3. Hukuk Dairesi 2025/5613 E. , 2026/173 K. "" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2024/39 E., 2024/290 K. Mahkemece Anayasa Mahkemesinin ihlal kararı sonrasında yapılan yargılama neticesinde verilen karar, davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki bel…
3. Hukuk Dairesi 2025/5613 E. , 2026/173 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2024/39 E., 2024/290 K. Mahkemece Anayasa Mahkemesinin ihlal kararı sonrasında yapılan yargılama neticesinde verilen karar, davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacılar vekili; davacılardan ...'in eşi ...'un 29.03.2003 tarihinde, mülkiyeti kendisine ait olan ... plakalı aracını tamir ettirmek üzere davalılardan ...'ın işyerine getirdiğini, aracın çift sütunlu mekanik servis lifti ile kaldırıldığı sırada, liftin ayaklarının bağlı olduğu somunun kaynak bağlantılarının kopması sonucunda ...'un üzerine aracın düşmesine bağlı olarak vefat ettiğini, davalılar aleyhine Ankara 9. Asliye Ceza Mahkemesinin 2003/585 E. sayılı dosyası ile ceza davası açıldığını, davalılardan tamir atölyesinin sahibi ...'ın, iş kazalarını önlemek için işyerinde alınması gerekli sağlık ve güvenlik tedbirlerini almadığından, diğer davalı mekanik servis liftinin imalatçısı .... San. Tic. Ltd. Şti.nin sahibi ...'in ise; kaldırma makinelerinde bulunması gerekli kriterlere uygun olmayan imalattan eksik ve hatalı üretilen ve gerekli periyodik bakım ve onarımı yapılmayan mekanik liftin imalatçısı olarak kusurlu olduklarını olay nedeniyle zarara uğradıklarını ileri sürerek; fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, davacılardan ... için 500,00 TL maddi ve 10.000,00 TL manevi, ... için 500,00 TL maddi ve 10.000,00 TL manevi tazminat olmak üzere toplam 21.000,00 TL tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiş, 11.05.2013 tarihli ıslah dilekçesi ile destekten yoksun kalma tazminatını 111.815,04 TL'ye yükseltmiştir. II. CEVAP 1.Davalı ... vekili; davanın müvekkili ile bir ilgisinin olmadığını, konu edilen ve arıza yaptığı iddia edilen lift makinesini ... San. Tic. Ltd. Şti.nin üretip sattığını, tamirhane sahibi diğer davalı ...'ın aracın düşmesini engellemek için önlem almadığını, müvekkiline atfedilecek bir kusur olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir. 2.Davalı ... vekili; müvekkilinin kusurlu olmadığını, işyerinde gerekli tüm önlemleri aldığını, kusurlu olanın lifti imal eden diğer davalı olduğunu, lifti teknik şartlara ve TSE'ye uygun olarak yapmadığını, müvekkilinin defalarca diğer davalıdan liftin bakımını yapmasını istemesine rağmen, müvekkilini oyaladığını ve gelip bakımını yapmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 01.10.2013 tarihli kararıyla; davalı ... hakkındaki davanın husumetten reddine, davacıların ıslahla ilgili taleplerinin zamanaşımı nedeni ile reddine, davacılardan ... için 500,00 TL maddi ve 6.000,00 TL manevi tazminatın, ... için 500,00 TL maddi ve 4.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalı ...'dan tahsiline, davacıların fazlaya ilişkin taleplerinin reddine karar verilmiş; kararı, süresi içinde davacılar vekili ve davalı ... vekili temyiz etmiştir. IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ 1.Dairece verilen 12.03.2015 tarihli ilamla; "... eldeki davanın belirsiz alacak davası olduğu ve ıslahla artırılan kısmın zamanaşımına tabi olmadığı, zarar miktarının öğrenilmesinden itibaren davacı tarafından dava ıslah edildiğinden ıslah talebinin zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesinin hatalı olduğu, yine ceza dosyasında alınan kusur raporunun hükme esas alınmasının doğru olmadığı, Mahkemece alanında uzman 3’lü bilirkişi heyetinden Yargıtay ve taraf denetimine elverişli rapor alınması suretiyle hüküm tesis edilmesi gerektiği...’’ belirtilerek hükmün bozulmasına karar verilmiş; bozma ilamına ilişkin davacılar vekili ile davalı ... vekili tarafından karar düzeltme talebinde bulunulması üzerine, Dairemizin 03.05.2016 tarihli ilamıyla; "...eldeki davanın belirsiz alacak davası olmayıp kısmi dava olduğu, davacının 29.03.2003 tarihinde gerçekleşen haksız eylem nedeniyle davalı aleyhinde 03.11.2003 tarihinde fazlaya ilişkin hakkını saklı tutarak maddi ve manevi tazminat davası açtığı, 07.05.2013 tarihli bilirkişi raporunun tebliği üzerine, 13.05.2013 tarihinde davayı kısmen ıslah ettiği ve ıslah talebine karşı da davalı vekilinin süresinde zamanaşımı def'inde bulunduğu, dava açılmakla, fazlaya ilişkin haklar yönünden zamanaşımı kesilmediğinden, kısmi ıslaha karşı da zamanaşımı def'inin yerinde olduğu ve fiilin işlendiği tarihten itibaren 6098 sayılı TBK.'nun 72.mad.(eski BK.60/1.mad.) gereğince 10 yıllık zamanaşımı süresinin ıslah dilekçesinin verildiği tarih itibariyle dolduğu ve bu nedenle de, yerel Mahkemenin ıslahla ilgili talebinin zamanaşımı nedeni ile reddine ilişkin kararın yerinde olduğu ...’’ gerekçesiyle, bozma ilamının 1 nolu bendinin kaldırılarak hükmün anılan bozma ilamının 2 nolu bendinde açıklanan nedenle bozulmasına karar verilmiştir. 2.Bozmaya uyan Mahkemenin 25.04.2017 tarihli kararıyla; davalı ... hakkındaki davanın husumetten reddine; davacıların ıslahla ilgili taleplerinin zamanaşımı nedeniyle reddine; davacılardan ... için 500,00 TL maddi ve 6.000,00 TL manevi tazminatın, ... için 500,00 TL maddi ve 4.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden işleyecek yasal faizi ile davalı ...’dan tahsiline; davacıların fazlaya ilişkin taleplerinin reddine karar verilmiş; karar, davacılar vekili ile davalı ... vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Dairemizin 28.05.2018 tarihli ilamıyla; kararın vekalet ücreti yönünden düzeltilerek onanmasına karar verilmiş, ilama karşı davacılar vekili karar düzeltme talebinde bulunmuş, Dairece verilen 19.02.2019 tarihli ilamla; düzeltme isteğinin reddine karar verilmiştir. 4. Davacıların Anayasaya Mahkemesine başvuru yapması üzerine, Anayasa Mahkemesinin 13.12.2023 tarihli ve 2019/9097 başvuru numaralı kararıyla; başvurucunun açtığı davanın ıslah dilekçesiyle arttırılan kısım yönünden zamanaşımı nedeniyle reddedilmesinin Mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna, adil yargılanma hakkı kapsamındaki Mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine, erişim hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir. V. Anayasa Mahkemesinin İhlal Kararı Sonrası Mahkemece Verilen Karar Mahkemenin ilam başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 72. maddesinin; "Tazminat istemi, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yılın ve her hâlde fiilin işlendiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar. Ancak, tazminat ceza kanunlarının daha uzun bir zamanaşımı öngördüğü cezayı gerektiren bir fiilden doğmuşsa, bu zamanaşımı uygulanır.Haksız fiil dolayısıyla zarar gören bakımından bir borç doğmuşsa zarar gören, haksız fiilden doğan tazminat istemi zamanaşımına