Başvuru, menfi tespit talebini içerir davada Mahkemece davanın kabulüne karar verilmişse de icra baskısı ile ödenen kısmın tamamının istirdadının mümkün olmaması ve yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle mülkiyet ve makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
Başvuru, menfi tespit talebini içerir davada Mahkemece davanın kabulüne karar verilmişse de icra baskısı ile ödenen kısmın tamamının istirdadının mümkün olmaması ve yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle mülkiyet ve makul süredeyargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru 29/1/2014 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarına ve bu kapsamda sunulan görüşlerine atfen başvuru hakkında görüş sunulmayacağını bildirmiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir: Alacaklı vekili tarafından 14/11/2000 tarihinde kambiyo senedine dayalı başvurucu hakkında icra takibi başlatılmıştır. Takip başvurucunun imzaya ve borca itirazının reddi sonucunda kesinleşmiştir. Başvurucu, kesinleşen takibe karşı 12/4/2002 tarihinde Denizli Asliye Hukuk Mahkemesinde menfi tespit davası açmış, Mahkeme 15/4/2002 tarihli ara kararı ile %15 teminat karşılığında icra dosyasında bulunan paranın ödenmemesi yönünden ihtiyati tedbir kararı vermiştir. Denizli Asliye Hukuk Mahkemesi 13/5/2003 tarihli karar ilebaşvurucunun yasal unsurları taşıyan senedi rızasıyla davalıya verdiği ve senedin iptalini gerektirir sebeplerin kanıtlayamadığı gerekçesiyledavanın reddine karar vermiştir. Menfi tespit talebini reddeden Mahkeme 5/6/2003 tarihli müzekkere ile Denizli İcra Müdürlüğüne 15/4/2002 tarihli ihtiyati tedbirin kalktığını bildirmiştir. İcra takibi sırasında Denizli İcra Müdürlüğünün 28/2/2001 tarihli yazısı üzerine tedbir konulan başvurucunun Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası hesabındaki hacizli 000 TL (eski) Menfi tespit talebinin reddine karar verilmesinden sonraİcra Müdürlüğünün Vakıflar Bankası Denizli Şubesindeki hesabına havale edilmiştir. Denizli İcra Müdürlüğü yasal kesintiler yapıldıktan sonra kalan 000 TL ve 000 TL'yi (eski) alacaklı vekiline sırasıyla 11/6/2003 ve 12/6/2003 tarihlerinde ödemiştir. Denizli Asliye Hukuk Mahkemesinin 5/6/2003 tarihli kararı Yargıtay Hukuk Dairesinin 30/4/2004 tarihli kararı ile başvurucunun ahlak ve adaba aykırı olarakdavalı ile karı koca hayatı yaşamayı temin etmek üzere verdiği bononun geçersiz olduğu gerekçesiyle davanın reddine dair ilk derece mahkemesi kararını bozmuştur. Mahkeme bozma ilamına uyarak yapmış olduğu yargılama sonucunda 30/4/2010 tarihli karar ile başvurucunun borçlu olmadığının tespitiyle icra dosyası kapsamında yapılan ödemenin istirdadına karar vermiştir. Karartaraflarca temyiz edilmekle Yargıtay Hukuk Dairesi 31/3/2011 tarihli ve E.2010/10781, K.2011/4177 sayılı karar ile başvurucu vekilinin istirdadına karar verilen miktara uygulanacak faize ilişkin temyiz itirazlarını kabul ederek hükmü bozmuş tarafların sair temyiz itirazlarını reddetmiştir. Bozma ilamına uyan Mahkeme 29/3/2012 tarihli karar ile davacının davalıya borçlu olmadığının tespiti ile bononun iptaline ilişkin 30/04/2010 tarihli kararının birinci fıkrası kesinleştiğinden bu hususta yeniden karar verilmesine yer olmadığına, icra dosyasında ödenen ve istirdadına karar verilen miktara ödeme tarihinden itibaren yasal faiz uygulanmasına karar vermiştir. Söz konusu karar temyiz edilmekle Yargıtay Hukuk Dairesinin 13/2/2013 tarihli kararı ile onanmış, karar düzeltme talebi de aynı Dairenin 30/9/2013 tarihli ilamı ile reddedilmiştir. Başvurucu 29/1/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. A. Kanun Hükümleri 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra veİflas Kanunu'nun dava tarihi itibarıyla yürürlükte olan maddesinin ilgili kısmı şu şekildedir:''Borçlu, icra takibinden önce veya takip sırasında borçlu bulunmadığını ispat için menfi tesbit davası açabilir...