T.C. SAKARYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 7. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2024/1121 - 2025/2047 T.C. SAKARYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 7. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : 2024/1121 KARAR NO : 2025/2047 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I BAŞKAN :... (...) ÜYE :... (...) ÜYE :... (...) KATİP :... (...) İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : SAKARYA ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 17/01/2024 NUMARASI : 2022/923 Esas - 2024/33 Karar DAVACI : (İFLAS NEDENİYLE) TASFİYE HALİNDE ASYA …
T.C. SAKARYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 7. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2024/1121 - 2025/2047 T.C. SAKARYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 7. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : 2024/1121 KARAR NO : 2025/2047 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I BAŞKAN :... (...) ÜYE :... (...) ÜYE :... (...) KATİP :... (...) İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : SAKARYA ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 17/01/2024 NUMARASI : 2022/923 Esas - 2024/33 Karar DAVACI : (İFLAS NEDENİYLE) TASFİYE HALİNDE ASYA KATILIM BANKASI ANONİM ŞİRKETİ - VEKİLİ : Av. ... DAVALILAR : 1-... VEKİLİ : Av. ... 2-... 3-... VEKİLİ : Av. ... 4-... VEKİLİ : Av. ... 5-... VEKİLİ : Av. ... 6-... VEKİLİ : Av. .... 7-.... VEKİLİ : Av. .... 8-... DAVA TÜRÜ : İtirazın İptali DAVA TARİHİ : 04/11/2022 KARAR TARİHİ : 02/12/2025 KR. YAZIM TARİHİ : 31/12/2025 İstinaf incelemesi için dairemize gönderilen dosyanın ilk incelemesi tamamlanmış olmakla HMK'nın 353. ve 356. maddeleri gereğince; dosya içeriğine ve kararın niteliğine göre sonuca etkili olmadığından duruşma yapılmasına gerek görülmeden dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: Davacı vekilinin dava dilekçesinde özetle; davacı banka ile dava dışı Sebat Eğitim İşletmeleri A.Ş. ve davalı kefillerinin imzaladığı kredi sözleşmelerine istinaden şirkete kredi kullandırıldığını, geri ödemelerin yapılmaması sebebiyle Üsküdar 21. Noterliği 29.09.2016 tarihli 79763 yevmiye numaralı ihtarname ile davalılara bildirimde bulunulduğunu, borcun tahsili mümkün olmadığından Sakarya 1. İcra Müdürlüğünün 2022/2590 E. sayılı dosyasıyla borçlular aleyhine ilamsız icra takibi başlatıldığını, müteselsil kefil olan davalıların borca itirazları sebebiyle takibin durduğunu, alınan ipoteğin müteselsil kefillerin kefalet borçlarına karşılık olmadığını, arabuluculuk görüşmelerinin sonuçsuz kaldığını belirterek davalı/borçlular yönünden itirazın iptaline, takibin kaldığı yerden devamına ve icra inkar tazminatı ödenmesine, karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı ... vekilinin sunmuş olduğu cevap dilekçesinde özetle; davalının borçlu Sebat Eğitim İşletmeleri A.Ş. hisselerinin tamamını 20.06.2012 tarihinde devrettiğini ve borcun dayanağı genel kredi sözleşmesinde imzasının bulunmadığını, kredi borcunun teminatı olarak borçlu şirket tarafından verilen ipotek bulunduğunu, öncelikle ipoteğin paraya çevrilmesi gerektiğini belirterek davanın reddini istemiş ve kötüniyet tazminatına hükmolunmasına, karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ... vekilinin sunmuş olduğu cevap dilekçesinde özetle; daha önceden gelen ödeme emri kapsamında borcun davalı tarafından ödendiğini, davaya konu icra takibinin mükerrer olduğunu, borcunun bulunmadığının savunarak davanın