Başvuru, tutuklama tedbirinin hukuki olmaması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, tutuklama tedbirinin hukuki olmaması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 4/1/2016 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde olaylar özetle şöyledir: Kamuoyunda İzmir askerî casusluk soruşturmaları olarak bilinen soruşturmalar esnasında (anılan soruşturmalara ilişkin bilgiler için bkz. Yavuz Pehlivan ve diğerleri [GK], B. No: 2013/2312, 4/6/2015, §§ 10, 14; Y., B. No: 2014/7149, 22/11/2017, §§ 9-24) İzmir Emniyet Müdürlüğü bünyesinde yapılan birtakım soruşturma işleminin usulsüz olduğu iddiasına ilişkin olarak başvurucunun da aralarında olduğu çok sayıda kolluk görevlisi hakkında İzmir Cumhuriyet Başsavcılığınca (Başsavcılık) ceza soruşturması başlatılmıştır. Başsavcılık, anılan soruşturma kapsamında 6/11/2015 tarihinde başvurucuyu tutuklanması istemiyle İzmir Sulh Ceza Hâkimliğine sevk etmiştir. Tutuklama talep yazısında; İzmir Emniyet Müdürlüğünün çeşitli birimlerinde görevli bir grup kolluk görevlisi ile bir kısım yargı mensubu tarafından sahte ihbar mektubu ile başlatılan bir soruşturma kapsamında hukuka aykırı bir takım deliller ve iletişimin tespiti kararları ile Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) mensubu kamu görevlileri ve Bakanlık bürokratları hakkında adli bir soruşturma yürütüldüğü, bu kişilerin bazıları hakkında birtakım tedbirlere başvurulduğu, bu tedbirlerle kişilerin özgürlüklerine ve özel hayatlarına hukuka aykırı bir şekilde müdahale edildiği hatta bu soruşturmada kişilerin cinsel içerikli görüşmelerinin casusluk algısına dönüştürüldüğü ifade edilmiştir. Başsavcılık tutuklama talep yazısında; ayrıca bu soruşturmada birtakım görevler icra eden ve İzmir Emniyet Müdürlüğünün istihbarat biriminde çalışan kolluk görevlilerinin gerçek dışı bilgi notları hazırladıkları, bu bilgi notlarıyla birçok adli işlemin yapılmasını sağladıkları, yargı organlarını aldatmak suretiyle usulsüz bir şekilde -önleme amaçlı- iletişim tespiti kararları aldıkları ve bu kararlarla usulsüz dinleme yaptıkları, adli kolluk görevlilerinin ise -adli amaçlı- iletişimin tespiti kararı almak amacıyla birtakım raporları gerçek dışı bilgilerle hazırladıkları, bu raporlarla iletişimin tespiti kararları alıp birçok kişiyi usulsüzce dinledikleri ileri sürülmüştür. Bu açıklamalara istinaden Başsavcılık, soruşturma sürecinin normal seyrinden tamamen farklı yürütüldüğünü, bu kapsamda İzmir Emniyet Müdürlüğü bünyesinde bulunan bazı birimlerin tamamen usule ve kanunlara aykırı birçok işlem yaptığını, arama sonucunda ele geçirilen delillerin güvenliğinin sağlanmasına yönelik tedbir almadığını hatta soruşturma ile ilgili verilere ait kayıtları kasıtlı olarak sildiğini belirtmiştir. Başsavcılık bu tespitleri yaparken soruşturma dosyasındaki bilgi ve belgelere atıfta bulunmuş ve özellikle İçişleri Bakanlığı mülkiye müfettişleri tarafından düzenlenen tevdi raporlarına dayanmıştır. Başsavcılık, soruşturma dosyasında yer alan bazı bilgi ve belgelere değinerek soruşturmanın ve soruşturma sürecinde yapılan işlemlerin örgütlü bir yapı içinde Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) ve/veya Paralel Devlet Yapılanması (PDY) mensubu polislerce gerçekleştirildiğini değerlendirmiştir. Bu kapsamda, yapılan işlemlerin aynı kişilerce kanunlara ve usullere aykırı bir şekilde yapıldığı, yapılan bu işlemlerin planlı bir şekilde icra edildiği, bu soruşturmada görev alan kişilerin tedbirli bir şekilde faaliyette bulundukları, soruşturma kapsamında TSK mensubu ve Bakanlık bürokratı olan çok sayıda kişi hakkında adli işlem yaparak bu kişileri itibarsızlaştırmak suretiyle tasfiye ettikleri, bu kadar planlı eylemlerin örgütlü bir yapı içinde işlenebileceği hususlarına özellikle vurgu yapılmıştır. Başsavcılık; başvurucu yönünden yaptığı değerlendirmede ise başvurucunun