Başvuru, yakalama, gözaltına alma ve tutuklama tedbirlerinin hukuki olmaması, tutukluluğa itiraz incelemesinin duruşmasız yapılması, tutukluluğa ilişkin kararların bağımsız ve tarafsız olmayan sulh ceza hâkimliklerince karara bağlanması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
Başvuru, yakalama, gözaltına alma ve tutuklama tedbirlerinin hukuki olmaması, tutukluluğa itiraz incelemesinin duruşmasız yapılması, tutukluluğa ilişkin kararların bağımsız ve tarafsız olmayan sulh ceza hâkimliklerince karara bağlanması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru 23/2/2015 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşlerine karşı süresinde beyanda bulunmuştur. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir: Birleşik Haziran Hareketi isimli grup organizesinde "zorunlu din dersleri ve okulların imam hatipleştirilmesi" konusuyla ilgili olarak yapılan protesto gösterisinde atılan sloganlar nedeniyle İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı (Başsavcılık) tarafından başvurucu hakkında Cumhurbaşkanı'na hakaret suçlamasıyla 2015/12352 sayılı dosya üzerinden soruşturma başlatılmıştır. Başvurucu, Başsavcılığın talimatıyla 12/2/2015 tarihinde yakalanarak gözaltına alınmıştır. Başvurucu aynı tarihte İzmir Emniyet Müdürlüğünde müdafii huzurunda ifade vermiş, ifadesinde özetle Özgürlük ve Dayanışma Partisi meclis üyesi olduğunu ve gözaltına alınmasını siyasi hakkına müdahale olarak gördüğünü belirterek sorulan sorulara cevap vermek istemediğini beyan etmiştir. Başsavcılık, Cumhurbaşkanı'na hakaret suçundan tutuklanması istemiyle başvurucuyu 13/2/2015 tarihinde İzmir Nöbetçi Sulh Ceza Hâkimliğine sevk etmiştir. Başvurucunun sorgusu İzmir Sulh Ceza Hâkimliği tarafından 13/2/2015 tarihinde yapılmış, başvurucunun müdafileri de sorgu esnasında hazır bulunmuştur. Başvurucunun sorgudaki savunması şöyledir:"Alsancak ÖSYM binası önünde zorunlu din derslerine ve okulların imam hatipleştirilmesini protesto etmek amacıyla Özgürlük ve Dayanışma Partisi yöneticisi olduğumdan belirtilen şekilde bir yürüyüş yapılacağını duyduğumdan biz de katkı sunmak amacıyla kendimde yürüyüşe katıldım ancak suç unsuru olduğu söylenilen 'Hırsız Katil Erdoğan, Kahrolsun AKP diktatörlüğü' şeklinde herhangi bir slogan atmış değilim, bu tip sloganların orada bulunan diğer şahıslarca atılıp atılmadığını bilmiyorum hatırlamıyorum fakat ben katılmadım, özetle atılan sloganlar birine yönelik değildir, 17-25 Aralık operasyonunda adı geçen Erdoğan'lara yöneliktir" Sorgu sonucunda başvurucunun Cumhurbaşkanı'na hakaret suçundan tutuklanmasına karar verilmiştir. Kararın ilgili bölümü şöyledir:"... isnat edilen suçun vasıf ve mahiyeti, mevcut delil durumu, delillerin henüz toplanamamış olması atılı [suçun niteliği] dolayısıyla yasada belirtilen bir tutuklama nedeninin var olması, atılı suç için belirlenen ceza miktarı dikkate alındığında şüphelinin kaçma şüphesinin bulunduğu, tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde tutuklamanın ölçülü olduğu ve tutuklamadan beklenen gayenin adli kontrol hükümleri ile sağlanamayacak olması dikkate alınarak şüphelinin CMK 100 ve müteakip maddeleri uyarınca TUTUKLANMASINA ... [karar verildi.]" 