Başvuru, özel şahıslar arasındaki alacak davasında eksik incelemeyle itirazların ve delillerin değerlendirilmemesi, hukuka aykırı ihtiyati tedbir kararı verilmesi ve düşük vekâlet ücretine hükmedilmesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru; özel şahıslar arasındaki alacak davasında eksik incelemeyle itirazların ve delillerin değerlendirilmemesi, hukuka aykırı ihtiyati tedbir kararı verilmesi ve düşük vekâlet ücretine hükmedilmesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 14/2/2018 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Davacı Birleşik Fon Bankası A.Ş. tarafından başvurucu aleyhine 23/11/2015 tarihinde Gaziantep İş Mahkemesinde (Mahkeme) alacak davası açılmıştır. Dava dilekçesinde EGS Yatırım A.Ş. Gaziantep Şubesi Yatırım Acentesi müşterilerinden H.T.nin hisse senedi alım emirlerinin müşteri overall'unda yeterli bakiye olmamasına karşın başvurucu tarafından işlemin gerçekleştirilmesi nedeniyle oluşan 007,33 TL zararın 27/2/2001 tarihinden itibaren faiziyle ödenmesi talep edilmiştir. Mahkemece aldırılan 25/11/2016 tarihli bilirkişi raporunda;i. Zararın oluştuğu EGS Yatırım Menkul Değerler A.Ş.deki EGS Bank A.Ş. hisselerinin Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonuna (TMSF) devredildiği, EGS Bank A.Ş.nin ise önce Bayındırbank A.Ş. ile birleştirildiği, daha sonra Bayındırbank A.Ş. unvanının Birleşik Fon Bankası A.Ş. olarak değiştirildiği belirtilmiştir. ii. Raporda ayrıca söz konusu banka zararının müşteriden tahsil edilememesi hâlinde başvurucudan tahsil edileceği, davacı tarafından başvurucuya 12/4/2001 tarihinde tebliğ yapıldığı ve davacının 4/6/2015 tarihli yazısıyla başvurucudan 007,33 TL ana para ve 703,07 TL faizden oluşan alacak talep ettiği beyan edilmiştir. iii. Bununla birlikte zamanaşımı yönünden değerlendirmenin mahkemenin takdirinde olduğu belirtilerek başvurucunun banka zararından sorumlu görülmesi durumunda 716,24 TL banka zararı ile dava tarihi itibarıyla 231,33 TL, rapor tarihi itibarıyla da 827,51 TL faiz hesaplanmıştır. iv. Öte yandan ekonomik kriz dolayısıyla oluşan zarardan tek başına başvurucunun sorumlu tutulmasının hakkaniyet ilkelerine uygun düşmeyeceği kanaati açıklanarak söz konusu zarar ve faizin %50'lik kısmının işletme zararı olarak kabul edilerek davanın 358,12 TL asıl alacak ve dava tarihine kadar hesaplanan 115,67 TL işlemiş faizden sorumlu tutulabileceği görüşü ifade edilmiştir. Mahkemece 25/4/2017 tarihinde zamanaşımı nedeniyle davanın reddine karar verilmiştir. Kararın gerekçesinde;i. Davacı Bankanın bankacılık mevzuatına göre istekte bulunduğu ve zamanaşımının gerçekleşmediğini ileri sürdüğü ancak somut olayda uyuşmazlığın banka ve mudi arasında değil işçi ile işveren arasındaki ilişkiden kaynaklanan zararın tazminine yönelik olduğu vurgulanmıştır. ii. Ayrıca zamanaşımı konusunda değişen mevzuat hükümleri söz konusu olduğunda sürecin başlangıcındaki mevzuat hükümlerinin esas alınması gerektiği, zamanaşımı sürenin indirilmesi hâlinde kısa süreli zamanaşımı süresi uygulanmayacağı gibi sürenin artışı durumunda da artırılan sürenin değil ilk baştaki sürenin uygulanacağı belirtilmiştir. iii. Somut olayda faile ve zarara muttali olunan 12/4/2001 tarihinde başvurucudan istekte bulunulduğu ve 18/6/1999 tarihli ve 4389 sayılı mülga Bankalar Kanunu'na, 12/12/2003 tarihli ve 5020 sayılı Bankalar Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun'un maddesi