reddine, karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ... vekilinin sunmuş olduğu cevap dilekçesinde özetle; davalının uyuşmazlık yönünden davalı sıfatının bulunmadığını, dayanak kredi sözleşmesinde kefil olarak yer almadıklarını, kredi sözleşmesi tarihi itibariyle borçlu şirket ile bir bağının da bulunmadığını belirterek davanın reddine ve kötüniyet tazminatına hükmolunmasına, karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ... vekilinin sunmuş olduğu cevap dilekçesinde özetle; dava konusu borcun diğer davalı Metin tarafından ödendiğini ve sona erdiğini, bu sebeple davacı tarafın bu davayı açmakta hukuki yararının bulunmadığını, icra takibi talebinde ve ödeme emrinde alacak kalemlerinin belirsiz olduğunu, gönderilen Üsküdar 21. Noterliği'nin 29 Eylül 2016 tarih ve 79763 yevmiye numaralı ihtarnamesinde genel kredi sözleşmesi ile hiçbir ilgisi olmayan alacak kalemlerinden sorumlu tutulmaya çalışıldığını, genel kredi sözleşmesinin ve kefalet sözleşmesinin emredici hukuk kurallarına aykırı olduğunu, alacaklının müteselsil kefile başvurabilmesi için ifada geciken borçluya ihtar çekmesi ve ihtarın sonuçsuz kalması veya borçlunun açıkça ödeme güçsüzlüğü içinde olması gerektiğini, bu şartın gerçekleşmediğini, öncelikle teminat teşkil eden ipoteğin paraya çevrilmesi yoluna gidilmesinin gerektiğini, kefalet sözleşmesinin irade sakatlığı sebebiyle geçerli olmadığını, davacı bankaya ve borçlu şirkete devlet tarafından el konulduğunu ve tüm malvarlıklarının Devlet'in idaresine geçtiğini, dolayısıyla şirketin borcunun bu malvarlığından karşılanabileceğini belirterek davanın reddine ve kötüniyet tazminatına hükmolunmasına, karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ... vekilinin sunmuş olduğu cevap dilekçesinde özetle; takip konusu borçlarının bulunmadığını, talep edilen gayri nakdi alacakların ancak ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla ilamlı icra takibine konu yapılabileceğini, kredi borcunun teminatı olan ipotekli taşınmaz hakkında takip yapılıp yapılmadığının belirsiz olduğunu, ipoteğin para çevrilmesi yoluna gidilmeden kefillere müracaat edilemeyeceğini, asıl borçluya ihtarname tebliğ edilmediğinden müteselsil kefil yönünden takibe girişilemeyeceğini, ihtarnamede alacak kalemlerinin açıkça gösterilmediğini, kefiller yönünden geçerli bir ihtarname bulunmadığını, ihtarname içeriği ile takip talebinin uyuşmadığını, borcun davalı Metin tarafından ödendiğini ve borcun sona erdiğini, talep edilen faizin yüksek olduğunu belirterek davanın reddine ve ayrıca kötüniyet tazminatına hükmolunmasına, karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARAR ÖZETİ : İlk derece mahkemesince yapılan yargılama ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; " ... A) Davacı tarafından açılan itirazın iptali davasının davalılar Nazım, Metin, Yalçın ve Ahmet yönünden usulden reddine, Koşulları oluşmadığından davalılara kötüniyet tazminatı verilmesine yer olmadığına, B) Davacı tarafından açılan itirazın iptali davasının davalılar Nizamettin, Mustafa, Muzaffer ve Ziya yönünden kısmen kabulüne, 1-Sakarya 1. İcra Müdürlüğünün 2022/2590 esas sayılı dosyasına borçlular Nizamettin, Mustafa, Muzaffer ve Ziya tarafından yapılan itirazların kısmen iptaline, 2-Bu borçlular hakkındaki icra takibinin; a) 13.543 numaralı kredi için 138.298,89 TL asıl alacak ve 132.425,70 TL işlemiş faiz alacağı (asıl alacağa takip tarihinden itibaren yıllık %16.80 faiz oranı işletilerek) b) 14.25 numaralı kredi için 44.420,79 