T.C. KONYA BAM 3. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: ... - ... T.C. KONYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 3. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : ... KARAR NO : ... KARAR TARİHİ : 18/12/2025 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I BAŞKAN : ..... (...) ÜYE : ..... (...) ÜYE : ..... (...) KATİP : ..... (...) İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : Konya .... ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 27/06/2025 Gerekçeli Karar ve 12/09/2025 tarihli Ek Karar NUMARASI : ... Esas ... Karar DAVACILAR : 1-....…
T.C. KONYA BAM 3. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: ... - ... T.C. KONYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 3. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : ... KARAR NO : ... KARAR TARİHİ : 18/12/2025 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I BAŞKAN : ..... (...) ÜYE : ..... (...) ÜYE : ..... (...) KATİP : ..... (...) İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : Konya .... ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 27/06/2025 Gerekçeli Karar ve 12/09/2025 tarihli Ek Karar NUMARASI : ... Esas ... Karar DAVACILAR : 1-........ 2-........ 3-........ 4-........ VEKİLİ : Av..... DAVACI : ........ VEKİLLERİ : Av..... Av..... DAVALI : 1 -........ VEKİLİ : Av..... DAVALI : 2 ..... VEKİLİ : Av..... İLİŞKİLİ KİŞİ : ........ DAVANIN KONUSU : Tazminat (Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat) İSTİNAF KARAR TARİHİ : 18/12/2025 İSTİNAF KARAR YAZIM TARİHİ : 24/12/2025 Yukarıda bilgileri yazılı mahkemece verilen karara ilişkin istinaf talebi üzerine mahkemece dosya istinaf incelemesi yapılmak üzere dairemize gönderildiğinden yapılan ön inceleme ve incelemeyle heyete tevdi olunan dosyanın gereği görüşülüp aşağıdaki karar verilmiştir. TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ : Davacılar vekili 07/09/2024 tarihli dilekçesiyle; davalılardan ........ A.Ş. tarafından ZMMS poliçesi düzenlenen ve davalılardan ........'a ait olup yine kendisinin sevk ve idaresindeki, ........ plakalı aracın, 06/07/2024 tarihinde, kaza sırasında yaya olan davacıların destek ve murisi ........'a çarpması sonucu ........'ın 07/07/2024 tarihinde vefat ettiğini, kusurun davalı tarafta olduğunu, davacıların kendisinin desteğinden yoksun kaldıkları gibi bu kaza nedeniyle büyük bir üzüntü de yaşadıklarını beyan ederek, davacıların her biri için 100'er TL. olmak üzere toplam 500 TL. destek tazminatının kaza tarihinden itibaren (sigorta şirketi yönünden temerrüt tarihinden itibaren) işleyecek ticari faizi ile birlikte her iki davalıdan müştereken ve müteselsilen tahsiline ayrıca, davacıların her biri için 100.000'er TL. olmak üzere toplam 500.000 TL. manevi tazminatın da kaza tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte davalılardan ........'tan tahsiline karar verilmesini dava ve talep etmiştir. Davalılardan ........ A.Ş. vekili; öncelikle zamanaşımı, derdestlik ve 2918 s. KTK'nin 97. maddesi gereğince dava şartı yokluğu itirazlarında bulunmuş ve ayrıca davanın esastan da reddini istemiştir. Davalılardan ........ vekili; öncelikle arabuluculuğa ilişkin dava şartı yokluğu itirazında bulunmuş ve ayrıca davanın esastan da reddini istemiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ : İlk Derece Mahkemesince verilen gerekçeli kararda özetle; "Tazminat bilirkişisinin terditli hazırlanmakla birlikte, dosya kapsamına uygun görülerek güncel asgari ücret oranları, TRH 2010 yaşam tablosu ve Mahkememizce kabul edilen kusur oranına göre düzenlenen kısmı hükme esas alınan 04/04/2025 tarihli raporuna göre; davacıların destek zararının, davacılardan ........ yönünden 4.526.557,50 TL., ........ yönünden 280.281,90 TL., ........ yönünden 318.175,62 TL., ........ yönünden 630.831,44 TL. ve ........ yönünden 545.374,79 TL. olduğu, davalılardan sigorta şirketinin ise poliçe limitleriyle sınırlı olmak üzere sorumlu olduğu tutarların, davacılardan ........ yönünden 1.293.051,48 TL., ........ yönünden 80.065,02 TL., ........ yönünden 90.889,70 TL., ........ yönünden 180.202,62 TL. ve ........ yönünden 155.791,18 TL. olduğu belirlenmiştir. Davacı taraf sigorta şirketi ve diğer davalı yönünden bu rapora uygun ıslah dilekçesi sunduğundan davacıların maddi tazminat davasının kabulüne karar vermek gerekmiştir. Davacılar vekili 07/04/2025 tarihli ıslah dilekçesiyle, maddi tazminat olarak destek tazminatının dışında ayrıca defin ve taziye gideri talebinde de bulunmuş ise de; ıslah edilen ve miktarı belirtilen destek tazminatının dışında, defin ve taziye giderleri için herhangi bir rakam belirtmediği gibi, dava dilekçesinde istenilmeyen defin ve taziye giderlerinin ıslah dilekçesiyle dava dilekçesindeki taleplere eklenmek suretiyle istenilmesi mümkün görülmediğinden, defin ve taziye giderleri yönünden usulüne uygun ıslah ve dava bulunmadığının tespiti ile defin ve taziye giderleri hakkında herhangi bir karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir. Manevi tazminat talepleri yönünden yapılan değerlendirmede ise ; Kazanın meydana geldiği tarih, kazada vefat eden ........'ın davacılara yakınlık derecesi, davalı sürücü ile ........'ın kusur durumu, istenilen manevi tazminatların miktarı, tarafların ekonomik ve sosyal durumu ile manevi tazminatın amacı birlikte değerlendirilerek davacıların manevi tazminat davalarının da kabulüne karar vermek gerekmiştir. Maddi ve manevi tazminatlara istenilen faiz yönünden yapılan değerlendirmede; Davacı taraf, maddi ve manevi tazminatlara sigorta şirketi yönünden dava tarihinden, diğer davalı yönünden kaza tarihinden itibaren, ıslah dilekçesinde ise her iki davalı yönünden kaza tarihinden itibaren ticari faiz (avans faizi) yürütülmesini istemiştir. Davalı tarafa ait ........ plakalı araç ticari araç olmayıp hususi araç olduğundan, hükmedilen maddi ve manevi tazminatlara ticari faiz (avans faizi) değil, ancak yasal faiz olarak hükmedilebileceği, davalılardan sigorta şirketi hariç diğer davalının sorumluluğunun haksız fiile dayalı olması nedeniyle talep gibi davalılardan ........'un kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizden de sorumlu olduğu sonucuna varılmıştır. Davalılardan sigorta şirketi yönünden faiz başlangıç tarihinin değerlendirilmesinde ise, davacıların sigorta şirketine 30/07/2024 tarihinde e-mail yoluyla başvurmaları, taleplerinin sigorta şirketine aynı tarihte tebliğ edilmiş sayılması nedeniyle, 2918 s. KTK.'nin 99. maddesi gereğince tebliğden itibaren 8 iş günü sonra sigorta şirketinin 10/08/2024 tarihinde temerrüte düştüğü ve bu tarihten itibaren işleyecek yasal faizden sorumlu olduğu sonucuna varılmış, davacı tarafın fazlaya ilişkin fer'i nitelikteki faiz talepleri de reddedilmiştir. Davacılardan ........ tarafından dava öncesi arabulucuya başvurulmuş ve arabuluculuk bürosu tarafından zorunlu arabuluculuk anlaşmazlık son tutanağı düzenlenmiş ise de; 2918 s. KTK'nin 97. maddesine göre, "zarar görenin, zorunlu mali sorumluluk sigortasında öngörülen sınırlar içinde dava yoluna gitmeden önce ilgili sigorta kuruluşuna yazılı başvuruda bulunması gerekir. Sigorta kuruluşunun başvuru tarihinden itibaren en geç 15 gün içinde başvuruyu yazılı olarak cevaplamaması veya verilen cevabın talebi karşılamadığına ilişkin uyuşmazlık olması hâlinde, zarar gören dava açabilir veya 5684 sayılı Kanun çerçevesinde tahkime başvurabilir." 6325 s. Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun 18/A-18. maddesine göre de, "özel kanunlarda tahkim veya başka bir alternatif uyuşmazlık çözüm yoluna başvurma zorunluluğunun olduğu veya tahkim sözleşmesinin bulunduğu hâllerde, dava şartı olarak arabuluculuğa ilişkin hükümler uygulanmaz." Yargıtay 4. HD’nin 29/09/2021 gün ve 2021/14429 E. 2021/5729 K. sayılı emsal içtihadında da açıklandığı üzere, "Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanununun 18/A maddesinin 18. fıkrasında ise, özel kanunlarda tahkim veya başka bir alternatif uyuşmazlık çözüm yoluna başvurma zorunluluğunun olduğu veya tahkim sözleşmesinin bulunduğu hâllerde, dava şartı olarak arabuluculuğa ilişkin hükümler uygulanmayacağı düzenlemesi yer almaktadır. Kanunun bu özel düzenlemesi karşısında dava şartı olarak zorunlu arabuluculuğa ilişkin hükümler uygulanma yeri bulamaz." Sigorta şirketine karşı açılan tazminat davası yönünden, özel kanun niteliğindeki 2918 s. KTK'nin 97. maddesi gereğince, davadan önce sigorta şirketine başvurunun zorunlu olması ve bu durumda 6325 s. Kanunu'nun 18/A-18. maddesi gereğince, 18/A maddesindeki zorunlu arabuluculuğa ilişkin hükümlerin sigorta şirketi yönünden uygulanamayacak olması, davalı işleten ve sürücünün ise zorunlu arabuluculuk uygulamasına tabi olmaması nedeniyle, arabuluculuk tutanağının zorunlu arabuluculuk tutanağı olarak hazırlanmasına rağmen, gerçekte ihtiyari arabuluculuk tutanağı niteliğinde olduğu kabul edilmiştir. Her ne kadar 6100 s. HMK'nin 323. maddesine ve 6325 s. Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu hükümlerine göre, ihtiyari arabuluculuk giderleri yargılama giderleri içerisinde gösterilmediğinden, bu arabuluculuk giderlerinden davacının sorumlu olduğu düşünülmüş ise de; dava öncesi zorunlu arabuluculuğa başvurulmasının gerekip gerekmediği konusunda, uygulamada farklılıklar bulunduğundan ve bu nedenle davacı tarafın hem sigorta şirketine hem de arabulucuya başvurması makul görüldüğünden, Mahkememizce ihtiyari sayılan ve kural olarak davacıya yükletilmesi gereken arabuluculuk giderlerinin, hakkaniyet ve adalet gereğince arabulucuya başvuran tacir olmayan davacı ile davalılardan sigorta şirketi arasında davanın kabul ve ret oranına göre dağıtılması gerektiği sonucuna varılmış ve oluşan vicdani kanaat ile aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur." şeklinde davacıların davasının kabulü ile 06/07/2024 tarihinde meydana gelen trafik kazasında davacıların destek ve murisi ........'ın vefat etmesi nedeniyle; davacılardan ........'ın; destek zararından dolayı 4.526.557,50 TL. maddi tazminatın, desteğin vefat tarihi olan 07/07/2024 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte (davalılardan ........ A.Ş.'nin sorumluluğunun tazminat yönünden 1.293.051,48 TL. ile sınırlı olması, faiz yönünden de sigorta şirketine temerrüt tarihi olan 10/08/2024 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiz ile sınırlı olması kaydıyla) her iki davalıdan müştereken ve müteselsilen alınarak davacılardan ........'a verilmesine, davacının fazlaya ilişkin fer'i nitelikteki faiz taleplerinin reddine, manevi zarar nedeniyle 100.000 TL. manevi tazminatın, kaza tarihi olan 06/07/2024 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan ........'tan alınarak davacılardan ........'a verilmesine, davacının fazlaya ilişkin fer'i nitelikteki faiz talebinin reddine, davacılardan ........'ın; destek zararından dolayı 280.281,90 TL. maddi tazminatın, desteğin vefat tarihi olan 07/07/2024 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte (davalılardan ........ A.Ş.'nin sorumluluğunun tazminat yönünden 80.065,02 TL. ile sınırlı olması, faiz yönünden de sigorta şirketine temerrüt tarihi olan 10/08/2024 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiz ile sınırlı olması kaydıyla) her iki davalıdan müştereken ve müteselsilen alınarak davacılardan ........'a verilmesine, davacının fazlaya ilişkin fer'i nitelikteki faiz taleplerinin reddine, manevi zarar nedeniyle 100.000 TL. manevi tazminatın, kaza tarihi olan 06/07/2024 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan ........'tan alınarak davacılardan ........'a verilmesine, davacının fazlaya ilişkin fer'i nitelikteki faiz talebinin reddine, davacılardan ........'ın; destek zararından dolayı 318.175,62 TL. maddi tazminatın, desteğin vefat tarihi olan 07/07/2024 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte (davalılardan ........ A.Ş.'nin sorumluluğunun tazminat yönünden 90.889,70 TL. ile sınırlı olması, faiz yönünden de sigorta şirketine temerrüt tarihi olan 10/08/2024 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiz ile sınırlı olması kaydıyla) her iki davalıdan müştereken ve müteselsilen alınarak davacılardan ........'a verilmesine, davacının fazlaya ilişkin fer'i nitelikteki faiz taleplerinin reddine, manevi zarar nedeniyle 100.000 TL. manevi tazminatın, kaza tarihi olan 06/07/2024 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan ........'tan alınarak davacılardan ........'a verilmesine, davacının fazlaya ilişkin fer'i nitelikteki faiz talebinin reddine, davacılardan ........'ın; destek zararından dolayı 630.831,44 TL. maddi tazminatın, desteğin vefat tarihi olan 07/07/2024 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte (davalılardan ........ A.Ş.'nin sorumluluğunun tazminat yönünden 180.202,62 TL. ile sınırlı olması, faiz yönünden de sigorta şirketine temerrüt tarihi olan 10/08/2024 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiz ile sınırlı olması kaydıyla) her iki davalıdan müştereken ve müteselsilen alınarak davacılardan ........'a verilmesine, davacının fazlaya ilişkin fer'i nitelikteki faiz taleplerinin reddine, manevi zarar nedeniyle 100.000 TL. manevi tazminatın, kaza tarihi olan 06/07/2024 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan ........'tan alınarak davacılardan ........'a verilmesine, davacının fazlaya ilişkin fer'i nitelikteki faiz talebinin reddine, davacılardan ........'