ile eklenen geçici maddesinde fon alacaklarında on yıllık zamanaşımı süresinin yirmi yıla çıkarıldığı ancak olayda uygulanması gereken zamanaşımı süresinin 12/4/2001 tarihinde yürürlükte bulunan mevzuat hükümlerine göre on yıl olduğu kabul edilmiştir.iv. Buna göre zarara muttali olunan 12/4/2001 tarihinden davanın açıldığı 23/11/2015 tarihine kadar on yıllık zamanaşımı süresinin dolduğu ve başvurucunun da süresi içinde itirazda bulunduğu gözetilerek davanın zamanaşımından dolayı reddine karar verildiği ifade edilmiştir. Davacının, eyleminin haksız fiil niteliğinde ve fon alacağı olduğu ve yirmi yıllık zamanaşımına tabi olduğuna ilişkin istinaf talebini inceleyen Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesi (Daire) 24/11/2017 tarihinde oyçokluğuyla davanın kesin olarak kısmen kabulüne karar vermiştir. Hükümde; 716,24 TL tazminatın talep gibi haksız fiil tarihi olan 27/2/2001'den itibaren işleyecek ticari işlerde uygulanan avans faizi oranını geçmemek üzere yasal faizi ile birlikte başvurucudan tahsili ile davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir. Ayrıca taraflar lehine karşılıklı olarak 980 TL vekâlet ücretine hükmedilmiştir. Kararın gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:"Dava Birleşik Fon Bankası A.Ş.’ye devredilen banka zararından kaynaklı alacak davasıdır. Davalı işçi olarak çalıştığı banka işlemlerinde H.T. isimli mudiye usulüne aykırı yaptığı işlemle banka zararına sebebiyet verdiğini, yapılan icra takibinde H. isimli mudi hakkında aciz vesikası alındığı ve davacıdan zararın tahsilinin istenildiği anlaşılmaktadır. Bilirkişi raporundan da anlaşılacağı üzere davacının işlem yaptığı sırada overall miktarının 5533,76 TL olduğu ve bunun üzerinde işlem yaparak alış satış değeri arasındaki 12500 TL ye göre 6716,24 TL usulsüz işlem yaptığı anlaşıldığından davacının bu oranda zarar verdiği sabittir. İşçi işveren ilişkilerinde zarara sebebiyet veren işçiden zararın tazmini için öncelikle asıl borçlu olan müşteriden tahsil yoluna gidilmesi ve aciz vesikası verilmesinden sonra işçiye yönlenilmesi esastır. Dava dışı H.T. hakkında 19/04/2013 tarihinde aciz vesikası düzenlenmiştir. Bu tarihten sonra borç davalıdan istenebilir hale gelmiştir. 5411 sayılı Bankalar Kanunu’nun maddesi gereğince, bu kanundan kaynaklanan fon alacaklarına ilişkin dava ve takiplerde zamanaşımı 20 yıldır düzenlemesi yanında yine aynı yasanın geçici maddesine göre anılan kanun ile fon alacağının tahsili bakımından zamanaşımı ve diğer konularda fon lehine getirilen hükümler geriye etkilidir (makable şamildir). Sözü edilen açık hükmü karşısında yürürlük tarihi yayım tarihi olmakla birlikte, etkisinin yayım tarihinden önceki alacaklar yönünden hüküm doğuracağının kabulü gerekir.( HD. 2007/30301 E. 2009/6217 K. 09/03/2009) Açıklanan nedenlerle Mahkemenin zamanaşımının dolduğu yönündeki gerekçesi hatalıdır. Alacak hüküm altına alınmalıdır. Her ne kadar bilirkişilerce ülkemizin içine girdiği ekonomik kriz gerekçesiyle zararın yarısının işletme zararı olarak kalması gerektiği ileri sürülmüş ise de yetkisiz işlem yapılmakla davalıdan zararın belirlenen tam zarar üzerinden tahsili gerekir. Davacı tarafından alacak hakkında ticari faiz talep edilmiş ise de alacak iş sözleşmesinden kaynaklandığından yasal faiz ile tahsile karar verilmelidir. Faizin başlangıcı haksız fiili tarihidir. " Daire kararındaki azınlık oyunun gerekçesinin ilgili kısmı ise şöyledir:"1-Davacı tarafça, EGS bank A.