Başvuru, başvurucuların cemaat vakfı yönetimi seçimi yapılması taleplerinin reddedilmesi nedeniyle örgütlenme özgürlüğünün ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, başvurucuların cemaat vakfı yönetimi seçimi yapılması taleplerinin reddedilmesi nedeniyle örgütlenme özgürlüğünün ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 12/2/2019 tarihinde yapılmıştır. Komisyon, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir:A. Cemaat Vakıflarına İlişkin Tarihsel Süreç Türkiye'ye yerleşmiş gayrimüslim azınlıklara 1935 yılının Aralık ayında yürürlüğe giren 5/6/1935 tarihli ve 2762 sayılı mülga Vakıflar Kanunu'na istinaden 1936 yılında, vakıflar idaresine hesap vermemiş olan bütün mütevelliler veya mütevelli heyetlerine üç ay süre tanınarak beyanname vermeleri istenmiştir. “1936 Beyannamesi" olarak anılan bu beyannamelerde gayelerini yürütmek için lüzumlu mevkufat açıklanmış ve hayra tahsis edilmiş mallar (hayratlar) ile bunlara gelir temin eden mallar (akarlar) gösterilmiştir. Beyannameleri veren vakıflara ait tüzel kişilikler, günümüz hukukunda kendi cemaat mensuplarınca seçilen yöneticilerle idare edildiğinden cemaat vakfı olarak tanımlanmaktadır (Corc Kasapoğlu ve Niko Mavrakis, B. No: 2019/35842, 2/5/2023, § 9). 20/2/2008 tarihli ve 5737 sayılı Vakıflar Kanunu'nun maddesine göre cemaat vakfı “vakfiyeleri olup olmadığına bakılmaksızın 2762 sayılı Vakıflar Kanunu gereğince tüzel kişilik kazanmış, mensupları Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan Türkiye'deki gayrimüslim cemaatlere ait vakıflar" olarak tanımlanmıştır. Bu vakıflar, 5737 sayılı Kanun'un maddesine göre özel hukuk tüzel kişisi olup aynı Kanun'un maddesine göre kendi mensuplarının seçtiği yönetim kurulları tarafından yönetilir (Corc Kasapoğlu ve Niko Mavrakis, § 10).B. Başvuruya Konu Süreç Başvuruya konu Balıklı Rum Hastanesi Vakfı, 1794 yılında İstanbul'daki Rum hastanelerinin tek bir çatı altında birleştirilmesi amacıyla bağışlarla kurulmuş bir cemaat vakfıdır. Başvurucular, yukarıda açıklanan kanun maddesi kapsamında (bkz. § 6) Vakfın doğal üyesidir. Başvurucular 11/2/2014 tarihinde Bakırköy Asliye Hukuk Mahkemesine açtıkları davada; Balıklı Rum Hastanesi Vakfı'nın doğal üyesi olduklarını, Vakfın yönetimine ilişkin seçimin en son 1991 yılında yapıldığını belirtmiştir. Başvurucular 16/9/2004 tarihli ve 25585 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Cemaat Vakıfları Yönetim Kurulu Seçimlerinin Seçim Esas ve Usullerine İlişkin Yönetmelik (2004 tarihli Yönetmelik) kapsamında; 2004 ve 2008 yıllarında Vakfın Yönetim Kurulu seçimi yapılması gerekirken yapılmadığını ileri sürmüştür. Başvurucular devamla ilgili Yönetmelik'in 27/9/2008 tarihli ve 27010 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Cemaat Vakıfları Yönetim Kurulu Seçimlerinin Seçim Esas ve Usullerine İlişkin Yönetmeliğin Yürürlükten Kaldırılmasına Dair Yönetmelik ile yürürlükten kaldırıldığını, aynı Resmî Gazete'de yayımlanan Vakıflar Yönetmeliği (2008 tarihli Yönetmelik) kapsamında en geç 2012 yılında yönetim kurulu seçimi yapılması gerektiğini, söz konusu yönetmelikleri dayanak yapan Vakıflar Genel Müdürlüğü ve Vakıflar Bölge Müdürlüğünün diğer cemaat vakıflarına seçim konusunda