ın; destek zararından dolayı 545.374,79 TL. maddi tazminatın, desteğin vefat tarihi olan 07/07/2024 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte (davalılardan ........ A.Ş.'nin sorumluluğunun tazminat yönünden 155.791,18 TL. ile sınırlı olması, faiz yönünden de sigorta şirketine temerrüt tarihi olan 10/08/2024 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiz ile sınırlı olması kaydıyla) her iki davalıdan müştereken ve müteselsilen alınarak davacılardan ........'a verilmesine, davacının fazlaya ilişkin fer'i nitelikteki faiz taleplerinin reddine, manevi zarar nedeniyle 100.000 TL. manevi tazminatın, kaza tarihi olan 06/07/2024 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan ........'tan alınarak davacılardan ........'a verilmesine, davacının fazlaya ilişkin fer'i nitelikteki faiz talebinin reddine dair hükmün kurulduğu anlaşılmıştır. İlk Derece Mahkemesince verilen 12/09/2025 tarihli ek kararda özetle; "İstinaf başvurusu sırasında yatırılmayan istinaf konun yoluna başvuru harçları ile istinaf nispi karar harcı ve istinaf avansının yatırılması amacıyla düzenlenen 24/07/2025 tarihli muhtıranın 30/07/2025 tarihinde tebliğ edilmiş olmasına rağmen istinaf harçları ile istinaf avansının süresi içerisinde mahkeme veznesine yatırılmadığı anlaşılmakla, davalı ........'un tarafın istinaf başvurusundan vazgeçmiş sayılmasına karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur." şeklinde HMK.nın 344. Maddesi gereğince davalı ........'un istinaf başvurusundan vazgeçmiş sayılmasına dair hükmün kurulduğu anlaşılmıştır. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ : Davalı ........ vekili ek karara yönelik sunduğu istinaf başvuru dilekçesinde özetle; davacıların müvekkili yönünden ara buluculuk yapılmadığından davacıların davasının müvekkili yönünden usulden reddinin gerektiğini, müvekkilinin dava konusu trafik kazasında kusurunun bulunmadığını, davacıların maddi tazminat hakkı var ise davalı sigorta şirketi tarafından davacılara ödenmesi gerektiğini, davacıların manevi zararının oluşmadığını, talep edilen manevi tazminatı müvekkilinin ödemesinin mümkün olmadığını beyan ederek yerel mahkemece verilen kararın ortadan kaldırılması ile davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ........ AŞ vekili sunduğu istinaf başvuru dilekçesinde özetle; müvekkili sigorta şirketinin poliçe teminat limiti ile sorumlu olduğunu, kusur oranlarının tespiti için mahkemece İstanbul ATK Trafik İhtisas Dairesinden rapor alınması gerektiğini, bilirkişi raporunda destek sahiplerinden eşin doğum tarihinin hatalı olarak belirtilerek hesaplama yapıldığını, hükme esas alınan bilirkişi raporunun denetime elverişsiz bulunduğunu beyan ederek yerel mahkemece verilen kararın ortadan kaldırılması ile yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE : 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 341 ve devamı maddeleri uyarınca ve özellikle istinaf incelemesinin kapsamının öngörüldüğü 355. maddeye göre re'sen gözetilecek kamu düzenine aykırılık halleri dışında istinaf incelemesi istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır. Davalı ........ vekilinin ek karara yönelik istinafı Temyiz ile istinaf harç ve giderlerinin eksik ödendiğinin anlaşılması halinde muhtıra gönderilerek kararı veren Hâkim veya Mahkeme Başkanı tarafından yedi günlük kesin süre içinde harç ve giderin tamamlanması, aksi halde temyizden veya istinaftan vazgeçmiş sayılacağı hususu istinaf/ temyiz edene yazılı olarak bildirilir. Verilen süre içinde harç ve giderler tamamlanmadığı takdirde, mahkeme kararın temyiz/istinaf edilmemiş sayılmasına karar verir. Bu kararın da temyiz edilmesi halinde 432. maddenin son fıkrası hükmü kıyasen uygulanır. Hâkim veya Mahkeme Başkanı tarafından “temyiz/istinaf harç ve giderlerinin tamamlanması için yedi günlük kesin süre” verilmesi ve ayrıca yazılı olarak “aksi halde temyizden/istinaftan vazgeçmiş sayılacağı hususu”nun bildirilmesi gerekmektedir. Bu nedenle muhtırada Hâkim veya Mahkeme Başkanı’nın sicili ve imzası bulunmalıdır. Muhtıra Hâkim veya Mahkeme Başkanı tarafından imzalanmadan verilmişse, dolayısıyla da Hâkim tarafından usulünce düzenlenmiş muhtıra yoksa geçerli bir bildirimin yapıldığından söz etmeye de olanak yoktur. Mahkeme Yazı İşleri Müdürü’nün veya Kalem personelinin temyiz/istinaf harcı veya giderinin tamamlanması için temyiz edene süre vermesi veya tebligat zarfı üzerine ihtar/uyarı şeklinde yazılan ve Hâkim imzası taşımayan muhtıra usule aykırıdır, Mahkeme