Danıştay 3. Daire Başkanlığı 2023/2779 E. , 2024/5093 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y ÜÇÜNCÜ DAİRE Esas No : 2023/2779 Karar No : 2024/5093 DAVACI : ... Nolu Baro Başkanlığı VEKİLİ : Av. ... DAVALI : .../... VEKİLİ : Av. ... DAVANIN KONUSU : 07/07/2023 tarih ve 32241 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 06/07/2023 tarih ve 7346 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı’na Ekli "Mal ve Hizmetlere Uygulanacak Katma Değer Vergisi Oranlarının Tespitine İlişkin Karar’da Değişiklik Yapılmasın
Danıştay 3. Daire Başkanlığı 2023/2779 E. , 2024/5093 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y ÜÇÜNCÜ DAİRE Esas No : 2023/2779 Karar No : 2024/5093 DAVACI : ... Nolu Baro Başkanlığı VEKİLİ : Av. ... DAVALI : .../... VEKİLİ : Av. ... DAVANIN KONUSU : 07/07/2023 tarih ve 32241 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 06/07/2023 tarih ve 7346 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı’na Ekli "Mal ve Hizmetlere Uygulanacak Katma Değer Vergisi Oranlarının Tespitine İlişkin Karar’da Değişiklik Yapılmasına Dair Karar"ın iptali istemine ilişkindir. DAVACININ İDDİALARI : Anayasa’nın 73. maddesinin dördüncü fıkrasının Cumhurbaşkanına verdiği "vergi oranlarına ilişkin hükümlerde kanunun belirttiği yukarı ve aşağı sınırlar içinde değişiklik yapma yetkisi" dava konusu uyuşmazlıkta yeni vergi ihdas edecek şekilde ve miktarda kullanıldığı için düzenlemenin yetki yönünden hukuka aykırılık teşkil ettiği, bu durumun vergilendirmenin kanuniliği ilkesine de uygun düşmediği, vergi oranlarında yapılan artışın mali güce göre vergilendirme ilkesine aykırı olduğu gibi sosyal devlet anlayışıyla da bağdaşmadığı, değişikliğin mali yıl devam ederken yürürlüğe girmesi nedeniyle bütçede yer alan gelirlerin toplanması ve harcamaların yapılabilmesi için yasama organının yürütme organına bir yıl öncesinden verdiği yetkiyi ifade eden ön izin ilkesine dolayısıyla 7427 sayılı 2023 yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu'na aykırı olduğu düzenlemeyle avukatlık hizmetlerinde de katma değer vergisi oranının artması nedeniyle vatandaşların mahkemeye erişim hakkının kısıtlanacağı ileri sürülmektedir. DAVALI İDARENİN SAVUNMASI : Düzenlemenin, davacıların menfaatini etkilememesi nedeniyle dava açma ehliyetlerinin bulunmadığı, 06/02/2023 tarihinde meydana gelen depremler nedeniyle ortaya çıkan kamusal ihtiyaçların karşılanması, sosyal devlet anlayışının bir gereği olduğu için söz konusu ihtiyaçlar nedeniyle oluşan finansman açığının karşılanmasına amacıyla yapıldığı, katma değer vergisinin mali güce bağlı olarak yapılan harcamalar üzerinden alınması nedeniyle mali güce göre vergilendirme ilkesine uygun olduğu, vergi oranlarının artırılması suretiyle elde edilmesi beklenen kamu geliri artışı ile teüketicilere yüklenen ilave mali külfet arasında makul bir denge bulunması nedeniyle ölçülülük ilkesine aykırılıktan söz edilemeyeceği, 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu’nun 28. maddesiyle Cumhurbaşkanına, %10 olan vergi oranını dört katına kadar artırma ve %1’e kadar indirme yetkisi verildiği savunulmaktadır. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ : ... DÜŞÜNCESİ : Katma değer vergisi oranlarının artırılmasına yönelik dava konusu düzenlemenin 3065 sayılı Kanun’un 28. maddesiyle Cumhurbaşkanı'na verilen yetki kapsamında olması nedeniyle 06/07/2023 tarih ve 7346 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı'nda hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşıldığından davanın reddi gerektiği düşünülmektedir. DANIŞTAY SAVCISI : ... DÜŞÜNCESİ : Dava, 07/07/2023 tarihli ve 32241 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 06/07/2023 tarihli ve 7346 sayılı Cumhurbaşkanı Kararına ekli "Mal ve Hizmetlere Uygulanacak Katma Değer Vergisi Oranlarının Tespitine İlişkin Kararda Değişiklik Yapılmasına Dair Karar"ın iptali istemiyle açılmıştır. Davalı idarenin usule ilişkin iddiaları yerinde görülmemiştir. 