Başvuru, 2012 yılında askerlik hizmetinin yerine getirilmesi sırasında meydana gelen ölüm olayına ilişkin etkili bir soruşturma yapılmaması nedeniyle Anayasa’nın 17. ve 36. maddelerinde güvence altına alınan yaşam hakkı ile hak arama hürriyetinin ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
Başvuru, 2012 yılında askerlik hizmetinin yerine getirilmesi sırasında meydana gelen ölüm olayına ilişkin etkili bir soruşturma yapılmaması nedeniyle Anayasa’nın ve maddelerinde güvence altına alınan yaşam hakkı ile hak arama hürriyetinin ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru, 17/12/2012 tarihinde Bakırköy Sulh Ceza Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir. İkinci Bölüm İkinci Komisyonunca kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm tarafından 5/11/2015 tarihinde yapılan toplantıda kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) tarafından 14/7/2015 tarihinde başvuru hakkında Anayasa Mahkemesine sunulan görüş, başvurucuya 20/8/2015 tarihinde tebliğ edilmiş; başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı herhangi bir beyanda bulunmamıştır. A. Olaylar Başvuru dilekçesi ile başvuruya konu soruşturma dosyası içeriğinden tespit edilen ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucunun oğlu Mazlum KARABULUT (K.), Tekirdağ-Çerkezköy Zırhlı Tugay Mekanize Piyade Taburu Mekanize Piyade Komutanlığında askerlik hizmetini yerine getirmekte iken 13/3/2012 tarihinde ateşli silah yaralanması sonucu hayatını kaybetmiştir. Olayın ardından başlatılan soruşturma kapsamında dinlenen tanıklar, birbirleriyle tutarlı olan ifadelerinde “Piyade Er K.'nın askerlikle ve arkadaşlarıyla herhangi bir sorunu olmadığı, 13/3/2012 tarihinde saat 21:00-23:00 saatleri arasında Çerkezköy-Karlıköy cephaneliği 4 no'lu kulede diğer nöbetçi Piyade Er A.K. ile birlikte nöbetçi olduğu, saat 23:00 sularında yeni nöbetçi grubunu görmeleri üzerine A.K. ile birlikte kendi nöbet sorumluluk bölgelerinden ayrılarak 3 no'lu nöbet mahalline geldikleri, burada Piyade Er Mus.K. ve diğer askerler ile karşılaştıkları, alkollü vaziyette olan Mus.K.'nın aralarında müteveffanın da bulunduğu eski ve yeni nöbetçileri saf düzenine geçirdiği, onlara yanaşık düzen komutları vererek uymalarını istediği, birkaç komut yerine getirildikten sonra bu duruma sinirlenen müteveffa ile Mus.K. arasında tartışma çıktığı, bu tartışma sırasında itişip kakıştıkları, orada bulunanların müdahalesi ile birbirlerinden ayrıldıkları, bu sırada Mus.K.'nın çamurlu halde bulunan ellerini müteveffanın üzerindeki elbiseye temas ettirmesi üzerine müteveffanın ‘bunu annem yıkıyor’ diye bağırdığı, aralarındaki tartışmanın yeniden başladığı, bu olaylar esnasında aşırı derecede sinirlenmiş olan müteveffanın tartışma sırasında yere bırakmış olduğu silahının yanına hızla giderek yerden aldığı, mermi dolu şarjörü silahına taktığı, silahın kurma kolunu çekip bırakıp tam dolduruş yaptığı, dizlerinin üzerine çöktüğü, silahın namlusunu başının sağ tarafına dayadığı, bu esnada orada bulunan diğer askerlerden kim olduğu tespit edilemeyen biri tarafından ‘sıkmazsan şerefsizsin’ tarzında bir söz söylendiği, bu arada müteveffanın tetiğe bastığı” şeklinde beyanlarda bulunmuşlardır. Somut olaya ilişkin yürütülen soruşturma sonucunda verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair kararda da olayın, tanık beyanlarında anlatılan şekilde gerçekleştiğinin kabul edildiği anlaşılmaktadır. Olayın ardından K., ambulans ile önce Saray Devlet Hastanesine kaldırılmış; ardından Tekirdağ Devlet Hastanesine sevk edilmiş ancak uygulanan tıbbi tedavilere rağmen 14/3/2012 tarihinde saat 03:00’te hayatını kaybetmiştir. Ölüm olayından sonra Tekirdağ Devlet Hastanesi morgunda ceset üzerinde yapılan ölü harici