(Kapatılan)20. Hukuk Dairesi 2010/6559 E. , 2010/10055 K. MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescil davasının yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı ... tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü: K A R A R Hükmüne uyulan Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 28.02.2006 gün ve 2005/9082 - 2006/1321 sayılı bozma kararında; “Uy…
**(Kapatılan)20. Hukuk Dairesi 2010/6559 E. , 2010/10055 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescil davasının yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı ... tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü: K A R A R Hükmüne uyulan Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 28.02.2006 gün ve 2005/9082 - 2006/1321 sayılı bozma kararında; “Uyuşmazlık konusu 151 ada 2 nolu parsel 14.08.1991 tarihinde yapılan kadastro çalışmaları sırasında çalılık niteliğiyle, 147 ada 2 nolu parsel ise aynı şekilde 08.04.1991 tarihinde tarla ve delicelik niteliğiyle Hazine adına tespitleri yapılmış olup, kadastro tutanaklarının kesinleşmesiyle tapu kayıtları oluşmuştur. Tescili istenen 151 ada 2 nolu parsel; teknik ve uzman bilirkişilerin rapor ve krokileriyle, orijinal paftaya, toplanan delillere ve kesinleşen orman kadastrosu haritalarına göre, dört tarafı ormanla çevrili orman içerisinde bir iç parsel olduğu belirlenmiştir. Çalılık niteliğiyle Hazine adına tespit edilen ve konumu saptanan böyle bir yerin özel mülkiyete konu edilmesi halinde orman bütünlüğünü bozacağı açıktır. 6831 Sayılı Yasanın 17/2. maddesi karşısında, böyle bir yerin edinilmesi ve özel mülkiyete konu yapılması mümkün bulunmamaktadır. Anılan maddede “Devlet ormanlarının herhangi bir suretle yanmasından veya açıklıklarından faydalanılarak işgal, açma veya herhangi bir şekilde olursa olsun kesme, sökme, budama ve boğma yollarıyla elde edilecek yerlerle buralarda yapılacak her türlü yapı ve tesisler şahıslar adına tapuya tescil olunamaz” hükmüne yer verilmiştir. Maddenin bu açık hükmü karşısında davanın kabulüne karar verilmiş bulunması usul ve kanuna aykırıdır. Bu nedenle bu parselle ilgili davanın reddine karar verilmesi gerekirken dosya kapsamına ve resmi belgelere aykırı düşen gerekçeyle kabulüne karar verilmiş bulunması doğru değildir. Davalı ... vekilinin 147 ada 2 nolu parselle ilgili temyiz itirazlarına gelince; Mahkemece, her ne kadar 147 ada 2 nolu parsel hakkındaki davanın kabulüne karar verilmiş ise de yapılan araştırma ve inceleme hüküm vermeye yeterli bulunmamaktadır. Taşınmaz delicelik ve tarla niteliğiyle Hazine adına tespit edildiğine göre dava konusu taşınmazın ancak imar ve ihya ile edinilmesi mümkündür. Delicelikler kural olarak kendiliğinden yetişen ağaçlar olup, ancak aşılanarak ve imar-ihya edilmesi suretiyle ve diğer koşulların varlığı halinde zilyetlikle edinilmesi mümkün olur. Ne var ki, deliceliklerin kendiliğinden yetişen ağaçlar mı olduğu yoksa davacı veya satıcıları tarafından dikilmek suretiyle yetiştirilen zeytin ağaçları mı olduğu hususu üzerinde durulmamış, bu konuda herhangi bir bilgiye de rastlanılmamıştır. Şayet kendiliğinden yetişen delicelikler ise; bu takdirde imar ve ihyayla ilgili 3402 sayılı Kadastro Kanununun 17. maddesinde yer alan tüm olumlu ve olumsuz koşulların araştırılması gerekir. Bundan ayrı, dosya arasında bulunan orijinal paftaya göre 147 ada 2 nolu parselin güneyinde Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerden sayılan ve TMY.nın 715.maddesi kapsamında değerlendirilmesi gereken kumsal ve ondan sonra denizin geldiği, kuzeyinde ise Devlet ormanının yer aldığı anlaşılmaktadır. Taşınmazın çevresinde