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanununun 28. maddesine dayanılarak yayımlanarak 10/07/2023 tarihinde yürürlüğe giren 7346 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile "Mal ve Hizmetlere Uygulanacak Katma Değer Vergisi Oranlarının Tespitine İlişkin Kararda Değişiklik Yapılmasına Dair Karar" yürürlüğe konulmuş, Kararın 1. maddesi ile 24/12/2007 tarihli ve 2007/13033 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulan "Mal ve Hizmetlere Uygulanacak Katma Değer Vergisi Oranlarının Tespitine İlişkin Karar"ın 1. maddesinin birinci fıkrasının; a) (a) bendinde yer alan %18 ibaresinin,%20 şeklinde; b) (c) bendinde yer alan %8 ibaresinin , %10 şeklinde, 2. maddesi ile, aynı Kararın eki II sayılı listenin 37. sırasının, "Diş fırçası ve macunu, diş iplikleri" olarak değiştirilmesine karar verilmiş; 3. maddesi ile, bu kararın yürürlük tarihini izleyen üçüncü gün yürürlüğe gireceği, 4. maddesi ile, bu Karar hükümlerini Hazine ve Maliye Bakanının yürüteceği düzenlenmiş, Kararın hukuka aykırı olduğu ileri sürülerek iptali istenmiştir. Dava dilekçesinin incelenmesinden, düzenlemelerinin hangi nedenle dava konusu yapıldığı açık olarak belirtilmeksizin 7346 sayılı Cumhurbaşkanı Kararının tümünün iptalinin istendiği ancak, iddiaların katma değer vergisi oranlarında artış yapan 1. madde ile öngörülen değişiklik hükmüne yönelik olduğu anlaşıldığından, Kararın 1.maddesinin hukuka uygunluğu yönünden değerlendirme yapılması uygun görülmüştür. Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 6. maddesinde, hiçbir kimse veya organın, kaynağını Anayasadan almayan bir devlet yetkisini kullanamayacağı; 7. maddesinde, yasama yetkisinin Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisine ait olduğu ve bu yetkinin devredilmesinin mümkün olmadığı; 8. maddesinde ise, yürütme yetkisi ve görevinin, Cumhurbaşkanı tarafından Anayasaya ve kanunlara uygun olarak kullanılacağı ve yerine getirileceği kurala bağlanmıştır. Anayasanın 73. maddesinin üçüncü fıkrasında, vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülüklerin kanunla konulacağı, değiştirileceği veya kaldırılacağı; dördüncü fıkrasında vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülüklerin muaflık, istisnalar ve indirimleriyle oranlarına ilişkin hükümlerinde kanunun belirttiği yukarı ve aşağı sınırlar içinde değişiklik yapmak yetkisinin Bakanlar Kuruluna verilebileceği kurala bağlanmış, 21/01/2017 tarih ve 6771 sayılı Kanununun 16. maddesiyle, 73. maddenin dördüncü fıkrasında yer alan “Bakanlar Kuruluna” ibaresi, “Cumhurbaşkanına” olarak değiştirilmiştir. Bu düzenleme ile maddede belirtilen hallerde yürütme organına devredilen yetki dışında kamu gücüne dayalı bütün yükümlülüklerin kanunla düzenlenmesi zorunluluğu getirilmiştir. Bu zorunluluk, "verginin kanuniliği" ilkesi olarak tanımlanmakta olup bu ilke uyarınca verginin yükümlüsü, konusu, vergiyi doğuran olay, matrah, oran, tarh, tahakkuk, tahsil, zamanaşımı, muafiyet ve istisna gibi vergilendirmenin temel ögelerinin kanun ile belirlenmesi gerekmektedir. Diğer taraftan, 73. maddenin son fıkrasında sayılan konularda Kanun tarafından belirlenen alt ve üst sınırları içinde kalmak şartıyla Cumhurbaşkanı değişiklik yapmaya yetkilidir. Ancak, çerçevesi Anayasa ile belirlenmiş olan bu yetki, “‘koşullu ve sınırlı bir yetki"dir. Verginin yasallığı ilkesinin zedelenmesine yol açacak ve yasama yetkisinin yürütme organına devri sonucunu doğuracak şekilde yürütme organına sınırsız bir yetki verilmesi kabul edilemez.