DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU 2022/1933 E. , 2024/2597 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU Esas No : 2022/1933 Karar No : 2024/2597 TEMYİZ EDEN (DAVALI) : ...Kurulu VEKİLİ : Av. ... KARŞI TARAF (DAVACI) :... VEKİLİ : Av. ... İSTEMİN KONUSU : Danıştay Beşinci Dairesinin 21/12/2021 tarih ve E:2016/57558, K:2021/4632 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alına
DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU 2022/1933 E. , 2024/2597 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU Esas No : 2022/1933 Karar No : 2024/2597 TEMYİZ EDEN (DAVALI) : ...Kurulu VEKİLİ : Av. ... KARŞI TARAF (DAVACI) :... VEKİLİ : Av. ... İSTEMİN KONUSU : Danıştay Beşinci Dairesinin 21/12/2021 tarih ve E:2016/57558, K:2021/4632 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ...tarih ve...sayılı kararının iptaline ve bu karar nedeniyle yoksun kaldığı maddi haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi; 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin (6749 sayılı Kanun) 3 ve 4. maddelerinin iptali için Anayasa Mahkemesine başvurulması istenilmiştir. Daire kararının özeti: Danıştay Beşinci Dairesinin 21/12/2021 tarih ve E:2016/57558, K:2021/4632 sayılı kararıyla; Davalı idarenin usule ilişkin itirazları yerinde, davacının Anayasa'ya aykırılık iddiası ciddi görülmeyerek işin esasına geçilmiş, "Maddi Olay ve Hukuki Süreç" ile "İlgili Mevzuat"a yer verilmiş; "Yargılamada İzlenen Usul ve Süreç", "FETÖ'ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler", "Demokratik Anayasal Düzene Sadakat Yükümlülüğü", "Dava Konusu Edilen Kararın Hukuki Niteliği" başlıkları altında genel; "Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi" başlığı altında hem genel hem de davacıya özel değerlendirmelerde bulunularak, Davacı Yönünden Yapılan Değerlendirmede; Davacının, ceza yargılaması sonucunda... Ağır Ceza Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:...sayılı kararı ile silahlı terör örgütüne üye olma suçundan, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223/2-e maddesi uyarınca anılan suçu işlediğinin sabit olmadığı (delil yetersizliği) gerekçesiyle beraatine karar verildiği; anılan karara karşı yapılan istinaf başvurusunun ... Bölge Adliye Mahkemesi ... Ceza Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararı ile reddedildiği; Dairelerinin karar verdiği tarih itibarıyla UYAP ortamında yapılan inceleme sonucu davacının 02/11/2021 tarihli dilekçesi ile temyiz başvurusundan feragat ettiğinin görüldüğü, Davacının FETÖ/PDY ile iltisaklı veya irtibatlı olduğuna ilişkin Burdur Cumhuriyet Başsavcılığına sunulan 04/07/2016 tarihli "Rapor" yönünden, "Burdur eski Cumhuriyet Başsavcısı B.B.'nin mülhakat adliyeleri ziyaret ettiği, bu ziyaret sırasında kendisine davacı ...'in eşlik ettiği" iddiasına ilişkin olarak, davacı hakkında ...Ağır Ceza Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı beraat kararında ifadesine yer verilen B.B.'nin konuyla ilgili beyanda bulunduğu, davalı idarenin, hem davacının hem de B.B.'nin birbirlerini tanımadıkları yönünde beyanlarının ve ayrıca mezkur "Rapor"da Burdur eski Cumhuriyet Başsavcısı olarak geçen B.B.'nin Burdur'da hiç görev yapmadığına yönelik tespitin aksini ispata yönelik herhangi bir bilgi-belge sunmadığının görüldüğü, davacı hakkında 04/07/2016 tarihli "Rapor"da yer verilen söz konusu iddianın davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisakı ve irtibatı bulunup bulunmadığının değerlendirilmesinde dikkate alınmadığı, "Sulh Ceza Mahkemesi tarafından tutuklanan PDY mensuplarını itirazen serbest bıraktığı ve Isparta Cumhuriyet Başsavcısı tarafından verilen bilgiye göre Isparta Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından CHP İl Başkanının usulsüz dinlenilmesi nedeniyle yapılan soruşturma sonucunda örgüt (PDY) mensubu olan Isparta Emniyet Müdürlüğü İstihbarat eski Şube Müdürü P.B. ile başkomiser M.Ş.’nin tutuklandığı, karara yapılan itiraz üzerine dosyanın incelenmek üzere Burdur Sulh Ceza Hâkimliğine gönderildiği, itiraz incelemesinin davacı ... tarafından yapıldığı ve tutuklu şüpheliler tarafından yapılan itirazın kabul edilerek adli kontrol şartı ile tahliye edildiği" iddiasına ilişkin olarak, davacının anılan şahısların tahliyesine dair verdiği kararların örgüt talimatı ile verildiğine yönelik davalı idare tarafından dosyaya herhangi bir bilgi-belge sunulmadığından 04/07/2016 tarihli "Rapor" içeriğinde yer alan bu iddia başka delillerle de desteklenmediğinden davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakını ortaya koyan bir delil olarak değerlendirilmediği, "Burdur eski Cumhuriyet Başsavcısı olan B.D.’ın Antalya’ya tatile geldikleri sırada uğrama bahanesi ile Burdur iline geldiği, Burdur ili mülhakatlarının tamamını gezdiği ve bu gezide kendisine davacı ... ile Burdur Cumhuriyet Başsavcısı M.Ş.'in eşlik ettiği" iddiasına ilişkin olarak, davacı hakkında ...Ağır Ceza Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:...sayılı beraat kararında B.D.'nin beyanı, olayda adı geçen M.Ş.'nin davacı hakkında anılan beraat kararında yer alan ifadesi bulunduğu, yine davacı hakkındaki mezkur kararda konuyla ilgili tespitlerde bulunulduğu, söz konusu iddia başka delillerle de desteklenmediğinden davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakını ortaya koyan bir delil olarak değerlendirilmediği, "06/04/2016 tarihinde Burdur'da hakimlik yapan H.K.'in HS(Y)K seçim günü Burdur Adliyesinde kurulan sandık altında karşıt müşahidi olarak faaliyet yürüttüğü, Burdur Cumhuriyet Savcıları M.Ş., Ü.Ü., M.B. ve o dönem Burdur Hakimi olarak görev yapan davacı ... ile birlikte aynı gün Burdur ilinden Isparta iline gelerek Isparta Hakimi N.A. ile yemek yedikleri, daha sonra da adliyedeki odasında da ziyarette bulundukları" iddiasına ilişkin olarak, davacı hakkındaki anılan beraat kararında konu ile ilgili tespitlerde bulunulduğu, davalı idare tarafından "Rapor" içeriğinde yer verilen yemeğin terör örgütü ile irtibatını ortaya koyacak nitelikte dosyaya herhangi bir bilgi-belge sunulmadığından ve söz konusu iddia başka delillerle de desteklenmediğinden davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakını ortaya koyan bir delil olarak değerlendirilmediği, Davacının FETÖ/PDY silahlı terör örgütüyle iltisaklı veya irtibatlı olduğuna ilişkin Burdur İl Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü görevlilerince düzenlenmiş olan 19/07/2016 tarihli araştırma tutanağı yönünden, tutanak incelendiğinde, davacının çevresinde FETÖ/PDY terör örgütüne yakınlığı ile bilindiği şeklinde bilgiye yer verildiği, ancak tutanak içeriğinde bu tespitin somut bilgilerle desteklenmediğinin görüldüğü, nitekim davacı hakkındaki anılan beraat kararında konuyla ilgili tespitlere yer verildiği, davacı hakkında somut herhangi bir bilgiye yer verilmeyen 19/07/2016 tarihli araştırma tutanağı, başka delillerle de desteklenmediğinden davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakını ortaya koyan bir delil olarak değerlendirilmediği, Davacının şüpheli sıfatı ile verdiği FETÖ/PDY örgütü ile bağlantılı Kimse