13/2/2015 tarihinde Başsavcılık, Cumhurbaşkanı'na hakaret suçundan kovuşturma yapılabilmesi için Bakanlıktan izin verilmesi talebinde bulunmuş; Adalet Bakanı'nın 19/2/2015 tarihli oluru ile kovuşturma izni verilmiştir. Başvurucu 17/2/2015 tarihinde tutuklama kararına itiraz etmiş, İzmir Sulh Ceza Hâkimliği 18/2/2015 tarihinde itirazın kesin olarak reddine karar vermiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:"Şüphelinin üzerine atılı suçu işlediğine ilişkin soruşturma dosyası içerisindeki mevcut delil durumu, atılı suçun vasıf ve mahiyeti, tutuklama kararından bu yana şüpheli lehine bir değişme ve gelişme bulunmaması ile şüphelinin tutuklulukta geçirdiği süre de dikkate alındığında İzmir Sulh Ceza Hakimliğinin şüpheli hakkında vermiş olduğu yukarıda belirtilen tarih ve sayılı tutuklama kararında usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı anlaşılmış olup, şüpheli müdafinin itirazının reddine karar vermek gerekmiş ..." Başvurucu, kararı 18/2/2015 tarihinde öğrendiğini beyan etmiş ve 23/2/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.Başvurucu, müdafilerinin tahliye talebi üzerine İzmir Sulh Ceza Hâkimliğinin yaptığı değerlendirme sonucu 26/2/2015 tarihli kararla tahliye edilmiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:"Şüphelinin atılı suçu işlediğine dair kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin bulunduğu ancak şüphelinin sabit ikametgah sahibi olması nedeniyle kaçması, saklanması veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olguların bulunmadığı, delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme şüphesinin bulunmadığı, delillerin büyük ölçüde toplanmış olduğu, atılı suçun CMK nun 100/3 maddesinde sayılan katalog suçlardan olmadığı, şüphelinin sabıkasız geçmişi ve atılı suçun karşılığı olarak yasada ön görülen hapis cezasının alt ve üst sınırlarına göre yargılama sonunda alması muhtemel cezanın miktarı dikkate alındığında şüphelinin tutukluluk halinin devamının ölçüsüz olacağı, bu anlamda CMK nun maddesinde belirtilen tutuklama tedbirinin devamını gerektirecek yasal koşulların bulunmadığı, TCK nun 299/ Maddesi uyarınca şüpheliye atılı suçla ilgili kovuşturma yapılmasının Adalet Bakanlığı' nın iznine tabi olduğu ve Cumhuriyet Başsavcılığı'nın bu konuda Adalet Bakanlığı'na yazdığı yazıya henüz cevap verilmemiş olduğu da dikkate alınarak şüpheli müdafilerinin tahliye talebinin kabulüne [karar verildi.]" Başsavcılığın 2/3/2015 tarihli iddianamesi ile başvurucunun Cumhurbaşkanı'na hakaret suçunu işlediğinden bahisle cezalandırılması istemiyle İzmir Asliye Ceza Mahkemesinde (Mahkeme) dava açılmıştır. İddianamede, başvurucunun eğitim politikalarını protesto amaçlı düzenlenen ve yasa dışı olduğu belirtilen toplantı ve gösterideki gruba "Hırsız Katil Erdoğan" şeklinde slogan attırarak Cumhurbaşkanı'na hakaret ettiği ileri sürülmüştür. Ayrıca bu eylem nedeniyle gözaltına alınırken "11 Ocak'ta İzmir'de düzenlediğimiz eylemde attığım Hırsız-Katil Erdoğan sloganı nedeniyle CB'ye hakaret suçlamasıyla gözaltına alındım ve şu anda terörle mücadele şubesine götürülüyorum, daha sonra savcı ifademi alacakmış. Yeri gelmişken tekrarlayayım Hırsız-Katil Erdoğan'' şeklinde tweet atarak hakaretine devam ettiği belirtilmiştir. İddianamede başvurucuya isnat edilen suçlamaya esas alınan olgular şöyledir:i. Olay günü olan 11/1/2015 tarihli, görevli polis memurlarınca düzenlenen tutanak ile çekilen fotoğraflar ve kamera görüntüleri dayanak gösterilerek başvurucunun Birleşik Haziran Hareketi isimli grup organizesinde ''zorunlu din derslerini ve okulların imam hatipleştirilmesini'' protesto etmek amacıyla düzenlenen ve yasa dışı olduğu belirtilen gösteri sırasında toplanan gruba "Hırsız Katil Erdoğan" şeklinde slogan attırarak Cumhurbaşkanı'na hakaret ettiği ileri sürülmüştür.ii. Başvurucunun belirtilen olay nedeniyle 12/2/2015 tarihinde gözaltına alındığı sırada kendi adına kullanmakta olduğu Twitter hesabından "11 Ocak'ta İzmir'de düzenlediğimiz eylemde attığım