Başvuru, tutukluluk sırasında bir din görevlisiyle görüşme isteğinin kabul edilmemesi nedeniyle din özgürlüğünün ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, tutukluluk sırasında bir din görevlisiyle görüşme isteğinin kabul edilmemesi nedeniyle din özgürlüğünün ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 25/4/2017 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda bulunmamıştır. A. Başvurucunun Şikâyetine İlişkin Olaylar Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucu, anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme ve Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanmasına (FETÖ/PDY) üye olma suçlarından 17/7/2016 tarihinde tutuklanmıştır. Başvurucu, başvuru tarihinde Osmaniye 1 No.lu T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda (İnfaz Kurumu) anılan suçlardan tutuklu olarak bulunmaktadır. Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğünün (Genel Müdürlük) 28/7/2016 tarihliyazısı ile ceza infaz kurumlarında FETÖ/PDY ile ilgili suçlardan tutuklu olarak bulunanların ikinci bir talimata kadar bir din adamıyla görüşmeden yararlanma imkânlarının durdurulması uygun görülmüştür. Genel Müdürlüğün söz konusu yazısı uyarınca İnfaz Kurumu İdare ve Gözlem Kurulu (Kurul) tarafından 9/8/2016 tarihinde, kurum güvenliği, asayişi ve işleyişi dikkate alınarak diğer terör örgütü üyeleriyle haberleşmelerinin engellenmesi amacıyla FETÖ/PDY üyeliğinden tutuklu bulunanların ikinci bir talimata kadar bir din adamıyla görüşmeden yararlanma imkânlarının durdurulmasına karar verilmiştir. Başvurucu, tutuklu olarak bulunduğu süre içinde İslam dininin Hanefi mezhebine mensup bir din adamıyla görüşmek, iletişim kurmak ya da onlarca ziyaret edilmek istediğini Kurum idaresine ilettiğini belirtmiştir. Başvurucu; söz konusu taleplerinin 9/8/2016 tarihli Kurul kararı gerekçe gösterilerek sözlü olarak reddedildiğini, taleplerinin reddine dair yazılı karar isteğinin de idarece kabul edilmediğini ifade etmiştir. Başvurucu söz konusu talebinin sözlü olarak reddedilmesi üzerine 13/3/2017 tarihinde Osmaniye İnfaz Hâkimliğine (Hâkimlik) şikâyette bulunmuştur. Başvurucu şikâyet dilekçesinde, Anayasa'nın maddesi uyarınca dinini daha iyi öğrenebilmek için öncelikle Hanefi mezhebine mensup bir din adamıyla görüşmek istediğini belirtmiştir. Hâkimlik 14/3/2017 tarihinde şikâyeti reddetmiştir. Hâkimlik, FETÖ/PDY ilgili suçlardan tutuklu bulunanların sayıca fazla olduğunu, mevzuat gereği bir, üç ve yedi kişilik odalara yerleştirildiklerini, bu kapsamda Kurumda güvenlik ve asayişin sağlanması amacıyla gerek aynı suç grubuna mensup hükümlü ve tutuklular gerekse diğer hükümlü ve tutuklularla yan yana getirilmemesi adına ikinci bir talimata kadar başvurucunun din adamı ile görüştürülme talebinin reddine karar verildiğini belirtmiştir. Başvurucu, Hâkimliğin ret kararına itiraz etmiştir. Osmaniye Ağır Ceza Mahkemesi 4/4/2017 tarihinde itirazı reddetmiştir. Mahkeme şikâyet konusu uygulamanın Kurumun güvenlik, asayiş ve işleyişi dikkate alınarak FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyelerinin birbirleriyle haberleşmelerinin engellenmesi amacıyla gerçekleştirildiğini belirtmiştir. Başvurucu 25/4/2017 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.B. Başvuru Tarihinden Sonra Gelişen Olaylar Genel Müdürlüğün 7/6/2018 tarihli yazısıyla, ceza infaz kurumlarında FETÖ/PDY ile ilişkili tutuklu ve hükümlülerin din adamıyla görüşmesi faaliyetlerine