Yok Mu Derneğine bağış yaptığına yönelik beyanı yönünden, davacının beyanı incelendiğinde, FETÖ/PDY örgütü ile bağlantılı Kimse Yok Mu Derneğine bağış yapmasının örgütsel saiklerle olduğuna ilişkin bir beyanın bulunmadığı, ayrıca davalı idare tarafından da buna ilişkin dosyaya herhangi bir bilgi-belge sunulmadığının görüldüğü, netice itibarıyla, davacının bu beyanı başka delillerle de desteklenmediğinden FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakını ortaya koyan bir delil olarak değerlendirilmediği, Davacıyla ilgili soruşturma bilgisi yönünden, davacı hakkında Hâkimler ve Savcılar Kurulu ... Dairesinin ... esas sayılı (Hâkimler ve Savcılar Kurulu ... Dairesinin... sayılı) soruşturması kapsamında davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisakı ve irtibatına ilişkin varsa elde edilen bilgi ve belgelerin neler olduğunun ortaya konulmadığı; öte yandan davacı hakkında, Hâkimler ve Savcılar Kurulu ... Dairesinin ... Esas sırasına kayden (Birinci Daire... Esas) "FETÖ/PDY silahlı terör örgütü adına sahte belge üreterek usulsüz dinleme yapan şüpheli polis memurlarının tutuklanmalarına dair Isparta Sulh Ceza Hâkimliğinin 1... tarihli ve ... sorgu sayılı kararına vaki itiraz üzerine, Burdur Sulh Ceza Hâkimliğinin ... tarihli ve ... değişik iş sayısına kayden itirazın kabulü ile şüphelilerin tahliyelerine karar verdiği ve bu karar içeriğinde yaptığı örgüt tanımlaması ile tartışma yarattığı" iddialarına ilişkin ise yapılan soruşturmada henüz bir karar verilmediği görüldüğünden, bu soruşturmaların davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisakı ve irtibatının bulunup bulunmadığına yönelik değerlendirmede dikkate alınmadığı, Dosyada bulunan bilgi ve belgeler ile kararda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde, davalı idarece, bakılmakta olan dosyada davacının terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplarla iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğuna ilişkin yeterli delil sunulmadığı, sunulan delillerin ise davacının iltisakı veya irtibatını ortaya koyacak yeterlilikte ve nitelikte olmadığı, ayrıca ilgili kamu kurumları ve özel kuruluşlarca Dairelerinin 09/02/2021 tarihli ara kararına verilen cevaplarda da davacının iltisakı veya irtibatını ortaya koyan herhangi bir bilgi ve belgenin bulunmadığının anlaşıldığı, Bu nedenle, davacının FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle tesis edilen dava konusu kararda hukuka uyarlık bulunmadığı, Dava konusu kararda hukuka uyarlık görülmediğinden davacının bu karar nedeniyle yoksun kaldığı maddi haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesi gerektiği, Davalı idarece, davacının FETÖ ile iltisak ve irtibatını ortaya koyacak nitelikte delillerin tespit edilmesi halinde yeniden işlem tesis edilebileceğinin de açık olduğu gerekçesiyle, Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ... tarih ve... sayılı kararının iptaline, davacının bu karar nedeniyle yoksun kaldığı maddi haklarının meslekten çıkarıldığı tarihten itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davalı idarece davacıya ödenmesine karar verilmiştir. TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davalı idare tarafından, usule ilişkin itirazlarının yerinde görülmeme gerekçesinin kararda yer almadığı, dava konusu işlemin bir disiplin işlemi olmadığı, bu nedenle hukuki denetimin disiplin işlemi kapsamında yapılamayacağı, dava dosyasına sunulan delillerin, idarelerince davacının FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile iltisak ve irtibatını ortaya koymaya yeterli görüldüğü, davacı hakkında "silahlı terör örgütüne üye olma" suçundan başlatılan adli süreç mahkûmiyet dışında bir kararla sonuçlanmış ise de, dava konusu işlem "üyelik" değil "iltisak ve irtibat" isnadına dayandığından söz konusu kararın davacının hukuki durumunu değiştirmediği; meslekten çıkarılan ilgililer hakkında işlem tesis edildiği tarihte idarelerince yapılan değerlendirmeyi destekleyen ve idari/adli süreçte taraflarına gönderilen bilgi ve belgelerin yargı yeri ile paylaşılmasının, işlemin dayanağı delillerin sonradan tespit edildiği anlamına gelmeyeceği, bu şekildeki bir ifadenin hukuki dayanaktan yoksun olduğu, parasal ve özlük hak, maddi, manevi tazminat ve faize ilişkin taleplerin yasal dayanaktan yoksun olduğu, 685 sayılı KHK, Anayasa'nın 159. maddesinin 10. fıkrası ve 7075 sayılı Kanun'un 10. maddesinin 1. fıkrası uyarınca tam yargı davalarına karşı yargı yolunun kapalı olduğu, 685 sayılı KHK'nın yürürlüğe girdiği 23/01/2017 tarihi öncesi için hiçbir şekilde parasal ve özlük hak, maddi ve manevi tazminat ve faize hükmedilemeyeceği; parasal/özlük hak, maddi/manevi tazminat ve faiz taleplerinin "dava tarihinden" itibaren dikkate alınabileceği ve faiz konusunda da "yasal faizin" dikkate alınabileceğine dair yerleşik Danıştay içtihatlarına aykırı taleplerin kabulünün mümkün olmadığı; davacının FETÖ/PDY ile iltisaklı veya irtibatlı olduğuna ilişkin rapor ve araştırma tutanağı, davacının FETÖ/PDY örgütü ile bağlantılı derneğe bağış yaptığına yönelik kendi beyanı, davacı hakkında yürütülen soruşturma sonucunda meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılması, hakkında Emniyet Genel Müdürlüğünün ... sayılı yazısı ekinde gönderilen rapor, hakkında düzenlenen iddianamede yer alan; "HTS Analiz Raporunda; Şüpheli ...'in, hakkında FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma suçu kapsamında işlem yapılan kişilerle görüşme yaptığı..." şeklindeki tespitin, FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile iltisak ve irtibatını ortaya koymaya yeterli görüldüğü ve Kurulun kanaati ve değerlendirmesinin bu yönde olduğu, tanık ifadelerinin, dernek bağışının, İl Emniyet Müdürlüğünce düzenlenen tutanağın davacı hakkındaki kanaatin oluşmasına neden olan somut tespitleri içermesine karşın, bu delillerin tamamen davacı hakkında terör örgütü üyeliği bağlamında verilmiş beraat kararındaki tespitler ve gerekçeler ışığında işbu davada ele alındığı, Daire tarafından, davacı hakkında Burdur Cumhuriyet Başsavcılığına sunulan rapor içeriğinde yer alan "Isparta Sulh Ceza Mahkemesi tarafından tutuklanan PDY mensuplarını itirazen serbest bıraktığına" ilişkin tespitin başka delillerle desteklenmediğinden bahisle irtibat/iltisak noktasında delil olarak kabul edilmediği belirtilmiş ise de söz konusu iddia nedeniyle davacı hakkında ayrıca disiplin soruşturması yürütüldüğü ve savunmasının alındığı belirtildiği halde bu durum dikkate alınmadan karar verildiği, temyize konu iptal kararının verildiği tarihten yaklaşık 5 ay önce davacı hakkında yürütülen disiplin soruşturması nedeniyle 2802 sayılı Kanun’un 69/son maddesi uyarınca meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, bu karara karşı davacının yeniden inceleme talebinin de, yine temyize konu karardan 1 ay önce reddedildiği halde Daire tarafından, davacı hakkında FETÖ terör örgütünün amacına hizmet ettiği gerekçesiyle devam eden disiplin soruşturması hakkında bir karar verilmediğinden bahisle bu durumun değerlendirmede dikkate alınmamasının hukuka aykırı olması yanında, Hâkimler