Hırsız-Katil Erdoğan sloganı nedeniyle CB'ye hakaret suçlamasıyla gözaltına alındım ve şu anda terörle mücadele şubesine götürülüyorum, daha sonra savcı ifademi alacakmış. Yeri gelmişken tekrarlayayım Hırsız-Katil Erdoğan'' şeklinde tweet atarak hakaretine devam ettiği belirtilmiştir. Mahkeme 11/3/2015 tarihinde iddianamenin kabulüne karar vermiş ve E.2015/229 sayılı dosya üzerinden kovuşturma aşaması başlamıştır. Mahkeme 4/5/2015 tarihli duruşmada başvurucunun savunmasını almıştır. Başvurucu, müdafileri huzurunda verdiği savunmasında özetle kalabalık tarafından atılan ve siyasi bir eleştiri niteliği taşıyan sloganlara kendisinin de iştirak ettiğini, Twitter hesabından alındığı belirtilen sözlerinin ise yasal olmayan yollarla elde edilmek suretiyle aleyhinde delil olarak kullanıldığını, ayrıca hakaret kastının olmadığını belirterek suçlamayı kabul etmemiştir. Başvurucunun savunması şöyledir:"Üzerime atılı suçlamayı kabul etmiyorum, ben Özgürlük ve Dayanışma partisi genel merkez yöneticisi olarak görev yaparım yani siyaset yapmaktayım, olay tarihlerinde değişik sivil toplum örgütleri tarafından düzenlenen etkinliğe katılmıştım, burada yürüyüşe katılan etkinliğe katılan kalabalık zorunlu din dersi ve imam hatip uygulamalarına karşı görüşlerini açıklamışlardır, benim dışımda orada bulunan kalabalık ilk kim nasıl ne şekilde söylediğini bilemiyorum ancak çoğu kişi tarafından belirtilen ''hırsız katil Erdoğan' sözlerini slogan şeklinde kullandılar, ben de bu sloganlara iştirak ettim, ancak burada amacım kimseye hakaret etmek değildi, ismi geçen şahısın yani Cumhurbaşkanının gezi olayları sırasında buradaki toplanan kalabalığın dağıtılması amacı ile bizzat talimat verdiği, bu talimat doğrultusunda da bir kısım gençlerin ölümle yaralanmaları ile sonuçlanan olaylardan olduğunu, buna dayalı olarak bu eylemlerden siyaseten sorumlu olduğunu belirtmeye yönelik toplumda milyonlarca kişi tarafından dillendirilen bir söz olarak söylenen ve hakaret kastı içermeyen bir sözdür, benim de bu sözü söylemem de hakaret kastı ile davranarak dile getirdiğim bir slogan ya da söz olmamıştır, bunun dışında hırsız şeklindeki niteleme de 17-25 Aralık soruşturmaları kapsamında tape ya da benzeri şekilde ortaya çıkan ve o dönem Başbakanlık yapan ve bu iddianamede beni muhattap aldığı yazılı olan şahısın çeşitli vesilelerle değişik miting ve toplantılarda bu görüşmelerin varlığını kabul eden beyanlarının bulunması karşılığında dile getirilen siyasi bir eleştiri taşıyan bu nedenle de herhangi bir hakaret ya da aşağılama kastı olmayan sözler olarak belirtmiş olduğumuz ya da atılan sloganlardır bunda da hakaret kastı olmadığını belirtmek istiyorum, twitter üzerinden elde edildiği belirtilen sözlerin ise dosyaya yasal olmayan yollardan elde edilerek hakkımda delil olarak kullanılmak istediğini belirtmek istiyorum ve buna yanıt vermek istemiyorum, baştan beri söylediğim tüm savunmalarım doğrultusunda hakaret kastı taşımayan söz ve davranışlarım nedeni ile beraatime karar verilmesini istiyorum" Devam eden yargılama sonunda Mahkeme 4/10/2018 tarihli kararıyla başvurucunun Cumhurbaşkanı'na hakaret suçundan 1 yıl 2 ay 17 gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve verilen hapis cezasının ertelenmesine karar vermiştir. Karar gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:"İddia; sanık savunması, olay tutanakları, kamera kaydı görüntüleri ile dosya kapsamı itibari ile; sanığın Birleşik Haziran Hareketi isimli grubun Alsancak ÖSYM binası önünde toplanıp zorunlu din dersine ve okulların imam hatipleştirilmesini protesto etmek amacı ile