Başvurucu, 25/9/2007 tarihinde Gebze 2. Asliye Hukuk Mahkemesinde açtığı tazminat davasında makul sürede yargılama yapılmadığını, Yargıtay bozma ilâmında iyi niyetli olmadığının ifade edildiğini, bu tespite İlk Derece Mahkemesinin de uyduğunu ancak söz konusu tespite nasıl ulaşıldığının tatmin edici gerekçelerle açıklanamadığını, dava sonunda lehine hükmedilen bedelin denkleştirici adalet ilkesine ve hakkaniyete uygun olmadığını belirterek, adil yargılanma hakkının ve mülkiyet hakkının ihlal edi
Başvurucu, 25/9/2007 tarihinde Gebze Asliye Hukuk Mahkemesinde açtığı tazminat davasında makul sürede yargılama yapılmadığını, Yargıtay bozma ilâmında iyi niyetli olmadığının ifade edildiğini, bu tespite İlk Derece Mahkemesinin de uyduğunu ancak söz konusu tespite nasıl ulaşıldığının tatmin edici gerekçelerle açıklanamadığını, dava sonunda lehine hükmedilen bedelin denkleştirici adalet ilkesine ve hakkaniyete uygun olmadığını belirterek, adil yargılanma hakkının ve mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş, tazminat talebinde bulunmuştur. Başvuru, 9/9/2013 tarihinde İstanbul Bölge İdare Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. İdari yönden yapılan ön incelemede başvurunun Komisyona sunulmasına engel bir durumun bulunmadığı tespit edilmiştir. İkinci Bölüm İkinci Komisyonunca 30/9/2014 tarihinde, kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına ve dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından 01/12/2014 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına ve bir örneğinin görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmesine karar verilmiştir. Başvuru konusu olay ve olgular ile başvurunun bir örneği görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir. Adalet Bakanlığının 29/12/2014 tarihli yazısında, Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarına ve bu kapsamda sunulan görüşlerine atfen, başvuru hakkında görüş sunulmayacağı bildirilmiştir. A. Olaylar Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve UYAP aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde olaylar özetle şöyledir: Başvurucu, 25/9/2007 tarihinde Gebze Asliye Hukuk Mahkemesinde, Muallim Köy Muhtarlığı tüzel kişiliği aleyhine açtığı tazminat davasında, davalı idareden, 30/9/1991 tarihinde Gebze ilçesi Muallim köyünde bulunan bir taşınmazı 000 TL bedel ödeyerek satın aldığını, ancak daha sonra aleyhine açılan tapu iptali ve tescil davası neticesinde söz konusu taşınmazın tapusunun iptal edildiğini ve taşınmazın köy tüzel kişiliği adına tescil edildiğini, bu nedenle taşınmaz için ödediği bedelin geri ödenmesi gerektiğini ve esasen bu durumdan dolayı 000,00 YTL'nin üzerinde zarara uğradığını belirterek, yasal faizi ile birlikte zararın tazmini talep etmiştir. Yapılan yargılama sonunda, Gebze Asliye Hukuk Mahkemesi, 19/3/2009 tarih ve E.2007/433, K.2009/94 sayılı kararı ile taraflar arasında kanuna açıkça aykırı bir satış sözleşmesi düzenlendiğini, dolayısıyla iki tarafın da kusurlu olduğunu; ancak başvurucunun hak sahibiymiş gibi davranarak tahsis ve tapu işlemlerini yaptırması nedeniyle daha ağır kusurlu hareket ettiğini, ayrıca söz konusu taşınmazın satışının ihtiyaç sahiplerine mülk edindirme amacıyla tespit edilen rayiç bedeli üzerinden yapıldığını dikkate alarak, davanın