Ş. ile EGS Yatırım Menkul Değerler A.Ş. arasında yapılmış bulunan herhangi bir acentelik sözleşmesi sunulmadığı, dava dosyası içerisinde de buna ilişkin herhangi bir sözleşme olmadığı görülmüştür. Bu şekilde davacı bankanın yatırım şirketindeki zararı karşılamakla zorunlu olup olmadığı hususu ispatlanamamıştır.2-Söz konusu olayın gerçekleştiği yer EGS yatırım A.Ş. olup, EGS yatırım A.Ş.’nin Bankalar Kanununa tabi olmayan farklı tüzel kişiliğinin bulunduğu, BDK’nın 2011 tarih ve 562 nolu kararı ile banka devrinden bahsedilirken EGS yatırım A.Ş.’nin devrinden bahsedilmediği, bu yönüyle de davanın husumet yokluğu nedeniyle reddedilmesinin gerektiği anlaşılmıştır.3-Davalının kusurlu olduğuna ilişkin tek dayanak soyut bir müfettiş raporudur. Davacının sorumluluğu sadece 'belge ve kayıt düzeni' başlıklı belgede;'Müşterilerin alım satım emirlerini brokera iletilmeden önce müşterinin;a) Cari hesap bakiyesib)Repo dönüşleric)Hisse senedi portföyüKontrol edilmeli ve bu emrin gerçekleşmesinin uygun olup olmayacağı tespit edilmelidir. Bu duruma uygun olmayan müşteri emirleri kesinlikle kabul edilmemelidir. Müşterilerin satışını yaptığı kıymetlerin müşteri blokajında olmadığı görüldükten sonra satış emri gerçekleştirilmelidir.' şeklindeki talimata dayandırılmaktadır.Söz konusu talimatın davacı bankaca davalıya verildiğine ve bu talimat uyarınca gerekli eğitimin işveren banka tarafından davalıya verildiğine dair dava dosyası içerisinde herhangi bir kayıt, belge veya ispat vasıtası da bulunmamaktadır. Bu nedenlerle davalının kusurlu olduğu hiçbir şekilde ispatlanmamış olup; en azından mütefarik kusur durumu dahi değerlendirilmeden davalının varsayımsal olarak kusurlu kabul edilmesi nedeniyle sayın çoğunluk görüşüne katılmıyorum." Nihai karar, başvurucu vekiline 18/1/2018 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu 14/2/2018 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. 22/4/1926 tarihli ve 818 sayılı mülga Borçlar Kanunu'nun dava tarihi itibarıyla yürürlükte olan maddesi şöyledir:''Bu kanunda başka suretle hüküm mevcut olmadığı takdirde, her dava on senelik müruru zamana tabidir.'' Karar tarihinde yürürlükte bulunan 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun maddesi şöyledir:''Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, her alacak on yıllık zamanaşımına tabidir.'' 4389 sayılı mülga Kanun'a 12/12/2003 tarihli ve 5020 sayılı Bankalar Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun ile eklenen Ek Madde 3 şöyledir:"Bu Kanundan kaynaklanan Fon alacaklarına ve bu Kanuna göre Hazine alacağı sayılan alacaklara ilişkin dava ve takiplerde zamanaşımı süresi yirmi yıldır." 19/10/2005 tarihli ve 5411 sayılı Bankacılık Kanunu'nun maddesi şöyledir:"Bu Kanunun geçici maddelerindeki düzenlemeler hariç olmak üzere, 1999 tarihli ve 4389 sayılı Bankalar Kanunu ile ek ve değişiklikleri yürürlükten kaldırılmıştır." 5411 sayılı Kanun'un maddesi şöyledir:"Bu Kanundan kaynaklanan Fon alacaklarına ilişkin dava ve takiplerde zamanaşımı süresi yirmi yıldır." 5411 sayılı Kanun'un Anayasa Mahkemesince iptal edilmeden önceki hâli ile geçici maddesi şöyledir:"Bu Kanun ile Fon alacağının tahsili bakımından yarar görülerek zamanaşımı ve diğer konularda Fon lehine getirilen hükümler makable şamildir." Anayasa Mahkemesinin 4/6/2014 tarihli ve E.2014/85, K.2014/103 sayılı kararı şöyledir:"...2005 tarihinde yürürlüğe giren 5411 sayılı Kanun'un maddesinde de mülga 4389 sayılı Kanun'un ek maddesine benzer bir hükme yer verilmektedir. Buna göre, 5411 sayılı Kanun'dan kaynaklanan Fon alacaklarına ilişkin dava ve takiplerde zamanaşımı süresinin yirmi yıl olması kurala bağlanmaktadır.