8. Hukuk Dairesi 2023/1263 E. , 2025/2621 K. MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2021/252 E., 2022/112 K. KARAR : Davanın reddine Taraflar arasındaki tapusuz taşınmazın tescili davasından dolayı yapılan yargılama sonunda verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonunda dairemizce mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir. Mahkemece bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın reddine karar verilmiştir. Mahkeme kararı davacı vekili ile dav…
**8. Hukuk Dairesi 2023/1263 E. , 2025/2621 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2021/252 E., 2022/112 K. KARAR : Davanın reddine Taraflar arasındaki tapusuz taşınmazın tescili davasından dolayı yapılan yargılama sonunda verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonunda dairemizce mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir. Mahkemece bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın reddine karar verilmiştir. Mahkeme kararı davacı vekili ile davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: K A R A R Dava konusu taşınmazın bulunduğu yörede; 766 sayılı Kanun uyarınca yapılıp 05.02.1982 tarihinde kesinleşen tesis kadastrosu ile davamın devamı sırasında 2016 yılında 3402 sayılı Kanun’un Geçici 8. madde ve Ek-5. madde gereğince yapılan kadastro çalışması bulunmakta olup, tesis kadastrosunda dava konusu yer ... Çayı Dere Yatağı olarak tescil harici bırakılmıştır. Davacı vekili dava dilekçesinde; Siirt Merkez ... köyünde müvekkiline ait, ... Serpıre mevkiinde kuzeyinde ...’e ait fıstıklık, güneyinde dağ, doğusunda ... ve ... ...’a ait tarla ve batısında yamaç ile çevrili en az 17.556,336 m² bağ, çema mevkiinde kuzeyinde ... Çayı ve 7 nolu parsel, güneyinde Zorava çayı, doğusunda ... çayı ve batısında 7 nolu parselden 61 nolu parsele kadar sıralı parseller ile çevrili en az 19.844,611 m² sulu tarla, bane germave mevkii kuzeyinde yamaç, güneyinde yamaç ve ... çayı, doğusunda ... çayı, ve batısında dağ ile çevrili en az 11.569,912 m² tarlanın 40-45 yılı aşkın bir süreden beri müvekkilleri tarafından kullanıldığını ve o tarihten beri de müvekkillerinin bu taşınmazı ekip biçerek zilyetlik ve tasarruflarını sürdürdüklerini, dava konusu taşınmazların müvekkil lehine kazandırıcı zamanaşımı gerçekleştiğinden 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 713. maddesi uyarınca müvekkil adına tapuya tesciline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalılar Hazine ve Orman İdaresi tarafından davanın reddine karar verilmesi savunulmuştur. İlk Derece Mahkemesinin 31.12.2014 tarihli ve 2013/865 Esas, 2014/1323 Karar sayılı ilamı ile; ''dava konusu olayda dava değerinin yargılama sırasında alınan 23.05.2014 havale tarihli bilirkişi raporu ile belirlendiği, verilen sürede belirlenen bu değer üzerinden eksik harcın tamamlanmadığı'' gerekçesiyle davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiş, davacı vekili tarafından dava konusu yerde kadastro çalışması yapıldığı, dava dosyasının Kadastro Mahkemesine devredilmesi gerektiği gerekçesiyle temyiz isteminde bulunulmuş, Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesinin 18.09.2018 tarihli ve 2018/1815 Esas, 2018/5751 Karar sayılı ilamı ile; mahkemece tutanak düzenlenen bölümler belirlenerek bu bölümler hakkında görevsizlik kararı verilmesi gerektiği, tutanak düzenlenmeyen kısım varsa bu kısım hakkında ise Asliye Hukuk Mahkemesinin görevli olacağının değerlendirilmesi gerektiği gerekçesiyle hüküm bozulmuş, bozma sonrası dava dosyası 2018/604 Esas sırasına kaydedilmiş, bozma ilamına uyan mahkemece kadastro çalışması görmeyen fen bilirkişi raporunda (A) harfi ile gösterilen kısım yönünden dava dosyası tefrik edilmiş ve aynı mahkemenin 2019/376 Esas sırasına kaydedilmiştir. İlk Derece Mahkemesinin 21.01.2020 tarihli ve 2019/376 Esas, 2020/51 Karar sayılı ilamı ile; ''bilirkişi raporunda A, B ve C harfi ile gösterilen taşınmazların değerine ilişkin olarak belirlenen 450.503,31 TL dava değeri üzerinden eksik kalan harcın tamamlanması için süre verilmesine rağmen harcın tamamlanmadığı, eksik harcın tamamlanmaması nedeni ile davaya devam edilemeyeceği gerekçesi ile "davanın açılmamış sayılmasına" karar verildiği ve Yargıtay (Kapatılan) 20.Hukuk Dairesinin 2018/1815 Esas, 2018/5751 Karar sayılı ilamı ile “dava konusu edilen kısımlar hakkında kadastro tutanağı düzenlenen bölümler hakkında görevsizlik kararı verilmesi" gerekçesiyle hükmün bozulduğu, dava konusu edilen fen bilirkişi raporunda (A) harfiyle gösterilen kısımlar yönünden mahkemenin 2013/865 Esas, 2014/1323 Karar sayılı ilamı gereğince davanın açılmamış sayılmasına karar vermek gerektiği'' gerekçesiyle 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 150/5. maddesi uyarınca davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiş, davacı vekili ile davalı Hazine vekili tarafından temyiz isteminde bulunulması üzerine; Dairemizin 07.10.2021 tarihli ve 2021/4216 Esas, 