kısmen kabulü ile başvurucunun alım tarihinde ödediği bedelin Toptan Eşya Tüketici Fiyat Endeksine (TEFE) göre hesaplanmış hali olan 573,00 TL’nin, dava tarihinden itibaren yasal faiziyle davalıdan tahsiline hükmetmiştir. İlk Derece Mahkemesinin bu kararına karşı taraflarca temyiz talebinde bulunulmuş, Yargıtay Hukuk Dairesi, 9/12/2010 tarih ve E.2010/8926, K.2010/16525 sayılı ilâmı ile “Davacıya ait tapunun mahkeme kararı ile iptal edilmesi davacıyı iyi niyetli hale getirmez. Dava konusu taşınmazın satın alınabilmesi için köy nüfusuna kayıtlı olması ve köyde oturuyor olması zorunlu olup, davacı yanıltıcı beyanda bulunduğuna göre iyi niyetli olduğundan da söz edilemez. Bu takdirde davacı taşınmaz için ödediği bedeli dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile tahsilini talep edebilir…” gerekçesine dayanarak İlk Derece Mahkemesinin kararını bozmuştur. Karar düzeltme istemi aynı Dairenin, 22/10/2011 tarih ve E.2011/14322, K.2011/15644 sayılı ilâmı ile reddedilmiştir. Gebze Asliye Hukuk Mahkemesi bozma ilâmına uyarak, 13/3/2012 tarih ve E.2011/760, K.2012/105 sayılı kararı ile bozma ilâmında belirtilen hususlar kapsamında, davanın kısmen kabulüne, 000 TL (99,00 YTL)'nin dava tarihinden itibaren yasal faizi ile davalıdan tahsiline karar vermiştir. Taraflarca temyiz talebinde bulunulması üzerine Yargıtay Hukuk Dairesi, 21/1/2013 tarih ve E.2012/20810, K.2013/867 sayılı ilâmı ile İlk Derece Mahkemesinin kararını onamıştır. Aynı Daireye yapılan karar düzeltme istemi ise, Dairenin 1/7/2013 tarih ve E.2013/14693, K.2013/18054 sayılı ilâmı ile reddedilmiştir. Karar düzeltme isteminin reddine ilişkin ilâm başvurucuya 17/8/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu, 9/9/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.B. İlgili Hukuk 12/1/2011 tarih ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun "Usul ekonomisi ilkesi" kenar başlıklı maddesi şöyledir:"Hâkim, yargılamanın makul süre içinde ve düzenli bir biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla yükümlüdür." 18/3/1924 tarih ve 442 sayılı Köy Kanunu’nun ek maddesinin birinci fıkrası şöyledir: “Köy tüzelkişiliği adına, köy yerleşme planına göre en çok 2000 m² olmak üzere tescil edilen parseller köyde ikamet eden ve köy nüfusuna kayıtlı olup evi bulunmayan ihtiyaç sahiplerine ihtiyar meclisi kararı ile rayiç bedel üzerinden satılır.” 20/8/1987 tarihli Köy Yerleşme Alanı Uygulama Yönetmeliği’nin “İhtiyaç Sahipliği Şartları” kenar başlıklı maddesi şöyledir: “Arsa satın alabilmek için;…c) İsteklinin ikamet etmekte olduğu köy nüfusuna kayıtlı olması ve o köyde asgari 5 yıl oturmuş olması,Nüfus kaydı evvelce başka yerlerde olup, bu kanunun yürürlüğe girmesinden sonra bu köy nüfusuna aktarmış olanların, hak sahibi olabilmeleri için nüfus kaydı aktarma işlemi tarihinden itibaren 5 yıl süreyle fiilen o köyde ikamet etmiş olmaları şarttır.” 22/4/1926 tarih ve 818 sayılı mülga Borçlar Kanunu’nun “Munzam zarar” kenar başlıklı maddesi şöyledir: “Alacaklının düçar olduğu zarar geçmiş günler faizinden fazla olduğu surette borçlu kendisine hiç bir kusur isnat edilemiyeceğini ispat etmedikçe bu zararı dahi tazmin ile mükelleftir. Bu munzam zarar derhal takdir olunabilirse hakim, esasa dair karar verir iken bu zararın miktarını dahi tayin edebilir.”