uğramış olsa bile, her zaman bu borcu ifadan kaçınabilir." şeklinde düzenlendiği, davacının 10 yıllık zamanaşımı süresi dolduktan sonra ıslah talebinde bulunduğu, davalı ... vekilinin de yasal süresinde zamanaşımı itirazında bulunduğu, 6098 sayılı Kanunun açık hükmü ve davalının yasal süresinde yaptığı zamanaşımı itirazına rağmen ıslahın zamanaşımına uğramadığından bahisle ıslah edilen kısım hakkında davacılar lehine hüküm kurulması halinde davalının yasal haklarının açıkça ihlal edileceği gerekçesiyle; davacıların yargılamanın iadesi taleplerinin kabul edilmediği, Mahkemenin 25.04.2017 tarihli ve 2016/328 E. ve 2017/153 K. sayılı ilamının onanmasına karar verilmiş; karar, süresi içinde davacılar vekilince temyiz edilmiştir. VI. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davacılar vekili; Mahkemenin, Anayasa Mahkemesinin hak ihlali kararını tanımaksızın hukuka aykırı olarak karar verdiğini, Anayasa Mahkemesi kararın uyulmak zorunda olduğunu, davacıların zararı bilirkişi raporu alınmadan bilinebilmesinin mümkün olmadığını, hukuk davasında uzun süre ceza davasının bekletici mesele yapılmasında, bilirkişi raporunun geç alınmasında davacılara atfedilecek kusurun bulunmadığını, zararın tespit edilmesi teknik değerlendirmeler içerdiğinden davanın açıldığı sırada zararın tamamının bilinmesinin mümkün olmadığını, 6216 sayılı Kanunun 50/1-2. maddelerine aykırı davranıldığını, Anayasa Mahkemesi kararlarının kesin olduğunu, ıslah talebinin zamanaşımına uğradığı gerekçesiyle reddedilmesinin hukuka aykırı bulunduğunu, müvekkilleri tarafından haksız fiilin gerçekleşmesi sonrasında hemen dava açıldığını, ancak zararın belirlenebilir nitelikte olmamasından dolayı gerçek zarar ortaya çıkıncaya kadar maddi tazminat miktarının belirlenmesinin mümkün olmadığını, yargı sisteminin yavaşlığı, eksik inceleme yapmasının sorumluluğunun süresinde davasını açan davacılara yükletilmesinin doğru olmadığını, buna ilişkin bireysel başvuru talebinin de kabul edildiğini, Mahkemece 9 yıl boyunca ceza davasının sonucunun beklendiğini, sonrasında zararın tespiti için dosyanın ilk defa bilirkişiye tevdi edildiğini, bilirkişinin 28.03.2013 tarihli raporun kazanın gerçekleştiği tarihten 10 yıl sonra sunulduğunu, haksız fiil tarihinden 10 yıl sonra zarar miktarının ilk defa tespit edildiğini, hukuk mahkemesinin zararı tespit etmeden önce kusur incelemesi yapması gerektiği halde bunu dahi yapmadığını, bozmaya uyan Mahkeme kusurun tespiti için dosyayı bilirkişiye verdiğini, böylelikle 22.02.2017 tarihinde verilen rapor ile yani olay tarihinden 14 yıl sonra müvekkilin gerçek zararının ilk defa tespit edildiğini, zararın esas olarak yargılama başlandıktan 14 yıl sonra öğrenildiğini, Anayasa Mahkemesince müvekkil yönünden adil yargılanma hakkının ihlal edildiğinin açıkça tespit edildiğini, desteğin ölmesinin nedeninin davalının haksız fiili olduğunu ileri sürerek; kararın bozulmasını istemiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. 1. 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın (Anayasa) 148. maddesinde, Anayasa Mahkemesinin görevleri arasında bireysel başvuruları kararı bağlayacağı düzenlenmiş, aynı maddenin 3 ve 4. fıkralarında; "(Ek fıkra: 7/5/2010-5982/18 md.) Herkes, Anayasada güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilir. Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmiş olması şarttır. (Ek fıkra: 7/5/2010-5982/18 md.) Bireysel başvuruda, kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlarda inceleme yapılamaz. "denilmiştir. Anayasa'nın 153. maddesine göre de, Anayasa Mahkemesinin kararları kesindir ve Anayasa Mahkemesi kararları Resmî Gazete'de hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlar. Anayasa Mahkemesinin diğer kararları gibi bireysel başvuruları inceleyen Bölüm kararları da yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlamaktadır. 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluş ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanunun "Kararlar" kenar başlıklı 50. maddesi; "(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir. Ancak yerindelik denetimi yapılamaz, idari eylem ve işlem niteliğinde karar verilemez. (2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir." Yine Aynı Kanunun "Mahkeme kararları" kenar başlıklı 66/1. maddesine göre, "Mahkeme kararları kesindir. Mahkeme kararları Devletin yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlar." Anayasa Mahkemesinin bireysel başvurular kapsamındaki yetki ve görevi, hakkın ihlal edilip edilmediğinin tespitiyle sınırlı olmayıp, tespit edilen ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlerin belirlenmesini de kapsamaktadır (Anayasa Mahkemesinin 15.03.2018 tarihli ve 2018/3007 başvuru sayılı kararı). Bu kapsamda tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderileceği hükme bağlanmıştır. Anayasa Mahkemesince ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapmak üzere dosya İlk Derece Mahkemesine gönderilmiş ise, Mahkemece artık önceki kararlardan bağımsız olarak Anayasa Mahkemesinin ihlal kararı çerçevesinde yeni ve ayrı bir inceleme yapılacaktır. Yeniden yargılama, önceki yargılamadan bağımsız yeni bir davadır. Yeniden yargılamaya sebep olan mahkeme kararı, Anayasa Mahkemesinin kararı ile kısmen veya tamamen ortadan kaldırılmıştır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 294. maddesi gereğince; Mahkeme, yargılamanın sona erdiği duruşmada hükmü vererek tefhim eder. Hükmün tefhimi her halde hüküm sonucunun duruşma tutanağına geçirilerek okunması suretiyle olur. Zorunlu nedenlerle sadece hüküm sonucunun tefhim edildiği hallerde, gerekçeli kararın tefhim tarihinden başlayarak bir ay içinde yazılması gerekir. 6100 sayılı Kanunun 297/2 maddesinde hükmün sonuç kısmında taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gerektiği öngörülmüştür. Aynı Kanunun 298/2 maddesi gereği gerekçeli karar, tefhim edilen hüküm sonucuna aykırı olamaz. Esasen kısa kararı yazıp, tefhim etmekle davadan elini çekmiş olan hakimin artık bu kararını değiştirmesine yasal olanak yoktur. Kısa kararla gerekçeli kararın birbirinden farklı olması yargılamanın aleniyeti, kararların alenen tefhim olunmasına ilişkin Anayasa'nın 141. maddesi ile 6100 sayılı Kanunun yukarıda değinilen emredici nitelikteki hükümlerine de aykırı bir durum yaratır. Bu açıklamalar ışığında, Anayasa Mahkemesinin 13.12.2023 tarihli ve 2019/9097 başvuru numaralı karar incelendiğinde; başvurucuların 29.03.2003 tarihinde gerçekleşen haksız fiil nedeniyle 03.11.2003 tarihinde fazlaya ilişkin hakları saklı tutulmak kaydıyla toplam 1.000,00 TL maddi, 20.000,00 TL manevi tazminat talebiyle dava açtıkları, davalı iş yeri sahibi hakkında açılan ceza davasının Mahkemece 08.05.2012 tarihine kadar bekletici mesele yapıldığı, en son 08.05.2012 tarihli duruşmada sanık hakkında açılan kamu davasının zamanaşımı nedeniyle düştüğü, böylece kararın