Yazı İşleri Müdürü’nün veya Kalem personelinin vermiş olduğu süre ya da tebligat zarfı üzerine ihtar/uyarı şeklinde yazılan ve Hâkim imzası taşımayan muhtıra üzerine temyiz /istinaf harcını veya giderini ödememiş olan taraf, temyiz/istinaf talebinden vazgeçmiş sayılamaz. Yargıtayın kararlılık kazanmış uygulamasına göre, muhtırada yapılması gereken işlemin ne olduğu açıkça ve ilgili tarafın yanılmasına neden olmayacak biçimde gösterilmeli; bu açıdan ikmal edilecek harç ya da giderin miktarı ve yatırılma merci ve süresi, bunun yapılmamasının sonuçları net biçimde açıklanmalıdır. Örneğin, “dosyaya yatırılması” şeklindeki ifade tarafın yanılmasına neden olabileceğinden, bu ifadeyi taşıyan muhtıra geçersiz olacaktır. Hukuk Genel Kurulunun anılan kararı, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun kanun yollarına ilişkin hükümleri yürürlüğe girdikten sonra da İlk Derece Mahkemeleri veya Bölge Adliye Mahkemeleri tarafından gönderilen muhtıraların geçerliliği yönünden de aynen uygulanmaktadır. İstinafın süresi içinde olup olmadığı açısından yapılan değerlendirme ve bu husustaki davalı itirazlarının incelenmesinde İstinaf başvurusu sırasında yatırılmayan istinaf konun yoluna başvuru harçları ile istinaf nispi karar harcı ve istinaf avansının yatırılması amacıyla düzenlenen 24/07/2025 tarihli muhtıranın 30/07/2025 tarihinde tebliğ edilmiş olmasına rağmen istinaf harçları ile istinaf avansının süresi içerisinde mahkeme veznesine yatırılmadığı eksik harcın yatırılması için hakim e- imzasını içerir istinaf başvuru harcı ile masrafın mahkeme veznesine yatılması gerektiğine ilişkin yapılan usule uygun tebligat rağmen süresi içinde yatılmaması nedeniyle verilen ek kararı yönelik istinaf isteminin reddi gerekmiştir. Dairemizce dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda; davalı tarafın sair istinaf sebepleri incelenmeksizin ilk derece mahkemesince muhtıraya rağmen süresi içerisinde eksik harcın tamamlanmaması nedeniyle verilen istinaf talebinin reddine ilişkin ek kararın usul ve yasaya uygun olduğu, kamu düzeni yönünden her hangi bir aykırılık da bulunmadığı anlaşılmakla HMK’nın 366. maddesi yollamasıyla 344 ve 352. maddeleri gereğince davalı ........ vekilinin istinaf başvurusunun reddi gerekmektedir. Davalı sigortanın istinafı açısından AYM nin 09/10/2020 tarihli resmi gazetede yayınlanan 17/07/2020 tarihli ve 2019/40 esas 2019/40 sayılı kararına göre Karayolları Trafik Kanunu'nun zorunlu trafik sigortasına ilişkin 90 ve 92. maddelerinde yer alan, "Trafik Sigortası Genel Şartları" ifadelerini iptal ettiği anlaşılmakta olup bu iptal kararının somut davada uygulanabilirliğinin tespiti gerekmektedir Anayasa'nın 153.maddesi uyarınca, Anayasa Mahkemesinin iptal kararları gerekçesi yazılmadan açıklanamamakta ve ancak Resmi Gazetede yayımlandıktan sonra yürürlüğe girmektedir. Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının yasama,yürütme ve yargı organları, idari makamlar, gerçek ve tüzel kişileri bağlayacağı açıktır. Diğer taraftan HMK 33 maddesinde “Hakim Türk hukukunu resen uygulanır.” şeklinde ifadesini bulan yasal ilke gözetildiğinde; Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararlarının bu gibi kesin hüküm halini almamış derdest dosyalar yönünden uygulanmasının zorunluluğu ortadadır. Zira, Anayasa Mahkemesinin iptal kararları usulü kazanılmış hakların istisnasını teşkil ederler. T.C. Anayasası’nın 153 üncü maddesinin 6 ncı fıkrasında, “Anayasa Mahkemesi kararları Resmî Gazetede hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlar.” düzenlemesi mevcut olup, bu düzenlemenin doğal sonucu olarak Anayasa Mahkemesi’nce bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin tümünün ya da bunların belirli hükümlerinin Anayasa’ya aykırı bulunarak iptal edildiğinin bilindiği halde görülmekte olan davaların Anayasa’ya aykırılığı saptanan kurallara göre görüşülüp çözümlenmesi, Anayasa’nın üstünlüğü prensibine ve hukuk devleti ilkesine aykırı düşeceği için uygun görülmeyeceği kabul edilmektedir (Danıştay 4. Dairesi. 