yer alan bu somut olgular karşısında niteliği duraksamaya yol açmaktadır. Her ne kadar uzman bilirkişi orman yüksek mühendisi 27.06.2003 günlü raporlarında; orman tahdit sınırı dışında ve 2/B uygulamasına tabi yerlerden olmadığını bildirmiş ise de, bu bilgileri neye dayanarak söylediği raporunda anlaşılmadığı gibi derdest dosya kapsamına göre, taşınmazın bulunduğu yörede orman kadastro çalışmaları ile 2/B uygulamasının yapılıp yapılmadığı anlaşılmamaktadır. Bu yönüyle bilirkişinin raporu teknik ve bilimsel verilerden yoksundur. Sonuca ulaşmak için de yetersizdir görülmektedir. Öte yandan, dinlenen uzman bilirkişi jeolog mühendisi, taşınmazların kıyı kenar çizgisinin dışında kaldığını bildirmiş ise de, mahkemece idare tarafından yapılan kıyı kenar çizgisine ilişkin haritanın olup olmadığı konusu araştırılmamış ve bu husus üzerinde de durulmamıştır. Bu nedenle taşınmazın denizin kıyısında yer aldığı gözetilerek öncelikle bu bölgeye ait kıyı kenar çizgisinin idare tarafından çizilip çizilmediği hususunun Bayındırlık İl Müdürlüğünden sorulması, varsa onaylanmış kıyı kenar çizgisini belirleyen haritanın getirtilerek dosya arasına konulması, öncelikle idare tarafından çizilen kıyı kenar çizgisi haritasına göre taşınmazın kıyı kenar çizgisi sınırları içerisinde kalıp kalmadığının belirlenmesi, şayet idarece belirlenen bir kıyı haritası mevcut değil ise bu takdirde 3621 Sayılı Yasanın 9. maddesine göre kıyı kenar çizgisinin, bir jeoloji mühendisi veya jeomorfolog, bir harita ve kadastro mühendisi ile taşınmazın niteliği nazara alınarak bir ziraat mühendisinden oluşturulacak, üç kişilik bilirkişi kurulu vasıtasıyla belirlenmesine çalışılması, kıyı kenar çizgisinin 3621 Sayılı Yasanın ilgili maddeleri ve bu konuda çıkarılan 14.03.1972 gün 7/4 ve 28.11.1997 gün ve 5/3 sayılı Yargıtay İçtihadları Birleştirme Kararı gözönünde tutularak belirlenmesi”gereğine değinilmiştir. Mahkemece bozmaya uyulduktan sonra davanın kısmen kabulüne, dava konusu 151 ada 2 parsele ilişkin davanın reddine, 147 ada 2 parsele ilişkin davanın kabulü ile bu parselin tapu kaydının iptaliyle davacı adına tapuya tesciline karar verilmiş, hüküm davalı ... tarafından temyiz edilmiştir. Dava, tapu iptali ve tescile ilişkindir. Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde tesbit tarihinden önce 1965 yılında yapılıp kesinleşen orman kadastrosu bulunmaktadır. Daha sonra 1985 yılında yapılıp kesinleşen aplikasyon ve 2/B uygulaması vardır. Genel arazi kadastrosu işlemi 23.07.1992 tarihinde kesinleşmiştir. Mahkemece, temyize konu 147 ada 2 sayılı parselin, kesinleşmiş orman sınırları ve kıyı kenar çizgisi dışında kaldığı, davacı yararına zilyetlik koşullarının oluştuğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmişse de, dava konusu taşınmaz 1078 nolu vergi kaydının miktar fazlası olarak tarla ve delicelik niteliği ile Hazine adına tespit ve tescil edilmiş, davacı zilyetlik iddiasıyla dava açmıştır. Hükmüne uyulan 8.Hukuk Dairesinin bozma ilamında, “Taşınmaz delicelik ve tarla niteliğiyle Hazine adına tespit edildiğine göre dava konusu taşınmazın ancak imar ve ihya ile edinilmesi mümkündür. Delicelikler kural olarak kendiliğinden yetişen ağaçlar olup, ancak aşılanarak ve imar-ihya edilmesi suretiyle ve diğer koşulların varlığı halinde zilyetlikle edinilmesi mümkün olur. Ne var ki, deliceliklerin kendiliğinden yetişen ağaçlar mı olduğu yoksa davacı veya satıcıları tarafından dikilmek suretiyle yetiştirilen zeytin ağaçları mı olduğu hususu üzerinde durulmamış, bu konuda herhangi bir bilgiye de rastlanılmamıştır. Şayet kendiliğinden yetişen delicelikler ise; bu takdirde