10. Hukuk Dairesi 2024/10006 E. , 2024/10372 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi SAYISI : 2024/487 E., 2024/1188 K. KARAR : Esastan ret İLK DERECE MAHKEMESİ : Manisa 1. İş Mahkemesi SAYISI : 2022/465 E., 2023/1038 K. Taraflar arasındaki iş kazasından tazminat istemi davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararına taraf vekillerince istinaf başvurusunda bulunulması
**10. Hukuk Dairesi 2024/10006 E. , 2024/10372 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi SAYISI : 2024/487 E., 2024/1188 K. KARAR : Esastan ret İLK DERECE MAHKEMESİ : Manisa 1. İş Mahkemesi SAYISI : 2022/465 E., 2023/1038 K. Taraflar arasındaki iş kazasından tazminat istemi davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararına taraf vekillerince istinaf başvurusunda bulunulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine dair karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmekle; süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA 1.Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin 04.08.2009 tarihinde vitrifiye şekillendirme bölümünde kalite kontrol görevlisi olarak işe başladığını, iki yıl bu bölümde çalıştığını, buradan klozet üretim bandına gönderildiğini, bu bölümde l yıl çalıştığını, sağ elindeki hareket kısıtlılığı nedeniyle kabine mal taşıma işine ve sonrasında alçı kalıp montaj atölyesine İş Kanunu 22 nci maddesindeki kabul şartı gerçekleşmeden gönderildiğini, davacının el arabası ile kurutma kabinine mal taşıma işinde çalışırken sağ elinin ok ağrıması üzerine üstlerine elinin çok ağrıdığını ve el arabasını ittiremediğini, iş yerinin daha hafif bir işle değiştirilmesini talep ettiğini, işveren tarafından davacının ağır işlerde çalıştırılamayacağı hususunun belgelendirilmesinin istenildiğini, bunun üzerine İzmir Emot El ve Mikrocerrahi Ortopedi ve Travmotoloji Hastanesinden 01.10.2013 tarihinde sağ elinin ve kolunun ağır işlerde kullanılmasının sakıncalı olduğuna dair raporunu iş yerine sunduğunu ancak işveren tarafından en ağır iş yeri olan alçı kalıp montaj atölyesinde çalıştırıldığını, burada çok ağır kalıpları el ile kaldırmak durumunda kalınca el ve kol ağrısı ile Manisa Merkez Efendi Devlet Hastanesine gittiğini, bu hastane tarafından düzenlenen 04.04.2014 tarihli raporda davacının ince işlerde çalışamayacağı ve %42 oranında engelli olduğu yönünde rapor düzenlenerek davacının İş-Kur tarafından engelli konumuna ayrıldığını ancak buna rağmen işveren tarafından iş yeri değişikliği yapılmadığını, davacının alçı kalıp montaj atölyesinde çalışırken 16.04.2015 tarihinde iş kazası meydana geldiğini ve sağ elinin önkol düzeyinde kas ve tendonlarının yırtıldığını, davacının iş kazası nedeniyle sürekli iş göremezlik ödeneği bağlanması ve malüliyet oranının belirlenmesi amacıyla SGK'ya başvurduğunu, SGK Yüksek Sağlık Kurulunun 02.12.2015 tarihli raporu ile %15,2 oranında 16.04.2015 tarihindeki iş kazası sonucu malüliyetine ilişkin rapor verildiğini, kazanın meydana gelmesinde işverenin tam ve ağır kusurlu olduğunu, geçirdiği kaza nedeniyle 8 ay boyunca İzmir Emot ve Manisa Merkez Efendi Devlet Hastanesinde tedavi gördüğünü ve halen tedavisinin devam ettiğini, davacının sakatlığı nedeniyle iş bulamadığını ve mağdur olduğunu iddia ederek maddi tazminat olarak 1.000 TL ve manevi tazminat olarak 100.000 TL'nin kaza tarihinden itibaren işleyecek faiziyle birlikte davalı ... Şirketinden tahsilini talep etmiş, yargılamanın devamında davacı vekili 05.08.2019 tarihli hesap raporu üzerine maddi tazminat istemini bu rapor doğrultusunda 173.282,20 TL'ye artırmış ve bakıcı gideri isteminden feragat ettiğini beyan etmiştir. 2. Davacı vekili, Mahkemece verilen 07.11.2017 tarihli ara kararda; sürekli iş göremezlik oranına itirazın SGK'nın hak alanını ilgilendirdiğinden SGK'nın davaya dahil edilmesi gerektiğine işaret edilmiş olması ve ara kararın yerine getirilmesi için bir haftalık kesin süre öngörülmesi üzerine 09.11.2017 tarihli dilekçesiyle SGK Başkanlığını davaya dahil etmiştir. II. CEVAP 1.Davalı ... Şirketi vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının 04.08.2009 tarihinde şirket fabrikasında çalışmaya başladığını, çalışmaya başlamasından itibaren 2 yıl içinde davacının sağ elinde kısıtlılık nedeni ile görev değişikliği yapıldığını ve wc şekillendirme bölümüne nakledildiğini, rapor sunmasının akabinde amirleri tarafından aynı bölümde kendisine uygun ve hafif işler verildiğini ancak davacının teknik lise mezunu olup engelli kadrosunda çalışmayı kendi gururuna yediremediğinden normal işini yapmak istediğini belirttiğini, bunun üzerine davalı şirket tarafından davacının yine aynı bölümde hafif işleri yapmaya devam etmesine karar verildiğini, hatta kendisine döküm bölümünde çalışmasının teklif edildiğini, davacının bu görev değişikliğini kabul etmeyerek alçı kalıp montaj atölyesinde çalışmakta ısrar ettiğini, davacının geçirdiği iş kazası neticesinde tüm hastane masraflarının karşılandığını ve kaza tarihinden itibaren raporlu olmasına rağmen ücret ödemesi yapılmaya devam edildiğini, iş kazası nedeniyle şirketin sorumlu tutulabilmesi için kusurunun bulunması gerektiğini ancak iş sağlığı ve güvenliği hükümleri gereği her türlü önlemi almış olan davalı şirkete kusur izafet edilemeyeceğini savunarak davanın reddini talep etmiştir. 