İzmir askerî casusluk soruşturmaları olarak bilinen soruşturmaların yürütüldüğü dönemde İzmir emniyet müdürü olduğunu, FETÖ/PDY mensubu kolluk görevlilerince hiyerarşik bir yapı içinde gerçekleştirildiği değerlendirilen bu soruşturmada en üst makam olduğunu ve bu örgütlü yapı içinde yönetici sıfatıyla yer aldığını, bu örgütün yöneticisi olması nedeniyle suç oluşturan tüm eylemlerden sorumlu olduğunu belirtmiştir. İzmir Sulh Ceza Hâkimliği 9/11/2015 tarihinde, başvurucunun silahla terör örgütü kurma veya yönetme, suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme, iftira, görevi kötüye kullanma, kişisel verileri hukuka aykırı olarak ele geçirme veya yayma, hukuka aykırı olarak kişisel verileri kaydetme, özel hayatın gizliliğini ihlal etme ve kamu görevlisinin resmî belgede sahteciliği suçlarından tutuklanmasına karar vermiştir. Hâkimlik, başvurucunun da aralarında olduğu şüpheliler yönünden kuvvetli suç şüphesinin bulunduğu sonucuna varırken soruşturma dosyalarında yer alan bilgi ve belgelere atıf yapmış; özellikle İçişleri Bakanlığı mülkiye müfettişleri tarafından düzenlenen ön inceleme ve tevdi raporlarına dayanmıştır. Hâkimlik, tutuklama nedenlerine ilişkin olarak ise "...şüpheliye isnat edilen suçun CMK.nın [Ceza Muhakemesi Kanunu'nun] 100/3 maddesinde belirtilen katalog suçlardan oluşu şüpheliye isnad edilen suçun niteliği, suç konusunun önem ve değeri, meydana gelen zarar ve tehlikenin ağırlığı dikkate alındığında, şüphelinin tutuklanmasına karar verilmesinin kamu düzeninin sağlanması ve yeni bir suç işlenmesinin önüne geçilmesi için de gerekli olduğu, bir diğer yandan eylemin meydana geliş şekli ve meydana gelen zarar ve tehlikenin ağırlığınanazaran yasadaki yaptırım miktarı dikkate alındığında şüphelinin bu aşamada serbest bırakılması halinde kaçacağı hususunda şüphe oluşturduğu, esasen Anayasanın maddesi uyarınca ülkemiz için de bağlayıcı olan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin maddesi ve bu maddenin yorumuyla Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin tutukluluk tedbiri konusundaki yerleşik karar ve gerekçelerinde, kişilerin kaçma riskinin bulunması, kamu düzeninin sağlanması ve yeni bir suç işlenmesinin önlenmesi amacıyla tutukluluk tedbirinin uygulanabileceğinin belirtilmiş olduğu, iş bu soruşturma dosyasında da AİHM'nin belirttiği bu kriter ve ölçütlerin mevcut olduğu, tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde tutuklamadan beklenen gayenin adli kontrol hükümleri ile sağlanamayacak olması..." değerlendirmesinde bulunmuştur. Başvurucu 12/11/2015 tarihinde karara itiraz etmiş, İzmir Sulh Ceza Hâkimliğince 20/11/2015 tarihinde itirazın kesin olarak reddine karar verilmiştir. Kararın gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:"İzmir Sulh Ceza Hakimliğinin [başvurucunun da aralarında olduğu] şüpheliler hakkında vermiş olduğu yukarıda belirtilen tarih ve sayılı tutuklama kararında usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı gibi, 10/08/2010 tarihinde gelen e-mail içeriği ile kim tarafından gönderildiğine ilişkin yapılan araştırmalar, bu e-mail üzerine başlatılan İzmir Cumhuriyet Başsavcılığının 2010/640 sayılı soruşturma dosyası ve bu soruşturma sonunda iddianame düzenlenen İzmir Ağır Ceza Mahkemesinin 2014/100 Esas sırasında kayıtlı dava dosyası, mülkiye başmüfettişleri tarafından düzenlenen raporlar, söz konusu belgelerin gizli belge niteliği taşıyıp taşımadığına ilişkin olarak düzenlenen raporlar, bilgi notları, bilgi iletim formları, CMK 135 ve 140 maddeleri kapsamında yapılan taleplere ilişkin olarak düzenlenen raporlar-üst yazılar, bu kapsamda verilen mahkemekararları, tapeler, aramalara ilişkin arama-el koyma tutanakları, arama görüntülerine ilişkin tutanaklar, fotoğraflar, CD izleme tutanakları, araç ve personel görevlendirme yazıları, benzin alımına ilişkin fişler, görev