imar ve ihyayla ilgili 3402 Sayılı Kadastro Yasasının 17. maddesinde yer alan tüm olumlu ve olumsuz koşulların araştırılması gerekir.” denilmektedir. Dosya arasında bulunan 31.07.2009 tarihli müşterek raporda ise ziraat bilirkişi taşınmazın niteliğini ve bitki örtüsünü, “ kumlu-killi, taşlı, derinliği az toprak yapısına sahip olup ... eğimli (%30-35 ve yer yer 40-45) ve engebeli bir topoğrafya göstermektedir. Taşınmaz zeytinlik vasfındadır. Üzerinde 10 adet 30, 35 ve 40 yaşlarında deliceden aşılanmış zeytin ağacı ile 7 adet 8-10 yaşlarında aşılı olarak dikilmiş zeytin fidanları mevcuttur. Deliceden aşılanmış zeytin ağaçlarının aşı yaşları tahminen 20-25 arasında olup ağaçlar 5, 10 ve 15 yaşlarında iken aşılanmıştır.” Şeklinde belirtmiştir. Dava konusu taşınmaz öncesinde ..., ... ve ... ’e ait iken, 16.02.1972 tarihli senetle taşınmazın 2 dönümlük bölümü davacı ... ’e satılmıştır. 1992 yılında yapılan arazi kadastrosu sırasında davacının aldığı yerler 1078 nolu vergi kaydının revizyonu ile 146 ada 1 ve 147 ada 1 sayılı parseller olarak adına tespit edilmiş, 147 ada 2 parsel ise kayıt miktar fazlası olarak Hazineye yazılmıştır. Bu tespite, ... ve ... , davalıya 2.000 m2 lik yer sattıkları, bu yerin de 146 ada 1 sayılı parsel olarak davalı ... adına tespit edildiği, 147 ada 1 parselin satılan yerin dışında kaldığını belirterek tespitin iptali için dava açmışlardır. Mahkemenin 1992/48-2000/25 sayılı kararı ile ... ’in davasının feragat nedeniyle, ... ’in davasının sabit olmaması nedeniyle reddine karar verilmiş, karar kesinleşmiştir. Buna göre; davacının, sınırları üç tarafı ... ve bir tarafı deniz okuyan, 4000 m2 yüzölçümlü 1078 nolu vergi kaydı kapsamında kalan taşınmazın 1972 yılında 2 dönümlük bölümünü satın aldığı, aldığı yerlerin kadastro sırasında, 2965 m2 yüz ölçümlü 146 ada 1 ve 4328 m2 yüzölçümlü 147 ada 1 parsel olarak adına tespit edildiği, değişir sınırlı ve sınırda da eylemli orman olduğu için miktarı ile geçerli olan 4000 m2 vergi kaydının esasen miktarından fazla yere uygulanarak davacı adına tespit yapıldığı, davacının satın aldığı iki dönümlük yerin dışında kalan bölümler yönünden satışın yapıldığı 1972 yılından kadastro tutanağının düzenlendiği 1991 yılına kadar 20 yıllık zilyetlik süresi dolmadığı gibi dava konusu 147 ada 2 parselin eylemli olarak deliceden aşılanmış zeytin ağaçları ve 7 adet de dikme zeytin ağacı ile kaplı olduğu, ziraat bilirkişiye göre delicelerin aşı yaşının rapor tarihinde (2009) 20-25 arası olduğu, buna göre delicelerin 1984-1989 yılları arasında aşılandığı, yörede arazi kadastrosunun ise 1991 yılında yapıldığı da dikkate alındığında hükmüne uyulan bozma ilamında belirtilen imar-ihya koşullarının oluşmadığı, diğer taraftan; eğimi % 12'den fazla olan, delice cinsi ağaçlarla kaplı, orman ve toprak muhafaza karakteri taşıyan, çevresinde bulunan devlet ormanının devamı niteliğindeki çekişmeli parselin, 6831 Sayılı Yasanın 1. maddesinin 2. fıkrasının (J) bendinin karşı kavramı gereğince, orman sayılan yer olarak kabul edilmesi gerektiği, 15.07.2004 günlü Resmi Gazetede yayınlanan Orman Kadastro Yönetmeliğinin 26 (a) ve (j) maddesi ile aynı maddenin ikinci fıkrası gereğince "komisyonlarca sınırlama dışı bırakılmış veya orman sayılmamış olması bu yerlerin orman olma vasfını ortadan kaldırmayacağı", bu nedenle çekişmeli parsel seri bazında yapılan ve kesinleşen orman kadastrosu sınırları dışında bırakılsa da, 4999 Sayılı Yasa ile değişik 6831 Sayılı Yasanın 7/1. maddesi "gereğince herhangi bir nedenle sınırlama dışında kalmış orman olması nedeniyle" her zaman orman olarak sınırlandırılabileceği gibi dava konusu