Başvuru, başvurucunun annesinin hastalığı hakkında yanlış tanı konulması sonucu vefat etmesi ve olay hakkında etkili bir ceza soruşturması yürütülmemesi nedenleriyle yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, başvurucunun annesinin hastalığı hakkında yanlış tanı konulması sonucu vefat etmesi ve olay hakkında etkili bir ceza soruşturması yürütülmemesi nedenleriyle yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 21/8/2014 tarihinde Ankara Ağır Ceza Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir. İkinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 27/2/2015 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. A. Olaylar Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucunun annesi müteveffa Aysel Kılınç, 7/2/2013 tarihinde özel bir hastanenin acil servisine göğüs ağrısı ve çarpıntı şikâyeti ile başvurmuş, yapılan tetkik ve tedavi neticesinde kardiyoloji poliklinik önerisi ile evine gönderilmiş, aynı gece durumunun daha da kötüye gitmesi nedeniyle Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesine götürülmüş ancak 9/2/2014 tarihinde burada yaşamını yitirmiştir. Başvurucu, annesinin ölümünde ihmali bulunduğunu iddia ettiği özel hastane çalışanı doktorlar H.A. ve A.R.Ç. hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına (Cumhuriyet Başsavcılığı) müracaat ederek cezalandırılmaları talebiyle şikâyetçi olmuştur. Cumhuriyet Başsavcılığının 12/3/2014 tarihli kararıyla, şüpheli doktorların ölümün gerçekleşmesinde kusurlarının bulunmadığına dair Adli Tıp Kurumu İhtisas Kurulunun 4/12/2013 tarihli ve 4782 sayılı raporuna istinaden kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiştir. Karar gerekçesinin ilgili bölümü şöyledir:"...Adli Tıp Kurumu Adli Tıp İhtisas Kurulu tarafından düzenlenen 04/12/2013 tarih ve 4782 sayılı rapora göre ;2013 tarihinde acil servise göğüs ağrısı ve çarpıntı şikayetiyle başvurduğu, yapılan tetkik ve tedavi sonrası kardiyoloji poliklinik önerisi ile evine gönderildiği, aynı gece fenalaşarak getirildiği hastanede yatırıldığı, takip ve tedavisi yapılırken 2013 tarihinde öldüğü bildirilen1939 doğumlu Aysel Kılıç hakkında düzenlenmiş adli ve tıbbi belgelerde bulunan veriler birlikte değerlendirildiğinde;1-Her ne kadar zamanında otopsi yapılarak iç organlarda makroskopik, histopatolojik, toksikolojik ve serolojik incelemeler yapılmamış olsa da tıbbi belgelerine göre; B... Hastanesine 2013 tarihli saat 00'da başvurusu olup göğüs ağrısı şikayeti ile geldiği, TA 120/60mmhg, nabız 78/dk, SS 18/dk olduğu, saturasyon %88 olup oksijen ile 98 olduğu, KŞ 233 geldiği, KAH,MI,HT,DM,stent operasyon öykülü hastaya EKG çekildiği, PA akciğer grafisinde aort topuzu belirgin, kalp minimal büyük, akciğerde konsolidasyon, kitle olmadığı, hasta saat 00'da monitörize edildiği, saat 21'de3lt/dk O2 başlandığı, saat 03 de CKMB 50, troponin 02, Na 138, K 90 geldiği, hipoklamesi olup kardioloji polikliniğine kontrol önerildiği, saat 28'de hastaneden çıkışı olduğu, ayrıca kişiye ait EKG grafilerinin incelenmesi ve hastaya ait kan tetkiklerinde CK-MB, troponin ve elektrolit düzeyleri de birlikte değerlendirildiğinde kişinin ölümünün kalp damar hastalığı ve gelişen komplikasyonlar sonucu meydana gelmiş olduğu,2-Adli ve tıbbi belgelere göre, B... Hastanesine 2013 tarihli saat 00'da başvurusu olup göğüs ağrısı şikayeti ile geldiği,TA 120/60mmhg, nabız 78/dk, SS 18/dk olduğu, saturasyon %88 olup oksijen ile 98 olduğu, KŞ 233 geldiği, KAH,MI,HT,DM,stent operasyon öykülü hastaya EKG çekildiği, PA akciğer grafisinde aort topuzu belirgin, kalp minimal büyük, akciğerde konsolidasyon, kitle olmadığı, hasta saat 00'da monitörize edildiği, saat 21'de3lt/dk O2 başlandığı, saat 03 de CKMB 50, troponin 02, Na 138, K 