Başvurucu, idare aleyhinde açtığı tam yargı davasının kısmen kabul kısmen retle sonuçlanmasıyla reddedilen tazminat miktarı üzerinden idare lehine fahiş miktarda vekâlet ücreti ödenmesine hükmedildiğini belirterek, Anayasa’nın 2. maddesinde düzenlenen hukuk devleti ilkesiyle 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş, ihlalin tespiti ile tazminat ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Başvurucu, idare aleyhinde açtığı tam yargı davasının kısmen kabul kısmen retle sonuçlanmasıyla reddedilen tazminat miktarı üzerinden idare lehine fahiş miktarda vekâlet ücreti ödenmesine hükmedildiğini belirterek, Anayasa’nın maddesinde düzenlenen hukuk devleti ilkesiyle maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş, ihlalin tespiti ile tazminat ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir. Başvuru, 21/5/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudan yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir. Birinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 30/6/2014 tarihinde, kabul edilebilirlik incelemesi Bölüm tarafından yapılmak üzere dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından 6/11/2014 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına ve bir örneğinin görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmesine karar verilmiştir Bakanlığın 9/12/2014 tarihli yazısı ile benzer nitelikteki başvuruya ilişkin Anayasa Mahkemesi kararına atıfta bulunularak ayrıca görüş sunulmayacağı bildirilmiştir. OLAYLAR VE OLGULARA. Olaylar Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucunun oğlu Piyade Çavuş Harun Taşdemir, Dağ ve Komando Tugay Komutanlığı emrinde askerlik görevini yerine getirmekte iken 17/3/2010 tarihinde, 2010 yılı bahar-yaz tertiplenmesi kapsamında muhabere irtibatını sağlamak üzere görevlendirildiği Rahmo tepe üs bölgesinde görevini ifa etmesinin ardından ertesi gün, üs bölgesinde kaldığı çadırın girişinde yatar vaziyette bulunmuş, yapılan müdahalelere rağmen kurtarılamayarak vefat etmiştir. Adli Tıp Kurumunun 1/9/2010 tarihli raporunda ''Kişinin ölüm nedeninin belirlenemediği'' sonucuna varılmış, olaya ilişkin olarak Askeri Savcılığının 31/12/2010 tarih ve E.2010/809, K.2010/208 sayılı kararıyla da müteveffanın ölümünden kendisine kast veya taksir atfedilebilecek herhangi bir failin bulunmadığı, ölümün ani fizyolojik bir ölüm olduğu gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiştir. Müteveffanın vazife malulü sayılmaması işlemine karşı açılan davada AYİM Üçüncü Dairesinin 18/11/2011 tarih ve E.2011/1128, K.2011/2329 sayılı kararıyla işlemin iptaline karar verilmiştir. Başvurucunun maddi ve manevi zararlarının tazmini istemiyle yaptığı idari müracaatın zımnen reddedilmesi üzerine 20/4/2011 tarihinde açılan tam yargı davasında, AYİM İkinci Dairesi tarafından 31/10/2013 tarih ve E.2011/910, K.2013/1224 sayılı kararıyla, “müteveffanın askeri hizmete ilişkin bir görevin ifası sırasında, üs bölgesinde iken vefat ettiği, ölüm olayında idareye atfı kabil bir hizmet kusurunun varlığından söz edilemez ise de kamu görevinin ifası sırasında meydana gelen zarar ile hizmet arasında illiyet bağı bulunduğundan, kusursuz sorumluluk ilkesine göre zararın, zarar gören üzerinde bırakılmayarak tüm topluma yayılmasının adalet, eşitlik ve hakkaniyet esaslarına daha uygun düşeceğinden davacının zararının karşılanması gerektiği, zararın tespiti amacıyla yapılan bilirkişi incelemesi sonucu düzenlenen 13/6/2013 tarihli raporda davacı anne Hayriye Taşdemir'in, ödenen nakdi tazminatın mahsubundan sonra 331 TL, davacı baba Metin Taşdemir'in ise mahsuptan sonra 403 TL maddi tazminat hakedişinin mevcut olduğunun bildirildiği, bilirkişi raporunun uygun bulunduğu belirtilip, başvurucuyla birlikte dört davacı için maddi ve manevi toplam 734 TL tazminata, hükmedilen maddi ve manevi tazminat miktarı üzerinden 768,80 TL vekalet ücretinin davalı idareden alınarak davacılara verilmesine, 659 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin maddesi uyarınca davalı idare lehine ise toplam 366 TL vekalet ücretinin davacılardan alınarak ödenmesine” hükmedilmiştir. Başvurucunun karar düzeltme talebi aynı Dairenin 19/3/2014 tarih ve E.2014/465, K.2014/370 sayılı kararıyla reddedilmiştir. Karar başvurucuya 22/4/2014 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu tarafından 21/5/2014 tarihinde süresi içinde bireysel başvuruda bulunulmuştur.B. İlgili Hukuk Anayasa’nın maddesinin son fıkrası şöyledir: “İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür.” 659 sayılı KHK’nin “Davalardaki temsilin niteliği ve vekalet ücretine hükmedilmesi ve dağıtımı” kenar başlıklı maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:“Tahkim usulüne tabi olanlar dahil adli ve idari davalar ile icra dairelerinde idarelerin vekili sıfatıyla hukuk birimi amirleri, muhakemat müdürleri, hukuk müşavirleri ve avukatlar tarafından yapılan takip ve duruşmalar için, bu davaların idareler lehine neticelenmesi halinde, bunlar tarafından temsil ve takip edilen dava ve işlerde ilgili mevzuata göre hükmedilmesi gereken tutar üzerinden idareler lehine vekalet ücreti takdir edilir.” 11/4/2013 tarih ve 6459 sayılı İnsan Hakları ve İfade Özgürlüğü Bağlamında Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un maddesi ile 1602 sayılı Kanun’un maddesinin dördüncü fıkrasına eklenen ve 30/4/2013 tarihi itibarıyla yürürlüğe giren cümle şöyledir:“Ancak, tam yargı davalarında dava dilekçesinde belirtilen miktar, süre veya diğer usul kuralları gözetilmeksizin nihai karar verilinceye kadar, harcı ödenmek suretiyle bir defaya mahsus olmak üzere artırılabilir ve miktarın artırılmasına ilişkin dilekçe otuz gün içinde cevap verilmek üzere karşı tarafa tebliğ edilir.”