TL asıl alacak ve 54.052,70 TL işlemiş faiz alacağı (asıl alacağa takip tarihinden itibaren yıllık % 24 faiz oranı işletilerek) c) 1.018,69 TL masraf alacağı, 18.247,48 TL teminat mektubu komisyonu alacağı ve ayrıca 43.28 TL pos ücreti alacağı ( takip tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte ), Olmak üzere (toplam 388.507,53 TL) üzerinden devamına, 3-Fazlaya ilişkin taleplerin ve gayrinakit kredi alacağı depo talebinin reddine, 4-Koşulları oluşmakla hüküm altına alınan nakit kredi alacağı üzerinden %20 oranında hesaplanan 77.701,50-TL icra inkar tazminatının davalılar Nizamettin, Mustafa, Muzaffer ve Ziya'dan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine ... " karar verilmiştir. Bu karara karşı davacı vekili ile bir kısım davalılar tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ : Davalı ... vekili istinaf dilekçesinde özetle; şirket malvarlığının her türlü borcunu ödemeye yeterli olduğu, şirket borcundan dolayı davalının sorumluluğuna başvurulamayacağı, süresinde usulüne uygun olarak defterdarlığa başvuru yapılmadığını, sorumluluğun hazineye yöneltilmesi gerektiği, kat ihtarnamesinin usulüne uygun olarak tebliğ edilmediği gerekçeleriyle davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, mahkeme kötüniyet tazminatı talebi hususunda karar oluşturmadığını, mahkemenin kısmi kabul kısmi ret kararı vermesine karşın davacı lehine icra inkar tazminatına hükmetmesi hatalı olduğunu, alacağın muaccel hale gelmediğini beyan ile; yerel mahkeme kararının kaldırılmasına, karar verilmesini talep ederek, istinaf başvurusunda bulunmuştur. Davalı ... vekili istinaf dilekçesinde özetle; icra takibine dayanak olarak gösterilen belgelerde alacak kalemlerine dair hususlar belirsiz ve yetersiz olduğunu, takip talebi ve ödeme emrinde alacak kalemi olarak gösterilen hususlarda açık bir belirsizlik bulunduğunu, yerel mahkeme açık ve emredici kanun hükümlerine açıkça aykırı hareket ettiğini, görevi ve işi bilirkişiye havale ederek verilen kararı kabul etmediklerini, davalının, kredi sözleşmesine kefil olur iken iradesinin sakatlandığını beyan ile; yerel mahkeme kararının kaldırılmasına, karar verilmesini talep ederek, istinaf başvurusunda bulunmuştur. Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; mahkemenin davalıların depo talebinden sorumlu olmayacağı yönündeki kararı usul ve yasaya açıkça aykırı olduğunu, mahkeme kararında da belirtildiği üzere davalılar müteselsil kefil sıfatını haiz olduğundan, talep edilen depo bedelinden de sorumlulukları bulunduğu açık olduğunu beyan ile; yerel mahkeme kararının kaldırılmasına, karar verilmesini talep ederek, istinaf başvurusunda bulunmuştur. Davalı ... vekili istinaf dilekçesinde özetle; yerel Mahkemece yapılan yargılama sürecinde ve karar verilmesi noktasında işbu eksiklikler ve belirsizlikler göz ardı edildiğini ve hukuki dayanaktan ve gerekçeden yoksun bir karar verildiğini, usul ve yasaya aykırı icra takibine davalı tarafından yapılan itiraz yerinde olduğunu, davalıya yüklenemeyecek bir sorumluluk olan teminat mektubu sebebiyle doğan komisyon bedelinin de müvekkile yüklenemeyecek bir borç olduğu hususu dikkate alınmadığını, davacı tarafın istisnai bir yol izlediğinin iddiasında bulunmakta ise bu iddiasını ispatı ile mükellef olduğunu, yerel mahkemece verilen karara dayanak olarak gösterilen bilirkişi raporunda faiz hesaplamasının hatalı yapıldığı açıkça tespit edilmiş olmakla; davacı söz konusu genel kredi sözleşmesinden ne kadar kredi kullandırıldığını, ne