4. Hukuk Dairesi 2020/3858 E. , 2023/6389 K. MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2012/75 E., 2017/223 K. HÜKÜM/KARAR : Davanın kısmen kabulüne Taraflar arasındaki tazminat davasında mahkemece verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda Yargıtay (Kapatılan) 17. Hukuk Dairesince kararın bozulmasına karar verilmiştir. Mahkemece bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararı davalı…
**4. Hukuk Dairesi 2020/3858 E. , 2023/6389 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2012/75 E., 2017/223 K. HÜKÜM/KARAR : Davanın kısmen kabulüne Taraflar arasındaki tazminat davasında mahkemece verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda Yargıtay (Kapatılan) 17. Hukuk Dairesince kararın bozulmasına karar verilmiştir. Mahkemece bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından duruşma istemli temyiz edilmekle kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 12.11.2019 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir. Belli edilen gün ve saatte gelen Davacı vekili Avukat ..... ile davalı vekili Avukat ..... geldiler. Taraf vekillerinin sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra eksiklik nedeni ile geri çevrilen dosya eksik hususlar tamamlanarak tekrar gelmekle işin incelenerek karara bağlanması için uygun görülen 15.05.2023 gününde Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin vergi borcu nedeniyle stok sahasında bulunan 1.501.000 ton kömürün 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun (6183 sayılı Kanun) hükümleri uyarınca davalı tarafından haczedildiğini, hacze konu kömürün 325.000 tonunun satılarak paraya çevrildiğini, kalanının ise müvekkilinin uyarılarına karşın davalı tarafından satılmadığı gibi müvekkilinin satmasına izin de verilmediğini, 6183 sayılı Kanun'un 87 nci maddesine göre satılamayan ve bozulacak menkul niteliğindeki kömürlerin müvekkiline iade edilmesi gerektiğini, ancak uzun süre satılmadan açık havada bekletilen kömürün oksidasyon sonucu ekonomik değerinin düştüğünü, kömürlerin iade edilmiş olması halinde davacının kömürü satıp vergi borcunu ödeyebilecek iken davalının haksız eylemi sonucu zarara uğradığını, yaptırdıkları tespitte kömürün haciz tarihinde rayiç değerinin 67.134.672,17 TL olarak tespit edildiğini, Manisa Defterdarlığı tarafından hazırlanan 10.05.2005 tarihli raporda da hacze konu kömürlerin rayiç değerinin rapor tarihi itibariyle 60.000.000,00 TL civarında olarak bildirildiğini, davalı tarafından müvekkili aleyhine Soma 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2009/537 Esas sayılı dosyasında açılan tasarrufun iptali talebine ilişkin dava dilekçesinde haczedilen kömürün değerinin davalının yaptırdığı tespitte 18.811.277,00 TL'ye düştüğünün açıkça ikrar edildiğini, vergi borcunu ödemedeki gecikmeden davalının sorumlu olduğunu belirterek 24.393.435,14 TL vergi aslı dışında davacının faizden sorumlu tutulmamasına, davacının ödemede kusurlu bir gecikmesi bulunduğu takdirde sadece ödeyemediği bölüm için gecikme faizi ödemesine, davacının davalıya olan borcundan, oluşan zarar tenzil edilerek artan kısmın haksız fiil tarihinden itibaren avans faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş; davacı vekili 07.06.2017 tarihli duruşmada, 6111 sayılı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun kapsamında yapılandırılan vergi borcunun müvekkili tarafından ödendiğini, tazminat talebi dışındaki diğer taleplerinin konusuz kaldığını belirterek uğranılan zarar yönünden karar verilmesini istemiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; zamanaşımı def'inde bulunulduğunu, davacının 50.892.410,00 TL'yi bulan vergi borcunun tahsili amacıyla kömür stok sahasında bulunan sanayi tipi kömürlerin Soma Vergi Dairesi tarafından 04.04.2002, 31.10.2002, 18.06.2003 ve 12.07.2004 tarihli tutanaklarla haczedildiğini, sanayi tipi kömürün tüketim ve kullanım alanının sadece termik santraller olduğunu, kömürün satışı için azami gayretin gösterildiğini, haczedilen kömürün ancak 325.000 tonunun değişik tarihlerde tek alıcı konumundaki Soma Elektrik A.