90 geldiği, hipoklamesi olup kardioloji polikliniğine kontrol önerildiği, saat 28'de hastaneden çıkışı olduğu, eve döndüğünde göğüs ağrısı tekrar nüks ettiği, bunun üzerine, 112 Acil Servis'ten ambulans çağrıldığı ve Ankara Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesine götürüldüğü, 2013 tarihinde nefes darlığı, bilinç bulanıklığı şikayeti ile acil servise başvuran hastada yavaş ventrikuler cevaplı atrial fibrilasyon tanısı konulduğu, hasta acil serviste takip edilirken solunum arresti gelişmesi üzerine entube edilerek koroner yoğun bakım ünitesine transfer edildiği, genel durumu kötü, bilinci kapalı, nonkoopere, nonoryante olduğu, TA: 80/50mmhg nb:56/dk, EKG'de atrialfibrilasyon, hız:56/dk olup, EKO'da anterior ve inferior mid bazali hipokinetik, EF:%45 olduğu, yoğun bakıma solunum arresti ve yavaş ventrıkuler cevaplı AF ön tanıları yatırıldığı, digoksin intoksikasyonu da düşünülerek tüm hız kırıcıları stoplanarak takibe alındığı, takiplerinde hızı 30 dk.ya düşen hastaya geçici pace maker implante edildiği, hemodinamisi bozuk olduğundan pozitif inotrop desteği ile takibe alındığı, takiplerinde 3 kez arrest olduğu, üst GIS kanama gelişmesi üzerine dahiliyeye danışılarak GIS kanama protokolü uygulanmaya başlandığı, takiplerinde VT atağı gelişen hasta başarılı bir şekilde kardioversiyon sonrası döndüğü, hasta 2013 tarihinde iki kez arrest olan hasta saat 11:15 de tüm müdahalere cevap vermemesi üzerine 2013 saat 12:00 da exitus kabul edildiği dikkate alındığında, ayrıca EKG grafilerinin incelenmesi sonucunda; Özel B... Hastanesi'nde acil serviste görevli Dr. A... R...Ç...in göğüs ağrısı ile gelen hastada kardiak enzimleri istediği, EKG, PA akciğer grafisi çektirdiği, gözlemde takibi sonrası sonuçlarda potasyumda düşüklük dışında acil patoloji saptamayınca kardioloji poliklinik önerisi ile aynı gün hastayı taburcu ettiği birlikte değerlendirildiğinde uygulamalarının tıp kurallarına uygun olup atfı kabil kusur bulunmadığı, ayrıca Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde kişinin takip ve tedavisinde yer alan hekim ve yardımcı sağlık personelinin de uygulamaların tıbben doğru olduğu" hususunda oy birliğiyle karar verildiği, Yapılan soruşturma sonucunda müteveffa Aysel Kılınç'ın ölümünün doğal nedenlerden dolayı meydana geldiği, olayda şüphelilerin kusurunun bulunduğuna dair soyut iddia dışında, kamu davası açmaya yeterli delil elde edilemediği anlaşılmakla, şüpheliler hakkında KOVUŞTURMAYA YER OLMADIĞINA (karar verilmiştir). Başvurucunun bu karara itirazı, Sincan Ağır Ceza Mahkemesinin 28/5/2014 tarihli ve 2014/1704 Değişik İş sayılı kararıyla kesin olarak reddedilmiştir. Karar gerekçesi şöyledir:"İtiraz üzerine Kovuşturmaya Yer Olmadığına Dair Karar evrakının yapılan incelemesinde; şikayetçinin şikayeti üzerine şüpheliler hakkında "Taksirle ölüme neden olma" suçundan dolayı soruşturma açıldığı, soruşturma sonunda Ankara Başsavcılığı'nca şüpheliler hakkında müsnet suçtan kamu adına kovuşturmaya yer olmadığına dair kararınverildiği anlaşıldığından, CMK’nın maddesinde “(1) Cumhuriyet savcısı, soruşturma evresi sonunda, kamu davasının açılması için yeterli şüphe oluşturacak delil elde edilememesi veya kovuşturma olanağının bulunmaması hâllerinde kovuşturmaya yer olmadığına karar verir… (2) Kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildikten sonra yeni delil meydana çıkmadıkça, aynı fiilden dolayı kamu davası açılamaz.” hükmü yer almakta olup yeni delil meydana çıkması halinde aynı fiilden dolayı kamu davası açılabileceği muhakkaktır.Dosya kapsamına göre; Kovuşturmaya Yer Olmadığına Dair Karar da belirtilen gerekçeye göre Kovuşturmaya Yer Olmadığına Dair Karar usul ve yasaya uygun olduğu anlaşıldığından itirazın reddine karar vermek gerekmiştir." Bu karar başvurucuya 24/7/2014 tarihinde tebliğ edilmiş olup başvurucu otuz günlük yasal süresi içinde, 21/8/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. UYAP üzerinden yapılan incelemede başvurucunun söz konusu özel hastane veCumhuriyet Başsavcılığı tarafından hakkında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilen doktor A.R.