11. Hukuk Dairesi 2023/6418 E. , 2024/7875 K. MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 22. Hukuk Dairesi SAYISI : 2020/1337 Esas, 2023/1184 Karar HÜKÜM : Esastan ret İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 9. Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2016/862 E., 2020/74 K. Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvuru…
**11. Hukuk Dairesi 2023/6418 E. , 2024/7875 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 22. Hukuk Dairesi SAYISI : 2020/1337 Esas, 2023/1184 Karar HÜKÜM : Esastan ret İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 9. Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2016/862 E., 2020/74 K. Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: KARAR I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; askeri ve sivil hava meydanlarında hava araçlarının ihtiyacı için gerekli uçak yakıtının tedarik ve teslimine ilişkin 1 yıl süreli sözleşmesinin 16.03.2016 tarihinde taraflar arasında aktedildiğini, davalının 13.07.2016 tarihli ihtarnamesinde müvekkilinin yükümlülüklerini ihlal ettiği iması varsa da bu imanın doğru olmadığını, davacının tüm yükümünü yerine getirdiğini, davalının en son 04.08.2016 tarihinde müvekkilinden yakıt aldığını, müvekkilinin de 07.10.2016 tarihli ihtarnamesi ile davalıyı ifaya davet ettiğini, davet ihbarına cevap vermeyen, ifa etmeyen davalının fiilen direngen durumuna düştüğünü, müvekkilinin 19.10.2016 tarihli ihtarname ile sözleşmenin 22.2. maddesinde ifaya ekli düzenlenen cezai şartın ödenmesini istediğini, cevap vermeyen davalının sessizliğinin müvekkilini ekarte ederek emtiayı üçüncü şahıs veya şahıslar kanalıyla satın aldığı gerçekliğine dayandığını, davalının 02.08.2016 tarihinden dava tarihine kadar sözleşmeyi ifa etmediği dönem için müspet zararı da ödemesi gerektiğini, davalının gerek kendisi, gerekse Türk Hava Kurumu çatısı altında organik bağı olan tüzel kişilikler kanalıyla müvekkilinin zararına emtiayı tedarik ettiği gibi bu emtiayı müvekkilinin hammadde tedarikçisi şirketten sağladığını ileri sürerek sözleşmeyi kasten ifa etmemekte direnen kusurlu davalının sözleşmenin 22.2. maddesinde ifaya ekli olarak düzenlenen cezai şart miktarından şimdilik 100.000,00 TL’nin 19.10.2016 tarihli ihtarnamenin davalıya tebliğinden itibaren işleyecek en yüksek ticari temerrüt reeskont faizi ile birlikte tahsilini, müvekkilinin sözleşmenin ifasından beklediği ifa menfaatine yönelik zararlarından dolayı ve sözleşmede yer alan ifaya ekli düzenlemesine istinaden cezai şartın yanı sıra olumlu zararın, 05.08.2016 ile dava tarihine kadar olan dönemde tahakkuk etmesi gereken olumlu zararın hesap edilerek şimdilik 30.000,00 TL’nin dava tarihinden itibaren işleyecek en yüksek ticari temerrüt reeskont faizi ile birlikte tahsilini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının 117.308 litre yakıtı 24.06.2016 günü yangın bölgelerindeki tankerlere sevkedeceğini bildirdiği halde 6 gün sonra 30.06.2016 tarihinde getirebildiğini, yakıt boşaltma işinin de 01.07.2016 tarihi saat 04:30’a kadar sürdüğünü, müvekkilinin de noksan yakıtı ... Ofisi A.