muayenesinde “cesedin baş bölgesinde sol temporo-ocibital bölgede 1x1 cm. ebatlarında ateşli silah mermi giriş deliği olduğu, sağ temporal bölgede sağ kulağın 2 cm. üzerinde 8x3,5 cm. ebadında mermi çıkış deliği yarası olduğu ve dokuların derinlemesine parçalanmış olduğu” tespit edilmiştir. İstanbul Adli Tıp Kurumu Başkanlığı Morg İhtisas Dairesinin 29/6/2012 tarihli otopsi raporunda, müteveffanın cesedi üzerinde yapılan dış muayenede “sağ frontopariatelde yıldızvari şekilde 8,4x5,5 cm’lik ön üst kısmında az miktarda is bulaşığı ve barut kakmaları bulunan ateşli silah mermi çekirdeği giriş yarası, sol pariatelde 2x0,8cm’lik ateşli silah mermi çıkış yarası görüldüğü” saptanmıştır. Anılan raporda müteveffanın cesedi üzerinde yapılan iç muayenede ise “müteveffanın sağ parietotemporalde içinde etrafında is bulaşığı bulunan kemik fragmanları ve ateşli silah mermi çekirdeği girişine bağlı 4,5x5 cm.'lik iç tabulası daha geniş olan kemik doku defektinden bir adet frontal öne, bir adet aşağı öne ve bir adet arkaya seyreden kırık hatlarının izlendiği, sol periatelde 1,5 cm. çaplı ateşli silah mermi çıkışına bağlı dışa kanama gösteren dış tabulası geniş kemik doku defektinden 4 adet lineer kırık hattının çıktığı, bunlardan birinin ortaya ve öne doğru seyirle sutur hatlarında kaldığı, bir diğerinin aşağı yana seyirle ikiye ayrıldığı, bir diğer kırık hattın ise arka ve sağa seyirle sağdan gelen kırık hattı ile birleştiği” tespit edilmiştir. Bu bulgular ışığında yapılan inceleme neticesinde “ateşli silah mermi çekirdeği giriş deliği cilt altı bulgularına göre atışın bitişiğe yakın mesafe (0-2 cm.) dahilinde yapılmış olduğu, cesetten mermi çekirdeği elde edilemediği, kişinin ölümünün ateşli silah yaralanmasına bağlı kafatası kırığı ile birlikte beyin kanaması ve beyin doku harabiyeti sonucu meydana geldiği” sonucuna ulaşılmıştır. Olayın ardından olayı açık ve net olarak gördükleri tespit edilen A.K., T.Y., H.A., S, B.E.G, ve B.Ç., alınan ifadelerinde müteveffanın olay esnasında yere çökerek tüfeğin dipçiği yere dayalı vaziyette iken tüfeğin namlusunu sağ şakağına dayadığını ve bir el ateş ettiğini, kendisini vurduktan sonra çöker vaziyette ileriye dönük olarak sol yanına kıvrılmış vaziyette düştüğünü, olayın çok hızlı gerçekleştiğini ve olay sırasında hiç kimsenin müteveffaya ateş etmesi gibi bir durumun söz konusu olmadığını beyan etmişlerdir. Somut olay kapsamında dinlenen ve atış sesini duyan diğer tanıklar da olay esnasında tek el silah sesi duyulduğunu belirtmişlerdir. Otopsi raporunda ayrıca müteveffanın kanında 35 mg/dl değerinde etenol (alkol) bulunduğu tespit edilmiştir. Anılan maddenin olay sonrasında verilen ilaçların etken maddesi olmadığı ve her saat başı kandaki değerinde 12 promil düzeyinde azalma olduğu belirlenmiştir. Somut olay kapsamında ifadeleri alınan S., B.Ç., ve A. da müteveffanın olay öncesinde alkollü olduğunu ve üzerinde alkol kokusu bulunduğunu beyan etmişlerdir. Çorlu İlçe Jandarma Komutanlığı Olay Yeri İnceleme Birimince yapılan incelemede, olayda kullanılan tüfek üzerinde yapılan parmak izi çalışmaları neticesinde mukayeseye elverişli herhangi bir bulgu elde edilememiştir. Çorlu İlçe Jandarma Komutanlığı Olay Yeri İnceleme Birimince hazırlanan rapordan “bulgular üzerinde yapılan incelemeler sonucu Askeri Savcıya silaha takılı şarjörde 28 adet ve namlu yatağında 1 adet olmak üzere toplam 29 adet fişek bulunduğunun söylendiği, ancak silaha takılı şarjör içerisindeki mühimmatların şarjörden çıkarılarak yapılan sayımında 1 tanesi namlu yatağında 27 tanesi ise şarjörde olmak üzere toplam 28 adet fişeğin bulunduğunun görülmesi üzerine Askeri Savcının telefonla bilgilendirildiği” anlaşılmıştır. Müteveffanın nöbete götürmüş olduğu iki dolu şarjörden (60 adet mermi) bir tanesinin içinde 2 merminin eksik olduğunun tespiti üzerine düzenlenen mühimmat sayım tutanağında “olayın havanın karanlık olduğu saatlerde gerçekleşmesi nedeniyle gün ağardıktan sonra arama başlatıldığı ve bu aramada Olay Yeri İnceleme Ekibince 1 adet boş kovanın 3 no'lu nöbet kulübesi civarında bulunduğu, aramaların devam etmesi sonucunda 1 adet merminin de müteveffanın nöbet tuttuğu 4 no'lu nöbet kulesi giriş kapısına yaklaşık 1-1,5 metre mesafede Piyade Er E. tarafından bulunduğu ve bu bulgular ışığında yapılan mühimmat sayımında müfrezede herhangi bir mühimmat eksiğine rastlanmadığı” belirtilmiştir. Ankara Jandarma Kriminal Daire Başkanlığının Kimyasal İnceleme Şubesince yapılan incelemede “müteveffaya ait savplar ve giysiler üzerinde yapılan incelemede delinme kurşun ya da atış artıklarına rastlanmadığı” rapor edilmiştir. Anılan raporda yer alan “not” kısmında ise “olayda kullanılan silahın cinsine, tutuş şekline silah üzerinde yapılan tadilata ve patlamanın olup olmamasına bağlı olarak ateş eden ele atış artıkları bulaşamayabileceği, toplu tabancaların veya uzun namlulu silahların kullanıldığı olaylarda tetiği çeken ele atış artıklarının bulaşma ihtimalinin çok zayıf olduğu” belirtilmiştir. Ankara Jandarma Kriminal Daire Başkanlığının Balistik İnceleme Şubesince olayda kullanılan silah ve mermi kovanı üzerinde yapılan incelemede “tetkik için gönderilen T0624-06 1009003391 seri numaralı silahın (K.’ya zimmetli) 5,56 mm. çapında fişek istimal eden HK33 E marka tüfeğin yapılan tetkik kontrol ve muayenesinde emniyet ve ateş ayar mandalının sağlam ve işler durumda olduğu, atışa mani herhangi bir arızasının bulunmadığı, suça konu bir adet 5,56x45 mm. çaplı kovanın T0624-06 1009003391silahtan atıldığının belirlendiği” saptanmıştır. Soruşturma kapsamında K.ya birlik Komutanlığınca kendisine zimmetli tüfeği ile ilgili mekanik nişancılık ve atış eğitimi konusunda gerekli eğitimlerin verildiği, emniyet ve kaza önleme ile ilgili emir ve talimatların tebliğ edildiği, ayrıca K.nın rehberlik ve danışma faaliyetleri sonucunda herhangi bir problemine rastlanmadığı tespit edilmiştir. K.nın hayatını kaybettiği olaya ilişkin yapılan soruşturma sonucunda Kara Kuvvetleri Komutanlığı Kolordu Komutanlığı Askeri Savcılığı, 7/9/2012 tarihli ve E.2012/411, K.2012/124 sayılı kararıyla “müteveffanın, diz çökmüş vaziyette iken kendisine zimmetli tüfeği başının sağ bölgesine bitişik veya 2 cm. mesafeden bir el ateş etmek suretiyle intihar ettiğini” belirterek kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir. Başvurucu anılan karara merminin giriş çıkış deliğinin konumunun net olarak belirlenmesi, silah üzerindeki parmak izlerinin temini ve ölüm olayında ihmali bulunan sorumluların cezalandırılması taleplerini de içerecek şekilde itiraz etmiştir. Başvurucunun anılan itirazı, Kara Kuvvetleri Komutanlığı Kolordu Komutanlığı Askeri Mahkemesinin 22/10/2012 tarihli ve K.2012/352 sayılı kararıyla reddedilmiştir. Kararda, başvurucunun merminin giriş çıkış deliğinin konumunun belirlenmesi hususunda yaptığı itiraza ilişkin olarak “olay yerinde yapılan harici muayenede giriş ve çıkış deliğinin yanlış değerlendirilebileceği, otopsi raporunda merminin başa girdiği nokta, izlediği yol ve çıkış deliğinin ayrıntılı olarak anlatıldığı ve olayın nasıl gerçekleştiği konusunda tereddüt bulunmadığı” ifade edilmiştir. İtirazın reddine ilişkin kararda ayrıca başvurucunun, müteveffanın nöbetinin ardından silahını silahlığa teslim etmesi gerekirken silahıyla nasıl serbestçe dolaşabildiğine dair ayrı bir soruşturma yapılması gerektiği yönündeki itirazının, ölüm olayında doğrudan etken olmayıp olayla illiyet bağının bulunmadığı, ancak bu iddiaların da ayrı bir soruşturma konusu