(AYM, 29/01/2014,E.2013/66,K.2014/19) Bu itibarla, düzenlemenin Cumhurbaşkanının düzenleme yetkisi kapsamında ve anayasal ilkelere uygun olarak yapılıp yapılmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir. Anayasanın 35. maddesi ile herkesin mülkiyet ve miras hakkına sahip olduğu, bu hakların ancak kamu yararı amacıyla kanunla sınırlanabileceği, mülkiyet hakkının kullanılmasının toplum yararına aykırı olamayacağı düzenlenmiştir. Anayasa Mahkemesinin bir çok kararında belirtildiği üzere mülkiyet hakkı Anayasada sınırsız bir hak olarak düzenlenmemiş, kamu yararı amacıyla ve kanunla sınırlandırılabileceği öngörülmüştür. Bu sınırlandırmada bulunulurken Anayasanın 13. maddesinin göz önünde bulundurulması, dolayısıyla müdahalenin kanuna dayanması, Anayasa hükmünde belirtilen sebeplere bağlı olması ve ölçülülük ilkesi gözetilerek yapılması gerekmektedir. Anayasanın 13. maddesinde güvence altına alınan ölçülülük ilkesi elverişlilik, gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. Elverişlilik, öngörülen sınırlamanın ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını, gereklilik ulaşılmak istenen amaç bakımından sınırlamanın zorunlu olmasını, diğer bir ifadeyle aynı amaca daha hafif bir sınırlama ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, orantılılık ise hakka getirilen sınırlama ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir.(AYM,28/09/2023, E.2023/131,K.2023/160) 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanununun 28. maddesinde, katma değer vergisi oranının vergiye tabi her bir işlem için %10 olduğu; Cumhurbaşkanının bu oranı, dört katına kadar artırmaya, %1'e kadar indirmeye, bu oranlar dahilinde muhtelif mal ve hizmetler ile bazı malların perakende safhası için farklı vergi oranları tespit etmeye yetkili olduğu kurala bağlanmıştır. 24/02/2007 tarihli ve 2007/13033 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulan "Mal ve Hizmetlere Uygulanacak Katma Değer Vergisi Oranlarının Tespitine İlişkin Karar"ın 1. maddesinde, mal teslimleri ve hizmet ifalarına uygulanacak katma değer vergisi oranları, a) Ekli listelerde yer alanlar hariç olmak üzere, vergiye tabi işlemler için, % 18; b) Ekli (I) sayılı listede yer alan teslim ve hizmetler için, % 1; c) Ekli (II) sayılı listede yer alan teslim ve hizmetler için,% 8 olarak belirlenmiştir. 7346 sayılı Cumhurbaşkanı Kararının 1. maddesi ile, "Mal ve Hizmetlere Uygulanacak Katma Değer Vergisi Oranlarının Tespitine İlişkin Karar"ın 1. maddesinin (a) bendinde yer verilen oran %20; (c) bendinde yer alan oran %10 olarak değiştirilmiştir. Davalı idarenin savunma dilekçesinde, kuralın konjonktürel dalgalanmalar nedeniyle ya da ekonomik, mali, sosyal gereksinimler yanında 06/02/2023 tarihinde yaşanan depremlerin etkilerinin azaltılması için ihtiyaç duyulan finansmanın sağlanması amacıyla yürürlüğe konulduğu ileri sürülmektedir. Kural ile yapılan değişiklik, anayasal ilkeler çerçevesinde ve katma değer vergisi oranında yapılan artış ile artan kamu ihtiyaçlarına yönelik finansman sağlanacağı gözetilerek değerlendirildiğinde, kuralın anılan meşru amaca ulaşma bakımından elverişli olduğu ve gereklilik kriterini karşıladığı, toplumun tüm kesimlerini kapsayacak biçimde yapılan oransal düzenlemenin mali güce göre vergilendirme, vergi yükünün adaletli dağılımı ve eşitlik ilkeleriyle