kadarının tahsil edildiğini, ne kadarının teminatlardan paraya çevrildiğini, ne kadar bakiye kaldığını açıkça gösterecek hiçbir delil sunmadığını beyan ile; yerel mahkeme kararının kaldırılmasına, karar verilmesini talep ederek, istinaf başvurusunda bulunmuştur. Davacı vekili istinafa cevap dilekçelerinde özetle; davacının kefalet sözleşmesinin geçerli olmadığına dair beyanları somut delillere dayanmamakta olup yersiz bir iddia olduğunu, davalının kefil olurken iradesinin sakatlandığı iddiası ise somut delillere dayanmadığını, davalı tarafından alenen gerçeği çarpıtmak amacıyla işbu mesnetsiz beyanda bulunulmuş olup davalı açıkça kötü niyetli olduğunu beyan ile; davalıların istinaf istemlerinin reddine, karar verilmesini, talep ederiz. DELİLLER: Sakarya Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 17/01/2024 Tarih - 2022/923 Esas - 2024/33 Karar sayılı kararı ve tüm dosya kapsamı. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Dava; kefalet sözleşmesinden kaynaklanan alacak için yapılan icra takibine itirazın iptali ve icra inkar tazminatı istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiş karara karşı davacı vekili ile bir kısım davalılar vekilleri tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur. İstinaf incelemesi 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesi uyarınca istinaf sebepleri ile sınırlı olarak ve kamu düzeni yönünden yapılmıştır. Dosyanın incelemesinde; davacının, kefalet sözleşmesinden kaynaklanan alacağının tahsili için Sakarya 1. İcra Dairesi'nin 2022/2590 E. sayılı ilamsız icra takibi başlattığı, davalının ödeme emrine süresinde itiraz etmesi üzerine eldeki davayı açtığı, davalıların davanın reddini istediği, ilk derece mahkemesince davanın kısmen kabüulüne karar verildiği, karara karşı davacı vekili ile bir kısım davalılar vekillerinin istinaf kanun yoluna başvurduğu anlaşılmıştır. Uyuşmazlığın, davacı bankanın dava dışı Sebat A.Ş.'ye kullandırdığı kredi sebebi ile davalıların kefil sıfatıyla sorumluluklarının bulunup bulunmadığı, varsa bu kapsamda kefillik sebebi ile sorumlu olunan borç miktarı ile Sakarya 1. İcra Dairesi'nin 2022/2590 Esas sayılı icra takibine davalılarca yapılmış olan itirazın haklı olup olmadığı ve bu itirazın iptali koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediği hususlarında olduğu anlaşılmaktadır. Dosya arasına alınan kredi sözleşmelerinin incelenmesinde; davacı banka ile dava dışı şirket arasında 10/05/2006 tarihinde 950.000,00 limitle kredi sözleşmesi imzalandığı, davalılar ..., ..., ..., ... ve ...'nun bu sözleşmeye aynı limitle 13/09/2011 tarihinde müteselsil kefil olarak dahil oldukları, yine, davacı banka ile dava dışı şirket arasında 02/01/2013 tarihli 1.000.000,00 TL tutarlı ikinci bir kredi sözleşmesinin imzalandığı; ancak bu sözleşmede davalıların kefil olarak yer almadıkları, en son olarak davacı banka ile dava dışı şirket arasında 04/02/2013 tarihli 20.000.000,00 TL limitli üçüncü bir kredi sözleşmesinin bulunduğu ve bu sözleşmeye aynı tarihte aynı limitle davalılardan ..., ..., ... ile ...'un müteselsil kefil olarak katıldığı, kefillerin eş rızasının bulunduğu ve ilgili kısımların kendi el yazıları ile doldurulduğu ve kefaletlerinin geçerli olduğu görülmektedir. Davacı banka tarafından; Üsküdar 21. Noterliğinden gönderilen 29/09/2016 tarihli 79763 yevmiye sayılı ihtarnamesi ile hesapların kat edildiği, ihtarnamenin muhataplarına (davalılar Nizamettin, Mustafa, Muzaffer ve Ziya) 03/10/2016 tarihinde tebliğ edildiği/ edilmiş