belgeleri, baz istasyonlarını da gösterir HTS kayıtları, müşteki ve tanık beyanları, teşhis tutanakları, Tübitak tarafından dijital materyaller üzerinde yapılan inceleme sonucu düzenlenen rapor, dijital verilerin yükleme ve erişim tarihlerine ilişkin belgeler nazara alınarak şüphelilerin üzerlerine atılı suçları işlediklerine ilişkin kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin bulunduğu, TCK'nun [Türk Ceza Kanunu] maddesinin CMK'nun 100/ maddesinde düzenlenen tutuklama nedeninin varsayıldığı katalog suçlardan olduğu, öngörülen ceza miktarlarına göre şüphelilerin kaçma şüphesinin bulunduğu, dosya kapsamı itibariyle delilleri karartacaklarına ilişkin kuvvetli şüphe bulunduğu, öngörülen cezanın alt ve üst sınırlarına, meydana gelen zararın ve şüphelilerin eylemlerinin niteliğine göre tutuklamanın ölçülü olduğu ve adli kontrolün yetersiz kalacağı, tutuklama tarihinden itibaren şüpheliler lehine bir değişme veya gelişme bulunmadığı..." Başvurucu, anılan kararı 2/12/2015 tarihinde öğrenmiştir. Başvurucu 4/1/2016 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Başsavcılığın 14/4/2016 tarihli iddianamesiyle, başvurucunun da aralarında olduğu şüphelilerin özel hayatın gizliliğini ihlal etme, hukuka aykırı olarak kişisel verileri kaydetme, kişisel verileri hukuka aykırı olarak ele geçirme veya yayma, kamu görevlisinin resmî belgede sahteciliği, iftira, suç uydurma, suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme, devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozma, silahlı terör örgütü kurma veya yönetme, açıklanması yasaklanan gizli bilgileri açıklama suçlarını işlediklerinden bahisle cezalandırılmaları istemiyle aynı yer ağır ceza mahkemesinde kamu davası açılmıştır. İddianame, İzmir Ağır Ceza Mahkemesi (Mahkeme) tarafından 28/4/2016 tarihinde kabul edilmiş ve Mahkemenin E.2016/97 sayılı dosyası üzerinden yargılamaya başlanmıştır. Mahkeme 24/6/2016 tarihli duruşmada başvurucunun tahliyesine karar vermiştir. Dava, bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla ilk derece mahkemesinde derdesttir. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun "Tutuklama nedenleri" kenar başlıklı maddesinin ilgili kısımları şöyledir:"(1) Kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli veya sanık hakkında tutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesi beklenen ceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama kararı verilemez. (2) Aşağıdaki hallerde bir tutuklama nedeni var sayılabilir:a) Şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olgular varsa.b) Şüpheli veya sanığın davranışları; Delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme, Tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapılması girişiminde bulunma,Hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsa. (3) Aşağıdaki suçların işlendiği hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı halinde, tutuklama nedeni var sayılabilir:a) 2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda yer alan;... Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar (madde 309, 310, 311, 312, 313, 314, 315),..." 5271 sayılı Kanun'un "Tutuklama kararı" kenar başlıklı maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:"(1) Soruşturma evresinde şüphelinin tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi tarafından, kovuşturma evresinde sanığın tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının istemi üzerine veya re'sen mahkemece karar verilir. Bu istemlerde mutlaka gerekçe gösterilir ve adlî kontrol uygulamasının yetersiz kalacağını belirten hukukî ve fiilî nedenlere yer verilir.(2) Tutuklamaya, tutuklamanın devamına veya bu husustaki bir tahliye isteminin reddine ilişkin kararlarda;a) Kuvvetli suç şüphesini,b) Tutuklama nedenlerinin varlığını,c) Tutuklama tedbirinin ölçülü olduğunu,gösteren deliller somut olgularla gerekçelendirilerek açıkça gösterilir. Kararın içeriği şüpheli veya sanığa sözlü olarak bildirilir, ayrıca bir örneği yazılmak suretiyle kendilerine verilir ve bu husus kararda belirtilir." 