Ş.’den (POAŞ) yüksek fiyatla tamamlamak zorunda kaldığını, sözleşmenin 14.5. maddesine göre satıcının her an sevkiyatı mümkün olacak 200.000 litre yakıtı hazır bulundurma yükümü bulunduğu halde davacının bu taahhüdünü hiçbir zaman yerine getirmediğini, sözleşmeye aykırılık teşkil eden davacının bu eylem ve eksikliklerini ivedi gidermesi için müvekkilinin 13.07.2016 tarihli ihtarnameyi gönderdiğini, ancak davacının yükümlülüklerine uymamak hususunda ısrarlı davrandığını, müvekkilinin de üçüncü kişilerden yüksek fiyatlı alım zorunda kalmasıyla maddi kayba uğradığını, taahhüt edilen işin mahiyeti orman yangını ile mücadele olduğundan yapılacak ufak hataların büyük sonuçlar doğuracağını, müvekkilinin gizli alım yaptığı iddiasına bir anlam verilemediğini, gönderdikleri ihtarnameler incelendiğinde fesih beyanlarının bulunmadığının görüleceğini, bu ibarenin tamamen davacının söylemi olduğunu, ihtarnamelerde davacının yakıt ikmaline ilişkin eksikliğin ivedi giderilmesi yönünde ifaya davet taleplerinin yer aldığını, davacının bu eksiklikleri gidermek yerine sözleşmenin feshi yoluna gittiğini, müvekkilinin belli bir sürede belli bir miktar alım yükümünün bulunmadığını, davacının ifaya ekli cezai şart isteyemeyeceğini, asgari alım garantisi verilmediği için mahrum kalınan kâr adı altında müspet zarar da talep edemeyeceğini savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesince, davacının ilk talebinin sözleşmenin 22.2 ve 6079 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6079 sayılı Kanun) 179 uncu maddeleri uyarınca ifaya ekli cezai şart istemine ilişkin olduğu, davacı vekilinin davalının kendilerinden en son 04.08.2016 tarihinde ürün teslim aldığını, sözleşmenin kalan 224 günlük süresi içerisinde ürün talep etmeyerek sözleşmeyi uygulanmaz hale getirdiğini belirtip, sözleşme fesih edilmemekle birlikte sözleşmenin 22.2. maddesinin kendilerine ifaya ekli cezai şartı talep hakkı verdiğini ileri sürdüğü, taraflar arasındaki 16.03.2016 tarihli ve bir yıl süreli sözleşmenin 22. maddesinin “Anlaşmanın (erken) Feshi” başlığını taşıdığı, 22.1. maddesinde tarafların yazılı mutabakatı ile sözleşmenin her zaman feshedilebileceğinin düzenlendiği, 22.2. maddesinde ise “Süre bitmeden önce de anlaşmanın taraflarından birisi tek taraflı olarak diğer tarafı yazılı olarak fesih tarihinden 30 gün öncesinden bilgilendirmek şartıyla feshedebilir. Mücbir nedene dayanmayan haksız fesih işlemi gerçekleştiren taraf diğer tarafa 300.000,00 USD nakdi ve cezai şartı ifaya ekli olmak üzere ödemeyi kabul ve taahhüt eder.” hükmünün yer aldığı, her iki şirketin 16.03.2016 tarihli sözleşmeyi feshetmedikleri, davacının kendilerinden en son 04.08.2016 tarihinde akaryakıt alındığını, bir daha alım yapılmadığını, bu durumu sözleşmenin 22.2. maddesindeki ifaya ekli cezai şartı talep hakkı verdiğini ileri sürdüğü, sözleşmenin 22.1. maddesinde mutabakat ile her zaman fesih yapılabileceğinin öngörüldüğü, 22.2. maddesinde ise “..... mücbir nedene dayanmayan haksız fesih işlemini gerçekleştiren taraf diğer tarafa 300.000,00 USD nakdi ve cezai şartı ifaya ekli olmak üzere ödemeyi kabul ve taahhüt eder.” hükmünün açık ve net olduğu, sözleşme fesih edilmediği takdirde cezai şart talep edilemeyeceği, sözleşme fesholmadığı için haksız fesihten söz edilemeyeceği, bu nedenle ifaya ekli cezai şartın da istenemeyeceği, davacının bir diğer talebinin 04.08.2016 tarihinde yapılan son ürün teslim tarihi ile sözleşmenin sona ereceği tarihe kadar geçecek 224 günlük süre için akaryakıt talep edilmemesi nedeniyle davacının