Sorumlu olanlara karşı tazminat istemek hakkı, davacının zararı ve sorumluyu öğrendiği tarihten itibaren iki ve her hâlde zararı doğuran fiilin meydana geldiği günden itibaren beş yıl geçmekle zamanaşımına uğrar. Şu kadar ki, bu fiil cezayı gerektirip, Türk Ceza Kanununa göre daha uzun dava zamanaşımına tabi bulunuyorsa, tazminat davasına da bu zamanaşımı uygulanır.
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle, davalı kooperatifin 1977 yılında merkezi Ankara'da, inşaat alanı ise... Mahallesinde .... ve sosyal tesisleri ile eklentilerini inşa etmek amacıyla kurulduğunu, kooperatifin tasfiye edilmesinin hukuken mümkün olmadığını, tasfiye halinde olma unvanının da kanuna karşı hile yapmak ve gerçekleştirmediği amaç ve yükümlülüklerden kurtulmak için kullandığını, yerine getirmedikleri yükümlülüklerden kurtulabilmek amacıyla tasfiye halinde unvanını sürdürdüğünden ve yükümlülüklerinin bir kısmını hiç yerine getirmeyip, bir kısmını ise hukuki ve fiziki ayıplı olarak gerçekleştirdiğinden yaklaşık 15 yılı bulan tasfiye halinin tüm makul süreler ve iyi niyet olarak kabul edilebilecek süreyi aştıklarından tasfiye kurulunun bu sürede tasfiye amacını gerçekleştirmeye yönelik tek bir iş ve işlem yapmadıklarını, bunun sonucunda da halen ciddi ve büyük borç/vecibe ve eksikliklerin tamamlanması için asli faaliyetlerine dönmesine karar verilebilmesi için bu davayı yönetmek zorunluluğunun doğduğunu, 136 adet konutun betonarme olarak proje ve ruhsat almasına rağmen konutların tamamının kargir/yığma bina olarak imal edildiğini, bu durumun iskan izin belgelerinin alındığı aşamada noter kanalı ile ilgili belediyeye ihtar edildiğini, bir kısım kanuna aykırı yollarla kooperatife betonarme olarak iskan, izin belgelerinin verildiğini, 136 adet konutun tamamının yapı ruhsatı ve yapı kullanma izin belgesinde yazılı olmayan yığma/kargir olduğun çeşitli kamu kurum ve kuruluşlarının resmi raporlarıyla tespit edildiğini, davalı kooperatif tasfiye kurulunun 20/05/2018 tarihinde yapılan genel kurul divanına verdikleri 18/03/2018 tarihli önergeyle evlerin yığma/kargir olduğunun inkar edilerek bu 136 adet konut için mahkemeler sorduğunda betonarme yanıtının verildiğini, konut yapma amacının aynı zaman da projesine ve imar yasalarına uygun konut yapmayı da içerdiğini, şayet projesine imar mevzuatına aykırı konutlar yapılmışsa konut yapma görevinin yerine getirilmediğini, iskan raporlarında usulsüz olarak betonarme yazılması suretiyle yaklaşık 25 yıl aidat ödemekten bıkıp, yorulmuş insanların kandırılarak ferdi mülkiyete dönülmesi kararı alındığını, usule aykırı iskan raporu/izin veren kamu görevlilerinin bu usulsüzlük nedeni ile Aydın ... Ağır Ceza Mahkemesinin 2014/393 D.İş dosyası ile yargılandığını, konutların projesinde yüzme havuzu ve bir kısım sosyal tesis ve eklentileri mevcut olduğunu, ilgili imar yasalarına göre bu eklentilerin her bir taşınmazın ayrılmaz parçası olduğunu, ancak yapılan eklentilerden proje ve yasalara aykırılık nedeni ile mühürlü olduğu ve yıkılma kararı verildiğini, parası ödenen sosyal eklenti ve tesislerin ya madden yok ya da hukuken yok hükmünde olduğunu, bu nedenle kooperatifin bu konudaki yükümlülükleri ve borçları olduğu gibi devam ettiğini, 136 konut hakkında da proje ve mevzuata aykırılıklar nedeni ile halen 141 adet mühürleme ve yapı tadil zaptı tanzim edildiğini, konutların tamamının yıkımı için ihalenin yapıldığını, ancak müteahhit bulunamadığını, hiç yapılmayan ve ayıplı yapılan işlemlerin tasfiye kurulu tarafından yapılacak işlerden olmadığını, ana gayenin kendisi ve esaslı unsurları olduğundan tasfiye ile çözülecek hususlar olmadığını, davacıya verilen konutun yağma olduğunu, plan ve projesine uygun olmadığı gerekçesi ile teslim almadığını, dava tarihi itibari ile İnşaat Mühendisleri Odasının raporunda belirtildiği gibi konutunun kısmen yığma tuğladan kısmen de taşıyıcı özelliği olmayan 8,5'luk tuğladan yapıldığı, deniz suyunun betonun yapımında karma su olarak kullanıldığı için tabliye demirlerinin ciddi bir şekilde tahribata uğradığı ve