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun "Özel hayatın gizliliğini ihlâl" kenar başlıklı maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:"(1) Kişilerin özel hayatının gizliliğini ihlâl eden kimse, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Gizliliğin görüntü veya seslerin kayda alınması suretiyle ihlâl edilmesi hâlinde, verilecek ceza bir kat artırılır." 5237 sayılı Kanun'un "Kişisel verilerin kaydedilmesi" kenar başlıklı maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:"(1) Hukuka aykırı olarak kişisel verileri kaydeden kimseye bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası verilir." 5237 sayılı Kanun'un "Verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme" kenar başlıklı maddesi şöyledir:"(1) Kişisel verileri, hukuka aykırı olarak bir başkasına veren, yayan veya ele geçiren kişi, iki yıldan dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır." 5237 sayılı Kanun'un "Resmî belgede sahtecilik" kenar başlıklı maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:"(2) Görevi gereği düzenlemeye yetkili olduğu resmî bir belgeyi sahte olarak düzenleyen, gerçek bir belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren, gerçeğe aykırı olarak belge düzenleyen veya sahte resmî belgeyi kullanan kamu görevlisi üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır." 5237 sayılı Kanun'un "Görevi kötüye kullanma" kenar başlıklı maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:"(1) Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan hâller dışında, görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir menfaat, sağlayan kamu görevlisi, (Değişik ibare: 08/12/2010-6086 S.K./mad.) altı aydan iki yıla kadar, hapis cezası ile cezalandırılır." 5237 sayılı Kanun'un "İftira" kenar başlıklı maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:"(1) Yetkili makamlara ihbar veya şikâyette bulunarak ya da basın ve yayın yoluyla, işlemediğini bildiği hâlde, hakkında soruşturma ve kovuşturma başlatılmasını ya da idarî bir yaptırım uygulanmasını sağlamak için bir kimseye hukuka aykırı bir fiil isnat eden kişi, bir yıldan dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır." 5237 sayılı Kanun'un "Suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme" kenar başlıklı maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:"(1) Gerçeğin meydana çıkmasını engellemek amacıyla, bir suçun delillerini yok eden, silen, gizleyen, değiştiren veya bozan kişi, altı aydan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Kendi işlediği veya işlenişine iştirak ettiği suçla ilgili olarak kişiye bu fıkra hükmüne göre ceza verilmez. (2) Bu suçun kamu görevlisi tarafından göreviyle bağlantılı olarak işlenmesi hâlinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır." 5237 sayılı Kanun'un "Silâhlı örgüt" kenar başlıklı maddesinin (1)numaralı fıkrası şöyledir:"(1) Bu kısmın dördüncü ve beşinci bölümlerinde yer alan suçları işlemek amacıyla, silahlı örgüt kuran veya yöneten kişi, on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır." 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun "Terör suçları" kenar başlıklı maddesi şöyledir: "26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 302, 307, 309, 311, 312, 313, 314, 315 ve 320 nci maddeleri ile 310 uncu maddesinin birinci fıkrasında yazılı suçlar, terör suçlarıdır." 3713 sayılı Kanun'un "Cezaların artırılması" kenar başlıklı maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesi şöyledir: "3 ve 4 üncü maddelerde yazılı suçları işleyenler hakkında ilgili kanunlara göre tayin edilecek hapis cezaları veya adlî para cezaları yarı oranında artırılarak hükmolunur."