2021/10159 Karar sayılı ilamı ile 09.09.2014 tarihli ara kararla yatırılması gereken harç miktarının açıkça belirtilmediği, kesin sürenin sonuçlarının ihtar edilmediği, ihtarın yapılıp yapılmadığı hususunun da tutanağa geçirilmediği, bozma ilamı öncesinde, eksik harcın tamamlanması için davacı tarafa verilen sürenin usulüne uygun olmadığı, ... ile ... tarafından düzenlenen 14.05.2014 havale tarihli fen bilirkişi raporunda (A) harfiyle gösterilen ve eldeki davanın konusu olan 34.660,55 metrekare yüzölçümündeki taşınmazın değerinin 220.441,09 TL olarak belirlendiği, bozma sonrasında alınan fen bilirkişi raporuna ekli krokide (A) harfiyle gösterilen 34.660,55 metrekare taşınmaz için belirlenen bedel üzerinden eksik harcın tamamlanması için davacı tarafa yeniden süre verilmesi gerekirken bozma ilamı öncesinde verilen kesin süreye uyulmadığından bahisle yazılı şekilde karar verilmesinin usul ve kanuna uygun olmadığı gerekçesiyle hükmün bozulmasına, bozma nedenine göre davalı Hazine vekilinin temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına karar verilmiş, mahkemece bozma ilamına uyularak yargılama devam edilmiştir. İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen ilamı ile; kural olarak, aktif dere ya da çay yatakları ile bunların etki alanlarının zilyetlik ya da imar ihya yoluyla kazanılamayacağı, bu gibi yerlerin devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan taşınmazlar olması nedeniyle özel mülkiyete konu edilemeyecekleri, davaya konu taşınmazın 14.05.2014 tarihli fen bilirkişi raporunda, ... çayı yatağında kaldığının belirtildiği yine 26.05.2014 tarihli Jeoloji raporunda davaya konu taşınmazın içinde rusubat gözlemlendiğinden ... çayının hemen kenarında bulunması ve arada düşük bir kot farkının bulunmasından dolayı taşınmazın dere yatağı içerisinde kaldığının belirtildiği, yapılan açıklamalar ışığında özel mülkiyete konu edilebilecek nitelikte taşınmaz olmadığının anlaşıldığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiş, hükme karşı davacı vekili ile davalı Hazine vekili tarafından temyiz yoluna başvurulmuştur. Davacı vekili temyiz dilekçesinde; yerel mahkemenin vermiş olduğu kararın eksik incelemeye dayalı olduğunu, hükme esas alınan bilirkişi raporunun eksik incelemeye dayalı olduğunu, hükme esas alınabilir nitelikte olmadığını, orman bilirkişi raporunda (A) harfiyle gösterilen taşınmazın Amenajman Haritasında (..) rumuzu ile gösterilen ziraat alanı olarak gösterildiğinin belirtildiğini, bu sebeple sayın mahkemeden jeoloji bilirkişisinden dava konusu (A) harfiyle gösterilen taşınmazın memleket haritasının düzenlendiği tarihte ... çayının hangi mecradan aktığı, şu andaki mecrasının memleket haritasında nereye isabet ettiği hususunda jeoloji bilirkişisinden bu konuda yeterli ve bilimsel verileri taşıyan krokili rapor alınması gerekirken eksik inceleme neticesinde karar verildiğini, jeoloji bilirkişi raporu ile ziraat, orman ve jeodezi bilirkişi raporlarının birbiri ile çelişmekte olduğunu, taşınmazların etrafı tarım arazisi olmasına rağmen sadece bu alanların dere yatağı olduğu iddiasının dosya kapsamı ile uyuşmadığını, usulü kazanılmış hak ihlal edilerek 1.500,00 TL vekalet ücreti yerine 33.861,75 TL vekalet ücretine hükmedilmesinin de hukuka aykırı bulunduğunu ileri sürerek temyiz isteminde bulunmuştur. Davalı Hazine vekili temyiz dilekçesinde; lehlerine nispi vekalet ücretine hükmedildiğini ancak eksik hesaplandığı gerekçesiyle temyiz isteminde bulunulmuştur. Dava, tapusuz taşınmazın tescili istemine ilişkindir. Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyulan bozma ilamı doğrultusunda inceleme ve araştırma yapılarak, mevcut deliller takdir edilerek karar verildiğine, uygulanması gereken hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığına, bozmaya uyulmakla taraflar lehine ve aleyhine kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin yeniden incelenmesine hukukça imkan olmadığı gibi 6100 sayılı Kanun’un Geçici 3. maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 428. maddesi ile 439. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan sebeplerin biri de var olmadığına göre, İlk Derece Mahkemesi kararında yazılı gerekçeler dikkate alındığında temyizen incelenen karar usul ve kanuna uygun olup davacı vekili ile davalı Hazine vekilinin temyiz dilekçelerinde ileri sürdükleri nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. S O N U Ç : Yukarıda açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararının ONANMASINA, 1086 sayılı Kanun'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay ilamının tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yoluna başvurulabileceğine, 80,70 TL peşin harcın onama harcına mahsubu ile kalan 534,70 TL'nin temyiz eden davacıdan alınmasına, Harçtan muaf olduğundan Hazine'den harç alınmasına yer olmadığına, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, 26.03.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.