taşınmazın miktar ve konumuna göre de 6831 Sayılı Yasanın 17/2. maddesi gereğince orman içi açıklığı niteliğinde olduğu, taşınmaza komşu parsellerin itirazsız kesinleşmesinin sonucu değiştirmeyeceği, yasa gereği bu tür yerlerin zilyetlikle kazanılamayacağı göz önünde bulundurularak davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yerinde olmayan gerekçe ile kabulüne karar verilmesi isabetsiz olup bozmayı gerektirmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle; Hazinenin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA 13/07/2010 günü oyçokluğu ile karar verildi. KARŞI OY Çekişmeli taşınmaz, yörede 1965 yılında yapılan orman kadastrosu sırasında “299 sınır işaretiyle tespit edilen ve 174 sayılı parselle gösterilen kadim ziraat arazisinin ... ’e ait olduğu” belirtilerek orman sınırları dışında bırakılmış, orman kadastrosu 1966 yılında kesinleşmiştir. Çekişmeli taşınmaz ile birlikte 146 ada 1 ve 147 ada 1 sayılı parsellere uygulanan 1078 tahrir sayılı 1937 tarihli vergi kaydı, Doğu, Batı ve Kuzeyi ..., Güneyi deniz okumaktadır. Dosyada bulunan tarihsiz satış senedinde ... Kemer mirasçıları Doğu, Batı ve Kuzeyi orman, Güneyi deniz sınırları ile çevrili tahmini 2000 m2 yüzölçümündeki tarlayı babaları ... Kemer’den 02.06.1972 tarihinde aldıklarını ve davacı ... Güngör’e sattıklarını, Ilgıdır limanında başka bir arazileri olmadığını bildirmişlerdir. Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 28.02.2006 günlü bozma kararından sonra yerinde keşif yapılmış, bilirkişi orman yüksek mühendisi çekişmeli taşınmazın 1966 yılında kesinleşen orman sınırları dışında, memleket haritasında açık, orman sayılmayan yerlerden; jeolog, ziraat mühendisi ve ... elamanından oluşan üç kişilik bilirkişi kurulu Valilikçe kıyı kenar çizgisi belirlenmediğini, inceleme sonucu belirledikleri kıyı kenar çizgisi dışında kaldığını, içerisinde 10 adet 30, 35 ve 40 yaşlarında deliceden aşılı zeytin ile 7 adet 8 ve 10 yaşlarında aşılı zeytin fidanı bulunduğunu bildirmişlerdir. Tüm dosya kapsamından 1965 yılında yapılan orman kadastrosu sırasında dahi taşınmazın kadim ziraat arazisi olduğunun belirtildiği, memleket haritasında açık alanda gösterildiği, kesinleşen orman sınırları dışında orman sayılmayan yer olduğu, içerisinde yaşlı zeytin ağaçlarının bulunduğu, 146 ada 1 ve 147 ada 1 sayılı parsellerle aynı nitelikte, bilirkişiler tarafından belirlenen kıyı kenar çizgisinin dışında kaldığı, dosyaya ibraz edilen tarihsiz (davacı dilekçesine göre 01.02.1990 tarihli) satış senedinde ... çocuklarının 02.06.1972 tarihinde babalarından aldıkları tahmini 2000 m2 yeri davacıya sattıklarını bildirdikleri, öncesi tarla olan taşınmazın 1966 yılında orman kadastrosunun kesinleşmesi ile sınırlarının sabit hale geldiği ve arazi kadastrosunun yapıldığı 1991 yılına kadar 20 yıldan fazla süre geçtiği, 146 ada 1 ve 147 ada 1 sayılı parsellerin kadastro tespitlerinin kesinleştiği tarihten itibaren 10 yıldan fazla zaman geçmesi nedeniyle taşınmazların bulunduğu alanın artık orman içi açıklık olarak nitelendirilmesinin de mümkün olmadığı, orman kadastrosu sırasında taşınmazların kadim ziraat arazisi olduğunun belirtilmesi ve memleket haritasında açık alanda kalması, orman sınırına bitişik olması nedeniyle herhangi bir nedenle orman sınırları dışında kalmış orman olarak da değerlendirilmesinin mümkün olmadığı, davacı yararına kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği ile mülk edinme koşulları gerçekleştiğinden hükmün onanması gerektiği düşüncesi ile davanın reddine karar verilmesi gerekçesiyle hükmün bozulması yönündeki sayın çoğunluk kararına katılmıyorum.