Ş.'ye satılabildiğini, vergi dairesinin 08.05.2003 tarihinde satış için ilan düzenlediğini, ancak yapılan ihaleye iştirak edilmemesi nedeniyle mahcuzların satılamadığını, tek alıcı konumunda olan Soma Elektrik A.Ş.'nin ise ihtiyaçları olan kömürü ihale yolu ile temin edebileceklerine ilişkin 13.01.2005 tarihli kararıyla hacze konu kömürleri almaktan kaçındığını, kömürlerin davacı uhdesinde kalması ya da iade edilmesi halinde de davacı yanın kömürü satabilme imkanı olmadığını, kömürün mücbir sebeple satılamaması sonucu oluşan değer kaybında müvekkilinin kusuru olmadığını, haciz tarihlerinde kömürün aynı zamanda yönetim kurulu başkanı da olan davacı şirketin ortağına yediemin sıfatıyla teslim edildiğini, haczedilen malı teslim edildiği şekliyle korumak ve talep edildiğinde vermekle yükümlü olan yedieminin zarardan sorumlu olduğunu, stok sahasındaki toz kömürlerin zaman içerisinde hava ile teması neticesi ekonomik değerinde azalma olacağını düşünerek değerini Soma 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2007/161 D. İş sayılı dosyasında tespit ettirdiklerini, bu tespitte stok sahasındaki kömürlerin bir kısmının rantabl bulunarak 18.813.377,00 TL değerinde olduğu, kalan kömürlerin ise ekonomik değerinin bulunmadığının belirlendiğini, satılamayan bu kısmın davacının borcunu karşılamadığını savunarak davanın reddini istemiş; aşamalardaki beyanlarında davanın idari yargıda görülmesi gerektiğini, davacının oksidasyonu önleme için gereken önlemleri almadığını, kömürlerin zilyetliği davacıda olup iade edilmesi gibi bir şeyin de söz konusu olmadığını, davacının paraya çevirme işlemini davalının bilgisi dahilinde her zaman yapabileceğini, davacının müterafik kusuru bulunduğunu, 6183 sayılı Kanun'un 87 nci maddesinde yer alan "geri verilebilir" ifadesinden geri verme konusunda İdarenin takdir hakkı bulunduğunun anlaşılması gerektiğini beyan etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 30.03.2011 tarihli ve 2010/288 Esas, 2011/141 Karar sayılı kararıyla; davacının dava açarken yatırması gereken peşin harcı verilen süreye rağmen yatırmadığı, dava dosyasının 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (HUMK) 409 uncu maddesi ve 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 32 nci maddesi gereğince yenileninceye kadar dosyanın işlemden kaldırılmasına karar verildiği, 3 aylık yasal süre içerisinde yenilenmediği gerekçesiyle davanın HUMK'un 409 uncu maddesi uyarınca açılmamış sayılmasına karar verilmiştir. IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı 1. İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Yargıtay (Kapatılan) 17. Hukuk Dairesi 24.11.2011 tarih ve 2011/10591Esas, 2011/11186 Karar sayılı kararı ile; dava konusu uyuşmazlık kural olarak nispi harca tabi olmakla birlikte davalısı harçtan muaf olduğundan, dava sonunda alınması gereken karar ve ilam harcının tamamı dava açılırken yatırılan maktu harç ile karşılanmış olduğundan davacı tarafından nispi harcın yatırılmadığı gerekçesi ile yazılı şekilde davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi doğru görülmemiştir" şeklindeki gerekçe ile hükmün bozulmasına karar verilmiştir. B. İlk Derece Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacı şirketin vergi borcu nedeniyle menkul mal niteliğindeki kömürlerin davalı tarafça 6183 sayılı Kanun kapsamında haczedildiği, bir kısmının satılıp paraya çevrildiği, ancak büyük bir kısmı satılamadığı gibi uzun süre açık havada bekletildiği, davacı borçluya iade de edilmediği, 01.12.2015 tarihli bilirkişi raporuna göre davalı tarafın uygun stoklama yapmadığı ve haczedilen menkul malın usulüne uygun muhafaza edilmeyerek açık havada bırakıldığı, menkul malda değer azalışı oluştuğu, Kanun'a uygun koşullarda satışı yapılamayan menkul mal 6183 sayılı Kanun'un 87 nci maddesinin ikinci fıkrası gereğince davacıya iade edilmediğinden davalının meydana gelen zarardan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 