en önemlisi de tuğlayla örülmüş tek bir duvarın iki ayrı evin tabliyeleri tarafından ortaklaşa kullanıldığını, Yargıtay .... Ceza Dairesinin kararında yazılı olduğu üzere davacı konutunun iskan izin belgesi alınmadığını, fiziken ve hukuken yok hükmünde olduğunu, bu nedenle kooperatifin yükümlülüğünü hiç yerine getirmediğini, ortak sıfatı ile tüm kooperatif yükümlülüğü adına dava açma yetkisi olduğunu, yükümlülüğün hiç yerine getirilmemiş olmasından dolayı özel ve şahsi olarak da yasal dava koşullarının bulunduğu, yaklaşık 15 yılı bulan tasfiye halinin yasaların, kanun koyucuların tasfiye kurumu ile beklentilerinin çok ve çok fazla üzerinde olduğunu, davalı kooperatif parasını üyelerden aldığı halde konutların ayrılmaz parçası olan eklentilerinin hiç yapılmadığı gibi yapı kullanma izin belgelerinin de alınmaması gerektiği halde usulsüz olarak alındığını, davacı konutunun hatalı-eksik ve noksan imal edildiği için yük hükmünde olduğunu, bu gibi sorunlar var olduğu sürece, kooperatifin tasfiyesini sağlamak ve hukuki varlığını sona erdirmenin mümkün olmayacağını, tasfiye kurulunun inşaat işlerine girmesinin hukuken ve kanunen amacına aykırı olduğundan dolayı kooperatif tasfiye halinde statüsünün kaldırılıp, normal haline döndürülmesini talep ettiği, tasfiye kurulunun en son 26/01/2019 tarihli genel kurula sunduğu faaliyet raporunda yer aldığı üzere ortaklardan 91.000,00 TL alacak kalemini denetimsiz ve belirsiz idare etmek dışında hiçbir faaliyette bulunmadığını ve kooperatif yararına hiç bir iş ve işlem yapmadan 44.000,00 TL harcadığını, genel kurula sunulmak üzere 21/01/2019 tarihinde gönderilen ihtarnamede tasfiye hali durumunun sonlandırılıp kooperatifin ana gayesinin gerçekleştirilmesi gerektiğinin bildirildiğini, tasfiye halinin gerekçe gösterilerek 136 ortaklı olan kooperatif genel kurulunun nisap aranmaksızın 20-25 ortakla yapılıp diledikleri gibi kararlar aldıklarını, mahkemeler ve çeşitli kamu kurum ve kuruluşlarında bu haksız ve hukuksuz kararları kullanarak kendilerini haklı davacıyı haksız gösterdiklerini, son genel kurulun eş/dost ve akrabalardan oluşan fiilen 13 ortakla yapıldığını, 15 yıllık sürenin tasfiye ana gayesini yerine getirmek için yeterince uzun bir zaman olduğunu, bu sürede tasfiye etmeye yönelik hiç bir çabanın olmamasının dikkate alınarak kooperatifin tasfiye halinin sonlanarak eski haline getirilmesi ve ana amaçlarının gerçekleştirilmesini sağlamak için yargı müdahalesinin gerektiğini, tasfiye halinin kanuna karşı hilenin gizlenmesini sağladığını, kanunun tasfiye durumunda olan kooperatifin amacına ulaştığı var sayımı yaparak bir kısım kolaylıklar sağladığını, en önemlisinin hiç nisap aranmaksızın genel kurul yapma ve karar alma süreci olduğunu, bu sayede toplanıp karar alan kooperatif yöneticilerinin yasaların hükmünü dilediği gibi kullandığını, genel kurulda konutların betonarme olduğuna dair karar alarak evlerin cinsinin gizlendiğini, nisap aranmadan toplanma imkanına sahip olunduğundan bunca yıl boyunca usulsüzlüklere mahkum edildiğini, yapılan yolsuzluk ve usulsüzlüklerin önce zamanaşımına uğratıp sonrada zaman aşımına uğradığı gerekçe gösterilerek gereken yasal işlemler yapılmayarak eski yöneticilerin korunup kollandığını, kooperatifin eski yöneticilerine karşı dava açma hakkının ancak genel kurul izni ile olacağından 15 yıl boyunca tüm baş vuruların tasfiye kurulu tarafından red edildiğini, eskiden yolsuzluk ve usulsüzlüklerin kaynağında yönetici olduğunu, tasfiye kurulunda görevini devam ettiren Ömer Faruk Kayhan gibi isimler bulunduğunu, hem eski yönetim ekibini, hem de kendini korumanın aracı olarak tasfiye kurulunu kullandığını bildirmiş, davalı kooperatifin tasfiye halinde olan hukuki statüsünden tasfiye durumunun kaldırılarak gerçekleşmeyen esas gayesine ulaşmasının sağlanmasına, bu talep yerinde görülmezse yaklaşık 15 yıldır tasfiye sürecini tamamlamayan memurların görevden alınıp tasfiye memuru atanmasına karar verilmesine, yargılama giderlerinin davalı kooperatiften alınmasına karar verilmesini dava ve talep etmiştir.