09.05.2011 tarih ve 2011/2546 E., 2011/3384 K. sayılı kararı). Bu konudaki Anayasa Mahkemesinin 12.12.1989 tarih ve 1989/11-48 sayılı kararında;“Anayasanın 152. maddesine göre, itiraz yoluna başvuran mahkemeler, Anayasa Mahkemesi'nce verilecek kararlara uymak zorundadırlar. Bu durumda, itiraz eden mahkeme, elinde bulunan ve Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararından önce açılmış olan bir davayı Anayasa Mahkemesi kararına göre çözecek ve doğrudan iptal kararının etkisini önceye uygulayacaktır. Ayni durum, itiraz yoluna başvurmayan mahkemeler yönünden de geçerlidir. İptal davası veya itiraz üzerine bir kuralın iptali sonucu, Mahkemeler bakmakta oldukları davaları bu karara göre çözmekle yükümlüdürler. Bu sonuç Anayasa'nın, "Anayasa Mahkemesi kararları Resmi Gazete’de hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlar." yolundaki 153. Maddesinin altıncı fıkrasında yer alan kuralın sonucudur. …” gerekçesine yer verilmiştir. Yine, 09.05.1960 tarihli ve 21/9 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da;“Sonradan çıkan içtihattı birleştirme kararının, Temyiz Mahkemesinin bozma kararına uyulmakla meydana gelen usule ait müktesep hak esasının istisnası olarak henüz mahkemede veya Temyiz Mahkemesinde bulunan işlere tatbiki gereklidir. Anayasa Mahkemesi iptal kararlarında da aynı ilke geçerlidir.” şeklinde açıklama yapılmış, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 13.07.2011 tarihli ve 2011/1-421 Esas, 2011/524 K. Sayılı kararında da “Eldeki dava sonuçlanıp kesinleşmeden o davaya uygulanabilecek olan yasa metni Anayasa Mahkemesince iptal edilip, yürürlüğün durdurulmasına karar verildiğine göre, iptal kararı sonucu oluşan durumun 05.09.1960 tarihli, 21/9 sayılı YİBK'da da belirtildiği üzere maddi anlamda kesinleşmemiş olup, derdest olan eldeki davaya da uygulanması zorunludur.” denilmiş, aynı yöndeki içtihat, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 21.03.2012 tarihli ve 2012/20-12 E., 2012/232 K. sayılı kararında da oy birliği ile kabul edilmiştir. Keza 21.01.2004 tarihli ve 2004/10-44 E., 2004/19 K. sayılı ve 03.02.2010 tarihli ve 2010/4-40 E., 2010/54 K. sayılı kararlarında da: “Uygulanması gereken bir kanun hükmü, hüküm kesinleşmeden önce Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilirse, usulî kazanılmış hakka göre değil, Anayasa Mahkemesi'nin iptal sonrası oluşan yeni duruma göre karar verilebilecektir.” yönünde değerlendirme ve açıklama yapılmıştır. Görüldüğü üzere, Anayasa Mahkemesi’nin somut norm denetimi neticesinde verdiği iptal kararlarının Resmî Gazete’de yayımlanması ile sonuç doğuracağı ve bu durumun da bozma kararına uyulmakla meydana gelen usulî müktesep hakkın istisnası olduğu ve eldeki tüm uyuşmazlıklara uygulanması gerektiği uyulması zorunlu yargısal içtihatlar ile kabul edilmiştir. Anayasa’nın 153. maddesinin birinci fıkrasında herhangi bir denetim yolu tanınmamış ve Anayasa Mahkemesi kararlarının kesin olduğu belirtilmiş, beşinci fıkrada "İptal kararları geriye yürümez" kuralına yer verilmiştir. Türk Anayasal sisteminde, "Devlete güven" ilkesini sarsmamak ve ayrıca devlet yaşamında bir kargaşaya neden olmamak, kazanılmış hakları korumak için iptal kararlarının geriye yürümezliği kuralı kabul edilmiştir. Böylece hukuksal ve nesnel alanda etkilerini göstermiş, sonuçlarını doğurmuş bulunan durumların, iptal kararlarının yürürlüğe gireceği güne kadarki dönem için geçerli sayılması sağlanmıştır. Bir kural işlemle kurulan statünün Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararıyla ya da bir başka kural işlemle kaldırılması durumunda, bu statüye bağlı öznel (sübjektif) işlemlerin de geçersiz duruma düşmesi doğaldır. Dolayısıyla bu öznel işlemlerle, ortadan kalkan statüye dayanarak ileriye dönük haklar elde edilemez. Anayasa'nın bağlayıcılığı, Anayasa Mahkemesi kararlarına tüm devlet organlarının uyma zorunluluğu ve Anayasa'nın üstünlüğü ilkesi, Anayasa'ya aykırı bir kuralın aykırılığının saptanmasından sonra uygulama alanı bulmasını kesinlikle önler. Anayasa Mahkemesi iptal kararlarının zaman içerisindeki etkisi böylece çıkmakta ve "İptal kararlan geriye yürümez" kuralı belirtilen anlamı taşıyarak geçerli olmaktadır. Anayasa’nın 153. maddesindeki “İptal kararları geriye yürümez” kuralının, geriye yürümezlik kuralının, yalnız lafza bağlı kalınarak yorumlanması hukuk devleti ilkesine ve bu ilke içinde var olan adalet ve eşitlik ilkelerine aykırı sonuçlar doğurabileceği gibi itiraz yoluyla yapılacak denetimin amacına da ters olduğu aşikârdır. Ayrıca iptal kararının geriye yürümezliği kuralı çoğu zaman iptal kararlarını işlevini ve etkinliğini azaltmaktadır. Yukarıda yapılan tespit, açıklama ve değinilen uyulması zorunlu yargısal içtihatlara göre somut uyuşmazlık ele alındığında; AYM nin 09/10/2020 tarihli resmi gazetede yayınlanan 17/07/2020 tarihli ve 2019/40 esas 2019/40 sayılı kararına göre Karayolları Trafik Kanunu'nun zorunlu