düzenledikleri basın açıklaması ve miting sırasında grubun hırsız katil Erdoğan şeklinde slogan attığı, sanık da dahil bir kısım şahısların bundan dolayı göz altına alınıp sanığın bu göz altına alınmadan dolayı paylaştığı twitter hesabında yine hırsız katil Erdoğan şeklinde paylaşımda bulunduğu, gerek slogan atmak ve gerekse internet ortamında hırsız katil Erdoğan şeklindeki sözlerle Cumhurbaşkanını hedef alıp Cumhurbaşkanı makamında temsil eden Recep Tayyip Erdoğan'a yönelik olarak onur ve saygınlığına yönelik olarak küçük düşürücü ifadeler kullandığı, sanığın söz konusu ifadeleri kullandığını ve internet ortamında paylaştığını, ancak bunun suç teşkil etmeyip ifade özgürlüğü kapsamında olduğunu beyan etmesine karşın yerleşmiş Yargıtay İçtihatları itibari ile bu sözlerin hakaret suçunu oluşturduğu, sanığın slogan atmak kastı ile de olsa dahi Cumhurbaşkanına yönelik bu şekildeki sözlerinin hakaret suçunu oluşturması nedeni ile genel kastla işlenen bu eylemden dolayı sanığın sorumlu olduğu, sanığın bir suç işleme kararı altında hem slogan atmak hem de internet ortamında paylaşmak sureti ile hakarette bulunduğu sabit olduğundan 5237 sayılı TCK'nun 299/1, 43/1 maddeleri gereğince cezalandırılmasına, sanığın geçmişteki hali ve suç işleme hususundaki eğilimi de nazara alınarak verilen hapis cezalarını ertelenmesi halinde ileride bir daha suç işlemekten çekineceği yönünde mahkememize kanaat oluştuğundan verilen hapis cezasının ertelenmesine karar vermek gerektiği kanaatine varılmıştır." Mahkûmiyet kararına karşı başvurucu tarafından istinaf talebinde bulunulması üzerine talebi inceleyen İzmir Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesi 4/7/2019 tarihinde istinaf başvurusunun esastan reddine dair kesin olarak karar vermiştir. Mahkemece 18/9/2019 tarihinde mahkûmiyet hükmüyle ilgili olarak kesinleştirme işlemi yapıldıktan sonra başvurucunun temyiz talebi üzerine 17/10/2019 tarihli ve 7188 sayılı Kanun gereği 5/11/2019 tarihinde verilen ek kararla hükmün infazı durdurularak dosyanın Yargıtay incelemesine gönderilmek üzere İzmir Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir. Dava, bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla temyiz incelemesinde derdesttir. A. İlgili Mevzuat 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun "Tutuklama nedenleri" kenar başlıklı maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir: “(1) Kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olguların ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli veya sanık hakkında tutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesi beklenen ceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama kararı verilemez. (2) Aşağıdaki hallerde bir tutuklama nedeni var sayılabilir:a) Şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olgular varsa.b) Şüpheli veya sanığın davranışları; Delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme, Tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapılması girişiminde bulunma,Hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsa.” 5271 sayılı Kanun'un "Tutuklama kararı" kenar başlıklı maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:"(1) Soruşturma evresinde şüphelinin tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi tarafından, kovuşturma evresinde sanığın tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının istemi üzerine veya re'sen mahkemece karar verilir. Bu istemlerde mutlaka gerekçe gösterilir ve adlî kontrol uygulamasının yetersiz kalacağını belirten hukukî ve fiilî nedenlere yer verilir. (2) Tutuklamaya, tutuklamanın devamına veya bu husustaki bir tahliye isteminin reddine ilişkin kararlarda;a) Kuvvetli suç şüphesini,b) Tutuklama nedenlerinin varlığını,c) Tutuklama tedbirinin ölçülü olduğunu,gösteren deliller somut olgularla gerekçelendirilerek açıkça gösterilir. Kararın içeriği şüpheli veya sanığa sözlü olarak bildirilir, ayrıca bir örneği yazılmak suretiyle kendilerine verilir ve bu husus kararda belirtilir." 