Öte yandan, 5411 sayılı Kanun'un itiraz konusu geçici maddesinde, 'Bu Kanun ile Fon alacağının tahsili bakımından yarar görülerek zamanaşımı ve diğer konularda Fon lehine getirilen hükümler makable şamildir.' hükmü getirilerek maddede öngörülen yirmi yıllık zamanaşımı süresinin geçmişe etkili olması sağlanmaktadır. Zamanaşımına ilişkin hükmün geçmişe etkili olması gerçek geriye yürümeyi ifade etmektedir. Dolayısıyla itiraz konusu kural, kuralın yürürlük tarihinden önce dolmuş olan zamanaşımı sürelerini canlandırmaktadır.İtiraz konusu geçici maddenin yürürlüğe girdiği tarihte zamanaşımının dolup dolmadığı tespit edilirken mülga 4389 sayılı Kanun'a eklenen ek maddenin de göz önünde tutulması zorunludur. Zira Fon alacaklarında zamanaşımı süresinin yirmi yıl olduğu kuralı, ilk kez 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5411 sayılı Kanun'un maddesiyle değil, mülga 4389 sayılı Kanun'a eklenen ve 2003 tarihinde yürürlüğe giren ek maddeyle getirilmiştir. Söz konusu maddenin yürürlüğe girdiği 2003 tarihinde henüz on yılını doldurmamış tüm Fon alacaklarına ilişkin zamanaşımı süresi yirmi yıla uzadığından, bu alacaklar yönünden zamanaşımı süresinin bitmiş olduğundan söz edilemez. Bu durumda itiraz konusu kuralın, 2003 tarihinden önce on yılını dolduran alacaklara ilişkin zamanaşımı süresini yeniden canlandırarak yirmi yıla uzattığı söylenebilir.Diğer taraftan itiraz konusu kuralın zamanaşımını uzatabilmesi için, kuralın yürürlüğe girdiği 2005 tarihi itibarıyla ihtilaf konusu Fon alacağının henüz yirmi yılını doldurmamış olması gerektiği de açıktır. Zira Fon alacaklarına ilişkin zamanaşımı süresi yirmi yıl olarak belirlenmiş olup şayet geçici maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce yirmi yıl dolmuş ise zamanaşımının uzamasından söz edilemeyecektir.Şu hâlde itiraz konusu kural nedeniyle yirmi yıla uzayan zamanaşımı, 2003 tarihinden önce on yılını doldurup, 2005 tarihinde ise henüz yirmi yılını doldurmayan alacaklara ilişkin olanlardır. Diğer bir ifadeyle, itiraz konusu kural gereğince, 2003 tarihinden önce on yılını doldurup, 2005 tarihinde ise henüz yirmi yılını doldurmayan alacaklara ilişkin zamanaşımı süreleri yirmi yıla uzamaktadır....Kuralla, Fon alacaklarının daha yüksek oranda tahsilinin sağlanması amaçlanmakta ise de borçlunun, zamanaşımına uğramış alacaklarının yeniden canlandırılması ve bu suretle yürürlükte bulunan hukuk kurallarına göre doğmuş ve tahakkuk etmiş olan zamanaşımı def'ini ileri sürme hakkının geçmişe yönelik olarak elinden alınması hukuka olan güven duygusunu zedelemekte ve hukuk güvenliği ilkesini ihlal etmektedir.Açıklanan nedenlerle, Kanun'un geçici maddesinde yer alan itiraz konusu '.zamanaşımı.' sözcüğü Anayasa'nın maddesine aykırıdır. İptali gerekir...." Yargıtay Hukuk Dairesinin 9/2/2019 tarihli ve E.2008/13966, K.2009/1856 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:"...Mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Karar taraflarca temyiz edilmiştir.Davacı banka vekili, davalıların bankadaki görevleri sırasında dava dışı şirkete kullandırdıkları kredide teminat alma kriterlerine uymamaları