uyarı yaparken davalı vakıf için hiçbir uyarı yapmadığını ifade etmişlerdir. Başvurucular, cemaat vakıflarının yönetim kurulu seçimine dair hususların 19/1/2013 tarihli ve 28533 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Vakıflar Yönetmeliği'nde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik (2013 tarihli Yönetmelik) ile kaldırıldığını, söz konusu hukuki boşluktan istifade eden davalı Vakfın 2014 yılı itibarıyla 23 yıldır görevine devam etmeyi sürdürdüğünü belirtmiştir. Ayrıca Vakfın doğal üyesi olan bir kısım cemaat üyesinin çeşitli tarihlerde Vakıflar Genel Müdürlüğüne ve Vakıflar Bölge Müdürlüğüne seçim yapılması hususunda talepte bulunduğunu, söz konusu taleplerin dikkate alınmadığını öne sürmüştür. Başvurucular yasal boşluğun 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun maddesi doğrultusunda hâkim tarafından doldurulmak sureti ile seçim tarihinin ve seçim usulünün belirlenmesini talep etmiştir. Davanın ihbar edildiği Vakıflar Genel Müdürlüğü 31/3/1991 tarihinde seçimle yönetime gelen üyeler hakkında herhangi bir sebeple bir dava açılmadığını, 2008 tarihli Vakıflar Yönetmeliği'nin “Cemaat Vakfı Yöneticilerinin Seçimi” başlıklı bölümünün 2013 tarihli Yönetmelik'le yürürlükten kaldırıldığını belirtmiştir. Devamında Vakıflar Genel Müdürlüğünce 11/2/2013 tarihli yazı ile seçim hususunda yeni yönetmelik hükümleri yürürlüğe girinceye kadar yönetim kurulu seçimlerinin yapılmamasının belirtildiğini, cemaat vakıflarının yönetim kurulu seçimi hususunda yürürlükte olan bir usul bulunmadığından bunun hukuken mümkün olmayacağını ileri sürerek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Bakırköy Asliye Hukuk Mahkemesi 8/12/2015 tarihinde davanın reddine karar vermiştir. Mahkeme gerekçesinde, yönetmelik hükümleri açısından boşluk bulunmakla birlikte "Cemaat Vakıflarının yöneticileri mensuplarınca kendi aralarından seçilir. Vakıf yöneticilerinin seçim usul ve esasları yönetmelikle düzenlenir." şeklindeki 5737 sayılı Kanun'un maddesinin hukuken geçerli ve ayakta olduğu belirtilmiştir. Kararda; yürürlükte bulunan kanun hükmü gereği yönetmelik ile düzenleneceği açıkça belirtilen bir durumda kanun/hukuk boşluğundan söz edilmesinin mümkün olmadığı ifade edilmiştir. Kanun'da hüküm bulunmayan durumlarda 4721 Kanun'un çelişmeyen hükümlerinin uygulanmasından söz edilebilmesi mümkün ise de mevcut uyuşmazlıkta 5737 sayılı Kanun'da açık hüküm bulunduğundan 4721 sayılı Kanun'un vakıf yöneticilerinin seçimi ile ilgili hükümlerinin uygulanma koşullarının gerçekleşmediği sonucuna varılmıştır. Sonuç olarak Mahkeme, kanun gereği yönetmelik ile belirleneceği açıkça belirtilen hususta kanun boşluğu bulunmadığından ve bu hususun yargılama faaliyeti kapsamına girmediğinden davayı dava şartı yokluğundan usulden reddetmiştir. Kararın temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Hukuk Dairesi 28/11/2017 tarihinde kararı onamış ve 3/12/2018 tarihinde karar düzeltme talebinin reddine karar vermiştir. Nihai karar, başvuruculara 14/1/2019 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucular 12/2/2019 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. A. Ulusal Hukuk 2762 sayılı mülga Kanun’un maddesinin ilgili kısmı şöyledir:"...Cemaatlere ve esnafa mahsus vakıflar, bunlar tarafından seçilen kişi veya kurullarca yönetilir. ...Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Vakıflar Genel Müdürlüğünün bağlı bulunduğu Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir" 2004 tarihli Yönetmelik'in ilgili kısmı şöyledir:"Madde 1: Bu Yönetmeliğin amacı, 2762 sayılı Vakıflar Kanununun 1 inci maddesinde belirtilen Türkiye’deki gayrimüslim cemaatlere ait vakıfların yönetim kurulu seçimlerinin esas ve usullerine ilişkin hususları belirlemektir.Madde 2 : Bu Yönetmelik, cemaat vakıflarının seçim çevresini ve vakıf yönetim kurulu seçimlerinin esas ve usullerine ilişkin hususları kapsar....Madde 5 : Cemaat vakıflarının yönetim kurulu seçimlerinde;a) Vakfın yönetim kurulu seçimine, vakıf veya hayratından yararlanan ve vakfın seçim çevresinde ikamet eden cemaat mensupları katılır.b) Her vakıf için ayrı bir yönetim kurulu seçilir ve yönetim kurulu seçimleri dört yılda bir yapılır..." 5737 sayılı Kanun'un maddesinin ilgili kısmı şöyledir:"Bu Kanunun uygulanmasında;...1936 Beyannamesi: Cemaat vakıflarının 2762 sayılı Vakıflar Kanunu gereğince verdikleri beyannameyi,Cemaat vakfı: Vakfiyeleri olup olmadığına bakılmaksızın 2762 sayılı Vakıflar Kanunu gereğince tüzel kişilik kazanmış, mensupları Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan Türkiye’deki gayrimüslim cemaatlere ait vakıfları,...ifade eder." 5737 sayılı Kanun'un maddesi şöyledir:"Vakıflar, özel hukuk tüzel kişiliğine sahiptir" 5737 sayılı Kanun'un maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:"Cemaat vakıflarının yöneticileri mensuplarınca kendi aralarından seçilir. Vakıfyöneticilerinin seçim usûl ve esasları yönetmelikle düzenlenir." 2008 tarihli Yönetmelik'in ilgili kısmı şöyledir:"Madde 1: Bu Yönetmelik; yeni vakıfların kuruluşu, vakıfların yönetimi, faaliyetleri, denetimlerine ilişkin usûl ve esaslar ile Vakıflar Meclisi, Rehberlik ve Teftiş Başkanlığı, Vakıf Uzmanlığı ve Uzman Yardımcılığı ile ilgili görev, yetki ve sorumlulukların düzenlenmesi amacıyla hazırlanmıştır.Madde 2: Bu Yönetmelik 20/2/2008 tarihli ve 5737 sayılı Vakıflar Kanununa dayanılarak hazırlanmıştır.Madde 3: Bu Yönetmelikte geçen;c) 1936 Beyannamesi: Cemaat vakıflarının mülga 2762 sayılı Vakıflar Kanunu gereğince verdikleri beyannameyi,d) Cemaat vakfı: Vakfiyeleri olup olmadığına bakılmaksızın mülga 2762 sayılı Vakıflar Kanunu gereğince tüzel kişilik kazanmış, mensupları Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan Türkiye’deki gayrimüslim cemaatlere ait vakıfları,z) Vakıf yöneticisi: Mülhak, cemaat ve esnaf vakıfları ile yeni vakıflarda; vakfiye, 1936 Beyannamesi, vakıf senedi, 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu ve Kanuna göre vakfı yönetmeye ve temsile yetkili kişi veya yetkili organlarda görev alan kişileri,aa) Vakıf yönetimi: Mülhak, cemaat ve esnaf vakıfları ile yeni vakıflarda; vakfiye, 1936 Beyannamesi, vakıf senedi, 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu ve Kanuna göre vakfı yönetmeye ve temsile yetkili organı, ifade eder....Madde 30: Cemaat vakıflarının yönetim kurulu seçimlerinde;a) Vakfın yönetim kurulu seçimine, vakıf veya hayratından yararlanan cemaat mensupları katılır.b) Her vakıf için ayrı bir yönetim kurulu seçilir ve yönetim kurulu seçimleri dört yılda bir yapılır. " 2013 tarihli Yönetmelik'in ilgili kısmı şöyledir:"Madde 1: 27/9/2008 tarihli ve 27010 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Vakıflar Yönetmeliğinin Üçüncü Bölümü ile birlikte 29, 30, 31, 32, 33 üncü maddeleri yürürlükten kaldırılmıştır." 