trafik sigortasına ilişkin 90 ve 92. maddelerinde yer alan, "Trafik Sigortası Genel Şartları" ifadelerini iptal ettiği,iptal kararı içerine göre sigorta şirketlerinin trafik kazalarından doğan tazminat sorumluluğunun öncelikle Karayolları Trafik Kanunu,Türk Borçlar Kanunu'nun haksız fiillere ilişkin hükümlerinin uygulanacağı,dolayısıyla trafik sigortası kapsamındaki tazminatların belirlenmesinde artık 'Genel Şartlar'ın kural olarak belirleyici olmayacağı, genel Şartlar"ın sadece Karayolları Trafik Kanunu ve Borçlar Kanunu'na aykırı olmayan hükümlerinin uygulanabileceği, dolayısıyla bu karardan sonra sigorta şirketlerinin tazminat sorumluluğunu azaltan 'Genel Şartlar'ın birçok hükmünün uygulanamaz hale geldiği görülmektedir. Zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinin konusu, karayolunda motorlu taşıt işletenin, motorlu taşıtın işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilerin uğrayabileceği destekten yoksun kalma zararını, bedensel zararı ve/veya eşya zararını tazmin yükümlülüğünü teminat altına almaktır. Başka bir ifadeyle sigorta şirketinin bu sözleşme ile yüklendiği borç, işletenin motorlu taşıtın işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilere zarar vermesi hâlinde doğacak tazminat borcunu sigorta teminat limiti dâhilinde ödeme borcudur. Sigorta şirketinin zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinden doğan sorumluluğunun kapsamı düzenlenmemiş olup bu kapsamın idarenin düzenleyici nitelikte işlemi olan genel şartlar ile belirlenmesi öngörülmüştür. Böylece sigorta şirketinin zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinden doğacak borcu, idare tarafından her zaman değiştirilebilir nitelikteki kurallar olan genel şartlara göre belirlenecektir. Borcun kapsamının tespiti hususunda temel çerçeve ve ilkelerin kanunda belirlenmediği, idareye geniş bir takdir yetkisinin tanındığı anlaşılmaktadır. Mali sorumluluk sigortası sözleşmesinin içeriğine ilişkin düzenleme öngören itiraz konusu kuralların, sözleşmenin tarafları olarak motorlu taşıt işleten ile sigorta şirketinin yanında motorlu taşıt işletilmesi sebebiyle zarara uğrama riskine maruz kalan üçüncü kişilerin menfaatleri arasındaki dengenin dikkate alınarak değerlendirilmesi gerekmektedir. Motorlu taşıt işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilerin zarara uğraması hâlinde işletenin tazminat borcunun kapsamı 6098 sayılı Kanun’un gerçek zararın tazminini öngören kurallarına göre belirlenmektedir. Bu tazminat borcunun ödenmesini teminat altına almak amacıyla zorunlu kılınan mali sorumluluk sigortası uyarınca sigorta şirketinin borcunun kapsamı ise itiraz konusu kurallarda atıf yapılan genel şartlara göre belirlenmektedir. Bu da zarar gören üçüncü kişi ve işleten aleyhine buna karşılık sigorta şirketi lehine menfaat dengesinin bozulmasına yol açabileceği gibi aksi durum da söz konusu olabilecektir. İşleten sorumluluk sigortası yaptırmış olmasına rağmen sigorta şirketi tarafından ödenen tazminat ile gerçek zarara karşılık gelen tazminat arasındaki farktan zarar görene karşı sorumlu olmaya devam edecektir. Zarar görenin sigorta şirketi tarafından tazmin edilmeyen zararı ise ancak işletenin ekonomik durumunun bu zararın karşılanması için yeterli olması hâlinde tazmin edilebilecektir. Şeklinde tezahür eden AYM İPTAL GEREKÇESİNDE VURGULANDIĞI ÜZERE Aynı kaza ile ilgili olmak üzere İŞLETEN VE FİİLİ YAPAN KİŞİYE YÖNELİK AÇILAN DAVA İLE SİGORTANIN DAVALI OLMASI DURUMUNDA UYGULANACAK Yönetmelik ve hesaplama tablolarındaki farklılık sorumlular arasında eşitsizliğe ve idarenin tek taraflı olarak düzenleyici olan işlemlerin sonucunda sorumlu olacak tazminat miktarlarında farklılık oluşturacaktır. Bu kapsamda açılan davalarda TBK nın haksız fiile ilişkin hükümleri, KTK kanunu hükümleri ile genel şartların bunlara aykırı olmayan hükümleri ile bu doğrultuda yeni genel şartlarla çeliştiği durumda Yargıtay'ın genel şartların yürürlüğe girmesinden önceki yerleşmiş içtihatları doğrultusunda uygulama yapılması gerekecektir. AYM'ce verilen iptal kararı sonrası düzenlenecek aktüerya raporlarına ilişkin olarak 01/06/2015 tarihli genel şartlar ile getirilen TRH 2010 ve 1,8 teknik faizin ve bu genel şartlarla belirlenen vergilendirilmiş belgeli gelir, olmadığı takdirde asgari ücretin kazanç olarak nazara alınacağı düzenlemesinin uygulanma ihtimali kalmadığı gözetilerek ; Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 1989/4-586 Esas,1990/199 K sayılı kararı ve