sayıldığı, temerrütün 04/10/2016 tarihinde gerçekleştiği, borcun ödendiğine dair bir bilgi ve belgenin dosyada olmadığı anlaşılmaktadır. Davacı banka tarafından müteselsil kefiller hakkında Sakarya 1. İcra Müdürlüğünün 2022/2590 esas sayılı dosyası üzerinden takip başlatıldığı, takibin 04/02/2013 tarihli genel kredi sözleşmesine ve kat ihtarnamesine dayandırıldığı, icra takibinde davacı bankanın; 185.239,90 TL nakit kredi alacağı (yıllık %25.71 faizi ile birlikte), 365.922,66 TL işlemiş faiz, 31.380,30 TL teminat mektubu komisyon alacağı (faizsiz), 1.028,69 TL noter masrafı (faizsiz), 930,00 TL pos ücreti (faizsiz) alacak talebinde bulunduğu ve ayrıca 169.512,81 TL gayrinakit kredi teminat bedelinin depo edilmesini istediği görülmektedir. İcra Takibine İtiraz etmek isteyen borçlu, itirazını, ödeme emrinin tebliği tarihinden itibaren yedi gün içinde dilekçe ile veya sözlü olarak icra dairesine bildirmeye mecburdur (2004 sayılı kanun 62.madde). Takip talebine itiraz edilen alacaklı, itirazın tebliği tarihinden itibaren bir sene içinde mahkemeye başvurarak, genel hükümler dairesinde alacağının varlığını ispat suretiyle itirazın iptalini dava edebilir. Bu davada borçlunun itirazının haksızlığına karar verilirse borçlu; takibinde haksız ve kötü niyetli görülürse alacaklı; diğer tarafın talebi üzerine iki tarafın durumuna, davanın ve hükmolunan şeyin tahammülüne göre, red veya hükmolunan meblağın yüzde yirmisinden aşağı olmamak üzere, uygun bir tazminatla mahkum edilir (2004 sayılı kanun 67.madde). İtirazın iptali davası, itirazın hükümden düşürülmesi ana başlığı altında düzenlenmekle takip hukuku içinde ve takip talebiyle sıkı sıkıya bağlantılı ele alınması gereken, sonucuyla takibin devamına etkili bir dava türü olarak karşımıza çıkmaktadır ve takip talepnamesinde dayanılan borç ve borcun sebebi ile bağlılık asıldır. Öyle ki, genel hükümlere göre harca tabi olan itirazın iptali davasında alacaklı taraf isterse takip talebinde bulunurken yatırmış olduğu binde beş harcı geri alabilir ve itirazın iptali davası harcına mahsubunu isteyebilir (492 sayılı Harçlar Kanunu m. 28/a, 29/I, III). Bu davada, ispat yükü kural olarak davayı açan alacaklıda olup, alacaklı alacağını ispatla yükümlüdür. Genel hükümler dairesinde her türlü delille ispat edilecek alacak da yine takip talebine konu olan ve borçlu tarafça itiraza uğrayan alacaktır. Zira aynı maddede itirazın haksızlığı borçlu açısından, takibin haksız ve kötü niyetli yapılması da alacaklı açısından tazminat müeyyidesine bağlanmıştır (HGK 2017/(19)11-1309 Esas. 2021/377 Karar). İtirazın iptali davaları takip hukuku kaynaklı, icra takibine sıkı sıkıya bağlı ve alacağın varlığını maddi hukuk kuralları çerçevesinde belirlemeye yarayan kendine özgü davalardır. Dava ile takip arasındaki bu sıkı ilişki nedeniyle dava konusu, ancak takip talepnamesinde yazılı alacak dayanağı, tutar ve benzeri talepler olabilir ve kural olarak ispat vasıtaları da bu çerçevede değerlendirilir. Genel kredi sözleşmeleri, kredi müşterisiyle banka arasında kurulan, müşterinin talebiyle kurulacak kredi sözleşmesinden bağımsız ancak kurulacak kredi sözleşmesinin koşullarını barındıran nitelikte sözleşmelerdir. GKS ile kredi müşterisi bankadan kendisine sözleşmedeki koşullara uygun olarak kredi kullandırılmasını talep etme hakkına sahip olurken , banka da kredi müşterisine sözleşmede kararlaştırılan koşullara uygun olarak kredi kullandırma borcu altına girer. Ancak taraflar arasında kurulan GKS, kredi müşterisini kredi kullanma borcu altına sokmaz. Kefalet sözleşmesi 6098 sayılı TBK'nın 581 vd. maddelerinde düzenlenmiştir. 