4721 sayılı Kanun'un maddesi şöyledir:"Kanun, sözüyle ve özüyle değindiği bütün konularda uygulanır.Kanunda uygulanabilir bir hüküm yoksa, hâkim, örf ve âdet hukukuna göre, bu da yoksa kendisi kanun koyucu olsaydı nasıl bir kural koyacak idiyse ona göre karar verir.Hâkim, karar verirken bilimsel görüşlerden ve yargı kararlarından yararlanır"B. Uluslararası Hukuk Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM); madde bağlamında kültürel veya manevi mirası korumak, çeşitli sosyoekonomik amaçlar gütmek, dini ilan etmek veya öğretmek, etnik bir kimlik aramak veya azınlık bilincini savunmak gibi diğer amaçlarla kurulan örgütlerin de demokrasinin düzgün işleyişi için önemli olduğunu belirtmiştir. AİHM'e göre çoğulculuk aynı zamanda çeşitliliğin ve kültürel geleneklerin, etnik ve kültürel kimliklerin, dinî inançların, sanatsal, edebî ve sosyoekonomik fikir ve kavramların dinamiklerinin gerçek anlamda tanınması ve bunlara saygı duyulması üzerine inşa edilmiştir. AİHM, farklı kimliklere sahip kişi ve grupların uyumlu etkileşimini sosyal uyumun sağlanması için elzem bulmuştur. AİHM, sivil toplumun sağlıklı bir şekilde işlediği yerlerde vatandaşların demokratik sürece katılımının büyük ölçüde birbirleriyle bütünleşebilecekleri ve ortak hedefleri birlikte takip edebilecekleri derneklere aidiyet yoluyla gerçekleşmesini doğal kabul etmiştir (Gorzelik ve diğerleri/Polonya, B. No: 44158/98, 17/2/2004, § 92). AİHM, örgütlenme özgürlüğünün ulusal ve etnik azınlıklar da dâhil olmak üzere azınlıklara mensup kişiler için özellikle önemli olduğunu, Avrupa Konseyi Çerçeve Sözleşmesi'nin giriş bölümünde belirtildiği üzere "çoğulcu ve gerçekten demokratik bir toplumun, ulusal bir azınlığa mensup her bir kişinin etnik, kültürel, dilsel ve dini kimliğine saygı göstermekle kalmayıp, aynı zamanda bu kimliği ifade etmelerini, korumalarını ve geliştirmelerini sağlayacak uygun koşulları yaratması gerektiğini" kabul etmektedir. AİHM kimliğini ifade etmek ve geliştirmek için bir örgüt kurmanın bir azınlığın haklarını korumasına ve geliştirmesine yardımcı olabileceğini ifade eder (Gorzelik ve diğerleri/Polonya, §§ 92, 93). AİHM örgütlenme özgürlüğüne gerçek ve etkili bir şekilde saygı gösterilmesinin devletin sadece müdahale etmeme yükümlülüğüne indirgenemeyeceğini, salt negatif bir anlayışın ne maddenin ne de genel olarak Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin amacıyla uyumlu olacağını ifade etmiştir. Dolayısıyla bu özgürlüklerin etkili bir şekilde kullanılmasını güvence altına almak için pozitif yükümlülükler söz konusu olabilir (Wilson & Ulusal Gazeteciler Birliği ve diğerleri/Birleşik Krallık, B. No: 30668/96, 30671/96, 30678/96, § 41). Bu yükümlülük, azınlıklara mensup kişiler için özellikle önemlidir çünkü bu kişiler mağduriyete karşı daha savunmasızdır (Bqczkowski ve diğerleri/Polonya, B. No: 1543/06, 24/9/2007, § 64).