasyon) olduğu değerlendirilmiştir. B)Hastada gelişen enfeksiyon tanısı ve tedavi aşamalarında bir eksiklik saptanmamıştır. Hastanın tedavisinin evinde devam etmesi, ikinci bir konsültasyonun istenip istenmemesi hususları hastayı takip eden doktorun klinik değerlendirmesi ile ilişkilidir. Söz konusu tıbbi evraklarda bu konuda bir eksikliğe rastlanılmamıştır. C)Yataklı Tedavi Kurumları İşletme Yönetmeliğinin, ameliyathanelerde enfeksiyonları önlemek için alınması gereken tedbirlere yönelik 31. maddesinde, aletler, eldivenler, dikiş materyali, solüsyonlar ve diğer malzeme ile enfeksiyon geçmesine engel olmak için çok emin bir sterilizasyon sisteminin uygulanması, en az ayda bir bakteriyolojik olarak sterilizasyon denetimi yapılması, her ameliyat gününden sonra ameliyathanede etkili bir dezenfeksiyon yapılması gerektiğini düzenlemiştir. Bu düzenlemeden hareketle dosya kapsamındaki bilgi ve belgelerden davacının üreter darlığına yönelik geçirmiş olduğu operasyonların yapıldığı tarihlerde ameliyathanede Yönetmelik hükmüne uygun hareket edilip edilmediği konusunda heyetimizin bir yorum yapmasının mümkün olmayacağı hususlarını saygılarımla bildiririz " yönünde görüş bildirilmiştir. Mahkemece anılan raporun hükme esas alınabilecek nitelikte olduğu ve davalı idarenin hizmet kusurunun bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. İLGİLİ MEVZUAT: Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b maddesinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır. Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davalarıdır. Bu tür davalarda mahkeme, hem olayın maddi yönünü, yani zararı doğuran işlem veya eylemleri, hem de bundan çıkabilecek hukuki sonuçları tespit edecektir. Tam yargı davalarında, öncelikle zarara yol açtığı öne sürülen idari işlem veya eylemin hukuka uygunluğunun denetimi yapılacağından, olayın oluşumu ve zararın niteliği irdelenip, idarenin hizmet kusuru olup olmadığının araştırılması, hizmet kusuru yoksa kusursuz sorumluluk ilkelerinin uygulanıp uygulanmayacağının incelenmesi, tazminata hükmedilirken de her halde sorumluluk sebebinin açıkça belirtilmesi gerekmektedir. İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmekte ve idarenin tazmin yükümlülüğünün doğmasına yol açmaktadır. Bu bağlamda hizmet kusuru, özel hukuktaki anlamından uzaklaşarak nesnelleşen, anonim bir niteliğe sahip, bağımsız karakteri olan bir kusurdur. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır. Zarar gören kişinin hizmetten yararlanan durumunda olduğu ve hizmetin riskli bir nitelik taşıdığı sağlık hizmetinde, idarenin tazmin yükümlülüğünün hizmet kusuruna dayanması asli prensip olmakla beraber, zararın idarenin de dahil olduğu bir faaliyet sırasında meydana gelmesi ve öncesinde ya da sonrasında aksayan bazı durumların tespiti de önem arz etmektedir. Özellikle de sağlık hizmeti gibi bünyesinde risk unsuru taşıyan hizmet alanlarında, sağlıktan sorumlu olan idarelerin kamu hizmetlerinin gereği gibi işlemesini sağlayacak organizasyonları yaparak, yeterli araç ve gereçle donatılmış bina, tesis ve araçlarda hizmetin özelliğine uygun olarak seçilen ve yetişmiş personelle hizmeti yürütmek yükümlülüğünün bulunduğu da tartışmasızdır. Esasen Anayasa'nın 56. maddesi de "Devlete, herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak; insan ve madde gücünde tasarruf ve verimi artırarak, işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet vermesini düzenlemekle ve bu görevini kamu ve özel