2.Dahili davalı SGK Başkanlığı vekilinin süresi içerisinde cevap dilekçesi sunmadığı anlaşılmıştır. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının davalı şirkete ait Manisa'daki işyerinde 04.08.2009 tarihinde işçi olarak çalışmaya başladığı, davacının sırası ile Kalite Kontrol Elemanı, Üretim Bandında işçi, Kabine Mat Çekme bölümünde ve son olarak da Alçı Kalıp Montaj bölümünde işçi olarak çalıştığı, 16.04.2015 tarihinde davalı işyerinde diğer işçiler ve davacının birlikte alçı kalıp montaj bölümünde çalıştıkları, ... Yavaş ve ...'nın kalıp kenarlarını ... ve davacıya verdikleri, MN-02 olarak tabir edilen kalıp parçalarını davacı ile ...'nın yan tarafta bulunan işçi ...'ye uzattıkları, ...'nin de kalıp parçalarını birleştirme işleminin yapılacağı tezgaha koyma görevi olduğu, davacı ve mesai arkadaşlarının bu şekilde çalıştıkları sırada davacının kalıp parçasını kaldırdığı esnada kolunda ağrı hissedip bağırarak kalıbı yere bıraktığı, davacının morarmaya başlayan koluna diğer işçilerin su döktükleri ve ardından davacının hastaneye götürüldüğü, sağ kolunun lif ve tendomlarında ezilme ve hasar tespit edilen davacının meslekte kazanma gününün %15,2 olduğunun tespit edildiği, davaya konu kazanın bu şekilde meydana geldiği, dosyamıza sunulan 15.12.2017 tarihli heyet bilirkişi raporu yeterli ve hükme esas alınabilir nitelikte görülmüştür. Nitekim, davaya konu kaza nedeniyle SGK tarafından yürütülen tahkikat neticesinde tanzim edilen 13.06.2016 tarihli inceleme raporunda da Mahkememizce alınan iki ayrı bilirkişi raporuna uyumlu olarak kazanın meydana gelmesinde davalının %100 kusurlu olduğu, davacının kusurlu olmadığının bildirildiği, rücuan tazminat davasının görüldüğü Manisa 3. İş Mahkemesinin 2017/277 Esas sayılı dosyasından alınan kusur raporunda da aynı şekilde kaza olayında davalının tam kusurlu olduğunun belirtildiği görülmüş; davacının uymadığı herhangi bir güvenlik önlemi ya da kazaya sebebiyet verebilecek herhangi bir kusurlu eyleminin bulunmadığından kazada kendisine yüklenebilecek bir kusurun bulunmadığı, Sosyal Sigorta Yüksek Sağlık Kurulu ve Adli Tıp Kurumu Başkanlığı 3. İhtisas Dairesi kararları ile belirlenen sürekli iş göremezlik oranının aynı olduğu ve bu haliyle maluliyet oranının %15,2 olarak kesinleştiği (benzer nitelikte Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 2022/13215 Esas 2023/4043 Karar sayılı 11.04.2023 tarihli ilamı); bu haliyle davalı vekilinin maluliyet oranına ilişkin itirazlarının yerinde olmadığı, davacının kaza tarihi itibariyle ücretinin o tarihteki asgari ücretin 1,3957 katı olduğu, davalı vekilinin ilk kararda hükme esas alınan aktüerya bilirkişi raporundaki hesaplamaya itirazının bu yönüyle yerinde olduğu, hükme esas alınabilir ve denetime elverişli olduğu anlaşılan 19.07.2023 tarihli aktüerya bilirkişi ek raporunda hesaplandığı üzere 31.12.2023 tarihine kadar olan bilinen dönem için dönemsel net gelir miktarının 423.541,30 TL olarak hesaplandığı, aktif ve pasif dönem için ise toplam 5.496.541,90 TL olarak hesaplandığı, maluliyet oranına göre toplam zararın 899.852,65 TL olduğu, davalı işveren tam kusurlu olduğundan SGK tarafından 01.07.2015 tarihi itibariyle bağlanan 48.275,34 TL ilk peşin sermaye değerli sürekli iş göremezlik gelirinin tamamı zarar miktarından indirildiğinde davalı işverenin sorumlu tutulabileceği sürekli iş göremezlikten kaynaklı tazminat miktarının 851.577,31 TL olduğu, geçici iş göremezlik dönemi zararı 18.920,28 TL ile birlikte davalı işverenin sorumlu olduğu toplam maddi tazminat miktarının 870.497,59 TL olduğu anlaşılmakla davanın taleple bağlı kalınarak 173.282,20 TL üzerinden kabulüne karar verilmiş, Mahkemece verilen ilk karara karşı davacı tarafça maddi tazminat yönünden de istinaf yoluna başvurulduğu, bu nedenle ilk kararda hükme esas alınan bilirkişi raporunda hesaplamaya esas asgari ücret miktarının davalı işveren lehine usuli kazanılmış hak teşkil etmeyeceği kanaatine varıldığı, bilirkişi raporunda bakıcı gideri hesaplanmış ise de dava dilekçesinde açıkça bakıcı gideri talebinde bulunulmadığı gibi 26.09.2019 tarihli duruşmada davacı asil ve vekilinin bakıcı gideri taleplerinin bulunmadığını beyan ettiklerinden bu hususta hüküm