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun "Cumhurbaşkanı'na hakaret" kenar başlıklı maddesi şöyledir: "(1) Cumhurbaşkanına hakaret eden kişi, bir yıldan dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (2) Suçun alenen işlenmesi hâlinde, verilecek ceza altıda biri oranında artırılır. (3) Bu suçtan dolayı kovuşturma yapılması, Adalet Bakanının iznine bağlıdır."B. Yargıtay Kararları Yargıtay Ceza Dairesinin 13/3/2020 tarihli ve E.2019/11164, K.2020/2033 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:"...Demokratik toplumlarda siyasiler, üst düzey bürokratlar ile kamuya mal olmuş kişiler, diğer insanlara nazaran ağır eleştirilere daha fazla katlanmalıdırlar. Ancak hakarete hiçbir kimse katlanmak zorunda değildir. İfade hürriyeti bakımından eleştiri ve hakaret ayrı ayrı değerlendirilmesi gereken kavramlardır. Kaba sövme hiçbir koşulda eleştiri olarak kabul edilemez. Türk toplumunun önemli bir kesiminin kendilerini siyasi liderleriyle özdeşleştirdiği, liderlerine yapılan ve kamuya yansıyan hakaretleri kendilerine yapılmış gibi algılayarak aşırı reaksiyon gösterdikleri, bu hakaretlerin toplumdaki kutuplaşmayı artırdığı, hakaret ve sövme fiillerinin, adi olaylarda dahi birçok öldürme ve nitelikli yaralamalara sebebiyet verdiği gözetildiğinde, bu fiillerin orantılı bir yaptırıma bağlanmasının toplumsal barışın ve kamu düzeninin korunması bakımından da demokratik toplumda zorlayıcı bir ihtiyacın karşılanması kapsamında değerlendirilmesi gerekir.Bu açıklamalar ışığında basın açıklaması sonrasında 'Katil, Hırsız Erdoğan' şeklinde grupla birlikte slogan attığı anlaşılan sanığın eyleminin bireyin kendini gerçekleştirmesine ya da toplumun gelişmesine katkı sunması beklenen bir değer içermemesi, söylendiği yer ortam ve zaman itibariyle toplumsal barışı ve kamu düzenini bozma riski barındırması ve özellikle eleştiri sınırlarını aşarak açıkça Cumhurbaşkanının şeref ve saygınlığına saldırı mahiyetinde olması nedeniyle ifade hürriyeti kapsamında değerlendirilemeyeceğinden sübut bulan müsnet suçtan orantılı bir ceza ile cezalandırılması gerekirken beraatine karar verilmesinde isabet görülmemekle, anılan kararın kanun yararına bozulmasına karar verilmesi gerekmiştir..." Yargıtay Ceza Dairesinin 8/2/2019 tarihli ve E.2018/6617, K.2019/1197 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:"...Siyasilerin, üst düzey bürokratlar ile kamuya mal olmuş kişilerin, diğer insanlara nazaran ağır eleştirilere daha fazla katlanmak zorunda oldukları demokratik toplumlarda geniş bir kabul görmüştür. Ancak eleştiri kırıcı, şok edici ya da rahatsız edici olsa bile hakarete varmamalıdır. Zira hiçbir kimse hakarete katlanmak zorunda değildir. İfade hürriyeti bakımından eleştiri ile hakaret arasındaki ince çizgi toplumda hakim olan ortalama düşünüş ve anlayışa göre, kişilerin ifade hürriyeti ile mağdurun birey olarak onur ve şerefi arasındaki denge de gözetilmek suretiyle hakim tarafından belirlenmelidir. Kaba sövme hiçbir koşulda eleştiri olarak kabul edilmemelidir. Türk toplumunun önemli bir kesiminin kendilerini siyasi liderlerle özdeşleştirdiği, bu kişilere yapılan ve kamuya yansıyan hakaretlerin kendilerine yapılmış gibi tepkilere sebebiyet verip toplumdaki kutuplaşmayı artırdığı, birçok öldürme ve nitelikli yaralama ile sona eren adli olaylarda dahi olayların başlangıcında hakaret ve sövme fiillerinin olduğu gözetildiğinde, bu fiillerin yaptırımsız bırakılmasının demokratik toplum düzenini bozacağı gözden uzak tutulmamalıdır.Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; sanığın suç tarihinde Facebook isimli sosyal paylaşım sitesinde Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanını gösteren resim ve haber metnini, '3 bin 643 lira zam alan Tayyip'e hırsız demek suç değil gerçekliktir. Bunun adı gerçekten hırsızlık. Başka bir tanımı yok!' şeklinde yorum ile paylaşmaktan ibaret eyleminin, kişinin kendini gerçekleştirmesi ya da toplumun gelişmesine katkı sunan bir içeriği bulunmadığı gibi doğrudan Cumhurbaşkanını küçük düşürücü, onur, şeref ve haysiyetini zedeleyecek nitelikte olduğu, bu nedenle sanığın üzerine atılı suçun tüm unsurlarıyla oluştuğu gözetilmeden sanığın sübut bulan müsnet suçtan mahkumiyeti yerine hukuki olmayan gerekçeye istinaden yazılı şekilde beraatine karar verilmesi yerinde görülmemiş ise de sanık hakkında verilen beraat kararı temyiz edilmeksizin kesinleşmiş olduğundan CMK'nın 309/4-c maddesi uyarınca sanık aleyhine sonuç doğurmamak üzere bozulmasına karar verilmiştir..." Yargıtay Ceza Dairesinin 19/7/2017 tarihli ve E.2016/6928, K.2017/4807 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:"...Sanığın yukarıda belirtilen tarihlerde kendi facebook sayfasında aynı suç kastıyla ve birden fazla kez Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanını kastettiği açıkça anlaşılacak şekilde; katil, yezit, hapisten korktuğu için zulmeden, teröristleri besleyen gibi doğrudan Cumhurbaşkanını halk nezdinde küçük düşürücü, onur ve saygınlığını zedeleyici, isnatlarda bulunmak suretiyle AİHS ve hukuk düzenimizin koruduğu düşünce özgürlüğü kapsamında kalmayan, anlam ve içerik derinliğinden yoksun, sloganik tarzda aşağılayıcı ve hakaret kastıyla söylenmiş paylaşımlardan ibaret sanığın eyleminin Cumhurbaşkanına hakaret suçunu oluşturacağı gözetilmeden, 5237 sayılı Kanunun 299/1-2 ve 43/1 maddeleri uyarınca sanık hakkında mahkumiyet kararı verilmesi gerekirken beraat kararı verilmesi isabetli olmadığından Uşak Asliye Ceza Mahkemesinin ... tarih ve ... sayılı kararının CMK 309(4)c maddesi uyarınca sanığın aleyhine sonuç doğurmamak üzere kanun yararına bozulmasına ilişkin aşağıdaki şekilde karar vermek gerekmiştir..." Yargıtay Ceza Dairesinin 1/10/2018 tarihli ve E.2018/1201, K.2018/2945 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:"...Sanığın facebook isimli sosyal paylaşım sitesindeki hesabı üzerinden Cumhurbaşkanına hakaret içeren paylaşım yapıldığından bahisle sanık hakkında eylemlerine uyan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunun 299/ maddesinde düzenlenen 'Cumhurbaşkanına hakaret' suçundan yargılama yapılmış ise de, sanığın hesabı üzerinden 2013 tarihinde 'aman dikkat hırsız var' şeklinde paylaşılan hakaret içerikli ifadelerin yayınlandığı tarih itibari ile Cumhurbaşkanı R.T.E.'nin, Türkiye Cumhuriyeti Başbakanlığı görevini ifa ettiğinin anlaşılması karşısında, sanığın eyleminin 5237 sayılı Kanunun 125/3-a maddesinde düzenlenen 'Kamu görevlisine hakaret' suçunu oluşturduğu anlaşılmakla; sanığa 5271 sayılı CMK'nın maddesi uyarınca ek savunma hakkı tanınıp, sanığın savunması alındıktan sonra hukuki durumunun tayin ve takdiri gerekirken hukuki nitelendirmede ve vasıflandırmada hataya düşülerek, eylemin anılan Kanunun 299/1 maddesine uyduğunun kabulü ile yazılı şekilde düşme kararı verilmesi ..."