4. Hukuk Dairesi 2012/11955 E. , 2013/11357 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Davacı ... vd. vekili Avukat ... tarafından, davalı .....aleyhine 25/04/2011 gününde verilen dilekçe ile tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne ve dair verilen 16/05/2012 günlü kararın Yargıtay’ca duruşmalı olarak incelenmesi davalı ve duruşmasız olarak da davacı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçelerinin kabulüne her bir davacı
**4. Hukuk Dairesi 2012/11955 E. , 2013/11357 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Davacı ... vd. vekili Avukat ... tarafından, davalı .....aleyhine 25/04/2011 gününde verilen dilekçe ile tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne ve dair verilen 16/05/2012 günlü kararın Yargıtay’ca duruşmalı olarak incelenmesi davalı ve duruşmasız olarak da davacı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçelerinin kabulüne her bir davacı yararına takdir olunan miktar itibariyle duruşma isteminin reddine karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü. Dava, basın yoluyla kişilik haklarına saldırıya dayalı manevi tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiş; hüküm, taraf vekillerince temyiz edilmiştir. Davacı vekili, davalı şirketin sahip olduğu Sabah Gazetelesinin 18/04/2011- 19/04/2011 ve 20/04/2011 tarihli yayınlarında davacıların resminin de kullanılarak asılsız haberler yayınladığını ve davacı avukatların kişilik haklarına saldırıda bulunulduğunu belirterek manevi tazminata hükmedilmesini istemiştir. Davalı, haberin görünür gerçekliğe uygun olduğunu belirterek haksız ve yersiz açılan davanın reddini savunmuştur. Yerel mahkemece, davacıların resimleri mozaiklenmiş ve isimleri açıkça yazılmamış ise de, avukat oldukları da belirtildiğinden yakın çevreleri tarafından tanınmalarına imkan verecek biçimde fotoğraflarının yayınlanması ve davacılar hakkında yapılan soruşturmanın kamu oyunu bilgilendirmek niteliğinde değil, basın özgürlüğünü ihlal edecek şekilde yazı dizisi haline getirildiği, bu durumun kişilik haklarının ihlali olduğu gerekçesi ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Basın özgürlüğü, Anayasanın 28. maddesi ile 5187 sayılı Basın Yasasının 1. ve 3. maddelerinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemelerde basının özgürce yayın yapmasının güvence altına alındığı görülmektedir. Basına sağlanan güvencenin amacı; toplumun sağlıklı, mutlu ve güvenlik içinde yaşayabilmesini gerçekleştirmektir.Bu durum da halkın dünyada ve özellikle içinde yaşadığı toplumda meydana gelen ve toplumu ilgilendiren konularda bilgi sahibi olması ile olanaklıdır. Basın, olayları izleme, araştırma, değerlendirme, yayma ve böylece kişileri bilgilendirme, öğretme, aydınlatma ve yönlendirmede yetkili ve aynı zamanda sorumludur. Basının bu nedenle ayrı bir konumu bulunmaktadır. Bunun içindir ki, bu tür davaların çözüme kavuşturulmasında ayrı ölçütlerin koşul olarak aranması, genel durumlardaki hukuka aykırılık teşkil eden eylemlerin değerlendirilmesinden farklı bir yöntemin izlenmesi gerekmektedir.Basın dışı bir olaydaki davranış biçiminin hukuka aykırılık oluşturduğunun kabul edildiği durumlarda, basın yoluyla yapılan bir yayındaki olay hukuka aykırılık oluşturmayabilir. Ne var ki basın özgürlüğü sınırsız olmayıp, yayınlarında Anayasanın Temel Hak ve Özgürlükler bölümü ile Türk Medeni Kanununun 24 ve 25. maddesinde yer alan ve yine özel yasalarla güvence altına alınmış bulunan kişilik haklarına saldırıda bulunulmaması da yasal ve hukuki bir zorunluluktur. Basın özgürlüğü ile kişilik değerlerinin karşı karşıya geldiği durumlarda; hukuk düzeninin çatışan iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Bu iki değerden birinin diğerine üstün tutulması gerektiği, bunun sonucunda da, daha az üstün olan yararın daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında o olayda ve o an için korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir. Bunun için temel ölçüt kamu yararıdır. Gerek yazılı ve gerekse görsel basın bu işlevini yerine getirirken, özellikle yayının gerçek olmasını, kamu yararı bulunmasını, toplumsal ilginin varlığını, konunun güncelliğini gözetmeli, haberi verirken özle biçim arasındaki dengeyi de korumalıdır. Yine basın, objektif sınırlar içinde kalmak suretiyle yayın yapmalıdır. O anda ve görünürde var olup da sonradan gerçek olmadığı anlaşılan olayların yayınından da basın sorumlu tutulmamalıdır. Davaya konu 18/04/2011 tarihli Sabah Gazetesinin ilk sayfasında "BÜYÜK DAVALARA RÜŞVET KONSEYİ" manşeti ile alt başlık olarak "Avukatlar, hakimler, üst düzey memurlardan oluşan ve rüşvetle sanıkları beraat ettiren gizli konsey ortaya çıkarıldı " denilerek haber yapılmış, yine dava konusu 19/04/2011 ve 20/04/2011 tarihli yayınlarda da habere devam edilerek konseyde yer aldıkları bildirilen hakim ve avukatların isimleri kodlanarak ve resimleri mozaiklenerek sayfaya konuldukları görülmüştür. Haberin İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yapılan soruşturmadaki bulgulara dayanması nedeniyle görünür gerçekliğe uygun olup kamu yararı ve toplumsal ilgi bulunduğu, böyle bir konuda peş peşe yayın yapılması ve davacıların yakın çevreleri tarafından tanınmalarına imkan verecek biçimde fotoğraflarının yayınlanmasının kişilik haklarına saldırı teşkil etmeyeceği, haberdeki fotoğrafların orta düzeydeki bir okuyucu tarafından tanınmayacak şekilde olduğu gibi isimlerin de kodlandığı, bu kapsamda yayının hukuka aykırılığından ve davacıların kişilik haklarını zedelediğinden söz edilemeyeceğinden, manevi tazminat istemlerinin tümden reddine karar verilmesi gerekirken; yazılı gerekçeyle kısmen kabul kararı verilmiş olması doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Temyiz olunan kararın, yukarıda gösterilen nedenle temyiz eden davalı yararına BOZULMASINA; bozma nedenine göre davacıların tüm,davalının diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına ve temyiz eden davalıdan peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 13/06/2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.