49 uncu maddesi gereğince sorumlu olduğu, hükme esas alınan raporda davacının uğradığı zararın 13.695,559,00 TL olarak hesaplandığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile 13.695.559,00 TL maddi tazminatın 27.07.2010 dava tarihinden itibaren avans faiziyle birlikte davalıdan tahsiline, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; davanın idari yargıda görülmesi gerektiğini, kaldı ki idari yargıda öngörülen 5 yıllık zamanaşımı süresinin de dolduğunu, mahcuzların davacı şirket müdürüne yediemin olarak teslim edildiğini, davacı tarafın kömürlerde zaman içinde oksidasyona bağlı değer kaybı oluştuğunu bilmesi nedeniyle bu konuda önlem almakla yükümlü olduğunu, davacı şirketin hiçbir önlem almadığı gibi borcuna da uzun süre kayıtsız kaldığını, vergi dairesinin satışı gerçekleştirip amme alacağının tahsili amacıyla tüm yasal işlemleri yaptığını, tek alıcı konumundaki Soma Elektrik A.Ş.'ne ilanlar tebliğ edilmesine karşın her iki satışta da alıcı çıkmadığını, hacze konu kömürlerin tek alıcısı Soma Elektrik A.Ş. olup başka bir şekilde değerlendirilmesine fiilen imkan olmadığını, piyasada kömüre hiçbir talep olmayıp kömürün en başından itibaren ekonomik değerinin bulunmadığını, İdarenin sorumlu tutulabilmesi için ağır kusurlu olması gerektiğini, stok sahasında haczedilen kömürün yerinin değişmediğini, davacının paraya çevirme işlemini vergi dairesinin bilgisi dahilinde olmak kaydıyla her zaman yapma şansına sahip bulunmasına karşın geçen zaman içerisinde mahcuzların iadesi veya satışıyla ilgili davalı İdareden hiçbir talepte bulunmadığını, davacının zararı en aza indirmek konusunda çabası olup olmadığı araştırılmaksızın zararın tümünün davalıya yükletilmesinin yerinde olmadığını, diğer taraftan teminat göstererek 6183 sayılı Kanun uyarınca her zaman kömürleri geri alma imkanı olan davacının bu konuda girişimi olmadığını, hükmedilen tazminat miktarının fahiş olduğunu belirtmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık; 04.04.2002, 31.10.2002, 18.06.2003 ve 12.07.2004 tarihlerinde davacı şirketin vergi borcu nedeniyle stok sahasında haczedilen ve davacı şirket ortağı ve yetkilisine yediemin olarak teslim edilen, ancak alacaklı kamu idaresi tarafından satışı yapılmayan hacze konu kömürlerin oksidasyon (hava ile teması ve uzun süre beklemesi) sonucu değer kaybetmesi nedeniyle oluşan zararın davalıdan tahsili istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun (BK) 41 ve 43 üncü, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 49 ve 51 inci maddeleri, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun'un (6183 sayılı Kanun) 73, 77, 82, 83, 84, 85 ve 87 nci maddeleri. 3. Değerlendirme 1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davalı vekilinin aşağıdaki paragraf kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2. Tazminat hukukunun bir ilkesi olarak, sorumluluk şartları gerçekleştiği takdirde, zarar veren, zarar görenin mal varlığında oluşan eksilmeyi gidermekle yükümlüdür. Ne var ki, zararın tamamen giderilmesini amaçlayan “tam tazmin” ilkesinin katı uygulaması, haksız ve adil olmayan sonuçlara yol açabilmektedir. Bu düşünceden hareketle, bazı hâllerde somut olayda gerçekleşen özel durumlar nedeniyle tazminatta bazı indirimlerin yapılmasının hakkaniyete daha uygun düşeceği kabul edilmektedir. Bu nedenledir ki, BK’da zararın kapsamının belirlenmesine ilişkin iki hüküm mevcuttur. Bunlar, BK’nın 43 ve 44 üncü maddelerinde yer alan hükümlerdir. Bu iki hüküm birbirini tamamlamaktadır. Zira BK’nın 43 üncü maddesi hâkimin tazminatın miktarını hâl ve duruma ve kusurun ağırlığına göre belirlenmesini emretmişken, 44 üncü maddesi tazminattan indirim yapılmasını gerektiren hâl ve durumlara işaret etmiştir. Her iki madde hâkime, tazminatın şeklini ve kapsamını tayin etme yetkisi verdiği gibi bazı olguların varlığı hâlinde, tazminattan indirim yapma veya gerektiğinde tamamen kaldırma yetkisi de tanımıştır. Hukukumuzda hakkaniyet BK'nın 43 üncü (TBK'nın 51 inci) maddesinde düzenlenmiştir. Olay