kurulması gerekmediği kanaatine varıldığı, her ne kadar Mahkememizin 07.11.2017 tarihli duruşmasında ara kararla davacı vekiline SGK’yı davaya dahil etmek üzere süre verilmiş ve davacı vekilince dahili dava dilekçesiyle SGK davaya dahil edilmiş ise de davanın iş kazası sonucu bedensel bütünlüğü zarara uğrayan davacının maddi zararlarının giderilmesi için işverene karşı açtığı tazminat davası olduğu, SGK’nın davada zorunlu hasım olmadığı ve davaya dahil edilmesini gerektiren bir durum olmadığı anlaşılmakla aleyhine usulüne uygun olarak açılmış bir dava bulunmayan SGK yönünden davanın usulden reddine karar verilmiş; SGK davacı tarafça Mahkememizin verdiği kesin süre üzerine davaya dahil edildiğinden SGK lehine vekalet ücretine hükmedilmemiş, bu ilkeler, dosya kapsamı, delil durumu ile kusur durumu, paranın satın alma gücü, kaza tarihi, maluliyet oranının %15,2 olması birlikte değerlendirildiğinde manevi tazminat talebi yönünden davanın kabulü ile 60.000,00 TL manevi tazminatın davalıdan alınarak davacıya ödenmesine karar verildiği ,usulüne uygun açılan dava olmaması nedeniyle Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığına dahili dava yoluyla yöneltilen davanın usulden reddine karar verildiği anlaşılmıştır. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuşlardır. B. İstinaf Sebepleri 1.Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; maddi tazminat yönünden artan miktar gözetildiğinde ikinci talep artırım dilekçesi sunmak üzere süre verilmesini, bilinen dönem değiştiğinden ikinci talep artırımı sunma haklarının bulunduğunu Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun kararının da bu yönde olduğunu, manevi tazminatın az olduğunu beyanla kararın kaldırılmasını talep etmiştir. 2.Davalı ... şirketi vekili istinaf dilekçesinde özetle; kusur oran ve aidiyetinin hatalı belirlendiğini, sürekli iş göremezlik oranının hatalı belirlendiğini, davacının iş kazası öncesinde malul olduğunu %15,2'lik sürekli iş göremezlik oranının başlangıç tarihinin belirlenmesi gerektiğini, ücret katının hatalı hesap edildiğini, davacının 01.02.2017 tarihinde emekli olduğunun maddi tazminat hesabında dikkate alınması gerektiğini beyanla kararın kaldırılmasını talep etmiştir. 3. Dahili davalı SGK Başkanlığı vekili istinaf dilekçesinde özetle; müvekkili hakkında verilen ret kararı kapsamında lehine vekalet ücreti takdiri gerektiğini beyanla kararın kaldırılmasını talep etmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında özetle; kusur oran ve aidiyetinin tespitine dair kabulün rücu dava dosyası da dikkate alındığında yerinde olduğunu, sürekli iş göremezlik oranın tespitine dair raporların birbirini doğruladığını, Mahkemece verilen ilk karara karşı davacı tarafça maddi tazminat yönünden de istinaf yoluna başvurulduğu, bu nedenle ilk kararda hükme esas alınan bilirkişi raporunda hesaplamaya esas asgari ücret miktarının davalı işveren lehine usuli kazanılmış hak teşkil etmeyeceğini, hükme esas alınabilir ve denetime elverişli olduğu anlaşılan 19.07.2023 tarihli aktüerya bilirkişi ek raporunda hesaplandığı üzere 31.12.2023 tarihine kadar olan bilinen dönem için dönemsel net gelir miktarının 423.541,30 TL olarak hesaplandığı, aktif ve pasif dönem için ise toplam 5.496.541,90 TL olarak hesaplandığı, maluliyet oranına göre toplam zararın 899.852,65 TL olduğu, davalı işveren tam kusurlu olduğundan SGK tarafından 01.07.2015 tarihi itibariyle bağlanan 48.275,34 TL ilk peşin sermaye değerli sürekli iş göremezlik gelirinin tamamı zarar miktarından indirildiğinde davalı işverenin sorumlu tutulabileceği sürekli iş göremezlikten kaynaklı tazminat miktarının 851.577,31 TL olduğu, geçici iş göremezlik dönemi zararı 18.920,28 TL ile birlikte davalı işverenin sorumlu olduğu toplam maddi tazminat miktarının 870.497,59 TL olduğu anlaşılmakla davanın taleple bağlı kalınarak 173.282,20 TL üzerinden kabulüne karar verilmesinin isabetli olduğu, SGK'nın 11.04.2023 ve 13.10.2023 tarihli yazılarında davacının yaşlılık aylığı almadığı, 16.04.2015 tarihinde geçirdiği iş kazası nedeniyle sürekli iş göremezlik geliri bağlandığının bildirildiği, yaşlılık aylığı bağlanmadığından davalı vekilinin zarar hesabına ilişkin itirazlarının yerinde olmadığı, davacının manevi tazminata hak kazandığı tarafların ekonomik ve sosyal durumları, günün ekonomik koşulları, olayın davacı üzerindeki etkisi dikkate alınarak davacı lehine belirlenen manevi tazminatın hüküm altına alınmasının isabetli olduğu, her ne kadar 07.11.2017 tarihli ara kararla davacı vekiline SGK'yı davaya dahil etmek üzere süre verilmiş ve davacı vekilince dahili dava dilekçesiyle SGK davaya dahil edilmiş ise de davanın iş kazası sonucu bedensel bütünlüğü zarara uğrayan davacının maddi zararlarının giderilmesi için işverene karşı açtığı tazminat davası olduğu, SGK'nın davada zorunlu hasım olmadığı ve davaya dahil edilmesini gerektiren bir durum olmadığı anlaşılmakla aleyhine usulüne uygun olarak açılmış bir dava bulunmayan SGK yönünden davanın usulden reddine karar verilmekle SGK'nın davacı tarafça Mahkemenin verdiği kesin süre üzerine davaya dahil edildiğinden SGK lehine vekalet ücretine hükmedilmemesi hukuka uygun olup SGK vekilinin bu yönü amaçlayan istinaf itirazının yerinde olmadığı belirtilerek istinaf başvurularının 353/1-b.1 maddesi gereğince ayrı ayrı esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuşlardır. B. Temyiz Sebepleri 1.Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; Bölge Adliye Mahkemesinin İlk Derece Mahkemesince verilen ilk kararı kaldırma kararı sonrasında artan maddi tazminat alacağı için talep artırım yapmak üzere süre vermemesinin hatalı olduğunu, Yargıtay HGK’nın 21.06.2023-2022/795 E.- 2023/641 K. bu yönde olduğunu, hükmedilen manevi tazminatın az olduğunu beyanla kararın bozulmasını talep etmiştir. 2.Davalı ... Şirketi vekili temyiz dilekçesinde özetle; davacının engelli kadrosunda çalışmayı gururuna yediremediği için görev yeri değişikliği olmadığını, bu sebeple kalıp montaj işinde çalıştığı tanık beyanlarında da davacının bölüm değişikliği istediğinin tanıklar tarafından bilinmemesin bu durumu doğruladığını, işlemiş devrenin ileri çekilerek ilk karardan sonra yürürlüğe giren asgari ücretler dikkate alınarak maddi tazminatın hesaplanmasının hatalı olduğunu, itirazlar doğrultusunda alınan 16.10.2023 tarihli hesap raporunda maddi tazminat alacağının 152.704 TL olarak hesap edilmişken, 17.04.2023 tarihli hesap raporuna itibar edilmesinin hatalı olduğunu hükmedilen manevi tazminatın fazla olduğunu beyanla kararın bozulmasını talep etmiştir. 3.Dahili davalı SGK Başkanlığı vekili temyiz dilekçesinde özetle; müvekkili lehine ret vekalet ücreti takdir edilmesi gerektiğini, Bölge Adliye Mahkemesi kaldırma kararında bu yöne işaret edilmişken bu durumla çelişir karar verilmesinin hatalı olduğunu beyanla kararın bozulmasını talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, sigortalının iş kazası neticesinde sürekli iş göremezliğe uğraması nedeniyle maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir 2. İlgili Hukuk "Temyiz incelemesinin kapsamı" açısından 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleridir. "Olayın iş kazası olarak tespiti ile SGK yönünden sonuçları" açısından 5510 sayılı Kanun'un 13, 16, 19, 20 ve 21 inci maddeleridir. "Tazminat miktarının tayin ve tespiti" açısından kaza tarihi itibariyle yürürlükte olan kanun hükümleri gözetildiğinde 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 417 ve 114 maddeleri delaletiyle 49, 50, 51, 52, 53, 54, 55 ve 56 ncı maddeleri, "İş Sağlığı ve Güvenliğine ilişkin alınacak tedbirler" açısından olayın gerçekleştiği tarihte yürürlükte bulunan kanun hükümlerine göre 6331 sayılı Kanun ile iş sağlığı ve güvenliği mevzuatı, "Usuli kazanılmıs hak" yönünden 04.02.1959 gün ve 13/5 sayılı Yargıtay Içtihadı Birlestirme Kararı ile 09.05.1960 gün ve 21/9 sayılı Yargıtay Içtihadı Birlestirme Kararıdır. 3. Değerlendirme A) Dahili davalı SGK vekilinin temyiz başvurusu yönünden yapılan incelemede; 1. Davacının, dava açmada hukuki yararının bulunması dava şartlarından olduğu gibi temyiz kanun yoluna başvuracak olan tarafın da temyiz yoluna başvuruda hukuki yararının bulunması gerekir. HMK 361/2 nci fıkrasında "Davada haklı çıkmış olan taraf da hukuki yararı bulunmak şartıyla temyiz yoluna başvurabilir" düzenlemesi vardır. 2. Temyiz yoluna başvuran tarafın hukuki yararının bulunup bulunmadığı, öncelikle onun davadaki talebi ile mahkemenin hükmü karşılaştırılarak belirlenir. (HMK 364/2-f bendine göre temyiz dilekçesinde "Temyiz sebepleri ve gerekçesi" bulunmak zorundadır) Aksi halde temyiz talebinin kötü niyetle yapıldığı kabul edilir. Kötü niyetle temyiz, davanın gereksiz yere uzamasına ve yargı organlarının yersiz meşgul edilmesine yol açar. 3. Somut olayda, SGK Başkanlığı aleyhine açılmış usulüne uygun bir dava da bulunmadığı gibi leh ve aleyhine mahkemece da karar verilmediği anlaşılmakla her ne kadar SGK Başkanlığı vekili kararı temyiz etmiş ise de hükmü temyiz etmekte hukuki yararının bulunmadığı anlaşıldığından, temyiz eden SGK Başkanlığı vekilinin temyiz dilekçesinin reddi gerekmiştir. B) Davacı ve davalı vekilleri tarafından yapılan temyiz başvurusu yönünden yapılan incelemede; 1.Geniş anlamıyla sorumluluk kavramı, bir kişinin başka bir kişiye verdiği zararları giderme yükümlülüğü olarak açıklanmıştır. Hukuki anlamda sorumluluk ise, taraflar arasındaki borç ilişkisinin zedelenmesi sonucu ... zararların giderilmesi (tazmin edilmesi) yükümlülüğünü içerir. 2.