çelişmediği, müdahalenin kamu yararı gözetilerek yapıldığı ve ölçülü olduğu sonucuna varılmıştır. Kural ile yapılan değişikliğin, Cumhurbaşkanına Anayasanın 73. maddesi ile 3065 sayılı Kanunun 28. maddesinde verilen düzenleme yetkisi kapsamında öngörüldüğü, yürürlüğe konulması ile bir hakkın kullanımının Anayasaya aykırı olarak daraltığı ya da ortadan kaldırıldığından da söz edilemeyeceği anlaşılan düzenlemede mevzuata aykırılık görülmemiştir. Açıklanan nedenlerle davanın reddi gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Üçüncü Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: İNCELEME VE GEREKÇE : MADDİ OLAY: Dava konusu, 06/07/2023 tarih ve 7346 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı’na Ekli "Mal ve Hizmetlere Uygulanacak Katma Değer Vergisi Oranlarının Tespitine İlişkin Karar’da Değişiklik Yapılmasına Dair Karar"ın 1. maddesiyle, %18 olan genel katma değer vergisi oranı %20'ye, %8 olan indirimli katma değer vergisi oranı ise %10'a çıkarılmış, 2. maddesiyle ise daha önce indirimli orana tabi bazı malların teslimi genel orana tabi tutulmuştur. İLGİLİ MEVZUAT: 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın "Cumhuriyetin nitelikleri" başlıklı 2. maddesinde, Türkiye Cumhuriyetinin, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devleti olduğu belirtilmiş, "Vergi Ödevi" başlıklı 73. maddesinin üçüncü fıkrasında "Vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülükler kanunla konulur, değiştirilir veya kaldırılır.", dördüncü fıkrasında, "Vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülüklerin muaflık, istisnalar ve indirimleriyle oranlarına ilişkin hükümlerinde kanunun belirttiği yukarı ve aşağı sınırlar içinde değişiklik yapmak yetkisi Cumhurbaşkanına verilebilir." hükümleri yer almıştır. 2575 sayılı Danıştay Kanunu'nun "İlk derece mahkemesi olarak Danıştayda görülecek davalar" başlıklı 24. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinde, Bakanlıklar ile kamu kuruluşları veya kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarınca çıkarılan ve ülke çapında uygulanacak düzenleyici işlemlere karşı açılacak iptal ve tam yargı davalarının ilk derece mahkemesi olarak Danıştay tarafından karara bağlanacağı kuralına yer verilmiştir. 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu'nun 1. maddesinde, ticarî, sınaî, ziraî faaliyet ve serbest meslek faaliyeti çerçevesinde yapılan ve maddede tadadi olarak belirtilen diğer teslim ve hizmetler ile her türlü mal ve hizmet ithalatının katma değer vergisine tabi olduğu, 28. maddesinde de katma değer vergisi oranının, vergiye tabi her bir işlem için % 10 olduğu, Cumhurbaşkanının bu oranı, dört katına kadar artırmaya, % 1 'e kadar indirmeye, bu oranlar dahilinde muhtelif mal ve hizmetler ile bazı malların perakende safhası ve inşaatın yapıldığı arsanın veya konutun vergi değeri ve bulunduğu yeri esas alarak konut teslimleri için farklı vergi oranları tespit etmeye yetkili olduğu hüküm altına alınmıştır. 24/12/2007 tarih ve 2007/13033 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulan Mal ve Hizmetlere Uygulanacak Katma Değer Vergisi Oranlarının Tespitine İlişkin Kararın, dava konusu Cumhurbaşkanı Kararı ile yapılan değişiklikler öncesinde 1. maddesi ile mal teslimler ile hizmet ifalarında uygulanacak katma değer vergisi oranı, Karara ek (I) sayılı listede yer alan teslim ve hizmetler için %1, (II) sayılı listede yer alan teslim ve hizmetler için %8, bu listeler haricindeki vergiye tabi işlemler için ise %18 olarak belirlenmiştir. 