ilgili mevzuat kapsamında devam edilmesi gerektiği bildirilmiştir. Bu doğrultuda söz konusu yazıda, hükümlü ve tutukluların suç ve cezaları ile örgütsel konumlarının ceza infaz kurumu idareleri tarafından dikkatli bir şekilde değerlendirilmesi vegerek duyulması hâlinde ilgili faaliyete -örgütsel iletişime meydan vermeyecek şekilde- personel nezaretinde veya kamera bulunan bölümlerde gerçekleştirilmesi suretiyle devam edilmesi gerektiği belirtilmiştir. Kurul 25/6/2018 tarihinde, ilgili mevzuat uyarınca İnfaz Kurumunda bulunan her oda için ayrı ayrı belirlenen gün ve saatlerde, iki infaz koruma memuru eşliğinde yapılmak suretiyle tüm hükümlü ve tutukluların Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından görevlendirilen din adamıyla görüşmeleri uygulamasına devam edilmesine karar vermiştir. Anılan kararda iki infaz koruma memuru eşliğinde yapılması gereken bu uygulamanın, kurumda terör örgütü üyeliği suçundan sayıca fazla tutuklu bulunduğu ve bunların birbirleriyle haberleşmelerinin engellenmesi, ayrıca kurumda yangın çıkarma, rehin alma, isyan çıkarma ya da kurumdan firar etme gibi olası girişimlerin önüne geçilmesi amaçlarıyla gerçekleştirildiği belirtilmiştir. Bu kapsamda başvurucunun İnfaz Kurumunda bulunduğu odada İl Müftülüğü tarafından görevlendirilen din adamı ile 5/7/2018 tarihinde saat 30 ile 30 arasında görüşme gerçekleştirdiği tutanak altına alınmıştır. Olağanüstü Hâl Durumuna İlişkin Olaylar Türkiye 15 Temmuz 2016 gecesi silahlı darbe teşebbüsüyle karşı karşıya kalmış ve Bakanlar Kurulu tarafından ülke genelinde 21/7/2016 tarihinden itibaren doksan gün süreyle olağanüstü hâl ilan edilmesine karar verilmiştir. Olağanüstü hâl, 19/7/2018 tarihinde son bulmuştur (darbe teşebbüsüne ilişkin süreç, olağanüstü hâlilanı ve olağanüstü hâl döneminin gerektirdiği tedbirlere ilişkin detaylı açıklamalar için bkz. Aydın Yavuz ve diğerleri [GK], B. No: 2016/22169, 20/6/2017, §§ 12-20, 47-66). Başvurucunun talepte bulunduğu tarihe kadar olağanüstü hâl kapsamında, FETÖ/PDY ile ilişkili oldukları gerekçesiyle Diyanet İşleri Başkanlığından 997 kamu görevlisi ihraç edilmiştir. Anılan tarihten İnfaz Kurumunda din adamıyla görüşmelerin tekrar başladığı 25/6/2018 tarihine kadar ise aynı gerekçeyle Diyanet İşleri Başkanlığının 093 personeli daha olağanüstü hâl kapsamında ihraç edilmiştir. Ayrıca başvurucunun talepte bulunduğu tarihe kadar ve sonraki süreçte olağanüstü hâl kapsamında tutukluların ve hükümlülerin güvenliğini, muhafazasını ve eğitimlerini sağlamakla görevli toplam 972 ceza infaz kurumu personeli, FETÖ/PDY ile ilgileri nedeniyle kamu görevinden ihraç edilmiştir. Başvurucunun din adamıyla görüşme talebinin reddedilmesi üzerine Hâkimliğe şikâyette bulunduğu tarihte, İnfaz Kurumunun 328 olan toplam hükümlü ve tutuklu sayısının 656'sı FETÖ/PDY kapsamında tutukludur. A. Ulusal Hukuk 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfaz Hakkında Kanun'un "Din ve vicdan hürriyeti" kenar başlıklı maddesi şu şekildedir: “(1) Hükümlü, ceza infaz kurumunda, mensup bulunduğu dinin ibadetlerini, düzeni bozmayacak ve çalışmayı engellemeyecek biçimde serbestçe yerine getirebilir ve ibadette kullanılan eşyayı, dinî yaşamı bakımından zorunlu olan kitap ve eserleri temin ve bulunduğu yerlerde muhafaza edebilir.