kesinleştiği tespiti yapıldıktan sonra maddi tazminatın hesabı yönünden bilirkişi heyetinden rapor alınmasına karar verildiği, bilirkişi raporunda başvurucuların destekten yoksun kalma zararlarının toplam 111.815,04 TL olarak hesaplandığı, başvurucular 13.05.2013 tarihli ıslah dilekçesi ile destekten yoksun kalma tazminatı taleplerini 111.815,04 TL olarak arttırdıkları, Mahkeme ise başvurucuların ıslahla ilgili taleplerinin zamanaşımı nedeniyle reddi ile toplam 1.000,00 TL maddi, 10.000,00 TL manevi tazminatın ödenmesine karar verdiği, bu kararın Yargıtay incelemesinden geçerek kesinleştiği, başvurucuların davayı kanunda öngörülen süre içinde açtığı, Mahkemece yaklaşık 9 yıl boyunca davalı yönünden açılan ceza davasının bekletici mesele yapıldığı, bu süre zarfında zararın miktarının tespit edilmediği, ceza dosyası sonra erdikten sonra bilirkişi raporu alınarak zararın belirlendiği, başvurucuların süresi içerisinde bilirkişi raporu doğrultusunda taleplerini arttırdıkları, zararı bilirkişi raporu alınmadan bilmeleri ihtimallerinin olmadığı, açılan hukuk davasında uzun süre ceza davasının bekletici mesele yapılmasında ve bu nedenle bilirkişi raporunun geç alınmasında başvuruculara atfedilebilecek kusur bulunmadığı halde, olay tarihinden itibaren başlayan 10 yıllık yasal süre içerisinde ıslah talebinde bulunulmadığı belirtilerek, ıslah olarak nitelendirdiği tazminat tutarı yönünden zamanaşımı süresinin geçtiği sonucuna varıldığı, dosyaya özgü koşullar nazara alındığında zamanaşımı süresinin bu şekilde uygulanmasının başvurucuların uğradıkları zararın karşılığı olan tazminatın tamamını talep edebilme imkanından mahrum bıraktığı ve başvuruculara şahsi olarak aşırı külfet yüklediği, başvurucuların katlanmak zorunda kaldığı, hedeflenen meşru amaçla karşılaştırıldığında yüklenen külfetin orantısız olduğu, müdahalenin ölçülü olmadığı gerekçesiyle; adil yargılanma hakkı kapsamındaki Mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine, kararın bir örneğinin erişim hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Mahkemesine gönderilmesine karar verildiği anlaşılmaktadır. Şu durumda, yeniden yargılama yapmakla yükümlü olan Mahkeme, somut olayın özelliklerine göre yeniden yargılama sonucunda ilk kararın aynısını veya benzerini verebileceği gibi ilk kararının aksine de hüküm kurabilir. Bu itibarla Mahkemece; davacıların başvurusu üzerine yeniden yargılama yapılarak 6100 sayılı Kanunun yukarıda belirtilen maddeleri uyarınca karar verilmesi gerekirken "yargılamanın iadesi talebinin reddine, Mahkememizin 25/04/2017 tarih, 2016/328 Esas ve 2017/153 Karar sayılı kararının onanmasına " şeklinde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, yeniden bir karar verilmesi için hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir. 3. Bozma sebebine göre, davacılar vekilinin sair temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine gerek görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1. Temyiz olunan Mahkeme kararının 6100 sayılı Kanunun Geçici 3. maddesi atfıyla 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nu (1086 sayılı Kanun) 428. maddesi uyarınca usulden BOZULMASINA, 2. Bozma sebebine göre, davacılar vekilinin sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde temyiz edenlere iadesine, 1086 sayılı Kanunun 440. maddesi gereğince karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 15.01.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.