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu'nun 13. maddesinin birinci fıkrasının (i) bendinde, bütçelerin ait olduğu yıl başlamadan önce Türkiye Büyük Millet Meclisi veya yetkili organlarca kabul edilmedikçe veya onaylanmadıkça uygulanamayacağı, 15. maddesinin birinci fıkrasında, merkezî yönetim bütçe kanununun, merkezî yönetim kapsamındaki kamu idarelerinin gelir ve gider tahminlerini gösteren, bunların uygulanmasına ve yürütülmesine yetki ve izin veren kanun olduğu belirtilmiş, 16/12/2023 tarihli 7247 sayılı 2023 yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu 31/12/2022 tarih ve 32060 (mükerrer) sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak 01/01/2023 tarihinde yürürlüğe girmiş, 15/07/2023 tarihli 7457 sayılı 2023 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu İle Bağlı Cetvellerinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 2. maddesiyle, 2023 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanununa bağlı (B) işaretli cetvelde yer alan genel bütçe gelir tahmini Kanuna bağlı (B) işaretli cetvelde yer aldığı şekilde artırılmıştır. HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Davalı idarenin ehliyete ilişkin itirazı yerinde görülmemiştir. Düzenleyici işleme karşı açılacak davanın ilk derece mahkemesi sıfatıyla Danıştayda görülebilmesi için davaya konu yapılan idari işlemin, yürütülmesi gereken genel düzenleyici idari işlem niteliğini taşıması gerektiği, idare hukuku ilkelerine göre düzenleyici işlemlerin, kamu gücüne dayanılarak kurulan, kesin ve yürütülmesi zorunlu olup düzenleyici olma niteliğini kural koymasından alan ve bu nedenle normatif değer taşıyan tek yanlı işlemler olduğu, idarenin kendi görev alanı içerisinde Anayasa ve yasalara uygun olmak koşuluyla genel ve soyut nitelikte kurallar koymak için düzenleyici işlemler yapma yetkisi bulunduğu, Danıştayın yerleşik kararlarında da, idarenin, örgütlerine mevcut mevzuat anlayışını bildiren, onlara hareket tarzlarını gösteren, bu haliyle de üçüncü şahısların hak ve menfaatlerini ihlal etmeyen bu adlar altındaki düzenlemelerinin idari davaya konu olamayacakları ancak böyle bir tasarrufun, hukuk alemine yeni bir unsur katması, ilgililerin subjektif hak ve menfaatlerini ihlal etmesi durumunda iptal davasına konu edilebileceği kabul edilmektedir. Buna göre, dava konusu Karar'ın kesin ve yürütülebilir işlem niteliği taşıdığı, yurt çapında uygulanarak üçüncü şahısların hak ve menfaatlerini ihlal ettiği dikkate alındığında, Danıştay Kanunu'nun 24. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında olduğu açıktır. Anayasa'nın 2. maddesinde yer alan hukuk devletinin en önemli ilkelerinden olan hukuk güvenliği, belirliliği zorunlu kılmaktadır. Belirlilik ilkesine göre, yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır ve uygulanabilir olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfi uygulamalarına karşı koruyucu bir takım güvenceler içermesi gereklidir. Belirlilik ilkesi, hukuksal güvenlikle bağlantılı olup; birey, belirli bir kesinlik içinde, hangi somut eylem ve olguya hangi hukuksal yaptırımın veya sonucun bağlandığını, bunların idareye ne tür müdahale yetkisini doğurduğunu, kanundan öğrenebilme imkânına sahip olmalıdır. Birey, ancak bu durumda kendisine düşen yükümlülükleri öngörüp, davranışlarını düzenleyebilir. Hukuk güvenliği, kuralların öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de kanuni düzenlemelerde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar. “Belirlilik” ilkesi yalnızca yasal belirliliği değil, daha geniş anlamda hukuki belirliliği ifade etmektedir. Erişilebilir, bilinebilir ve öngörülebilir gibi niteliksel gereklilikleri karşılaması koşuluyla yasalar, mahkeme