sonucu, banka alacağının tahsil edilemediğini iddia ederek, davalıların haksız eylemi ile oluşan banka zararının tahsilini talep ve dava etmiştir.Davalılar, yasal sürede zamanaşımı itirazında bulunarak davanın zamanaşımı ve esastan reddini istemişlerdir.Mahkemece, davada 5020 sayılı Yasanın Ek maddesi uyarınca 20 yıllık zamanaşımı süresinin uygulanacağı gerekçesiyle davalıların zamanaşımı itirazı reddedilerek, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.Dava konusu kredi işlemi, davalıların davacı bankanın Heykel Şubesinde Müdür ve Müdür Yardımcısı olarak görev ifa ettikleri esnada Şube Kredi Tespit Kurumu Başkan ve üyesi olarak gerçekleştirdikleri işlemdir. 1997-1998 yılları arasında kullandırılan kredinin tahsili amacıyla davacı bankaca kredi hesabı kat edilerek, kredi kullanan şirket ve kefilleri hakkında icra takibi başlatılmıştır. Takip sonucu borçluya ait gayrimenkul ve menkul mal bulunamadığı gerekçesiyle 19/09/2000 tarihli borç ödemeden aciz belgesi düzenlenmiştir. İdari soruşturma ve disiplin kurulu kararı uyarınca davalılar hakkında iş bu dava açılmıştır.5020 sayılı Bankalar Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun’un maddesiyle 4389 sayılı Bankalar Kanununun maddesine eklenen 15/a maddesi ile Bankalar Kanunu’na göre hangi alacakların hazine alacağı olduğu düzenlenmiştir. 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun geçici maddesi uyarınca yürürlükte bulunan 15/a maddesinde hazine alacağı '…bankanın yönetim kurulu ve kredi komitesi başkan ve üyeleri ile genel müdür, genel müdür yardımcıları, imzaları bankayı ilzam eden memurları müdürlerinin kendileri, eşleri ve çocukları, evlatlıkları ile bunların diğer kan ve kayın hısımlarına aktarılan her türlü kaynakların tümü başkaca bir işleme gerek olmaksızın Hazine alacağı haline gelmiş sayılır…' şeklinde tanımlanmıştır.Aynı yasanın Ek madde 3’de ise 'bu kanundan kaynaklanan fon alacaklarına ve kanuna göre hazine alacağı sayılan alacaklara ilişkin dava ve takiplerde zamanaşımı süresi yirmi yıldır…' düzenlemesine yer verilmiştir.Mahkemece, adı geçen yasal düzenlemeler gereğince somut olayda 20 yıllık zamanaşımının geçerli olacağı kabul edilmiştir.Yasanın 15/a maddesinde bankanın her türlü kaynak aktarımına ilişkin özel bir düzenlemeye yer verilmiştir. Yasanın kapsamı açık ve ayrıntılı şekilde ifade edilmiştir. Yasa da banka görevlilerinin kullandırdıkları krediden doğan sorumluluklarına ilişkin zararın, hazine alacağı olacağına dair bir düzenleme mevcut değildir.Davalılar, davacı bankada atama tasarrufu ile çalışan memurlardır. Memurların vermiş oldukları zarardan ötürü sorumluluğunda haksız eylem kuralları uygulanır. O halde bu davada B.K.nun maddesinde sözü edilen 1 ve 10 yıllık zamanaşımı süresinin gözetilmesi gerekir. Zamanaşımı zarara uğrayanın zararı ve faili öğrendiği tarihten itibaren işlemeye başlar. Tüzel kişiler ve özellikle kamu kurumunda zamanaşımı, o kurumun dava açmaya emir vermeye yetkili makamın öğrendiği tarihten başlar.Şu halde, mahkemece davacının dava açmaya yetkili makamının olur tarihinin araştırılarak davanın bir yıllık yasal süre de açılıp açılmadığının değerlendirilerek uygun sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerekecektir. Somut olayda uygulama imkanı olmayan yasal düzenleme çerçevesinde davanın 20 yıllık zamanaşımına tabi olduğu gerekçesiyle zamanaşımı itirazının reddi yanlış olup bozmayı gerektirmiştir."