7. Hukuk Dairesi 2012/7068 E. , 2013/365 K. "İçtihat Metni" Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtayca incelenmesi davalı ... tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü: Davacı, tapuda kayıtlı olmayan ......... tarafından yapılacak ......... Barajı kamulaştırma sahası içinde kalan taşınmaz üzerinde bulunan 80-100 kök kayısı ağacı, 4/5 adet kavak ağacı, sulama kuyusu, tel örgü, çevresindeki iğde ağaçları, betone
**7. Hukuk Dairesi 2012/7068 E. , 2013/365 K.** **"İçtihat Metni"** Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtayca incelenmesi davalı ... tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü: Davacı, tapuda kayıtlı olmayan ......... tarafından yapılacak ......... Barajı kamulaştırma sahası içinde kalan taşınmaz üzerinde bulunan 80-100 kök kayısı ağacı, 4/5 adet kavak ağacı, sulama kuyusu, tel örgü, çevresindeki iğde ağaçları, betonerme duvardan oluşan muhdesatların mülkiyetinin kendisine ait olduğunun ve parasal değerinin tespitini istemiştir. Mahkemece davanın kabulü ile uzman bilirkişi tarafından düzenlenen 26.08.2011 havale tarihli rapor ve haritada (B) harfi ile gösterilen 4577.51 m2 yüzölçümündeki bölüm üzerinde bulunan muhdesatların mülkiyetinin davacıya aidiyetinin tespitine karar verilmiş ise de varılan sonuç davanın niteliğine ve yasal düzenlemelere uygun düşmemiştir. 4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 684. maddesi hükmünde, bir şeye malik olan kimsenin o şeyin bütünleyici parçalarına da malik olacağı, 718. maddesi hükmünde de, arazi üzerindeki mülkiyetin kullanılmasında yarar olduğu ölçüde üstündeki hava ve altındaki arz katmanlarını da kapsayacağı, bu mülkiyetin kapsamına yasal sınırlamalar saklı kalmak üzere yapılar, bitkiler ve kaynakların da gireceği açıklanmıştır. Genel kuralı oluşturan bu hükümler dikkate alındığında taşınmaz üzerinde bulunan bina, ağaç gibi bütünleyici parça niteliğindeki muhtesatların mülkiyetinin kural olarak arzın mukadderatına tabi olacağı, muhtesatların taşınmazın arzından ayrı bir mülkiyetinin varlığından söz edilemeyeceği, aksine bir kanun hükmü bulunmadıkça da muhtesatların mülkiyetinin taşınmazın malik veya maliklerinden başka birisine veya maliklerden bir veya birkaçına ait olduğunun tespitinin dava edilemeyeceği, mahkemelerce de bu sonucu doğuracak şekilde hüküm verilemeyeceği kuşkusuzdur. Ne var ki, böyle bir istemle dava açılması halinde "Çoğun içinde azı da vardır" kuralı gözetilerek diğer koşulların da varlığı halinde davanın kısmen kabulü ile muhtesatın davacı tarafından meydana getirildiğinin tespitine karar verilmesi gerekir. Yine aynı Kanunun 1006. maddesi hükmünde hangi hakların tapu kütüğüne tescil, 1009, 1010 ve 1011 maddeleri hükmünde hangi hakların şerh edilebileceği, 1012 maddesinde de taşınmazın eklentilerinin malikin istemi üzerine kütükteki beyanlar sütununa yazılacağı, taşınmaz mülkiyetine ilişkin kamu hukuku kısıtlamalarının beyanlar sütununa yazılması ve bu sütuna yazılabilecek diğer hususların tüzükle belirleneceği açıklanmış, özel kanun hükümleri saklı tutulmuştur. Benzer hükümler yürürlükten kaldırılan 743 Sayılı Türk Kanunu Medenisi'nde de mevcuttur. 3402 Sayılı Kadastro Kanunu'nun 19. maddesinin birinci fıkrası hükmünde ise tapuda kayıtlı taşınmaz malın zilyet lehine tespitinde mevcut ve her türlü takyid ile sınırlı ayni hakların saklı tutulacağı, eski tapu kayıtlarındaki bu tür hak ve mükellefiyetlerin kadastro tutanağında belirtilerek yeni kütüklere aynen geçirileceği, ikinci fıkrasında da taşınmaz üzerinde malikinden başka bir kimseye veya paydaşlardan birine ait muhdesat mevcut ise bunun sahibi, cinsi, ihdas tarihi ve iktisap sebebi belirtilerek tutanağın ve kütüğün beyanlar hanesinde gösterileceği belirtilmiştir. Bu madde gereğince taşınmaz üzerinde bulunan muhtesatın kadastro tutanağı ve taşınmazın tapu kütüğünün beyanlar hanesinde gösterilebilmesi için muhtesatın kadastro tespit gününden önce meydana getirilmiş olması gerekir. Anılan bu ayrık hükmü dışında kanunlarımızda ve Tapu Sicil Tüzüğü'nde taşınmaz üzerinde bulunan muhtesatların tapu kütüğüne tescil veya şerh edilebileceğine veya kütüğün beyanlar hanesinde gösterilebileceğine ilişkin başkaca bir hüküm de bulunmamaktadır. Somut olaya gelince; davacı taşınmaz üzerinde bulunan muhdesatların mülkiyetinde olduğunun tespitini istemiştir. Taşınmazın tapuda kayıtlı olmadığı, kadastro tespiti sırasında çay yatağı olarak tescil harici bırakıldığı gözetildiğinde muhtesatların kadastro tespitinden sonra yapıldığı anlaşıldığından somut olayda 3402 Sayılı Kadastro Kanununun 19. maddesinin uygulanmasının mümkün olmadığı ve mülkiyetin tespiti istenemeyeceği kuşkusuzdur. Öte yandan, öğretide ve uygulamada kararlılık kazanan yerleşik görüşlere göre, davacı tarafından kendisine ait, olduğunu öne sürerek tespitini istediği tel örgülerin bütünleyici parça niteliğinde olmayıp her zaman için sökülüp götürülebilen ve taşınmazdan ayrılması mümkün olan eşya (teferruat) niteliğinde olduğu, bu nitelikteki eşyalar yönünden muhtesat aidiyeti davası açılamayacağı gözönünde bulundurulmamıştır. Hal böyle olunca, az yukarıda açıklanan hukuksal olgular gözetilerek mahkemece davanın kısmen kabulü ile, hüküm yerinde taşınmaz üzerinde bulunan ağaçların yaşı, cinsi ve sayısı ile diğer bir kısım muhdesatların niteliği ve sayısı belirtilerek davacı tarafından meydana getirildiğinin tespitine karar verilmekle yetinilmesi, mülkiyet tespiti ile tel örgüye yönelik istemlerin ise reddedilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsiz, davalı ...'nin temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün BOZULMASINA, 23.01.2013 gününde oybirliği ile karar verildi.