İşçi ve işverenin hizmet sözleşmesinden kaynaklanan sıkı iş ilişkisi, işçi yönünden işverene içten bağlılık (sadakat borcu), işveren yönünden işçiyi korumak ve gözetmek borcu şeklinde ortaya çıkar. Gerçekten işçi, işverenin işi ve iş yeri ile ilgili çıkarlarını korumak, çıkarlarına zarar verebilecek davranışlardan kaçınmak, buna karşı işveren de, işçinin kişiliğine saygı göstermek, işçiyi korumak, iş yeri tehlikelerinden zarar görmemesi için iş sağlığı ve güvenliği önlemlerini almak, işçinin özlük hakları ve diğer maddi çıkarlarının gerektirdiği uygun bildirimlerde ve davranışlarda bulunmak, işçinin çıkarına aykırı davranışlardan kaçınmakla yükümlüdür. 3.Sanayi ve teknolojideki gelişmeler, yeni işletmelerin açılması, fabrikaların kurulması iş yerlerindeki makinalaşmanın artmasına yol açmış, bu durum iş kazaları ile meslek hastalıklarında artışlara neden olmuştur. Bu gelişme, iş yerinde iş sağlığı ve güvenliği önlemlerinin daha etkili şekilde alınması gereğini ortaya çıkarmıştır. 4.İşveren, gözetme borcu gereği, çalıştırdığı işçileri, iş yerinde meydana gelen tehlikelerden korumak, onların yaşam, bedensel ve ruhsal sağlık bütünlüklerini korumak için iş yerinde teknik ve tıbbi önlemler dahil olmak üzere bilimsel ve teknolojik gelişmelerin gerekli kıldığı tüm önlemleri almak zorundadır. 5.Anayasanın 17 nci maddesinde; "Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir. tıbbi zorunluluklar ve Kanun'da yazılı haller dışında, kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamaz; rızası olmadan bilimsel ve tıbbi deneylere tabi tutulamaz." hükmü getirilerek yaşama ... güvence altına alınmış, bu yasal güvencenin yaşama geçirilmesinde İş ve Sosyal Güvenlik Mevzuatında da işçilerin korunması, işin düzenlenmesi, iş güvenliği, sosyal düzen ve adaletin sağlanması düşüncesi ile koruyucu bir takım hükümler getirilmiştir. 6.Mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 332 nci maddesinde; "İş sahibi, aktin özel halleri ve işin mahiyeti noktasından hakkaniyet dairesinde kendisinden istenilebileceği derecede çalışmak dolayısıyla maruz kaldığı tehlikelere karşı icap eden tedbirleri ittihaza ve münasip ve sıhhi çalışma mahalleri ile, işçi birlikte ikamet etmekte ise sıhhi yatacak bir yer tedarikine mecburdur. İş sahibinin yukarıdaki fıkra hükmüne aykırı hareketi neticesinde işçinin ölmesi halinde onun yardımından mahrum kalanların bu yüzden uğradıkları zararlara karşı isteyebilecekleri tazminat dahi akde aykırı hareketten ... tazminat davaları hakkındaki hükümlere tabi olur." hükmü düzenlenmiştir. 7.Yasa koyucu 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 332 nci maddesinin karşılığını 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren yeni 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 417 nci maddesinin 2 nci fıkrasında düzenlemiştir. 8.Anılan fıkrada "İşveren, işyerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli olan her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak; işçiler de iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymakla yükümlüdür." hükmü yer almaktadır. Bu fıkraya göre, işverenin, işçinin yaşam, sağlık ve bedensel bütünlüğünü korumak için gerekli önlemleri alma yükümlülüğü öngörülmektedir. Burada işverenin özellikle iş kazalarına karşı gerekli önlemleri alma yükümlülüğü söz konusudur. Buna göre işveren, hizmet ilişkisinin ve yapılan işin niteliği göz önünde tutulduğunda, hakkaniyet gereği kendisinden beklenen; deneyimlerin zorunlu kıldığı, teknik açıdan uygulanabilir ve iş yerinin özelliklerine uygun olan önlemleri almakla yükümlüdür. 9.Aynı maddelere paralel olarak, 4857 sayılı İş Kanunu'nun "İşverenlerin ve İşçilerin Yükümlülükleri" kenar başlıklı 77 nci maddesinin 1 nci fıkrasında da benzer bir düzenlemeye yer verilmiştir. Bu fıkraya göre "İşverenler iş yerlerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak, işçiler de iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymakla yükümlüdürler." 10.Bundan başka işveren, mevzuatta öngörülmemiş olsa dahi bilimsel ve teknolojik gelişmelerin gerekli kıldığı iş sağlığı ve güvenliği önlemlerini almak zorundadır. Bilim, teknik ve örgütlenme düşüncesi yönünden alınabilme olanağı bulunan, yapılacak gider ve emek ne olursa olsun bilimin, tekniğin ve örgütlenme düşüncesinin en yeni verileri göz önünde tutulduğunda işçi sakatlanmayacak, hastalanmayacak ve ölmeyecek ya da bu kötü sonuçlar daha da azalacaksa her önlem işverenin koruma önlemi alma borcu içine girer. 