Hukuk Genel Kurulu 2017/1415 E. , 2018/211 K. "" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki “manevi tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Siirt 2. Asliye Hukuk Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 27.05.2014 gün ve 2013/1081 E. 2014/591 K. sayılı karar davalı tarafından temyiz edilmekle, Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 26.11.2015 gün ve 2014/17668 E., 2015/13737 K. sayılı kararı ile, (...Dava, kişilik haklarına saldırıdan dolayı uğranılan manevi…
**Hukuk Genel Kurulu 2017/1415 E. , 2018/211 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki “manevi tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Siirt 2. Asliye Hukuk Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 27.05.2014 gün ve 2013/1081 E. 2014/591 K. sayılı karar davalı tarafından temyiz edilmekle, Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 26.11.2015 gün ve 2014/17668 E., 2015/13737 K. sayılı kararı ile, (...Dava, kişilik haklarına saldırıdan dolayı uğranılan manevi zararın ödetilmesi istemine ilişkindir. Mahkemece istem kabul edilmiş; karar, davalı tarafından temyiz edilmiştir. Davacı, Cumhuriyet savcısı olarak görev yaptığını, davalının ise il emniyet müdürlüğünde 4. sınıf emniyet müdürü olduğunu, güvenlik sorunu nedeniyle davalınında aralarında bulunduğu birçok polisin görevi kötüye kullanma suçundan sanık olarak yargılandığını, davalının bu suçlamadan kurtulmak için resmi belgede sahtecilik yaptığı şüphesi ile Siirt Valiliği'nce soruşturma izni verilmesi için yapılan ön incelemede Hatay İl Emniyet Müdürlüğünde 04/10/2013 tarihinde vermiş olduğu ifadede “sokak kabadayısı” demek suretiyle kendisine hakaret ettiğini iddia ederek manevi tazminat ödetilmesi isteminde bulunmuştur. Davalı davanın reddi gerektiğini savunmuştur. Mahkemece, davalının davacıya hakaret ettiği kabul edilerek istemin kabulüne karar verilmiştir. Dosya arasındaki bilgi ve belgelerden, 04/10/2013 günü davalının Hatay İl Emniyet Müdürlüğünde verdiği ifadede, davacı hakkında sinirli olduğu, Cumhuriyet savcısına yakışmayan ve sokak kabadayısı tavırları içerisinde olduğu biçiminde beyanda bulunduğu anlaşılmaktadır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin 22 Nisan 2013 tarihli 48876/08 başvuru nolu kararında “İfade özgürlüğünün, demokratik bir toplumun vazgeçilmez esasını ve bu toplumun gelişiminin ve her bireyin kendini gerçekleştirmesinin temel koşulunu oluşturduğunu, 10. maddenin 2. fıkrası hükümleri saklı kalmak kaydıyla ifade özgürlüğünün sadece kabul edilen, zararsız ya da farklı olan «bilgi» ya da «düşünceler» için değil ama ayrıca hoşa gitmeyen, sarsıcı ya da rahatsız edici olanlar için de geçerli olduğunu, bunların, «demokratik toplumun» onlarsız olamayacağı çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin gereği olduğunu, 10. maddede açıklandığı gibi bu özgürlüğe yapılan sınırlamaların her halde dar yorumlanması gerektiğini ve herhangi bir sınırlama gereksiniminin ikna edici bir biçimde ortaya koyulması gerektiğini,...” ifade etmektedir.