6098 sayılı TBK'nın 583. maddesine göre; “Kefalet sözleşmesi, yazılı şekilde yapılmadıkça ve kefilin sorumlu olacağı azamî miktar ile kefalet tarihi belirtilmedikçe geçerli olmaz. Kefilin, sorumlu olduğu azamî miktarı, kefalet tarihini ve müteselsil kefil olması durumunda, bu sıfatla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girdiğini kefalet sözleşmesinde kendi el yazısıyla belirtmesi şarttır. Kendi adına kefil olma konusunda özel yetki verilmesi ve diğer tarafa veya bir üçüncü kişiye kefil olma vaadinde bulunulması da aynı şekil koşullarına bağlıdır. Taraflar, yazılı şekle uyarak kefilin sorumluluğunu borcun belirli bir miktarıyla sınırlandırmayı kararlaştırabilirler. Kefalet sözleşmesinde sonradan yapılan ve kefilin sorumluluğunu artıran değişiklikler, kefalet için öngörülen şekle uyulmadıkça hüküm doğurmaz.”. Kefalet sözleşmesi için Kanun’da öngörülen bu şekil kuralı, bir ispat şekli olmayıp, geçerlilik şekli niteliği taşır. Bu nedenle, kefalet sözleşmesi Kanun’da öngörülen bu şekle uygun yapılmazsa, sözleşme 6098 sayılı TBK’nın 12-(2) maddesi gereğince hükümsüz olacaktır. 6098 sayılı TBK'nın "eş rızası" başlıklı 584-(1) maddesinde; "Eşlerden biri mahkemece verilmiş bir ayrılık kararı bulunmadıkça yasal olmayan ayrı yaşama hakkı doğmadıkça ancak diğerinin yazılı rızasına kefil olan olabilir, bu rızanın sözleşmenin kurulmasından önce ya da en geç kurulması anında verilmiş olması şarttır." hükmü düzenlenmiştir. Aynı maddeye 11/04/2013 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 28/03/2013 tarihli 6455 sayılı yasanın 77. maddesi ile eklenen 3. fıkrasında ise "Ticaret siciline kayıtlı ticari işletmenin sahibi veya ticaret şirketinin ortak yada yöneticisi tarafından işletme veya şirketle ilgili olarak verilecek kefaletler, mesleki faaliyetleri ile ilgili olarak esnaf ve sanatkarlar siciline kayıtlı esnaf veya sanatkarlar tarafından verilecek kefaletler, 27/12/2006 tarihli ve 5570 sayılı Kamu Sermayeli Bankalar Tarafından Yürütülen Faiz Destekli Kredi Kullandırılmasına Dair Kanun kapsamında kullanılacak kredilerde verilecek kefaletler ile tarım kredi, tarım satış ve esnaf ve sanatkarlar kredi ve kefalet kooperatifleri ile kamu kurum ve kuruluşlarınca kooperatif ortaklarına kullandırılacak kredilerde verilecek kefaletler için eşin rızası aranmaz." hükmü düzenlenmiştir. 6098 sayılı TBK’nın 590-(3) maddesinde de "Asıl borcun muaccel olması, alacaklı veya borçlunun önceden süre içeren bildirimde bulunmasına bağlıysa kefalet borcu için bu süre, bildirimin kefile yapıldığı tarihte işlemeye başlar." hükmüne yer verilmiştir. Buna göre, asıl borçlu yönünden borcun muaccel olması ihbar şartına bağlı ise, borcun kefil yönünden de muaccel olması için kefile ihbarda bulunulması gereklidir. Kefalet, fer’i niteliği gereği asıl borca bağımlı olduğundan asıl borçtan ayrı (bağımsız) olarak temlik edilemez. Asıl borcun herhangi bir nedenle ortadan kalkması halinde kefil de borcundan kurtulur (TBK. md. 598/1). Kefil asıl borçluya ait bütün def’ileri ve itirazları (aczi ile ilgili olan belli oranda ödeme, faiz ödememe gibi itirazlar dışında) alacaklıya karşı ileri sürme olanağına sahiptir. Kefaletin fer’iliği, bir anlaşmazlık halinde alacaklının sadece kefaletin değil fakat asıl borcun da varlığını ispat etmesini zorunlu kılmaktadır. Fer’ilik prensibinin yasalarla düzenlenmiş bazı istisnaları bulunmaktadır. Bu istisnalar