Ç hakkında 2/2/2015 tarihinde Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi (Hukuk Mahkemesi) nezdinde annesinin ölümü nedeniyle manevi tazminat talepli dava açtığı ve davanın derdest olup duruşmasının 6/10/2016 tarihine talik edildiği görülmüştür.B. İlgili Hukuk Haksız fiillerden doğan borç ilişkilerini düzenleyen 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun “Sorumluluk” başlıklı maddesi şöyledir:“Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür.Zarar verici fiili yasaklayan bir hukuk kuralı bulunmasa bile, ahlaka aykırı bir fiille başkasına kasten zarar veren de, bu zararı gidermekle yükümlüdür.” 6098 sayılı Kanun’un haksız fiillerden doğan borç ilişkilerinin ceza hukuku ile ilişkisini düzenleyen maddesi şöyledir:“Hâkim, zarar verenin kusurunun olup olmadığı, ayırt etme gücünün bulunup bulunmadığı hakkında karar verirken, ceza hukukunun sorumlulukla ilgili hükümleriyle bağlı olmadığı gibi, ceza hâkimi tarafından verilen beraat kararıyla da bağlı değildir. Aynı şekilde, ceza hâkiminin kusurun değerlendirilmesine ve zararın belirlenmesine ilişkin kararı da, hukuk hâkimini bağlamaz. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 13/4/2011 tarihli ve E.2010/13-717, K.2011/129 sayılı kararı şöyledir:"(...)Bir davada dayanılan maddi olguları hukuksal açıdan nitelendirmek ve uygulanacak yasa hükümlerini bulmak ve uygulamak HUMK. maddesi gereği doğrudan hakimin görevidir. Davacı, davalı doktor tarafından yapılan ameliyat nedeniyle ameliyat edilen bölgede yabancı cisim bırakıldığından yeniden ameliyat olmak zorunda kaldığını ileri sürerek maddi ve manevi tazminat istemiştir. Davanın temeli vekillik sözleşmesi olup, özen borcuna aykırılığa dayandırılmıştır (BK. 386-390). Vekil vekalet görevine konu işi görürken yöneldiği sonucun elde edilmemesinden sorumlu değil ise de, bu sonuca ulaşmak için gösterdiği çabanın, yaptığı işlemlerin, eylemlerin ve davranışların özenli olmayışından doğan zararlardan dolayı sorumludur. Vekilin sorumluluğu, genel olarak işçinin sorumluluğuna ilişkin kurallara bağlıdır. Vekil işçi gibi özenle davranmak zorunda olup, en hafif kusurundan bile sorumludur (BK.321/md.). O nedenle doktorun meslek alanı içinde olan bütün kusurları, hafif de olsa, sorumluluğun unsuru olarak kabul edilmelidir. Doktor, hastasının zarar görmemesi için, mesleki tüm şartları yerine getirmek, hastanın durumunu tıbbi açıdan zamanında ve gecikmeksizin saptayıp, somut durumun gerektirdiği önlemleri eksiksiz biçimde almak, uygun tedaviyi de yine gecikmeden belirleyip uygulamak zorundadır. Asgari düzeyde dahi olsa, bir tereddüt doğuran durumlar da, bu tereddüdünü ortadan kaldıracak araştırmalar yapmak ve bu arada da, koruyucu tedbirleri almakla yükümlüdür. Çeşitli tedavi yöntemleri arasında bir seçim yapılırken, hastanın ve hastalığın özellikleri göz önünde tutulmak, onu risk altına sokacak tutum ve davranışlardan kaçınılmalı ve en emin yol seçilmelidir. Gerçekten de müvekkil (hasta), mesleki bir iş gören doktor olan vekilden, tedavinin bütün aşamalarında titiz bir ihtimam ve dikkat göstermesini beklemek hakkına sahiptir. Gereken özeni göstermeyen vekil, BK.nun 394/maddesi hükmü uyarınca, vekaleti gereği gibi ifa etmemiş sayılmalıdır. Tıbbın gerek ve kurallarına uygun davranılmakla birlikte sonuç değişmemiş ise doktor sorumlu tutulmamalıdır.(...)"