ve Savcılar Kurulu İkinci Dairesinin 2020/487 esas sayılı söz konusu soruşturma dosyasında verilen, Hâkimler ve Savcılar Kurulu İkinci Dairesinin ... tarih ve ... sayılı kararı ile davacının 2802 sayılı Kanun'un 69/son maddesi uyarınca meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, yeniden inceleme talebinin aynı Dairenin ... tarih ve ...sayılı kararı ile, itiraz başvurusunun ise Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ... tarihli ve ... sayılı kararı ile reddedilmesi üzerine kesinleştiği, Dairenin bu uyuşmazlıklarda, ceza yargılamasının bağlayıcı olmadığını kabul etmesine karşın, işbu dosyada olduğu gibi, ... Ağır Ceza Mahkemesince yapılan tespitlerin, davacının FETÖ ile iltisak veya irtibatı noktasında incelendiğinde, başkaca bir delil ya da bilgi ve belge ile desteklenmediği yolundaki gerekçesi ile hem çelişkiye düştüğü, hem de söz konusu kararın örgüt üyeliği için mahkumiyete yeterli delil olmaması nedenine dayandığı dikkate alındığında bütünü incelenmeksizin salt hüküm fıkrasının bile iltisak hususunu desteklediği, karardaki bir başka isabetsizliğin, davacı hakkında disiplin soruşturması kapsamında FETÖ/PDY irtibat ve iltisakına ilişkin elde edilen bilgi ve belgelerin neler olduğunun ortaya koyulamadığı yolundaki gerekçe olduğu, oysa disiplin soruşturmasının tamamlanmadığının Dairenin bilgisine sunulmasına karşın böyle bir hukuki değerlendirmenin sıhhatli olmadığı belirtilerek Daire kararının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir. KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davacı tarafından, meslekten çıkarma kararına ilişkin davanın derdest olduğu; hakkında beraat kararı verildiği ve kesinleştiği; 04/07/2016 tarihli raporun hukuken yok hükmünde olduğu, bu tarihin idari izne rastladığı; 2016 yılı Nisan ayında, mesai gününde, öğle vakti kamuya açık bir yerde yediği yemeğin, herhangi bir suçun unsuru veya irtibat/iltisak iddiasının delili olamayacağı; 2015 yılında Sulh Ceza Hakimi olarak verdiği karar incelendiğinde, hukuki ve vicdani gerekçelerle verildiğinin görüleceği; Sulh Ceza Hakimi olarak, FETÖ/PDY konusunda lehe ve aleyhe verdiği birçok karar olduğu; B.B. isimli kişiyi tanımadığı; bu kişiye ait HTS kayıtlarıyla da kendisinin Burdur iline hiç gelmediği ve kendisi ile ne yüzyüze ne telefonla görüşmesinin olmadığının HTS analiz raporu ile kesin olarak ispat edildiği; B.D. ile ilgili hususun da gerçeği yansıtmadığı ve hatalı fişlemelerin tutanak haline getirilmesi eyleminden ibaret olduğu, bu hususların ceza yargılamasında irdelendiği; 19/07/2016 tarihli tutanak istihbari mahiyette olup yazılı talimata binaen yapılan ısmarlama bir tutanak olduğundan delil olarak nitelendirilebilmesinin mümkün bulunmadığı; verilen tahliye kararı ile ilgili ikinci bir disiplin soruşturması başlatıldığı ve aynı konudaki bu iddia ile ilgili olarak haksız ve hukuka aykırı olarak ikinci defa meslekten çıkarma cezası verilerek cezalandırıldığı; söz konusu derneğe dini duygularla bağış yaptığı; HTS analiz raporunun bir anlam ifade etmediği; ankesörlü/sabit hat telefon görüşmesi kaydının, kendi adına kayıtlı ve kullanımında olan GSM hattının tek bir tarihte ankesör/sabit hattan aranmış olmasının, FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakını ortaya koyan delil olarak değerlendirilmesinin mümkün olmadığı; Danıştay Beşinci Dairesince verilen kararın usul ve hukuka uygun bulunduğu ve temyiz dilekçesinde öne sürülen nedenlerin, kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı belirtilerek temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'ÜN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü ile Daire kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Kurulumuzun 07/02/2024 tarihli ara kararına davalı idarece verilen cevabın dosyaya sunulması üzerine, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, dosya tekemmül ettiğinden yürütmenin durdurulması istemi hakkında ayrıca bir karar verilmeksizin gereği görüşüldü: İNCELEME VE GEREKÇE: MADDİ OLAY : Türkiye’de 15 Temmuz 2016 gecesi, kendilerini "Yurtta Sulh Konseyi" olarak isimlendiren bir grup Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) mensubu tarafından, demokratik biçimde halk tarafından göreve getirilen Türkiye Büyük Millet Meclisini (TBMM), Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ve Cumhurbaşkanı'nı devirmek ve anayasal düzeni ortadan kaldırmak amacıyla darbe teşebbüsünde bulunulmuş, bu teşebbüs Türk Milleti tarafından akamete uğratılmıştır. Anayasa'nın olay tarihinde yürürlükte bulunan 118. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca Milli Güvenlik Kurulu (MGK) tarafından 20/07/2016 tarihli toplantıda yapılan değerlendirmede, darbe teşebbüsünün TSK içindeki Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) mensupları tarafından başlatıldığı, bu örgütün kuruluş aşamasından itibaren etkisi altına aldığı eğitim kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, medya kuruluşları, ticari kuruluşlar ve kamu görevlileri aracılığıyla Milleti ve Devleti kontrol altında tutmayı amaçladığı belirtilmiştir. MGK'nın anılan toplantısında "demokrasinin, hukuk devleti ilkesinin, vatandaşların hak ve özgürlüklerinin korunmasına yönelik tedbirlerin etkin bir şekilde uygulanabilmesi amacıyla" Hükûmete olağanüstü hâl ilan edilmesi tavsiyesinde bulunulması hususu kararlaştırılmıştır. Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu 20/07/2016 tarihinde, ülke genelinde 21/07/2016 Perşembe günü saat 01.00'den itibaren geçerli olmak üzere doksan gün süreyle olağanüstü hâl ilan edilmesine karar vermiştir. Anılan karar 21/07/2016 tarih ve 29777 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiş ve aynı gün TBMM tarafından onaylanmıştır. Olağanüstü hâl, daha sonrasında üçer aylık dönemler hâlinde Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu tarafından uzatılmış ve 18/07/2018 tarihinde kaldırılmıştır. 23/07/2016 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin (667 sayılı KHK) 3/1. maddesi ile yargı mensupları ve bu meslekten sayılanlardan terör örgütlerine veya Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna MGK tarafından karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilenlerin meslekten veya kamu görevinden çıkarılmalarına karar verileceği düzenlenmiştir. Anılan KHK, 18/10/2016 tarih ve 6749 sayılı Kanun'la değiştirilerek kabul edilmiş, bu Kanun ise 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. ... tarih ve ... sayılı Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararıyla, yargı mensubu olarak görev yapmakta olan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmiştir. Bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebi... tarih ve ... sayılı kararla reddedilmiştir. Bunun üzerine temyizen incelenen dava açılmıştır. Öte yandan, ceza yargılaması sonucunda davacının, ... Ağır Ceza Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:...sayılı kararı ile silahlı terör örgütüne üye olma suçundan, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223/2-e maddesi uyarınca anılan suçu işlediğinin sabit olmadığı (delil yetersizliği) gerekçesiyle beraatine karar verildiği; anılan karara karşı yapılan istinaf başvurusunun ... Bölge Adliye Mahkemesi ...Ceza Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararı ile reddedildiği; davacının 02/11/2021 tarihli dilekçesi ile temyiz başvurusundan feragat ettiği ve kararın kesinleştiği görülmüştür. İLGİLİ MEVZUAT : 1) Anayasa Anayasa’nın Başlangıç kısmında, Millet iradesinin mutlak üstünlüğü, egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu ve bunu Millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun, bu Anayasa'da gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamayacağı belirtilmiş ve 176. maddesinde de Anayasa'nın dayandığı temel görüş ve ilkeleri belirten başlangıç kısmının, Anayasa metnine dâhil olduğu kuralı getirilmiştir. Anayasa'nın 5. maddesi: "Devletin temel amaç ve görevleri, Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır." Anayasa’nın 6. maddesi: “Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir. Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır. Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz." Anayasa’nın 9. maddesi: "Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır." Anayasa’nın 13. maddesi: "Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz." Anayasa’nın 14. maddesi: "Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz. Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz. ..." Anayasa’nın dava konusu kararın tesis edildiği tarihte yürürlükte olan hâliyle 15. maddesi: "Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir. Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz." Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrası: "Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz." Anayasa’nın 36. maddesi: "Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir. Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz." Anayasa’nın 138. maddesinin birinci fıkrası: "Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verirler." Anayasa’nın 139. maddesi: "Hâkimler ve savcılar azlolunamaz, kendileri istemedikçe Anayasada gösterilen yaştan önce emekliye ayrılamaz; bir mahkemenin veya kadronun kaldırılması sebebiyle de olsa, aylık, ödenek ve diğer özlük haklarından yoksun kılınamaz. Meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır." Anayasa’nın 140. maddesinin ikinci fıkrası: "Hâkimler, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre görev ifa ederler." Anayasa’nın 159. maddesinin birinci fıkrası: "Hâkimler ve Savcılar Kurulu, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kurulur ve görev yapar." Aynı maddenin sekizinci fıkrası: "Kurul, adlî ve idarî yargı hâkim ve savcılarını mesleğe kabul etme, atama ve nakletme, geçici yetki verme, yükselme ve birinci sınıfa ayırma, kadro dağıtma, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar. ..." 2) AİHS AİHS'in 6. maddesinin birinci fıkrası: "Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir. Karar alenî olarak verilir. Ancak, demokratik bir toplum içinde ahlak, kamu düzeni veya ulusal güvenlik yararına, küçüklerin çıkarları veya bir davaya taraf olanların özel hayatlarının gizliliği gerektirdiğinde veyahut, aleniyetin adil yargılamaya zarar verebileceği kimi özel durumlarda ve mahkemece bunun kaçınılmaz olarak değerlendirildiği ölçüde, duruşma salonu tüm dava süresince veya kısmen basına ve dinleyicilere kapatılabilir." AİHS'in 8. maddesi: "Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir. Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir." AİHS'in 15. maddesi: "Savaş veya ulusun varlığını tehdit eden başka bir genel tehlike halinde her Yüksek Sözleşmeci Taraf, durumun kesinlikle gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla, bu Sözleşme’de öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabilir. Yukarıdaki hüküm, meşru savaş fiilleri sonucunda meydana gelen ölüm hali dışında 2. maddeye, 3. ve 4. maddeler (fıkra 1) ile 7. maddeye aykırı tedbirlere cevaz vermez. Aykırı tedbirler alma hakkını kullanan her Yüksek Sözleşmeci Taraf, alınan tedbirler ve bunları gerektiren nedenler hakkında Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne tam bilgi verir. Bu Yüksek Sözleşmeci Taraf, sözü geçen tedbirlerin yürürlükten kalktığı ve Sözleşme hükümlerinin tekrar tamamen geçerli olduğu tarihi de Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne bildirir." 3) Kanun 667 sayılı KHK'nın değiştirilerek kabul edilmesine dair 6749 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrası: "Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen …hâkim ve savcılar hakkında hâkimler ve savcılar yüksek kurulu genel kurulunca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilir. Bu kararlar, Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Meslekten çıkarma kararlarına karşı ilgili kanunlarda yer alan hükümler uyarınca itiraz edilmesi veya yeniden inceleme talebinde bulunulması üzerine verilen kararlar da Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Görevden uzaklaştırılanlar veya görevlerine son verilenlerin silah ruhsatları ve pasaportları iptal edilir ve bu kişiler oturdukları kamu konutlarından veya vakıf lojmanlarından on beş gün içinde tahliye edilir." Üçüncü fıkrası: "Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler hakkında da 4 üncü maddenin ikinci fıkrası hükümleri uygulanır." Aynı Kanun’un 4. maddesinin ikinci fıkrası: "Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemez, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilemezler; görevinden çıkarılanların uhdelerinde bulunan her türlü mütevelli heyet, kurul, komisyon, yönetim kurulu, denetim kurulu, tasfiye kurulu üyeliği ve sair görevleri de sona ermiş sayılır. Bu fıkrada sayılan görevleri yürütmekle birlikte kamu görevlisi sıfatını taşımayanlar hakkında da bu fıkra hükümleri uygulanır. ..." 4) Etik İlkeler Hâkimler ve savcılar Anayasa ve kanunlarla kendilerine verilen görev ve yetkileri, yazılı olsun ya da olmasın evrensel anlamda hâkim ve savcıları bağladığı hususunda kuşku bulunmayan etik kurallara tabi olarak yerine getirmelidirler. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 27/06/2006 tarih ve 315 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilmiş ve Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğünce tüm hâkim ve savcılara genelge olarak duyurulmuş olan "Bangalor Yargı Etiği İlkeleri"nde bağımsızlık, tarafsızlık, doğruluk, dürüstlük, eşitlik, ehliyet ve liyakat korunan değerler olarak sayılmıştır. Yine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 10/10/2006 tarih ve 424 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilerek Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğü tarafından tüm hâkim ve savcılara duyurulan Savcılar İçin Etik ve Davranış Biçimlerine İlişkin Avrupa Esasları “Budapeşte İlkeleri” de Bangalor İlkeleri ile benzer ilkeleri içermektedir. Bangalor Yargı Etiği İlkelerinde hâkimin; herhangi bir yerden herhangi bir sebeple doğrudan ya da dolaylı olarak gelebilecek her türlü dış etki, rüşvet, baskı, tehdit ve müdahaleden uzak şekilde, olaylara ilişkin kendi değerlendirmesine dayanarak ve hukuka dair kendi vicdani anlayışı ile uygun biçimde yargı işlevini bağımsız olarak yerine getirmesi; mahkeme içerisinde ve dışında, halkın, hukukçuların ve dava taraflarının yargı ve hâkim tarafsızlığına duyduğu güveni koruyacak ve artıracak davranışlar içerisinde olması; sürekli kamu gözetiminin öznesi durumunda olan hâkimin, sıradan bir vatandaşın ağır olarak nitelendirebileceği kişisel sınırlamaları kabul etmek durumunda olduğu ve bunu özgürce ve kendi iradesiyle yapması, özellikle yargı vazifesinin onuruyla uyumlu bir tarzda davranması; diğer vatandaşlar gibi ifade, inanç, dernek kurma ve toplanma özgürlüğüne sahip olduğu ancak bu hakların kullanılmasında, yargı mesleğinin onurunu, yargının bağımsızlığını ve tarafsızlığını koruyacak şekilde davranması gerektiği hususları belirtilmiştir. HUKUKİ DEĞERLENDİRME: 1) Dava Konusu Edilen Kararın Hukuki Niteliği Anayasa’nın 139. maddesinde hâkim ve savcıların görevlerinin sona ermesi sonucunu doğuran işlemler, disiplin cezaları ve meslekte kalmalarının uygun olmadığı yönünde verilen kararlar olarak ikiye ayrılmıştır. 24/02/1983 tarih ve 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun "Hâkimlik ve savcılık görevlerinin sona ermesi" kenar başlıklı 53. maddesinde de disiplin cezası niteliğindeki meslekten çıkarma işlemi ile hâkimlik ve savcılık görevinin sona ermesi sonucunu doğuran diğer işlemler ayrı ayrı belirtilmiştir. Dolayısıyla 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi uyarınca hâkim ve savcıların meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararların, bu kişilere disiplin cezası verilmesine ilişkin kararlardan ayrı nitelikte olduğu konusunda duraksama bulunmamaktadır. 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi uyarınca terör örgütlerine veya MGK'ca Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen yargı mensuplarının, "meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına" ilişkin kararlar, adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapıların kamu kurum ve kuruluşlarındaki varlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan "olağanüstü tedbir" niteliğindedir. Bu kapsamda, ülkenin içinde bulunduğu tehdidin ortadan kaldırılması ve bozulan kamu düzeninin ivedi şekilde yeniden tesis edilmesi amacıyla 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi ile "terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen" üstün kamu gücü yetkisi kullanma ayrıcalığına sahip bu kişiler hakkında uygulanmak üzere olağan dönemdeki yaptırımlardan farklı olarak olağanüstü nitelikte yeni bir tedbir getirilmiştir. Terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibat, anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan ve hâkim ve savcılar hakkında bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanmasını gerektiren hâllerdir. Yukarıda yer verilen yapılara üyelik ve mensubiyet olmasa da bu yapılara iltisaklı veya bunlarla irtibatlı bulunulması hâli de anılan tedbirin uygulanabilmesi için yeterlidir. Nitekim davalı idare, yargı mensupları hakkında aldığı meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararları, anılan yargı mensuplarının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisaklarının sabit olduğu gerekçesiyle tesis etmiştir. Anayasa Mahkemesi 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında iltisaklı kavramını "kavuşan, bitişen, birleşen", irtibatlı kavramını ise "bağlantılı" olarak tanımlamıştır. Bu kavramlar ile kişilerin cezai sorumluluğunu gerektiren örgüte üyelik ve mensubiyet kavramlarına nazaran terör örgütleri ile daha az yoğun ve atipik bir bağlantının vurgulandığı açıktır. Bu kapsamda kişilerin terör örgütleri ile irtibat ve iltisaklarının ortaya konulabilmesi için, örgütün amaçlarının gerçekleştirilmesi ya da örgütten yarar sağlamak maksadıyla gerek örgütten gelen talimatlar doğrultusunda gerekse inisiyatif alarak bulundukları hal ve hareketler neticesinde örgüte veya kendilerine yarar sağladıkları ya da örgüt ile amaç birliği veya sosyal birliktelik görünümü içinde oldukları yönünde kanaat oluşması yeterli olacaktır. Bu bağlamda, üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan yargı mensupları yönünden örgüt ile irtibat ve iltisak hususu değerlendirildiğinde, yetki ve nüfuzlarını kullanarak örgütün amaçlarını gerçekleştirmesi için ya da örgütün talimatları doğrultusunda kendilerine veya başkalarına yarar sağlamak için birtakım hal ve hareketlerde bulunmak suretiyle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüklerini ihlal ettikleri yönünde bir kanaat oluşması halinde örgüt ile irtibat ve iltisaklarının bulunduğunu söylemek mümkün olacaktır. 2) Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi Yargı mensubu olarak görev yapanlar hakkında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanması için ilgililerin terör örgütleri ve millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet veya iltisakını ya da bunlarla irtibatını ortaya koyan delil, bulgu ve bu yönde değerlendirme yapılmasına neden olan hususların idare tarafından ortaya konulması gerekmektedir. Dava konusu kararın dayanağı olan delillerin, davalı idare tarafından dava konusu işlemin tesisinden sonra tespit edilerek dosyaya sunulduğu anlaşılmakta ise de bu delillerin terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibatı ve anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan geçmişe ilişkin olay ve olgular olduğu görüldüğünden dava konusu işlemin hukuka uygunluğunun değerlendirilmesinde dikkate alınabileceği tabiidir. Öte yandan, 667 sayılı KHK'nın 3/1. maddesi uyarınca olağanüstü tedbir niteliğinde bir idari yaptırım olarak meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilen yargı mensupları hakkında bu olağanüstü tedbirin sebebini oluşturan eylem ve davranışların niteliği ve mahiyeti itibarıyla aynı zamanda ceza hukuku bakımından da suç oluşturması halinde 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu (TCK) uyarınca "Silahlı Terör Örgütüne Üye Olmak" suçundan ceza soruşturması ve kamu davası açıldığı da görülmüştür. Bununla birlikte, 667 sayılı KHK uyarınca bir yargı mensubu hakkında terör örgütüne üyelik ve mensubiyeti olmasa da bu terör örgütü ile iltisaklı veya irtibatlı olması nedeniyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına yönelik olağanüstü idari tedbirin uygulanabilmesi karşısında, anılan yargı mensubu hakkında ceza yargılamasında beraat kararı verilmiş olmasının, ilgili hakkında anılan olağanüstü tedbirin hukuka uygunluğu yönünden yürütülen yargılama faaliyeti için bağlayıcı olmayacağı açıktır. Bu durumda, davacı hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan beraat kararı verilmiş olmasının, davacının FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatının bulunup bulunmadığı yönünden farklı bir değerlendirme yapılmasına hukuki engel oluşturmayacağı gibi Kurulumuz tarafından yapılacak idari yargılama yönünden bağlayıcılığı da bulunmamaktadır. Dava dosyasında yer alan davacı hakkındaki bilgi ve belgelerin değerlendirilmesine gelince; Davacıyla ilgili, Burdur İl Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü görevlilerince düzenlenmiş olan 19/07/2016 tarihli araştırma tutanağı: Burdur İl Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü görevlilerince düzenlenmiş olan 19/07/2016 tarihli araştırma tutanağında davacı hakkında "çevresinde Fetullah Gülen cemaatine yakınlığı ile bilindiği" şeklinde bilgiye yer verilmiştir. Davacının şüpheli sıfatı ile verdiği ifadede, FETÖ/PDY örgütü ile bağlantılı Kimse Yok Mu Derneğine bağış yaptığına yönelik beyanı: Davacı hakkında Burdur Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 19/07/2016 tarihli şüpheli sorgulama tutanağında davacı, "...