(2) Hükümlünün, mensup bulunduğu dinin görevlilerince ziyaret edilmesine ve onlarla iletişim kurmasına, kurum güvenliğini tehlikeye düşürmemek koşuluyla izin verilir. ” 17/6/2005 tarihli ve 25848 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Hükümlü ve Tutukluların Ziyaret Edilmeleri Hakkında Yönetmelik'in "Din adamları tarafından ziyaret" kenar başlıklı maddesi şu şekildedir:"Türkiye Cumhuriyetinin yetkili makamları tarafından faaliyetleri kabul edilmiş dinlerin resmî temsilcileri veya din adamları, kendi dinlerine mensup hükümlü ve tutuklularla istekleri halinde ve ceza infaz kurumunun güvenliğini tehlikeye düşürmemek kaydıyla, Cumhuriyet başsavcılığının izniyle görüşebilir." Bakanlık ile Diyanet İşleri Başkanlığı arasında 10/2/2011 tarihinde imzalanan Tutuklu ve Hükümlülerin Dinî ve Ahlaki Gelişimlerini Sağlamaya Yönelik Protokol (Dinî Eğitim Protokolü) uyarınca ceza infaz kurumlarında, din adamlarıyla görüşmeler de dâhil olmak üzere İslam dinine mensup tutuklu ve hükümlülerin din hizmetleri ve ahlaki gelişim faaliyetleri Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından görevlendirilen uzmanlarca gerçekleştirilmektedir. B. Uluslararası Hukuk Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Poltoratskiy/Ukrayna (B. No: 38812/97, 29/4/2003) ve Kuznetsov/Ukrayna (B. No: 39042/97, 29/4/2003) kararlarında, ceza infaz kurumunda mahkûm olarak bulunan başvurucuların dinî inançları gereği bir rahiple görüşme isteklerinin kabul edilmemesi şikâyetini Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) maddesinde öngörülen düşünce, vicdan ve din özgürlüğü kapsamında incelemiştir (Poltoratskiy/Ukrayna, § 164; Kuznetsov/Ukrayna, § 144 ). AİHM anılan kararlarda, başvuru tarihinde yürürlükte bulunan mevzuata göre ölüm cezasına mahkûm edilmiş hükümlülerin bir rahiple görüştürülüp görüştürülemeyeceklerine dair hiçbir hüküm öngörülmediğini belirtmiş; bu nedenle başvuru konusu müdahalelerin kanunilik koşulunu karşılamadığına, başvurucuların düşünce, vicdan ve din özgürlüklerinin ihlal edildiğine karar vermiştir. Başvuru tarihinden yaklaşık iki yıl sonra ilgili mevzuat değiştirilerek, ölüm cezasına mahkûm edilen hükümlülerin ibadet etmelerine, dini kaynakları okumalarına ve bir rahiple görüşmelerine imkân tanınmış olmasına rağmen AİHM başvuru tarihlerinde ve ilgili mevzuat değişene kadar yaklaşık iki yıl boyunca başvurucuların rahiple görüşme taleplerinin reddedilmesi şeklindeki müdahaleler yönünden kanunilik şartının gerçekleşmemiş olmasını ihlal için yeterli görmüştür (Poltoratskiy/Ukrayna, §§ 169-171; Kuznetsov/Ukrayna, §§ 149-151 ). AİHM, Mozer/Moldova Cumhuriyeti ve Rusya ([BD], B. No: 11138/10, 23/2/2016) kararında da çalıştığı şirketi dolandırma suçundan tutuklu olarak ceza infaz kurumunda bulunan başvurucunun dinî inancı kapsamında rahiple görüşme isteğinin iki kez reddedilmesinin, izin verildiğinde ise yanlarında zorunlu olarak bir kurum personeli bulundurulmasının düşünce, vicdan ve din özgürlüğünü ihlal ettiği sonucuna ulaşmıştır (M, § 199). AİHM söz konusu kararda, başvurucunun rahiple görüştürülmemesi şeklindeki müdahalenin kanunilik şartını karşılayıp karşılamadığının somut olay koşullarında açıkça belirlenemediğini ifade etmiştir. Buna rağmen AİHM somut olayda, rahiple görüştürülmeme ve görüştürüldüğünde yanlarında zorunlu olarak kurum görevlisi bulundurma şeklindeki müdahalelerin meşru bir amaca yöneldiği ve amaçla orantılı olup olmadığı konusunda yetkili otoriteler tarafından hiçbir sebep gösterilmediğini ve değerlendirme yapılmadığını belirtmiştir (Mozer/Moldova Cumhuriyeti ve Rusya, §§ 197-199).