tarihinde yürürlükte bulunan BK'nın; “Tazminat miktarının tayini” başlıklı 43 üncü maddesinin birinci fıkrası; “Hakim, hâl ve mevkiin icabına ve hatanın ağırlığına göre tazminatın suretini şumulünün derecesini tayin eyler." Şeklinde düzenlenmiş olup benzer hüküm hâlen yürürlükte bulunan TBK'nın 51 inci maddesinde de bulunmaktadır. Hâl ve mevkiin icabından amaç, somut olayın niteliğidir. Buna göre kaynağına, sebebine, zarar veren ile zarar gören arasındaki hukukî ilişkiye ve her somut olayda farklı şekillerde gündeme gelebilecek benzeri ölçütlere göre, zararın niteliği, kapsamı ve miktarı, her somut olayın kendine özgü yapısı içerisinde, değişen bir özellik gösterecektir. Buradaki amaç, olayın özelliklerine göre hakkaniyete uygun bir sonuca ulaşmaktır. Hakkaniyet; bazı şartların ve çözümlerin önceden saptanmasının doğuracağı düşünülen sakıncaları ortadan kaldırmak için hukuk kurallarının esnek veya eksik bırakıldığı hâllerde etkisini gösteren ve belli somut olayların özelliklerine uygun karar verilmesini emreden kuralar bütünü olarak tanımlanmaktadır. Buna göre hâkimin, tazminatı belirlerken durumun gereğini ve belirtilen maddede örnek olarak sayılan özel indirim sebeplerini göz önünde tutması gerekmektedir. Her ne kadar davacıya ait stok sahasında bulunan kömürlerin 04.04.2002, 31.10.2002, 18.06.2003 ve 12.07.2004 tarihli tutanaklarla davalı tarafından haczedilerek davacı şirket yetkilisine yediemin olarak bırakıldığı, davalının satışı yapılamayan hacze konu kömürü davacıya iade etmediği, kömürlerin uzun süre açık havayla teması sonucu okside olması nedeniyle değerini yitirdiği olayda davalının eylemi nedeniyle davacı zarara uğramış ise de davalı tarafından eldeki davanın açılmasından sonra 08.03.2011 tarihinde kömür üzerindeki haciz kaldırılmış, davacı şirket vergi borcunu ödeyerek haczi kaldırma yoluna gitmemiş, borcunu 19.12.2012 tarihi itibariyle 6111 sayılı Kanun kapsamında yapılandırmak suretiyle ödemiştir. Uzun yıllar kömür işi ile iştigal ettiğini ve hacze konu kömürün kendisine iadesi halinde değer kaybına uğramadan rahatlıkla satabileceğini beyan eden davacı şirketin, kendi stok sahasında bulunan kömürde oluşan değer kaybına ilişkin zararlı sonucu yakından görüp bilmesine karşın mahcuzların derhal satılarak paraya çevrilmesi yönünde davalıya yönelik bir uyarı ve girişimi bulunmadığı, bir an önce satışı yönünde çaba göstermeyip kayıtsız kaldığı dosya kapsamından anlaşılmaktadır. Açıklanan nedenlerle; zararın tümünün davalıya yükletilmesi hakkaniyete uygun olmayacaktır. Bu nedenle mahkemece dosya kapsamındaki diğer olgular da gözetilerek BK'nın 43 üncü (TBK'nın 51 inci maddesi) uyarınca uygun miktarda hakkaniyet indirimi yapılması gerekmektedir. Mahkemece bu hususun gözetilmemiş olması doğru görülmemiş bu sebeple kararın bozulması gerekmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1. Yukarıda (1) numaralı paragrafta açıklanan nedenlerle davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının REDDİNE, 2. (2) nolu paragrafta açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin temyiz itirazının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, 492 Sayılı Harçlar Yasası’nın 13/J maddesi uyarınca davalıdan harç alınmamasına, 2.037,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak duruşmada vekille temsil olunan davalıya verilmesine, Kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 15.05.2023 tarihinde Başkan ... ve Üye ...'in karşı oyu ve oy çokluğu ile karar verildi. KARŞI OY GEREKÇESİ Dava haksız eylem nedeniyle maddi tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş, davalının temyizi üzerine kararın hakkaniyet indirimi yapılması yönünde davalı yararına bozulmasına karar verilmiş olup sayın çoğunluğun bu konudaki görüş ve kararına katılmıyoruz. Şöyle ki, 6183 sayılı Kanun'un 73 üncü maddesi uyarınca kamu borçlusu, alacaklı amme idaresinin muvafakatini almaksızın hacizli mallarda tasarrufta bulunamaz. Haczedilen menkul malları koruma yükümlülüğü, anılan Kanun'un 82 nci maddesi uyarınca tahsil dairesine aittir. Tahsil dairesi gerekli önlemleri almakla yükümlü olup, alınacak önlemler menkul malın niteliğine göre belirlenmiştir. Bozulma, çürüme ve benzeri sebeplerle muhafazasına imkan olmayan veyahut beklediği takdirde mühim bir değer düşüklüğüne uğraması muhtemel bulunan malların paraya çevrilmesine derhal başlanacak olup, anılan Kanun'un 85 inci maddesinde bu türden malların en uygun yerde pazarlıkla, borsası bulunan malların ilgili borsada satılabileceği düzenlenmiştir. 