şu şekilde sıralanabilir. Konkordatoya muvafakat etmeyen alacaklı, konkordato tasdik edilse bile kefile karşı alacağın tamamını talep etme hakkını muhafaza eder (İİK. md. 303/1). Borçlu konkordatoda tespit edilen oranda yükümlü olurken, kefilin asıl borcu aşan nispette ödeme ile yükümlü olduğu görülmektedir (Yargıtay 13. Hukuk Dairesi,14/05/2018 tarihli, 2015/42830 Esas ve 2018/5759 Karar sayılı ilamı). Yapılan tüm bu açıklamalar sonrasında eldeki davanın değerlendirilmesinde; davalılar ..., ..., ... ve ...'in sadece 10/05/2006 tarihli kredi sözleşmesine verdikleri 13/09/2011 tarihli kefaletlerinin bulunduğu, bu davalıların takibe konu kredilerin kullanıldığı 04/02/2013 tarihli kredi sözleşmeleri kapsamında verdikleri kefaletlerinin olmadığı, ayrıca TBK nun 598/3-4 maddesinde yer alan "Bir gerçek kişi tarafından verilmiş olan her türlü kefalet, buna ilişkin sözleşmenin kurulmasından başlayarak on yılın geçmesiyle kendiliğinden ortadan kalkar.Kefalet, on yıldan fazla bir süre için verilmiş olsa bile, uzatılmış veya yeni bir kefalet verilmiş olmadıkça kefil, ancak on yıllık süre doluncaya kadar takip edilebilir." hükmü gereğince bu davalıların taraf olduğu kefalet sözleşmesinin kurulma tarihinden itibaren (13/09/2011) başlayan on yıllık hak düşürücü süre geçirildikten 14/02/2022 tarihinde icra takibinin başlatıldığı, ayrıca bu takipte dayanak yapılan genel kredi sözleşmesinin bu davalıların yer almadığı 04/02/2013 tarihli sözleşme olduğu, adı geçen davalıların kefil olarak yer aldığı 10/05/2006 tarihli kredi sözleşmesine takip talebinde dayanılmaması itibariyle bu kişiler hakkında geçerli bir icra takibinden bahsedilemeyeceği, aynı maddenin sonn fıkrası gereğince kefaletlerinin uzatılmasının söz konusu olmadığı anlaşıldığından mahkemece; davalılar Nazım, Metin, Yalçın ve Ahmet'in icra takibine konu kredi borçları sebebiyle kefil sıfatıyla sorumluluklarının da olmadığı kanaatiyle bu davalılar yönünden davanın reddine karar verilmiş olmasında herhangi bir isabetsizlik bulunmadığı değerlendirilmiştir. Davalılar ..., ..., ... ve ...'nın ise 04/02/2013 tarihli 20.000.000,00 TL limitli genel kredi sözleşmesinde müteselsil kefil olarak imzalarının bulunduğu ve kefaletlerinin şekli koşulları taşıyıp geçerli olduğu, takip konusu kredilerin bu kredi sözleşmesi kapsamında kaldığı, yapılan icra takibinin de bu kefiller yönünden usulüne uygun olduğu, bu davalıların müteselsil kefil sıfatları sebebiyle nakit kredi borçlarından sorumluluklarının bulunduğu ve limitleri dahilinde kaldığı, gayri nakit krediler yönünden ise; asıl borçlunun gayrinakit kredilerden kaynaklı yükümlülüklerinin kefil hakkında da uygulanacağının sözleşmede genel bir ifade ile kabul edilmesinin kefili gayri nakdi sorumluluk bedelini depo etme yükümlülüğü altına sokmayacağı, davalı kefillerin müteselsil kefil olarak imzaladığı sözleşmede açıkça gayrinakdi kredi için sorumluluk bedelini depo etme yükümlülüğü bulunmadığından depo talebinden kefillerin sorumlu olmayacağı, (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2020/11-697 Esas 2022/1386 Karar), teminat mektubu komisyonu alacağının ise nakit alacak niteliğinde olması sebebiyle müteselsil kefillerin sorumlulukları kapsamında kaldığı, bu doğrultuda bilirkişi raporundaki hesaplamalara göre davacı bankanın takip tarihi itibariyle davalı müteselsil kefiller ..., ..., ... ve ...'dan; 13.543 numaralı kredi için 138.298,89 TL asıl alacak ve 132.425,70 TL işlemiş faiz alacağının bulunduğu ve sözleşme hükümlerine göre bu