olabileceğinden bahisle yapılan araştırmada ilgili personel hakkında kamu davası açıldığı, ölüm olayından önce müteveffa ile tartışan Mus.K. hakkında ise kasten yaralama suçundan soruşturma başlatıldığı belirtilmiştir. Bireysel başvuru formu ve ekleri ile soruşturma dosyasında, söz konusu yargılama süreçlerinin akıbeti hakkında herhangi bir bilgi bulunmamaktadır. Anılan karar 22/11/2012 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu 17/12/2012 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.B. İlgili Hukuk 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “İntihara yönlendirme” başlıklı maddesi şöyledir; “(1) Başkasını intihara azmettiren, teşvik eden, başkasının intihar kararını kuvvetlendiren ya da başkasının intiharına herhangi bir şekilde yardım eden kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (2) İntiharın gerçekleşmesi durumunda, kişi dört yıldan on yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (3) Başkalarını intihara alenen teşvik eden kişi, üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (4) İşlediği fiilin anlam ve sonuçlarını algılama yeteneği gelişmemiş olan veya ortadan kaldırılan kişileri intihara sevk edenlerle cebir veya tehdit kullanmak suretiyle kişileri intihara mecbur edenler, kasten öldürme suçundan sorumlu tutulurlar.” 4/2/2014 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun “Kovuşturmaya yer olmadığına dair karar” başlıklı maddesi şöyledir: “(1) Cumhuriyet savcısı, soruşturma evresi sonunda, kamu davasının açılması için yeterli şüphe oluşturacak delil elde edilememesi veya kovuşturma olanağının bulunmaması hâllerinde kovuşturmaya yer olmadığına karar verir. Bu karar, suçtan zarar gören ile önceden ifadesi alınmış veya sorguya çekilmiş şüpheliye bildirilir. Kararda itiraz hakkı, süresi ve mercii gösterilir. (2) Kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildikten sonra yeni delil meydana çıkmadıkça, aynı fiilden dolayı kamu davası açılamaz.…” 25/10/1963 tarihli ve 353 sayılı Askeri Mahkemeler Kuruluşu ve Yargılama Usulü Kanunu’nun “Kovuşturmaya yer olmadığına dair karara itiraz” kenar başlıklı maddesi şöyledir: “Askerî savcı tarafından verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair karar, teşkilâtında askerî mahkeme kurulan kıt’a komutanı veya askerî kurum amiri ile şüpheli ve suçtan zarar görene bildirilir. Bu karara karşı teşkilâtında askerî mahkeme kurulan kıt’a komutanı veya askerî kurum amiri ya da suçtan zarar gören, kararın kendilerine tebliğinden itibaren onbeş gün içinde kararı veren askerî savcının teşkilâtında olduğu askerî mahkemeye yer itibarıyla en yakın askerî mahkemede itiraz edebilirler. En yakın askerî mahkemenin tayininde kararsızlık olursa, bu husus Millî Savunma Bakanlığınca giderilir. İtiraz isteminde kamu davasının açılmasını haklı gösterecek olaylar ve deliller gösterilir.” Anılan Kanun’un “İtirazın reddi” kenar başlıklı maddesi şöyledir: “ İtiraz süresi içinde yapılmamış veya sebep gösterilmemişse veyahut kamu davasının açılması için yeter sebepler bulunmazsa askeri mahkeme itirazı reddeder.Ret kararı suçtan zarar görene; eğer itiraz, teşkilâtında askerî mahkeme kurulan kıt’a komutanı veya askerî kurum amiri tarafından yapılmış ise bu makama tebliğ olunur ve ayrıca askerî savcıya ve şüpheliye bildirilir. İtiraz reddedildikten sonra kamu davası ancak yeni olaylara ve yeni delillere dayanılarak açılabilir.” 353 sayılı Kanun’un “İtirazın kabulü” kenar başlıklı maddesi şöyledir: “Askerî mahkeme, itirazın yerinde ve haklı olduğuna kanaat getirirse, şüpheli hakkında kamu davası açılmasının gerekli olduğuna karar verir ve evrakı yetkili askerî savcıya gönderir. Bu karar üzerine askeri savcı soruşturma yapmaksızın iddianame ile kamu davasını açar.”