uğradığı ileri sürülen kâr yoksunluğu kaybının davalıdan tahsili istemine ilişkin olduğu, davacının kâr yoksunluğu talep edebilmesi için taraflar arasındaki sözleşmede davalının belirli bir miktar ürün satın almayı taahhüt etmesi ve taahhüt edilen miktar kadar ürün satın almaması gerektiği, sözleşmede davacıdan belirli bir miktar ürün alımının davalı tarafından garanti edilmemiş olması nedeniyle davacının gelir kaybı talebinde bulunamayacağı gibi 25.07.2019 tarihli ek bilirkişi raporunda da belirtildiği gibi, davacının hiçbir aşamada sözleşme ile taahhüt ettiği miktarda akaryakıtı stoklarında bulundurmadığı, davalının yerel hava alanları için talep ettiği akaryakıtın da süresinde ve yeterli miktarda sağlanmamış olması nedeniyle davalının dava dışı tedarikçilerden akaryakıt almak zorunda kaldığı, bu haliyle sözleşme fesih edilmemekle birlikte sözleşme hükümlerine aykırı davranılarak sözleşmeyi işlemez hale getirenin davacı olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekilince istinaf edilmiştir. IV. BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI Bölge Adliye Mahkemesince, sözleşmenin 22.1. maddesinde mutabakat ile her zaman fesih yapılabileceğinin belirtildiği, 22.2. maddesinde ise “... mücbir nedene dayanmayan haksız fesih işlemini gerçekleştiren taraf diğer tarafa 300.000,00 USD nakdi ve cezai şartı ifaya ekli olmak üzere ödemeyi kabul ve taahhüt eder.” hükmünün düzenlendiği, taraflarca sözleşmenin feshedilmediği, bilakis sözleşmenin taraflarca ayakta tutulduğu, bu nedenle haksız fesihten söz edilemeyeceğinden davacı tarafça cezai şart talep edilemeyeceği, davacının diğer talebi yönünden ise; davacının kâr yoksunluğu talep edebilmesi için taraflar arasındaki sözleşmede davalının belirli bir miktar ürün satın almayı taahhüt etmesi ve taahhüt edilen miktar kadar ürün satın almamış olması gerektiği, somut uyuşmazlığın dayanağı olan sözleşmede davacıdan belirli bir miktar ürün alımının davalı tarafından garanti edilmemiş olması nedeniyle davacının gelir kaybı talebinde bulunamayacağı gibi 25.07.2019 tarihli ek bilirkişi raporunda da belirtildiği gibi, davacının hiçbir aşamada sözleşme ile taahhüt ettiği miktarda akaryakıtı stoklarında bulundurmadığı, davalının yerel hava alanları için talep ettiği akaryakıtın da süresinde ve yeterli miktarda sağlanmamış olması nedeniyle davalının dava dışı tedarikçilerden akaryakıt almak zorunda kaldığı, bu haliyle sözleşme fesih edilmemekle birlikte sözleşme hükümlerine aykırı davranılarak sözleşmeyi işlemez hale getirenin davacı olduğunun anlaşıldığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, karar davacı vekilince temyiz edilmiştir. V. TEMYİZ İNCELEMESİ 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dava, cezai şart ve gelir kaybı alacağının tahsili istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri. 2.6079 sayılı Kanun'un 179 uncu maddesi, 112 vd. maddeleri. 3. Değerlendirme Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun 6100 sayılı Kanun'un 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin (1) numaralı alt bendi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir. VI. SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, aynı Kanun'un 372 nci maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, 07.11.2024 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.