İcra takibinden sonra açılan menfi tesbit davasında ihtiyati tedbir yolu ile takibin durdurulmasına karar verilemez. Ancak, borçlu gecikmeden doğan zararları karşılamak ve alacağın yüzde onbeşinden aşağı olmamak üzere göstereceği teminat karşılığında, mahkemeden ihtiyati tedbir yoluyle icra veznesindeki paranın alacaklıya verilmemesini isteyebilir.Dava alacaklı lehine neticelenirse ihtiyati tedbir kararı kalkar. Buna dair hükmün kesinleşmesi halinde alacaklı ihtiyati tedbir dolayısıyla alacağını geç almış bulunmaktan doğan zararlarını gösterilen teminattan alır. Alacaklının uğradığı zarar aynı davada takdir olunarak karara bağlanır. Bu zarar herhalde yüzde kırkından aşağı tayin edilemez.Dava borçlu lehine hükme bağlanırsa derhal takip durur. İlamın kesinleşmesi üzerine münderecatına göre ve ayrıca hükme hacet kalmadan icra kısmen veya tamamen eski hale iade edilir. Borçluyu menfi tespit davası açmaya zorlayan takibin haksız ve kötü niyetli olduğu anlaşılırşa, talebi üzerine, borçlunun dava sebebi ile uğradığı zararın da alacaklıdan tahsiline karar verilir. Takdir edilecek zarar, haksızlığı anlaşılan takip konusu alacağın yüzde yirmisinden aşağı olamaz...'' 29/6/1956 tarihli ve 6762 sayılı mülga Türk Ticaret Kanunu'nun maddesi şu şekildedir:'' Bono veya emre muharrer senet: Senet metninde (Bono) veya (Emre muharrer senet) kelimesini ve senet Türkçe'den başka bir dilde yazılmışsa o dilde bono karşılığı olarak kullanılan kelimeyi; Kayıtsız ve şartsız muayyen bir bedeli ödemek vaadini; Vadeyi; Ödeme yerini; Kime ve kimin emrine ödenecek ise onun ad ve soyadını; Senedin tanzim edildiği gün ve yeri; Senedi tanzim edenin imzasını;ihtiva eder.'' 6762 sayılı mülga Kanun'un "kıymetli evrakın tarifi" kenar başlıklı maddesi şu şekildedir:''Kıymetli evrak öyle senetlerdir ki, bunlarda mündemiç olan hak senetten ayrı olarak dermeyan edilemediği gibi başkalarına da devredilemez. '' B. Yargıtay Kararları Yargıtay Hukuk Dairesinin 30/6/2014 tarihli ve E.2014/14747, K.2014/18964 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:''Menfi tespit davasının reddi kararı ile ihtiyati tedbir kararı kendiliğinden kalkar. Bunun için davanın reddi kararında ihtiyati tedbirin kalkmış olduğunun açıkça belirtilmiş olması gerekli olmadığı gibi davanın reddi kararının kesinleşmesi de şart değildir. Mahkeme menfi tespit davasının reddi kararında davanın reddi kararının kesinleşmesine kadar ihtiyati tedbirin devamına karar veremez. İİK'nun 72/maddesi hükmü nedeniyle HMK 397/2 hükmü burada uygulanmaz'' Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 17/12/2003 tarihli ve E.2003/19-781, K.2003/768sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:'' ...Aslında Kambiyo senetleri hukuku yönünden bu kayıtların bir anlamı ve önemi yoktur. Çünkü, kambiyo senedinin düzenlenmesiyle, mücerret bir borç ilişkisi yaratılmaktadır. Bu nedenle de karşı edimin elde edilip edilmediğinin önemi de bulunmamaktadır. Temel borç ilişkisinin bir sözcükle senede yansıtılması, şeklinde ortaya çıkan bedel kaydının varlığı ya da yokluğu senedin bono niteliğini etkilemez. Bedel kayıtlan daha çok keşideci ile lehdar arasındaki iç ilişki yönünden ve ispat konusunda ( HUMK. nun 290 mad. ) önem taşır. Kişisel defi nedenlerinin varlığının kanıtlanmasını kolaylaştırır....İcra ve İflas Kanunu'nun maddesi gereğince borçlu icra takibinden önce veya takip sırasında borçlu olmadığım ispat için menfi tespit davası açabilir. Kural olarak, bir vakıadan kendi lehine haklar çıkaran/iddia eden taraf o vakıayı ispat etmeye mecburdur (MK.nun 6 ). İspat yüküne ilişkin bu genel kural menfi tespit davaları için de geçerlidir. Yani, menfi tespit davalarında da tarafların sıfatları değişik olmakla beraber, ispat yükü bakımından bir değişiklik olmayıp, bu genel kural uygulanır. Bu davalarda da bir vakıadan kendi lehine haklar çıkaran ( iddia eden ) taraf o vakıayı ispat etmelidir. Menfi tespit davasında borçlu ya borçlanma iradesinin bulunmadığını ya da borçlanma iradesi bulunmakla birlikte daha sonra ödeme gibi bir nedenle düştüğünü ileri sürebilir. Borçlu borcun varlığını inkar ediyorsa, bu durumlarda ispat yükü davalı durumunda olmasına karşın alacaklıya düşer. Borçlu varlığını kabul ettiği borcun ödeme gibi bir nedenle düştüğünü ileri sürüyorsa, bu durumda doğal olarak ispat yükü kendisine düşecektir.''