içtihatları ve yürütmenin düzenleyici işlemleri ile de hukuki belirlilik sağlanabilir. Aslolan muhtemel muhataplarının mevcut şartlar altında belirli bir işlemin ne tür sonuçlar doğurabileceğini öngörmelerini mümkün kılacak bir normun varlığıdır. Öte yandan, normlar hiyerarşisi olarak bilinen temel hukuk ilkesine göre, normlar arasında altlık ve üstlük ilişkisi söz konusu olmakta ve her norm geçerliliğini bir üst hukuk normundan almaktadır. Başka bir anlatımla normlar hiyerarşisi, her türlü normun hiyeraşik olarak bir sıra dahilinde sıralanması ve birbirine bağlı olması anlamına gelmekte olup; bunun doğal sonucu olarak, hiyeraşik sıralamada daha altta yer alan normun, kendisinden üstte bulunan norma aykırı hükümler içeremeyeceği, bir başka deyişle alt norm niteliğindeki düzenleyici işlemlerin, bir hakkın kullanımını üst normda öngörülmeyen bir şekilde daraltamayacağı veya kısıtlayamayacağı; dolayısıyla, düzenleyici bir işlemin kendinden önce gelen kanun ve yönetmelik hükümlerine aykırı düzenlemeler getiremeyeceği kabul edilmektedir. Anayasa’nın 73. maddesinin 4. fıkrası gereğince Cumhurbaşkanı'na kanunda belirtilen aşağı ve yukarı sınırlar dahilinde vergi oranlarını değiştirme yetkisi verilmiş olup Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile birlikte hukuk sistemine dahil edilen Cumhurbaşkanı kararları, öncesinde Bakanlar Kurulu Kararları olarak adlandırılan düzenleyici idari işlemlerin yerini almıştır. Bireylerin sosyal ve ekonomik durumlarını etkileyecek keyfi uygulamalara neden olmaması için vergilendirmede, yukarıda bahsedilen belli başlı temel konuların yasalarla belirlenmesi gerekir. Ancak, yasa ile her konuyu bütün kapsam ve ayrıntılarıyla düzenlemenin olanaklı bulunmadığı durumlarda, Yasanın daraltılması ve genişletilmesi sonucunu doğurmayacak şekilde, uygulamaya ilişkin konularda yürütme organına açıklayıcı ve tamamlayıcı nitelikte idari işlem yapma yetkisi verilebilir. Diğer bir deyişle, kamu idaresince, Kanunla düzenlenmiş bir alanda düzenleme yetkisi çerçevesinde, normlar hiyerarşisi içerisinde üst norma aykırı olmayan ve Kanun hükümlerinin uygulamasına açıklık getiren düzenlemeler, idarenin takdir yetkisinin objektifleştirilmesine hizmet eder. Dolayısıyla, yürütülen kamu hizmetinin ve kurulan işlemlerin nesnelleştirilmesiyle ilgililerine hukuki güvence sağlayan düzenlemelerin uygulanacağı tabiidir. Vergilendirmenin mülkiyet hakkına yönelik bir sınırlama teşkil ettiğinden kuşku bulunmamaktadır. Anayasa'nın 35. maddesinin ikinci fıkrasında mülkiyet hakkının ancak kanunla sınırlanabileceği belirtilmek suretiyle mülkiyet hakkına yönelik müdahalelerin kanunda öngörülmesi gerektiği ifade edilmiştir. Ayrıca mülkiyet hakkına sınırlama getirilirken temel hak ve özgürlüklerin sınırlanmasına ilişkin genel ilkeleri düzenleyen Anayasa’nın 13. maddesinin de gözönünde bulundurulması gerekmektedir. Anayasa’nın 13. maddesinde “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.” denilmektedir. Buna göre mülkiyet hakkına yönelik müdahalenin Anayasa'ya uygun düşebilmesi için müdahalenin kanuna dayanması, kamu yararı amacı taşıması ve ölçülülük ilkesi gözetilerek yapılması gerekmektedir. Anayasa'nın 73. maddesinin üçüncü fıkrasında vergi, resim, harç ve benzeri malî yükümlülüklerin kanunla konulacağı, değiştirileceği veya kaldırılacağı hükme bağlanmak suretiyle verginin kanuniliği ilkesi benimsenmiş olup bu ilke takdire dayalı keyfi uygulamaları önleyecek sınırlamaların yasada yer almasını gerektirmekte ve vergi yükümlülüğüne ilişkin düzenlemelerin konulması, değiştirilmesi veya kaldırılmasının yasa ile yapılmasını zorunlu