Başvuru, kolluk güçleri tarafından yakalama işlemi yapılırken hukuka aykırı kuvvet kullanılması nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, kolluk güçleri tarafından yakalama işlemi yapılırken hukuka aykırı kuvvet kullanılması nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 3/6/2016 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde olaylar özetle şöyledir: Başvurucu 1990 doğumlu olup Şırnak'ta yaşamaktadır. 14/2/2009 tarihinde PKK terör örgütü kurucusunun yakalanmasının yıl dönümü nedeniyle düzenlenen protesto eylemlerine katılan başvurucu, kolluk güçleri tarafından yakalanarak gözaltına alınmış ve 15/2/2009 tarihinde Sulh Ceza Mahkemesince tutuklanmıştır. Başvurucu gözaltına alınırken ve gözaltından çıkarılırken hakkında sağlık raporları düzenlenmiştir. Gözaltına alınmadan önce alınan raporda, başvurucunun sol kemik küreği üzerinde hassasiyetin mevcut olduğu bilgisine yer verilerek sağ ve sol dirsekleri ile boynunun alt kısmında çizikler tespit edildiği açıklanmıştır. Gözaltından çıkarılırken alınan raporda gözaltına alınırken tespit edilen bulguların yanı sıra başvurucunun işitme kaybı şikâyeti olduğu belirtilmiş, ayrıca sağ kulak zarının delik olduğu gözlemine yer verilerek bunun basit tıbbi müdahale ile giderilebileceği ifade edilmiştir. Başvurucu 23/2/2009 tarihinde, kendisini yakalayan polis memurlarını işkence, kötü muamele ve görevi kötüye kullanma suçlarını işledikleri; gözaltından çıkarılırken hakkında rapor düzenleyen doktoru ise görevi ihmal suçunu işlediği iddiasıyla İdil Cumhuriyet Başsavcılığına (Savcılık) şikâyet etmiştir. Rapor düzenleyen doktor hakkında görevi kötüye kullama suçundan Savcılıkça soruşturma başlatılmış, şüpheli ve tanık ifadelerine başvurulduktan sonra Adli Tıp Kurumu İhtisas Kurulundan (ATK) görüş sorulmuştur. ATK'nın 27/1/2010 tarihli raporunda, başvurucunun kulak zarında mevcut olan yırtığın boyutları belirtilmediğinden kulağından kan gelip gelmediği ve bunun oluşma zamanının (olay tarihinde veya öncesinde) tıbben tespit edilemeyeceği bilgisine yer verilmiştir. Savcılık tarafından yapılan soruşturma sonucu 12/3/2010 tarihinde, şüpheli doktor hakkında suç unsurlarının oluşmaması sebebiyle kovuşturma yapılmasına yer olmadığına dair karar verilmiş; anılan karara yapılan itiraz, Mardin Ağır Ceza Mahkemesinin 13/4/2010 tarihli kararıyla reddedilmiştir. Başvurucu 20/10/2010 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) maddesinin ihlal edildiği iddiasıyla Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) başvurmuştur. AİHM 16/12/2014 tarihinde, başvuru hakkında Sözleşme'nin maddesinin ihlal edildiği sonucuna ulaşmış; başvurucunun tazminat talebi bulunmadığından ayrıca tazminata hükmetmemiştir (Mehmet Fidan/Türkiye, B. No: 64969/10). AİHM, başvurucunun kötü muamele yasağına ilişkin esas ve usul yönünden şikâyetlerini birlikte incelemiştir. Oyçokluğuyla alınan kararda, yakalanma esnasında başvurucunun herhangi bir direnişte bulunduğuna dair bir gözlemin olmadığına dikkat çekildikten sonra yakalama sırasında kolluk tarafından kullanılan gücün niteliği veya derecesi hakkında soruşturma dosyasında herhangi bir bilginin bulunmadığı belirtilmiştir. Kararda ayrıca, sağlık raporlarında başvurucunun iddialarına uygun bazı yaralanmaların tespit edildiği ve ATK raporunda da belirtildiği gibi doktorlar tarafından kulak zarının yırtılmasının boyutsal niteliği açıklanmadığından başvurucunun kulağındaki lezyonun sebebinin olaydan 11 ay