kesimlerdeki sağlık ve sosyal kurumlarından yararlanarak, onları denetleyerek yerine getirmekle" ilgili pozitif bir yükümlülük getirmiştir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 2. maddesinin devlete yüklediği pozitif yükümlülükler, devlet tarafından, özel ya da kamu hastanelerine hastaların yaşamını koruyacak nitelikteki tedbirleri alma zorunluluğu getiren yasal ve düzenleyici çerçevenin konulmasını gerektirmektedir. Bu yükümlülük, hastaları, tıbbi müdahalelerin bu bağlamda meydana getirebileceği ağır sonuçlardan mümkün olabildiğince koruma gerekliliğine dayanmaktadır. Böylelikle, taraf devletler, bu yükümlülük uyarınca, hekimlerin, uygulanması düşünülen tıbbi müdahalenin hastaların fiziksel bütünlüğüyle ilgili olarak meydana getirebileceği öngörülebilir sonuçlar hakkında sorgulanmaları ve hastalarını aydınlatarak, rıza göstermelerini sağlayacak şekilde kendilerini bu tıbbi müdahale hakkında önceden bilgilendirmeleri amacıyla gereken düzenleyici yasal tedbirleri almakla yükümlüdürler (Codarcea/Romanya, No. 31675/04, 2 Haziran 2009). 11/04/1928 tarihli ve 1219 sayılı Tababet ve Şuabatı San'atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun’un 70. maddesinde "Tabipler, diş tabipleri ve dişçiler yapacakları her nevi ameliye için hastanın, hasta küçük veya tahtı hacirde ise veli veya vasisinin evvelemirde muvafakatını alırlar. Büyük ameliyei cerrahiyeler için bu muvafakatin tahriri olması lazımdır. (Veli veya vasisi olmadığı veya bulunmadığı veya üzerinde ameliye yapılacak şahıs ifadeye muktedir olmadığı takdirde muvafakat şart değildir.) Hilafında hareket edenlere ikiyüzelli Türk Lirası idarî para cezası verilir." hükmü yer almaktadır. 5013 sayılı Kanun ile onaylanması uygun bulunan 16/03/2004 tarih ve 2004/7024 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile onaylanan "Biyoloji ve Tıbbın Uygulanması Bakımından İnsan Hakları ve İnsan Haysiyetinin Korunması Sözleşmesi (İnsan Hakları ve Biyotıp Sözleşmesi)"nin "Amaç ve konu” başlıklı 1. maddesinde; “Bu Sözleşmenin Tarafları, tüm insanların haysiyetini ve kimliğini koruyacak ve biyoloji ve tıbbın uygulanmasında, ayrım yapmadan herkesin, bütünlüğüne ve diğer hak ve özgürlüklerine saygı gösterilmesini güvence altına alacaklardır.”; "Mesleki standartlar" başlıklı 4. maddesinde; “Araştırma dahil, sağlık alanında herhangi bir müdahalenin, ilgili mesleki yükümlülükler ve standartlara uygun olarak yapılması gerekir.” kurallarına yer verilmiştir. Sözleşme, iç hukukumuzun bir parçası haline gelmiş olup, anılan düzenlemede her türlü tıbbi müdahalenin mesleki yükümlülükler ve standartlara uygun olması benimsenmiştir. Sözleşmenin "Muvafakat" başlıklı (II) numaralı bölümünde yer alan 5. maddesinde “muvafakat” konusu düzenlenmiş ve “Sağlık alanında herhangi bir müdahale, ilgili kişinin bu müdahaleye özgürce ve bilgilendirilmiş bir şekilde muvafakat etmesinden sonra yapılabilir. Bu kişiye, önceden, müdahalenin amacı ve niteliği ile sonuçları ve tehlikeleri hakkında uygun bilgiler verilecektir. İlgili kişi muvafakatini her zaman serbestçe geri alabilir.” düzenlemesiyle muvafakatin kapsamı belirlenmiştir. 