6183 sayılı Kanun'un "Satılmayan menkul mallar" kenar başlıklı 87 nci maddesi ise şöyledir; "Haczedilen menkul mallara verilen bedel 81 inci madde tesbit olunan değerin % 75 inden aşağı olursa veya hiç alıcı çıkmazsa, ilk artırma tarihinden başlayarak 15 gün içinde uygun görülen zamanlarda bu mallar tekrar satışa çıkarılır. Bu ikinci artırmada verilen bedel ne olursa olsun satış yapılır. Menkul mallar yerinde veya başka yere görüldüğü halde yine satılmaz veya taşıma giderlerinin çokluğu yüzünden başka yere götürülmesi uygun görülmezse yukarıdaki 15 günlük sürenin bitmesinden 6 ay içinde pazarlıkla satılır. Bu suretle de satılamadığı takdirde haczedilen mallar borçluya geri verilebilir." Somut olayda; 04.04.2002, 31.10.2002, 18,06,2003 ve 12.07.2004 tarihli haciz tutanaklarıyla davacının stok sahasında bulunan 1.501,000 ton kömür haczedilmiş, bu kömürün 325.000 tonu davalı tarafından satılmış, ancak kalanı satılamamış, geçen zaman içinde sahada bulunan kömür okside olarak değer kaybetmiştir. Yukarıda belirtilen 87 inci maddede her ne kadar haczedilen menkul malın satılamaması halinde borçluya geri verilebileceği şeklinde yapılan düzenlemede idarenin bu konuda takdir hakkına sahip olduğu, satışı yapılamayan menkul malları borçluya geri vermek zorunda olmadığı belirtilmekte ise de, İdarenin takdir hakkını kullanırken çok geniş bir sahada bulunan hacze konu mallar yönünden davacı borçlunun menfaatlerini de gözetlemesi gerekirken, haczedilen kömürü değer kaybına uğraması nedeniyle eldeki davanın açıldığı tarihten sonra ve ancak 2011 yılında haczi kaldırmıştır. Davalı tarafından haciz konulmasıyla birlikte davacının haczedilen mallar üzerinde tasarruf yetkisi bulunmamakta olup, ocaktan çıkarılıp stok sahasına serilen ve vergi dairesince yerinde haczedilen çok miktardaki kömürün oksidasyondan korunmasına yönelik davacı şirketin alabileceği yeterlikte bir önlem de bulunmamaktadır. Dosya kapsamında bulunan Defterdar Yardımcısı Sinan Koraltan imzalı ve "Hüstaş A.Ş.'nin borçlunun tahsil edilebilmesi için yapılabilecek işlemler" konulu 10.05.2025 tarihli basit raporda; haczedilen kömürün rapor tarihi itibariyle 60 milyon TL civarında olup borcu karşılamaya yeterli olması nedeniyle tasarrufun iptali davası açılamayacağı, kömürün SEAŞ tarafından satın alınmaması halinde 6183 sayılı Kanun'un 87 nci maddesi işletilerek iki defa satışa çıkarılması, alıcı çıkmadığı takdirde 6 ay içinde pazarlıkla satılmaya çalışılması, yine satılmazsa malların borçluya geri verilmesi, ancak bu işlemler yapıldıktan sonra alacağın tahsili için davacı şirketin kanuni temsilcilerinin şahsi mal varlığına gidilmesi gerektiği belirtilmektedir. Ayrıca davalı ... Soma Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2007/161 D. İş sayılı dosyasında tespit talebinde bulunmuş, 07.11.2008 tarihli raporla sahada bulunan kömürün oksidasyon sonucu ekonomik değerini kaybettiğini öğrenmiş 02.09.2009 tarihinde Soma 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2009/537 Esas sayılı dosyasında davacı şirket ve diğer davalılar aleyhine vergi borcunun tahsilini önlemek amacıyla yapıldığı ileri sürülen maden ruhsatının devrine ilişkin tasarrufun iptali davası açmıştır. Şu halde; satışı yapılmayan hacze konu kömürü davacıya iade etmeyen, malın değer kaybına uğradığını bilen davalı zararın tümünden sorumlu olmalıdır. Açıklanan nedenlerle kararın onanması düşüncesinde olduğumuzdan sayın çoğunluğun hakkaniyet indirimi yapılmasına ilişkin görüş ve kararına katılmıyoruz.