asıl alacağa takip tarihinden itibaren yıllık %16.80 faiz oranı işletilebileceği, 14.25 numaralı kredi için 44.420,79 TL asıl alacak ve 54.052,70 TL işlemiş faiz alacağının bulunduğu ve sözleşme hükümlerine göre bu asıl alacağa takip tarihinden itibaren yıllık % 24 faiz oranı işletilebileceği, ayrıca 1.018,69 TL masraf alacağının, 18.247,48 TL teminat mektubu komisyonu alacağının ve 43.28 TL pos ücreti alacağının bulunduğu, bu alacak kalemleri yönünden faiz isteminin bulunmadığı anlaşıldığından, mahkemece; davalılar ..., ..., ... ve ... yönünden davanın kısmen kabulü ile takibin ayrıntısı yukarıda belirtildiği üzere toplam 388.507,53 TL nakit alacak üzerinden devamına karar verilmiş olmasında, gayrinakdi kredi depo talebinin kefillerin sorumluluğunda bulunmadığından bu talebin reddedilmesinde ve icra takibine konu alacağın likit olması itibariyle koşulları oluştuğundan hüküm altına alınan nakit kredi alacağı üzerinden %20 oranında hesaplanan 77.701,50-TL icra inkar tazminatının davalılar ..., ..., ... ve ...'dan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine şeklinde karar verilmiş olmasında usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı değerlendirilmiş, bu nedenle de taraf vekillerince yapılan istinaf başvurularının ayrı ayrı reddine karar vermek gerektiği değerlendirilmiştir. Açıklanan nedenlerle; dosya kapsamına, kararın dayandığı delillerle, yasaya uygun gerektirici nedenlere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmamasına, 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesi uyarınca; kamu düzenine ilişkin konularda da kararın esasına etkili bir aykırılık bulunmaması nazara alınarak taraf vekillerinin istinaf sebepleri yerinde görülmediğinden istinaf başvurularının ayrı ayrı esastan reddine, karar vermek gerekmiştir. H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-6100 sayılı HMK'nın 353-(1)-b)-1) maddesi uyarınca; Tarafların İSTİNAF BAŞVURULARININ AYRI AYRI ESASTAN REDDİNE, 2-Davacı kurum harçtan muaf olduğundan, harç alınmasına yer olmadığına, 3-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Harçlar Tarifesi uyarınca alınması gereken 26.538,94 TL İstinaf Karar Harcından, istinafa gelirken peşin alınan 6.634,73 TL'nin mahsubu ile bakiye 19.904,21 TL istinaf karar harcının istinaf eden davalılardan ayrı ayrı alınarak hazineye irat kaydına, harç tahsili ve harç tahsil müzekkeresi yazılması işlemlerinin 6100 sayılı HMK'nın 302-(5) maddesi uyarınca ilk derece mahkemesi tarafından yerine getirilmesine, 4-İstinaf Kanun Yoluna Başvurma harçlarının hazineye gelir kaydına, 5-İstinaf kanun yoluna başvuru için yapılan masrafların, istinaf edenler üzerinde bırakılmasına, 6-İstinaf edenler tarafından yatırılan, istinaf avansından kullanılmayan kısmın HMK'nın 333. maddesi uyarınca; ilk derece mahkemesince istinaf edenlere iadesine, 7-İstinaf incelemesi duruşmalı yapılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, 8-Gerekçeli kararın tebliği işlemlerinin kararın temyize tabi bulunması nedeniyle Dairemiz tarafından yerine getirilmesine, İlişkin; Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 6100 sayılı HMK'nın 361. maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren (2) hafta içerisinde Yargıtay İlgili Hukuk Dairesi'ne TEMYİZ yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi.02/12/2025 Başkan ... e-imzalıdır Üye ... e-imzalıdır Üye ... e-imzalıdır Katip ... e-imzalıdır * Bu belge, 5070 sayılı Kanun hükümlerine uygun olarak elektronik imza ile imzalanmıştır.*