Örgüte himmet adı altında herhangi bir bağışta bugüne kadar bulunmadım. Ancak kimse yok mu isimli derneğe 2000li yılların ortalarında üç dört defa kurban bağışında bulunmuştum. Ancak bunlardan başkada bu derneğe ya da cemaate herhangi bir şekilde ne kurban bağışı ne de himmet adı altında herhangi bir bağışta bulunmadım..." şeklinde beyanda bulunmuştur. Davacıyla ilgili soruşturma bilgisi: Dairece, davacı hakkında FETÖ/PDY terör örgütü ile bağlantılı olarak yürütülen başkaca soruşturma bulunup bulunmadığı yönünde yapılan 09/02/2021 tarihli ara kararına davalı idare tarafından verilen 08/04/2021 tarihli cevapta, "Davacı hakkında Hâkimler ve Savcılar Kurulu İkinci Dairesinin ... esas sayılı (Hâkimler ve Savcılar Kurulu ... Dairesinin...sayılı) soruşturma dosyasının, Hakimler ve Savcılar Kurulu ... Dairesinin ... tarihli ve ...sayılı kararı ile Hakimler ve Savcılar Kurulu Teftiş Kurulu Başkanlığına iadesine karar verildiği) disiplin dosyasının mevcut olduğu anlaşılmıştır. Davacı hakkında, aynı zamanda Kurulumuz İkinci Dairesinin 2020/487 Esas sırasına kayden (Kurulumuz Birinci Dairesinin 2019/8157 esas) "FETÖ/PDY silahlı terör örgütü adına sahte belge üreterek usulsüz dinleme yapan şüpheli polis memurlarının tutuklanmalarına dair Isparta Sulh Ceza Hâkimliğinin ... tarihli ve... sorgu sayılı kararına vaki itiraz üzerine, Burdur Sulh Ceza Hâkimliğinin ... tarihli ve ... değişik iş sayısına kayden itirazın kabulü ile şüphelilerin tahliyelerine karar verdiği ve karardaki '..diğer bazı illerde benzer soruşturma ve yargılamaların yapılıyor olmasının somut olay ve dosya için geçerli olup olmayacağının ancak soruşturma dosyasındaki deliller ile ortaya konulması gerekmekte olup soruşturma dosyası dışındaki ülke gündemindeki benzer olayların somut dosya için gerekçe olamayacağı, CMK 101/2-a son maddesi gereğince hakimin ancak dosyada gösterilen somut deliller ile karar verilebileceğinin belirtilmiş olması, soruşturma dosyasında şüphelilerin üzerlerine isnat edilen diğer suçları devamlı surette işlemek üzere fiilen birleşmek suretiyle bir örgüt meydana getirdiğine, birbiriyle aynı şube müdürlüğünde çalışıyor olmanın dışında isnat edilen suçları işlemek maksadıyla bir araya gelerek birbirlerinden veya şüpheliler dışındaki kişilerden talimat almak veya birbirlerine talimat vermek suretiyle ve suç tarihlerinde şube müdürü, büro amiri ve polis memuru olan şüphelilerin mesleki hiyerarşisi dışında başka bir yapılanma içerisinde olduklarına, örgüt yöneticilerinin kim olduğu, örgütün hiyerarşik yapısı, hangi konuda fikir ve irade birliği içinde oldukları, örgütün amacı, silahlı mı silahsız mı olduğu, şüphelilerin örgüt içerisindeki konumlarına dair soruşturma dosyasında somut bir delil bulunmaması sebebiyle, yine iştirak halinde bir suçu birden çok mağdura karşı birden fazla olacak şekilde işlemek ile suç işlemek için örgüt kurma ve üye olma olgularından birbirinden farklı olduğu, şüphelilerin kurulmuş olan bir suç örgütünü yönetme ve örgüte üye olma konusunda da soruşturma dosyasında somut bir delil bulunmadığı...' şeklindeki örgüt tanımlaması ile tartışma yarattığı" iddialarına ilişkin olarak... tarihli ve... sayılı karar ile 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu'nun 71'inci maddesi gereğince yapılacak müteakip işleme esas olmak üzere yazılı savunmasının istenmesine karar verildiği ve anılan kararın onay aşamasında olduğuna dair ilgili birimler tarafından gönderilen cevabı yazılar dilekçemiz ekinde sunulmaktadır." tespitlerine yer verilmiştir. Kurulumuzun 07/02/2024 tarihli ara kararına davalı idarece verilen 15/04/2024 tarihli cevabın ve UYAP kayıtlarının incelenmesi neticesinde, davacının, yukarıda belirtilen fiilinden dolayı, Danıştay Beşinci Dairesince bu dosyada karar verilmeden evvel, Hakimler ve Savcılar Kurulu ... Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararı ile 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun 69. maddesinin son fıkrası uyarınca meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği görülmüştür. Davacı tarafından, bu kararın iptaline ve bu karar nedeniyle yoksun kaldığı maddi haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılan davada, Danıştay Beşinci Dairesinin 19/12/2023 tarih ve E:2022/5879, K:2023/19537 sayılı kararı ile Hakimler ve Savcılar Kurulu ... Dairesinin ...tarih ve E:..., K:...sayılı kararının "eylemin işlendiği tarih itibarıyla 2802 sayılı Kanun'un 72. maddesi uyarınca disiplin cezası verme yetkisinin zaman aşımına uğradığı" gerekçesiyle iptaline, davacının bu karar nedeniyle yoksun kaldığı maddi haklarının dava konusu işlemin tesis edildiği tarihten itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmiştir. Bu karara karşı davalı idarece yapılan temyiz başvurusu üzerine, Kurulumuzun E:2024/1323 sayılı dosyasında verilen 31/10/2024 tarihli kararı ile anılan Daire kararına karşı yapılan temyiz başvurusunun, dava konusu işleme ilişkin kısım yönünden reddine ve bu kısım yönünden kararın onanmasına, parasal haklara ilişkin kısım yönünden kabulüne ve bu kısım yönünden kararın bozulmasına kesin olarak karar verilmiştir. Davacı, bu hususla ilgili olarak 17/04/2024 ve 22/04/2024 tarihli ek beyan dilekçelerinde, konunun Dairece temyize konu bu kararda incelendiği ve FETÖ ile iltisak ve irtibat tespit edilemediği, tahliye kararının örgüt talimatı ile verildiğine dair davalı idare tarafından bir delil ibraz edilemediğinin hüküm altına alındığı; bu kararı vermesinde herhangi bir suç unsuru ve buna ilişkin herhangi bir delil bulunmadığı hususunun, ceza mahkemesi kararı ile de ortaya konulduğu ve bu kararın kesinleştiği; öte yandan, bu disiplin cezasına ilişkin dosyada da Danıştay Beşinci Dairesince iptal kararı verildiği beyan edilmiştir. Her ne kadar yukarıda aktarıldığı üzere, bu fiile ilişkin olarak davacının meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılmasına dair işlemin "zaman aşımı" gerekçesiyle Dairece iptaline karar verilmiş ve bu kararın işleme ilişkin kısmına karşı yapılan temyiz istemi Kurulumuz kararı ile kesin olarak reddedilmiş ise de, söz konusu Daire kararının gerekçesi göz önüne alındığında, bu fiilin, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisak ve irtibatının değerlendirilmesi noktasında nazara alınabileceği sonucuna ulaşılmıştır. Buna göre davacının söz konusu fiilinin, FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatının bulunup bulunmadığı açısından değerlendirilmesi gerekmektedir. Anılan Kurul kararının ilgili kısmı şu şekildedir: "Somut olayda, Isparta Cumhuriyet Başsavcılığının... sayılı hazırlık numarası ile 'Kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği, suç işlemek amacıyla örgüt kurmak veya yönetmek, suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olmak, kişisel verileri hukuka aykırı olarak ele geçirmek veya yaymak, özel hayatın gizliliğini ihlal etmek, suç uydurma, iftira' suçlarından haklarında soruşturma yürütülen şüpheliler P.B., M.