11.Bu önlemler konusunda işveren iş yerini yeni açması nedeniyle tecrübesizliğini, bilimsel ve teknik gelişmeler yönünden bilgisizliğini, ekonomik durumunun zayıflığını, benzer iş yerlerinde bu iş güvenliği önlemlerinin alınmadığını savunarak sorumluluktan kurtulamaz. Gerçekten, çalışma hayatında süregelen kötü alışkanlık ve geleneklerin varlığı işverenin önlem alma borcunu etkilemez. Işverenlerce, iş güvenliği açısından yaşamsal önem taşıyan araç ve gereçlerin işçiler tarafından kullanılması sağlandığında, kaza olasılığının tamamen ortadan kalkabileceği de tartışmasız bir gerçektir. 12.Nitekim, günümüzde gelişen sanayi ve teknoloji karşısında yukarıda açıklanan hükümler yeterli görülmemiş, insan yaşamının kutsallığı çerçevesinde işverenin, iş yerinde işçilerin sağlığını ve iş güvenliğini sağlamak için gerekli olanı yapmak ve bu husustaki şartları sağlamak ve araçları noksansız bulundurmakla yükümlü olduğu 4857 sayılı İş Kanunu'nun 77 nci maddesinin açık buyruğu iken, İş Kanunu'nun 77 nci ve devamı bir kısım maddeler 30.06.2012 tarih ve 28339 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu'nun 37 nci maddesiyle yürürlükten kaldırılmış olup, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu, işverenin sağlık ve güvenlik önlemlerini alma yükümlülüğünü daha ayrıntılı bir biçimde düzenlemiştir. 13. 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu'nun 4 üncü maddesinde "İşverenin Genel Yükümlülüğü" Aynı Kanun'un 5 inci maddesinde "Risklerden Korunma İlkeleri" 10 uncu maddesinde "Risk Değerlendirmesi; Kontrol, Ölçüm ve Araştırma" 19 uncu maddesinde "Çalışanların Yükümlülükleri" düzenlenmiştir. 14. Yukarıda yapılan bu açıklamalardan sonra 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 332 nci maddesinin karşılığı olarak çağdaş yaklaşımla düzenlenen 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 417 nci maddesinin 2 nci fıkrasında; "İşveren, iş yerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak; işçilerde iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymakla yükümlü" olacağı belirtilerek, İş Kanunu'nun 77/1 inci maddesiyle bütünlük sağlandığı gibi 3 üncü fıkrasında; "İşverenin yukarıdaki hükümler dahil kanuna ve sözleşmeye aykırı davranışı nedeniyle işçinin ölümü, vücut bütünlüğünün zedelenmesi veya kişilik haklarının ihlaline bağlı zararların tazmini sözleşmeye aykırılıktan ... sorumluluk hükümlerine tabi" olduğu hükme bağlanmak suretiyle, hizmet sözleşmesinden kaynaklanan sorumluluğun hukuki niteliği konusunda tartışmalar sona erdirilmiş, sözleşmeye aykırılıktan kaynaklanan ölüme ve vücut bütünlüğünün zedelenmesine veya kişilik haklarının ihlaline bağlı zararların tazmininde sözleşmeden ... sorumluluk hükümlerinin uygulanacağı öngörülmüştür. 15. 4857 sayılı İş Kanunu'nun 77 nci ve devamı maddelerini yürürlükten kaldıran 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu 4 ve 5 inci maddelerde işverenin yükümlülüklerini, 19 uncu maddede de çalışanların yükümlülüklerinin çağdaş anlaşıyla daha ayrıntılı ve somut olarak ortaya koymuş ve kusur sorumluluğunun sınırlarını kusursuz sorumluluğun sınırlarına yaklaştırmıştır. 16.6331 sayılı Kanun'un 4 ve 5 inci maddeleri ile buna uygun olarak çıkarılan iş sağlığı ve güvenliği yönetmelikleri hükümleri işverenin sorumluluğunu objektifleştiren kriterler olarak değerlendirilmelidir. Bu sebeple mevzuatta yer alan teknik iş kurallarına uyulmaması işverenin kusurlu davranışı olarak kabul edilmelidir. Ancak işveren sadece anılan yazılı kurallara değil, yazılı olmayan ve teknolojinin gerekli kıldığı önlemlere aykırı davrandığında da kusurlu görülerek oluşan zararı karşılamalıdır. 17. Öte yandan objektifleştirilen kusur, kusur sorumluluğunu kusursuz sorumluluğa yaklaştırsa da, onu kusursuz sorumluluk haline dönüştüremez. Çünkü, bazı istisnalar dışında işverenin sorumluluğu için kusurun varlığı şarttır. Ancak Türk Borçlar Kanunu’nun 417/2 nci maddesi, Anayasa ve 6331 sayılı Kanun hükümleri objektifleştirilmiş kusur sorumluluğu ilkesi gereğince işverenin sorumluluğunu oldukça genişletmiştir. 18.Öte yandan işvereni, zararlandırıcı olay nedeniyle sorumluluktan kurtaracak olan durum, eylem ile meydana gelen zarar arasındaki uygun illiyet rabıtasının kesilmesidir. Kusursuz sorumlulukta olduğu gibi kusur sorumluluğunda da illiyet bağı; mücbir sebep, zarar görenin ve üçüncü kişinin ağır kusuru nedenleriyle kesilebilir. Uygun illiyet bağının kesildiğinin ispatı halinde, işverenin sorumluluğuna gidilmesi mümkün değildir. (HGK, 20/03/2013 tarih, 2012/21-1121 Esas, 2013/386 Karar) 19. Somut olaya uygulanması açısından "Çalışmaktan Kaçınma Hakkını" düzenleyen 6331 sayılı Kanun'un 13 üncü maddesi üzerinde durmak da fazyalı olacaktır. Anılan maddede; "Ciddi ve yakın tehlike ile karşı karşıya kalan çalışanlar kurula, kurulun bulunmadığı işyerlerinde ise işverene başvurarak durumun tespit edilmesini ve gerekli tedbirlerin alınmasına karar verilmesini talep edebilir. Kurul acilen toplanarak, işveren ise derhâl kararını verir ve durumu tutanakla tespit eder. Karar, çalışana