Yargıtay 17. Hukuk ve 4 Hukuk dairesinin yerleşik içtihatları gereği, Population Masculine Et – Feminine (PMF 1931) Tablosu esas alınarak davacının veya müteveffanın muhtemel yaşam süresinin belirlenmesi; davacının veya müteveffanın muhtemel gelirinin her yıl için % 10 artırılıp % 10 iskonto edilmesi ile belirlenecek peşin değeri esas alınıp işleyecek dönem tazminat hesabı yapılması , davacının veya müteveffanın asgari ücret üstünde kazancı olduğunun iddia edilmesi durumunda kaza tarihindeki gelirine dair delillerini ibrazının sağlanması, varsa; ilgili meslek odaları ve meslek kuruluşlarından,vergi dairesinden ,işyerinden kaza tarihindeki sürekli ve net kazanç durumunun sorulması, geriye doğru maaş bordrosu ve sosyal güvenlik kayıtlarının getirtilmesi, davacının veya müteveffanın kaza tarihinde fiili olarak çalışmadığının belirlenmesi halinde asgari ücretin gözönüne alınacağının düşünülmesi gerekmektedir. Bu halde mahkemece AYM verilen iptal kararı doğrultusunda PMF 1931'a göre KARAR verilmesi gerekerken trh 2010 uygulanması yanlış İSE DE Buna yönelik her iki 2 hesaplama tablosu da her halükarda hangi hesaplama yöntemi uygulanırsa uygulansın taleplerin sigorta sorumluluk limitine göre kabulü dahilinde olacağı aşikardır.zira her iki yaşam tablosuna göre hesaplanan maddi zarar sigorta teminat limitinin çok üstündedir Bu halde pmf 1931 hükme esas alınsa bile yapılan hesaplamalara göre davacının kusur oranı ve ıslah ve poliçe limitleri nazara alındığında SONUÇ İTİBARİYLE HÜKMEDİLEN meblağ doğru olup itiraz yersizdir. Kusura itiraz Dosya kapsamına uygun görülerek hükme esas alınan ve Konya .... Asliye Ceza Mahkemesinin ... E. sayılı dosyası içerisindeki savcılık aşamasında alınan 16/07/2024 tarihli kusur raporu ve 06/07/2024 tarihli kaza tespit tutanağı ile de uyumlu olduğu görülen trafik bilirkişisi ........'un 17/02/2025 tarihli raporuna göre, meydana gelen kazada davalılardan ........'un %100 kusurlu, davacıların destek ve murisi ........'ın ise kusursuz olduğu kabul edilmesi doğru olup itiraz yersizdir ANCAK İSTİNAF TARİHİNDEN SONRA DAVALI SİGORTA ŞİRKETİNCE SUNULAN İBRANAMEDE DAVACI TARAFLA SULH OLUNDUĞU ANLAŞILMAKTADIR.SÖZ KONUSU BELGEDE 5 DAVACI AÇISINDAN KİME HANGİ MİKTARDA ÖDEME YAPILDIĞI ANLAŞILAMAMAKTADIR.BU DURUMDA SÖZ KONUSU SULH İÇERİĞİ DEĞERLENDİRİLEREK BAKİYE TAZMİNAT BEDELİ BELİRLENİP ,BUNA GÖRE yargılama gideri ve vekalet ücreti belirlenmalidir Yukarıda yapılan genel açıklamalar ışığında, istinafa konu ilk derece mahkemesinin dosyası incelendiğinde, yukarıda belirtilen ve esasa etki eden hususlarda delillerin eksik toplandığı anlaşılmakla, ilk derece mahkemesi kararının duruşma yapılmaksızın kaldırılması ve davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye iadesinin gerektiği Davalı ........ vekilinin EK KARARA YÖNELİK istinaf başvurusunun essatan reddine dair aşağıdaki hükmün kurulmasına karar vermek gerekmiştir. H Ü K Ü M : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davalı ........ vekilinin ek karara yönelik istinaf başvurusunun REDDİ ile, Davalı ........ AŞ vekilinin istinaf başvurusunun açıklanan sebeplerle KABULÜ ile Yerel Mahkeme kararının HMK.m.353/1-a/6 hükmü uyarınca KALDIRILMASINA, 2-Dosyanın, gerekçede belirtilen eksiklikler giderilerek yeniden yargılama yapılması için HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince mahkemesine GÖNDERİLMESİNE, 3-İstinaf yasa yoluna başvuran davalı ........ AŞ tarafından peşin olarak yatırılan başvuru harcı dışında kalan istinaf karar harçlarının talep halinde bu davalı tarafa iadesine, 4-Davalı ........ tarafından yatırılan harç yeterli olduğundan yeniden harç alınmasına yer olmadığına, 5-Dosya üzerinde inceleme yapılması nedeniyle avukatlık ücreti takdirine yer olmadığına, 6-İstinaf yasa yoluna başvuran tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin İlk Derece Mahkemesince verilecek nihai kararda dikkate alınmasına, 7-Karar tebliği ve harç işlemlerinin İlk Derece Mahkemesi tarafından yerine getirilmesine, 8-Adana .... Genel İcra Dairesinin ... Esas sayılı dosyasına davalı ........ AŞ tarafından yatırılan 3.050.000,00 TL tutarlı teminatın İİK 36/5 maddesi gereğince talep halinde ilgilisine iadesine, HMK'nın 353/1-a-6 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda oy birliğiyle KESİN olarak karar verildi. 24/12/2025 ..... ..... ..... ..... Başkan Üye Üye Katip ... ... ... ... E imza E imza E imza E imza Bu evrak 5070 sayılı Yasa kapsamında elektronik imza ile imzalanmıştır.