Ş. ve E.A., soruşturma kapsamında tutuklanma talebiyle Isparta Sulh Ceza Hakimliğine sevk edilmişlerdir. Isparta Sulh Ceza Hakimliğince, şüphelilerin sorgusu sonrası yapılan inceleme ve değerlendirme neticesinde, şüphelilerin üzerlerine atılı suçları işledikleri yönünde kuvvetli somut delillerin bulunması, eylemlerini suç örgütü faaliyeti kapsamında işlediklerinin anlaşılması, atılı suçların üst sınırları itibarıyla şüphelilerin kaçma şüphelerinin bulunması ve müştekiler üzerinde baskı kurma ihtimallerinin olması hususları birlikte nazara alınarak Isparta Sulh Ceza Hakimliğinin ... tarih ve ... sorgu numaralı kararıyla atılı suçlar yönünden tutuklanmalarına karar verilmiştir. Bu tutuklama kararına karşı şüpheliler müdafiince 20/05/2015 tarihinde ... Sulh Ceza Hakimliğine tutuklama kararına yönelik itiraz yapılmış, hakimlikçe yapılan değerlendirme sonucu şüpheliler müdafiinin itirazı yerinde görülmeyerek itirazın reddine karar verilerek, 5271 sayılı CMK'nun 268/3-a maddesi gereğince verilen karar itirazen incelenmek üzere dosya, ilgilinin hakimi olduğu Burdur Sulh Ceza Hakimliğine gönderilmiştir. Burdur Sulh Ceza Hakimi olan ilgili tarafından, ... Sulh Ceza Hakimliğinin ... tarih ve... değişik iş sayılı kararı ile, şüpheliler müdafiinin tutukluluğa itirazı kabul edilerek şüpheliler P.B. ve M.Ş.'nin adli kontrol şartı ile diğer şüpheli E.A.'nun da adli kontrol şartı olmaksızın serbest bırakılmalarına karar verilmiştir. İlgilinin soruşturma dosyasında tahliyelerine karar verdiği şüphelilerden M.Ş. hakkında, ...Ağır Ceza Mahkemesi'nin ... tarih, ... esas ve ...karar sayılı kararıyla FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olma, kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği ve kamu görevlisinin görevinin verdiği yetkiyi kötüye kullanmak suretiyle haberleşmenin gizliliğini ihlal suçlarından, diğer şüpheli P.B. hakkında da ...Ağır Ceza Mahkemesi'nin ... tarih,... esas ve... karar sayılı kararıyla, FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olma, kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği ve kamu görevlisinin görevinin verdiği yetkiyi kötüye kullanmak suretiyle haberleşmenin gizliliğini ihlal suçlarından ayrı ayrı mahkumiyet kararı verilmiştir. Ayrıca Isparta Sulh Ceza Hakimliğinin ... tarih ve ...sorgu numaralı kararı ile ilgilinin şüphelilerin serbest bırakılmalarına karar verdiği ... Sulh Ceza Hakimliğinin... tarih ve ... değişik iş sayılı kararının gerekçe kısmından anlaşılacağı üzere, bahsi geçen şüphelilerden P.B. ve M.Ş. eylem tarihi itibariyle mesleklerinden ihraç edilmişlerdir. Öte yandan ilgili hakkında, Hakimler ve Savcılar (Yüksek) Kurulunun... tarihli ve... sayılı kararı ile; 23.07.2016 tarihli ve 29779 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin 3'üncü maddesinin 1'inci fıkrası uyarınca meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmiş ve karara karşı ilgilinin yeniden inceleme talebi, Hâkimler ve Savcılar (Yüksek) Kurulu Genel Kurulu'nun ...tarihli ve ...sayılı kararı ile reddedilerek, anılan karar 29.11.2016 tarihinde kesinleşmiştir. İlgili mevzuat hükümleri doğrultusunda Sulh Ceza Hakimliğinin görevini incelediğimizde; Sulh Ceza Hakimliğinin görev hususunun düzenlendiği 5235 sayılı Kanun'un (6545 sayılı Kanun 48/1 maddesi ile değişen) Sulh Ceza Hakimliği başlıklı 10. maddesinde; "Kanunların ayrıca görevli kıldığı hâller saklı kalmak üzere, yürütülen soruşturmalarda hâkim tarafından verilmesi gerekli kararları almak, işleri yapmak ve bunlara karşı yapılan itirazları incelemek amacıyla sulh ceza hâkimliği kurulmuştur." hükmü yer almaktadır. Söz konusu madde hükmü nazara alındığında, tutukluluk itirazını değerlendiren Sulh Ceza Hakimliğinin görevi, kanuni sınırlar içerisinde dosya içeriğine ve talebe göre esas yargılama makamının görevine girecek ya da soruşturma sınırlarını aşacak şekilde bir değerlendirmeye girmeksizin, koruma tedbirleri için kanunda aranan şartların oluşup oluşmadığı yönünde inceleme ve değerlendirme yapmak suretiyle koruma tedbirleri konusunda karar vermektir. Oysa ki Hakimler ve Savcılar Kurulunun ...tarih ve ... karar sayılı kararı ile FETÖ/PDY örgütü ile irtibatı ve iltisakı sabit görülerek meslekten çıkarılmasına karar verilen ilgili tarafından, FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün amaç ve gayesi doğrultusunda yürütülen bir organizasyonun parçası olarak açıkça görevi dışında hareket etmek suretiyle, kanun, genel yargı ve teamüllere aykırı şekilde, yürütülen soruşturmaya konu suçların oluşup oluşmadığı hususu kararda irdelenmiş ve soruşturma merciinin yetkisinde bulunan soruşturmanın genişletilmesi müessesini kullanarak delil elde etmeye yönelik girişimlerde bulunmak suretiyle soruşturma ve esas yargılama makamının yetki alanına müdahalede bulunulmuştur. Ayrıca ilgili tarafından, esas yargılama makamının yetki alanına açıkça müdahalede bulunularak, soruşturmaya konu örgütün tüm unsurları ile mevcudiyeti hususu da karar yerinde tartışılmış, soruşturma konusu dışında bilgi ve belgeleri inceleyerek, şüphelilerin durumlarını mevcut delil durumuna göre değil de yetkili ve görevli bir mahkeme gibi değerlendirme yapmak suretiyle, kararında şüphelilerin soruşturma yapılan suç örgütüne üye olmadıklarını açıklayarak atılı suç yönünden şüphelileri aklamaya yönelik ifadeler kullanmıştır. Bu itibarla, ilgilinin yasal düzenlemelere, genel teamül ve ilkelere aykırı hareket etmek suretiyle görevini tarafsız, önyargısız ve iltimassız olarak yerine getiremeyeceği, hukuka aykırı eylemlerini FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün amaç ve gayesi doğrultusunda yürütülen bir organizasyonun parçası olarak gerçekleştirdiği, bu şekilde mesleğin şeref ve onurunu, memuriyet nüfuz ve itibarını bozduğu, tüm soruşturma dosyası kapsamından anlaşılmıştır.". Söz konusu fiilin değerlendirilmesinden, Sulh Ceza Hakimi olarak itirazen incelediği dosyada, davacının, anılan kararın gerekçesinde görev ve yetkisi dışında, soruşturma konusu olmayan bilgi ve belgeleri tetkik ederek, şüphelilerin durumunu mevcut delillere göre değil, yetkili ve görevli esas mahkeme gibi değerlendirme yapmak suretiyle, şüphelilerin soruşturması gerçekleştirilen suç örgütünün üyesi olmadıklarını izah ederek, şüphelileri aklar mahiyette karar vermeye çalıştığı; söz konusu koruma tedbirlerine karar verilmesi için orantılılık, yeterli şüphe gibi kanuni şartların gerçekleşip gerçekleşmediği yönü ile sınırlı değerlendirme yapılması gerekmesine rağmen genel teamüllere aykırı şekilde suçların oluşup oluşmadığının irdelendiği ve farklı bir araştırmaya gidildiği, iddia ve kovuşturma makamının yetki alanına müdahale niteliğinde, soruşturmalara konu örgütün tüm unsurları ile mevcudiyetinin kararda tartışıldığı; böylece P.B. ve M.