ve çalışan temsilcisine yazılı olarak bildirilir. Kurul veya işverenin çalışanın talebi yönünde karar vermesi hâlinde çalışan, gerekli tedbirler alınıncaya kadar çalışmaktan kaçınabilir. Çalışanların çalışmaktan kaçındığı dönemdeki ücreti ile kanunlardan ve iş sözleşmesinden ... diğer hakları saklıdır. Çalışanlar ciddi ve yakın tehlikenin önlenemez olduğu durumlarda birinci fıkradaki usule uymak zorunda olmaksızın işyerini veya tehlikeli bölgeyi terk ederek belirlenen güvenli yere gider. Çalışanların bu hareketlerinden dolayı hakları kısıtlanamaz. İş sözleşmesiyle çalışanlar, talep etmelerine rağmen gerekli tedbirlerin alınmadığı durumlarda, tabi oldukları kanun hükümlerine göre iş sözleşmelerini feshedebilir. Toplu sözleşme veya toplu iş sözleşmesi ile çalışan kamu personeli, bu maddeye göre çalışmadığı dönemde fiilen çalışmış sayılır. Bu Kanunun 25 inci maddesine göre işyerinde işin durdurulması hâlinde, bu madde hükümleri uygulanmaz." düzenlemesi yer almaktadır. 20. Somut olayda; davacı sigortalının 04.08.2009 tarihinde davalı şirket nezdinde çalışmaya başladığı ve El Mikrocerrahi Ortopedi ve Travmatoloji Hastanesinin 01.10.2013 tarih 468369 protokol numaralı raporunda; 17.05.2000 tarihinde cam kesisi sonrası sağ FCU, FDS-2-3-4-5, FDP-2-3-4-5, ulnar arter ve sinir tam, median sinir parsiyel kesisi tanısı aldığı, 17.05.2000 tarihinde arter, sinir ve tendonların sütüre edildiği, uzun kol alçı atele alındığı, hastanın yukarıdaki ameliyat sonrası sağ kolunu ve elini ağır işlerde kullanması sinir ve tendon yaralanmaları açısından sakıncalıdır, şeklinde raporu olduğu, davalı vekilinin cevap dilekçesindeki açıklamalardan bu raporun işverenliğe ulaştığı anlaşılmaktadır. 21. O halde mevcut delil durumu kapsamında; davacı sigortalının 6331 sayılı Kanun'un 13 üncü maddesi kapsamında ibraz ettiği sağlık raporu doğrultusunda işveren tarafından kendisi için gerekli tedbirler alınıncaya kadar "çalışmaktan kaçınma ..." bulunduğu gözetilerek, davacının bu ... kullanmadan çalışmaya devam etmesi nedeniyle, müterafik oranda kusurlu kabul edilip; A sınıf iş güvenliği uzmanlarından teşkil edilecek heyetten rapor alarak bu duruma göre kusur oran ve aidiyetinin tespiti gerekirken, birbirini doğruladığı kabul edilen raporlara itibarla işverenin %100 oranında kusurlu olduğu kabul edilerek eksik değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi hatalı olmuştur. 22. Öte yandan bilirkişi incelemesi yönünden taraflar lehine oluşan usuli kazanılmış hak noktasında da uyuşmazlık bulunduğu gözetilerek bu hususta da açıklamalarda bulunmak faydalı olacaktır. 6100 sayılı HMK'nın 266 ncı maddesine göre Mahkeme, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde, taraflardan birinin talebi üzerine yahut kendiliğinden, bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir. (Değişik cümle: 03.11.2016-6754/49 md.) Ancak genel bilgi veya tecrübeyle ya da hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukukî bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamaz. (Ek cümle: 03.11.2016-6754/49 md.) Hukuk öğrenimi görmüş kişiler, hukuk alanı dışında ayrı bir uzmanlığa sahip olduğunu belgelendirmedikçe, bilirkişi olarak görevlendirilemez. Aynı kanunun 281/1 inci maddesine göre "Taraflar, bilirkişi raporunun, kendilerine tebliği tarihinden itibaren iki hafta içinde, raporda eksik gördükleri hususların, bilirkişiye tamamlattırılmasını; belirsizlik gösteren hususlar hakkında ise bilirkişinin açıklama yapmasının sağlanmasını veya yeni bilirkişi atanmasını mahkemeden talep edebilirler.(Ek cümle:22.07.2020-7251/24 md.) Bilirkişi raporuna karşı talebin bu süre içinde hazırlanmasının çok zor veya imkânsız olması ya da özel yahut teknik bir çalışmayı gerektirmesi hâlinde yine bu süre içinde mahkemeye başvuran tarafa, sürenin bitiminden itibaren işlemeye başlamak, bir defaya mahsus olmak ve iki haftayı geçmemek üzere ek süre verilebilir düzenlemesi yer almaktadır. 23. Bilindiği üzere HMK'nın 30 uncu maddesi kapsamında düzenleme altına alınmış olan Usul Ekonomisi İlkesine göre de Hâkim, yargılamanın makul süre içinde ve düzenli bir biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla yükümlüdür. 24.Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 18.02.2021 tarih ve 2018/10(21)-94 E- 2021/111 K sayılı ilamında da açıkça belirtildiği gibi "Bir tarafın bilirkişi raporuna itiraz etmemesi ile diğer (bilirkişi raporuna itiraz eden) taraf lehine usulî kazanılmış hak doğar. Yani, bir taraf bilirkişi raporuna itiraz etmez, diğerinin itirazı üzerine yeni bir bilirkişi incelemesi yaptırılır ve ikinci bilirkişi raporu birinci rapora itiraz edenin daha da aleyhine olursa, ilk rapora itiraz etmeyen taraf bakımından ilk bilirkişi raporu kesinleştiğinden ve bununla diğer taraf lehine usulî kazanılmış hak doğduğundan, mahkemenin ilk bilirkişi raporuna göre karar vermesi gerekir (Kuru, B., Hukuk Muhakemeleri Usulü, İstanbul 2001, Cilt:3, s. 2753)" 25. Ayrıca HMK'nın 26 ncı maddesi kapsamında düzenleme altına alınmış olan Taleple Bağlılık ilkesine göre Hâkim, tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır; ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez. Duruma göre, talep sonucundan daha azına karar verebilir. Hâkimin, tarafların talebiyle bağlı olmadığına ilişkin kanun hükümleri saklıdır. 