kılmaktadır. Buna göre vergide mükellefiyet, matrah, oran, tarh, tahakkuk, tahsil, uygulanacak yaptırımlar ve zamanaşımı gibi konuların yasayla düzenlenmesi zorunludur. Diğer yandan, Anayasa’nın 13. maddesinde güvence altına alınan ölçülülük ilkesi elverişlilik, gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. Elverişlilik öngörülen sınırlamanın ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını, gereklilik ulaşılmak istenen amaç bakımından sınırlamanın zorunlu olmasını, diğer bir ifadeyle aynı amaca daha hafif bir sınırlama ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, orantılılık ise hakka getirilen sınırlama ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir. Bütçede yer alan gelirlerin toplanması ve harcamaların yapılabilmesi için yasama organının yürütme organına bir yıl öncesinden verdiği yetkiyi ifade eden ön izin ilkesi, 5018 sayılı Kanun'un yukarıda yer verilen 13. maddesinde düzenlenmiş olmakla birlikte aynı Kanun'un 15. maddesinde merkezi yönetim bütçe kanununun gelir ve gider tahminlerini gösteren kanun olduğu ifade edilerek bütçe kanunlarında gösterilen gelir ve gider tutarlarının kesinlik taşımadığı vurgulanmıştır. Bu açıklamalar doğrultusunda, 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu’nun 28. maddesiyle Cumhurbaşkanına verilen yetkiye istinaden söz konusu maddede belirtilen sınırlar dahilinde yapılan dolayısıyla üst hukuk normlarına aykırılık taşımadığı anlaşılan %18 olan genel katma değer vergisi oranının %20'ye, %8 olan indirimli katma değer vergisi oranının ise %10'a çıkarılması ile daha önce indirimli orana tabi bazı malların teslimiin genel orana tabi tutulmasına ilişkin dava konusu düzenlemenin, kanunilik ilkesine uygun düştüğü, kamu gelirlerinin artırılmasına yönelik meşru bir amaç taşıdığı ve anılan meşru amaca ulaşma bakımından elverişli, kamu gelirlerinin hangi vergilendirme araçlarıyla artırılacağının takdirinin yasama organına ve yasanın verdiği yetkiyle sınırlı olarak yürütme organına ait olması nedeniyle gerekli, bu suretle elde edilecek kamu geliri ile mükellefler tarafından katlanılacak ilave külfet arasında makul olmayan bir dengesizliğin bulunduğundan söz edilemeyeceğinden de orantılı olduğu, ayrıca bütçe kanunlarında gösterilen gelir ve gider tutarlarının tahmini olması ve 7457 sayılı Kanun ile 2023 yılı Bütçe Kanunu'nda gösterilen genel bütçe gelir tahmininin Kanunda gösterildiği şekilde artırılması nedeniyle ön izin ilkesine aykırı olmadığı anlaşılmıştır. Bu durumda, idari yargı yerlerinin denetim yetkisinin, kanunların idari makamlara bıraktığı yetkilerin kullanılmasının hukuka uygun olup olmadığının belirlenmesi ile sınırlı tutulduğu da dikkate alındığında, Cumhurbaşkanına verilen yetki kapsamında yukarıda değinilen hususlara uygun olarak yapıldığı sonucuna varılan uyuşmazlık konusu düzenlemede hukuka aykırılık bulunmamıştır. KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle; 1. DAVANIN REDDİNE, 2. Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam... TL yargılama giderinin davacılar üzerinde bırakılmasına, posta giderleri avansından artan tutarın talep edilmesi halinde derhal, talep edilmemesi halinde ise kararın kesinleşmesinden sonra davacılara re'sen iadesine, 3. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca Danıştay'da ilk derecede görülen davalar için belirlenen...-TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine, 4. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen (30) gün içerisinde Danıştay Vergi Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 04/10/2024 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.