sonra tespit edilemediği vurgulanmıştır. AİHM, soruşturmada, başvurucuyu yakalayan polis memurlarının kimliklerinin dahi tespit edilmediğini ve ifadeleri alınmadığı gibi başvurucunun da olaya dair beyanının alınmadığını belirterek soruşturmanın yürütülmesinde gerekli sürat ve özenin bulunmaması nedeniyle Sözleşme'nin maddesinin ihlal edildiği sonucuna ulaşmıştır. Kararın kısmi karşıoyunda; başvuruda Sözleşme'nin maddesinin ihlal edildiği sonucuna varılırken maddenin esas ve usul yönünden ayrı incelenmesi gerektiği savunularak esas yönünden kötü muamele iddiasının makul şüphenin ötesine geçmediği belirtilmiş; başvurucunun kötü muamele iddiasını sadece sağ kulağına darbe almasıyla daralttığı, bu durumda sağlık raporunda tespit edilen yaralanmaların arasında AİHM tarafından değerlendirmeye tabi olacak hususun bu iddiayla sınırlı tutulması gerektiği açıklanmıştır. Ayrıca başvurucunun kulağına vurulduğu iddiasının makul şüphenin ötesine geçtiğinin kanıtlanamadığı belirtilerek Sözleşme'nin esas yönünden ihlal edilmediği; diğer taraftan soruşturmada usule ilişkin gerekliliklerin karşılanmadığı, şikâyet edilen polis memurları hakkında işlem başlatılmadığı, kimliklerinin tespit edilmediği ve sorgulanmadıkları ifade edilerek soruşturmanın yetersizliği nedeniyle Sözleşme'nin maddesinin ihlal edildiği görüşüne yer verilmiştir. AİHM kararının ardından başvurucunun talebi üzerine 27/5/2015 tarihinde Savcılık tarafından olayda görevli polis memurları hakkında soruşturma başlatılarak başvurucunun yakalanmasında görev alan memurların kimlikleri tespit edilmiş ve savunmaları alınmıştır. Polis memurları H., O.A. ve S.S.başvurucunun kaçarken önünde bulunan seti aşmaya çalıştığı sırada düştüğünü, yakalanması esnasında bir direnmenin olmadığını vebu nedenle kendilerinin güç kullanmadıklarını ifade etmişlerdir. Başvurucu; soruşturma sürecine dâhil edilerek alınan ayrıntılı şikâyetinde gözaltına alındıktan sonra Emniyet Müdürlüğünde herhangi bir eziyet veya işkenceye maruz kalmadığını, sadece yakalanması sırasında polis memurları tarafından kafasına, kulaklarına ve sırt kısmına vurulması suretiyle darbe aldığını beyan etmiştir. Başvurucu ayrıca yakalandığı zaman yanında kimsenin bulunmadığını, kaçarken yakalandığını ve yakalandıktan sonra direnmediğini belirtmiştir. Savcılık tarafından yürütülen soruşturma sonucunda 11/12/2015 tarihinde şüpheli polis memurları hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiştir. Kararın gerekçesinde, başvurucunun kulağında oluşan yaralanma veya işitme kaybının iddia edildiği şekilde kolluk görevlilerince uygulanan şiddet nedeniyle oluştuğu hususunda başvurucunun söz konusu iddiası dışında somut delilin bulunmamasından ötürü görevliler hakkında dava açılmaması gerektiği sonucuna ulaşılmıştır. Savcılık kararına yapılan itiraz, Midyat Sulh Ceza Hâkimliğinin (Hâkimlik) 29/2/2016 tarihli kararıyla reddedilmiştir. Hâkimlik, AİHM kararı sonrası yeterli soruşturmanın yapılmış olduğunu ve şikâyet edilen olayın gerçekleştiği konusunda başvurucunun iddiası dışında delil bulunmadığını belirterek polis memurları hakkında dava açmayı gerektiren, yeterli şüphenin bulunmaması dolayısıyla kovuşturmaya yer olmadığı kararının hukuka uygun olduğu kanaatine varmıştır. Hâkimliğin kararı, 5/5/2016 tarihinde tebliğ edilmiş ve 3/6/2016 tarihinde bireysel başvuruda bulunulmuştur. İlgili hukuk için bkz. Mehmet Uçar, B. No: 2015/7357, 3/4/2019, §§ 31-34;Mehmet Mutlu, B. No: 2014/18240, 18/4/2018, §§ 28-