26. Somut olayda maddi tazminat alacağının tespiti noktasında hesap bilirkişiden alınan 05.08.2019 tarihli hesap raporunun taraflara 10.08.2019 tarihinde tebliğ edildiği, davalı vekilinin 21.08.2019 tarihli süresi içerisinde sunduğu dilekçesiyle "ücret katına, pasif devre başlangıcına, bakıcı gideri belirlenmesine" itirazı bulunduğu, davacı vekilinin ise anılan rapora itirazının bulunmadığı gibi 26.08.2019 tarihli talep artırım dilekçesi sunduğu gözetilerek, iş bu raporda esas alınan işlemiş devre sonu olan 31.12.2019 tarihi yönünden davalı taraf lehine usuli kazanılmış hak oluştuğu İlk Derece Mahkemesinin 26.08.2019 tarihli kararında iş bu rapora itibarla karar verildiği, kararın davacı ve davalı tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin 27.06.2022 tarihli ilk kararında; özellikle kararın gerekçeli olmadığı gerekçeli kararda delillerin tartışılıp değerlendirilmediği dikkate alındığında HMK'nın 297 nci maddesi kapsamında denetime elverişli bir karar bulunmadığından, karar HMK'nın 353/1. a-6 hükmü gereğince ortadan kaldırılmıştır. Ortadan kaldırma sonrasında alınan 19.07.2023 tarihli raporda davalının ücret katına dair itirazı karşılanmış ise de işlemiş devre sonu 31.12.2023 olarak tespit edilmiş öte yandan bakiye ömür tablosu yönünden PMF 1931 tablosundan TRH 2010 tablosuna geçilmiştir. Ek rapora davacı ve davalı itiraz etmiş, davalı vekilinin bakiye ömür tablosuna dair itirazı olmadığı anlaşılmıştır. Davalı itirazını karşılar mahiyette alınan 17.10.2023 tarihli ek raporda işlemiş devre sonu olarak 31.12.2019 tarihi esas alınarak rapor düzenlendiği anlaşılmıştır. Mahkemece davacı vekilini ilk rapora hesap yönünden itirazı olduğu belirtilerek asgari ücret değişikliklerinin rapora yansıtılmasına bir engel olmadığı gerekçesi ile 19.07.2023 tarihli rapora itibar edilip taleple bağlı karar verilmiş, Bölge Adliye Mahkemesi gerekçesinde de aynı kabul yerinde bulunmuş ise de varılan sonuç hatalı olmuştur. 27. Bilindiği üzere HMK'nın 357 nci maddesinde "Bölge Adliye Mahkemesince resen göz önünde tutulacaklar dışında, İlk Derece Mahkemesinde ileri sürülmeyen iddia ve savunmalar dinlenemez, yeni delillere dayanılamaz" düzenlemesine yer verilmiştir. 28. Somut olayda davacı vekilinin ilk derece yargılaması aşamasında alınan 05.08.2019 tarihli rapora süresinde itiraz etmemekle davalı taraf lehine usuli kazanılmış hak oluştuğu öte yandan, davalı vekilinin de kaldırma kararı sonrasında ilk derece yargılaması aşamasında alınan 19.07.2023 tarihli raporda dikkate alınan bakiye ömür tablosu yönünden davacı lehine usuli kazanılmış hak oluştuğu bu kapsamda 17.10.2023 tarihli hesap raporuna itibarla karar verilmesi gerekirken, taraf itirazlarını aşar mahiyette alınan 19.07.2023 tarihli rapora itibarla hüküm tesisi de hatalı olmuştur. 29. O halde Mahkemece yapılacak iş; yukarıda açıklanan şekilde kusur oran ve aidiyetinin belirlenmesinden sonra taraf itiraz ve kabulleri kapsamında (bakiye ömür tespiti noktasında davacı lehine oluşan, işlemiş devre noktasında ise davalı lehine oluşan) usuli kazanılmış haklara uygun olacak şekilde düzenlendiği anlaşılan 17.10.2023 tarihli hesap raporuna tespit edilen kusur oranlarını, uygulayarak davacının maddi tazminat istemini hesap etmek, giderek davanın esası hakkında usul ve yasaya uygun bir karar vermekten ibarettir. 30. Mahkemece bu hususlar gözetilmeden yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozma sebebidir. 31. O halde, taraf vekillerinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları gözetilerek, bu aşamada temyiz eden davacı vekilinin tüm, davalı vekilinin ise sair temyiz itirazları incelenmeksizin mahkemece verilen kararının bozulmasına karar vermek gerekmiştir. VI. KARAR: Açıklanan sebeplerle; A) Dahili davalı SGK Başkanlığı vekilinin temyiz dilekçesinin hukuki yarar yokluğundan REDDİNE, B)1.Davacı ve davalı vekilinin temyiz itirazları nedeniyle, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurularının esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, 3. Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgililere iadesine, 4. Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 05.11.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.