Ş. isimli şüphelilerin adli kontrol şartıyla tahliyesine karar verildiği; şüphelilerden P.B. ve M.Ş.'nin, mesleklerinden ihraç edildikleri ve FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyesi olmak da dahil birtakım suçlardan cezalandırılmalarına karar verildiği; bu bağlamda, davacıya isnat edilen bu fiilin, görevinin gerektirdiği tarafsızlığı kaybettiği yönünde kanaat oluşmasına neden olacak nitelikte bulunduğu sonucuna varılmış; fiilin gerçekleştiği zaman diliminin Devletin çeşitli kademelerinde, yargı ve emniyet bürokrasisinde söz konusu "paralel devlet yapılanması" ile gerçekleştirilen mücadele açısından hassas bir dönem olması gözetildiğinde, söz konusu fiil, davacının FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile iltisak ve irtibatını ortaya koymaya yeterli görülmüştür. Öte yandan yukarıda temas edilen Burdur İl Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü görevlilerince düzenlenmiş olan 19/07/2016 tarihli araştırma tutanağında davacı hakkında "çevresinde Fetullah Gülen cemaatine yakınlığı ile bilindiği" şeklinde bilgiye yer verilmesi ve davacının şüpheli sıfatı ile verdiği ifadede FETÖ/PDY örgütü ile bağlantılı Kimse Yok Mu Derneğine bağış yaptığına yönelik beyanının da davacının FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile iltisak ve irtibatı yönünden destekleyici unsur niteliğinde olduğu kanaati hasıl olmuştur. Temyize konu Daire kararında, Dairece dosyadaki mevcut deliller davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakı için yeterli görülmemiş ise de, davacı hakkında yukarıda belirtilen hususların bir bütün olarak değerlendirilmesinden, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisaklı ve irtibatlı olduğu sonucuna ulaşılmıştır. 3) Dava Konusu Kararın Temel Hak ve Özgürlükler Bağlamında Değerlendirilmesi Dava konusu kararla ortaya çıkan özel hayata saygı hakkına yönelik müdahalenin ihlal oluşturup oluşturmadığı hususunun, AİHS ve Anayasa bağlamında, kanunilik, meşru amaç ve demokratik bir toplumda gerekli olma ile ölçülülük ilkeleri doğrultusunda irdelenmesi gerekmektedir. Dava konusu karar, davalı idare tarafından, 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi uyarınca tesis edilmiştir. Anılan KHK, 6749 sayılı Kanun'la TBMM tarafından değiştirilerek kabul edilmiş ve 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Sonuç olarak davacı hakkında dava konusu kararın tesis edildiği tarih itibarıyla bu kararlara dayanak KHK'nın yürürlükte olduğu ve öngörülen anayasal usul dâhilinde daha sonra kanunlaştığı görülmektedir. Bu nedenle özel hayata saygı hakkına müdahale niteliği taşıyan dava konusu karar, öngörülebilir ve belirli bir kanun hükmü uyarınca tesis edilmiş olup müdahale kanunilik şartını taşımaktadır. Dava konusu karar, FETÖ ile üyelik, mensubiyet, iltisak veya irtibatı bulunan ilgililer hakkında ülkenin içinde bulunduğu tehdit ve kamu düzeninin bozulması ihtimali doğduğundan ivedi şekilde karar alma zorunluluğu nedeniyle ve millî güvenliğin, kamu düzeninin ve başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla tesis edilmiştir. Bu nedenle FETÖ ile iltisak ve irtibatı olan ve dava konusu kararın tesis edildiği tarih itibarıyla kamu gücünün güçlü bir tezahürü niteliğinde yargı yetkisi kullanan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale meşru bir amaca dayanmaktadır. Dava konusu karar ile davacının özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale, zorlayıcı bir toplumsal gereksinim olarak ortaya çıkmıştır. Nitekim 15 Temmuz 2016 gecesi yaşanan darbe teşebbüsü nedeniyle "ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlike"nin bulunduğu açıktır (Alparslan Altan/Türkiye, B. No: 12778/17, 16/04/2019, §§ 71-75). Bu tehlike, ulusun ve Devlet teşkilatının varlığı için tehdit teşkil eden, kamu düzenini etkileyen, olağandışı bir kriz niteliğindedir. Bununla birlikte darbe teşebbüsünün faili olan FETÖ'nün, yukarıda belirtildiği üzere atipik ve kendine özgü niteliği göz önüne alındığında, bu tehlikeye karşı alınan ve davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren dava konusu tedbirin de yaşanan özellikli durumun ortaya çıkardığı zorunluluktan ve bu durumun faili olan örgütün Devleti ele geçirmeyi amaç edinen niteliğinden kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle anılan olağanüstü koşullar altında ve olağan demokratik düzene geri dönebilmek amacıyla söz konusu terör örgütü ile iltisak ve irtibatı bulunan davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren tedbirin demokratik bir toplumda gereklilik arz ettiği açıktır. Bu itibarla, demokratik kurumlara ve demokratik toplum düzeninin bizatihi kendisine karşı yapılan darbe teşebbüsü sonrasında, bahse konu teşebbüsün faili olan FETÖ ile iltisak ve irtibatı olduğu gerekçesiyle hakkında tesis edilen dava konusu karar ile yargı mensubu olarak görev yapması nedeniyle üstün kamu gücü ayrıcalığına sahip olan davacının, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayatına saygı hakkına yapılan müdahalenin, AİHS ve Anayasa anlamında durumun gerektirdiği ölçüde bir tedbir olduğu anlaşılmıştır. 4) Sonuç olarak Dava dosyasında bulunan bilgi ve belgeler ile yukarıda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde; davacının, FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu ve bu nedenle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği anlaşıldığından dava konusu kararda hukuka aykırılık görülmemiştir. Bu itibarla, dava konusu kararın iptali, davacının bu karar nedeniyle yoksun kaldığı maddi haklarının meslekten çıkarıldığı tarihten itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davalı idarece davacıya ödenmesi yolundaki Daire kararında hukuki isabet bulunmamaktadır. KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle; 1. Davalı idarenin temyiz isteminin kabulüne; 2. Yukarıda özetlenen gerekçeyle dava konusu kararın iptaline, davacının bu karar nedeniyle yoksun kaldığı maddi haklarının meslekten çıkarıldığı tarihten itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davalı idarece davacıya ödenmesine ilişkin Danıştay Beşinci Dairesinin temyize konu 21/12/2021 tarih ve E:2016/57558, K:2021/4632 sayılı kararının BOZULMASINA, 3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Daireye gönderilmesine, 4. 31/10/2024 tarihinde oyçokluğu ile kesin olarak karar verildi. KARŞI OY X- Temyiz edilen kararla ilgili dosyanın incelenmesinden; Danıştay Beşinci Dairesince verilen, dava konusu işlemin iptali ve davacının bu karar nedeniyle yoksun kaldığı maddi haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesi yolundaki Daire kararının usul ve hukuka uygun olduğu ve dilekçede ileri sürülen temyiz nedenlerinin kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı anlaşıldığından kararın bu kısmının onanması, maddi haklara yürütülecek yasal faizin başlangıç tarihi yönünden ise, yargısal içtihatlar doğrultusunda faizin dava tarihinden itibaren işletilerek ödenmesi gerektiğinden kararın bu kısmının düzeltilerek onanması gerektiği oyuyla, karara katılmıyorum.