01/08/1998 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Hasta Hakları Yönetmeliği'nin davacıya tıbbi müdahale yapıldığı tarih itibarıyla yürürlükte bulunan haliyle 15. maddesinde, “Hasta; sağlık durumunu, kendisine uygulanacak tıbbi işlemleri, bunların faydaları ve muhtemel sakıncaları, alternatif tıbbi müdahale usulleri, tedavinin kabul edilmemesi halinde ortaya çıkabilecek muhtemel sonuçları ve hastalığın seyri ve neticeleri konusunda sözlü veya yazılı olarak bilgi istemek hakkına sahiptir. ...", 22. maddesinin birinci fıkrasında, “Kanunda gösterilen istisnalar hariç olmak üzere, kimse, rızası olmaksızın ve verdiği rızaya uygun olmayan bir şekilde tıbbi ameliyeye tabi tutulamaz.", “Rızanın Kapsamı” başlıklı 31. maddesinde de, “Rıza alınırken hastanın veya kanuni temsilcisinin tıbbi müdahalenin konusu ve sonuçları hakkında bilgilendirilip aydınlatılması esastır. Hastanın, uygulanacak tıbbi müdahale için verdiği rıza, bu müdahalenin gerektirdiği sair tıbbi işlemleri de kapsar. Ancak, tıbbi işlemlerin uygulanmasında, bu Yönetmelik'te ve diğer mevzuatta belirlenen hakların ihlal edilmemesi için azami ihtimam gösterilir.” düzenlemeleri yer alır. Anılan düzenlemeler özetle, herhangi bir tıbbi müdahaleye başlamadan önce kişilerin yapılacak işlemlerle ilgili riskleriyle birlikte aydınlatılarak rızalarının alınmasını öngörmektedir. Öte yandan, manevi zararın varlığı, sadece şeref, haysiyet ve onur kırıcı işlem ve eylemlere maruz kalmış ya da kişilerin vücut bütünlüğünün ihlal edilmiş olmasına, ölüm nedeniyle ağır bir elem, üzüntü duyulması şartına bağlı olmayıp; idarenin yürütmekle yükümlü olduğu kamu hizmetini gereği gibi eksiksiz olarak sunamaması nedeniyle ilgililerin yeterli hizmet alamamalarından dolayı üzüntü ve sıkıntı duymaları da manevi zararın varlığı ve manevi tazminatın hükmedilmesi için yeterli bulunmaktadır. Manevi tazminat, mal varlığında meydana gelen bir eksilmeyi karşılamaya yönelik bir tazmin aracı değil, manevi tatmin aracıdır. Olay nedeniyle duyulan elem ve ızdırabı kısmen de olsa hafifletmeyi amaçlar. Belirtilen niteliği gereği manevi tazminatın zenginleşmeye yol açmayacak ve idarenin kusurunun ağırlığını ya da sorumluluğunu ve zarar doğuran olayla ilgisini ortaya koyacak şekilde belirlenmesi gerekmektedir. HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Davalı idare tarafından dosyaya sunulan hasta dosyasının incelenmesinden, yukarıda anılan mevzuat hükümleri uyarınca, davacıya uygulanan ameliyatlar öncesi işlemlerin komplikasyonları hakkında bilgilendirilerek rızasının alındığına ilişkin aydınlatılmış onam belgesinin olmadığı görülmekte olup, belirtilen yükümlülüğün yerine getirilmemiş olmasının sağlık hizmetinin gerektiği gibi yürütülmediği konusunda davacıda endişeye, üzüntüye yol açacağı tabiidir. Dava konusu olayda davacının, ameliyatlar öncesi aydınlatılmış onamın alınmamış olması nedeniyle uğradığı 20.000,00 TL manevi zararın giderilmesi gerekirken, 20.000,00 TL manevi tazminat talebinin reddi yolunda verilen Mahkeme kararında hukuka uyarlık görülmemiştir. KARAR SONUCU : Açıklanan nedenlerle; 1.Davacının temyiz isteminin kısmen KABULÜNE, kısmen REDDİNE, 2. Davanın reddi yolundaki temyize konu .... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının manevi tazminat isteminin reddine ilişkin kısmının BOZULMASINA, maddi tazminat isteminin reddine ilişkin kısmının ONANMASINA, 3. Bozulan kısım hakkında yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Mahkemeye gönderilmesine, 4. 2577 sayılı Kanun'un (Geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmasına devam edilen) 54. maddesinin birinci fıkrası uyarınca bu kararın tebliğ tarihini izleyen günden itibaren onbeş gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 04/06/2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.