Başvuru, kolluk görevlilerince kullanılan fiziki güç sonucu meydana gelen yaralanma nedeniyle kötü muamele yasağının, bu olaydan doğan zararların tazmini istemiyle açılan tam yargı davasının reddedilmesi nedeniyle de hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru; kolluk görevlilerince kullanılan fiziki güç sonucu meydana gelen yaralanma nedeniyle kötü muamele yasağının, bu olaydan doğan zararların tazmini istemiyle açılan tam yargı davasının reddedilmesi nedeniyle de hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 26/1/2018 tarihinde yapılmıştır. Komisyon, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmuştur. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla temin edilen belgelere göre ilgili olaylar özetle şöyledir: İddiasına göre başvurucu, kamuoyunda Gezi Parkı eylemleri olarak bilinen protesto gösterileri kapsamında 1/6/2013 tarihinde Kızılay Meydanı (Ankara) ve çevresinde düzenlenen gösterilere katılan bazı kişilerin sosyal medyadan yaptıkları yardım çağrısı nedeniyle sözü edilen yere gitmiş ancak herhangi bir şiddet eyleminde bulunmamasına rağmen polisin kullandığı gaz bombasına maruz kalıp yere çökmüş, ardından da çok sayıda polisin cop, kalkan ve tekme kullanarak yaptığı saldırıya maruz kalmıştır. Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Sağlık Araştırma ve Uygulama Merkezince (Gazi Hastanenesi) düzenlenen 3/6/2013 tarihli raporda başvurucunun göz kapağı ve göz çevresinde kontüzyon (ezilme, örselenme), burun kemiği kırığı ve yüzeysel kafa travması tarif edilmiştir. Anılan rapora göre başvurucu 2/6/2013 tarihinde getirildiği hastaneden aynı gün çıkmıştır ve başvurucunun on gün istirahat etmesi uygun görülmüştür. A. Olay Nedeniyle Yürütülen Ceza Soruşturmasıyla İlgili Süreç Başvurucu 3/6/2013 tarihinde Çankaya Polis Merkezi Amirliğine (Amirlik) giderek konuyla ilgili şikâyetini bildirmiştir. Başvurucu, şikâyeti nedeniylealınan ifadesinde özetle ilk yardım ihtiyacı duyan insanlara yardım etmek için birtakım pansuman malzemesiyle dolu çantasını da yanına alarak saat 00 sıralarında Kızılay’a gittiğini, saat 00 sıralarında olaylar şiddetlenince evine gitmek istediğini ancak sıkılan biber gazının oluşturduğu sisin etkisiyle bir alışveriş merkezinin Atatürk Bulvarı yönündeki duvarının kenarına çöktüğünü ve bu sırada üstünden birçok insanının geçtiğini hissettiğini beyan etmiştir. Başvurucu ifadesinin devamında sis biraz açılınca başlarında kask ve gaz maskesi olan birkaç polisin copla ve tekme ile kendisine vurup üzerine doğru zıpladığını, iki polisin saldırgan polislerin elinden kurtararak kendisini olay yerinden uzaklaştırdığını söyleyerek yaralanmasına neden olan polislerden şikâyetçi olmuştur. 6/6/2013 tarihinde Amirliğe bir dilekçe ile başvuran başvurucu, saldırıya alışveriş merkezinin önündeki kaldırımda ve S... ile K...adlı işyerlerinin arasında uğradığını belirterek MOBESE kameraları ile sözünü ettiği işyerlerinin güvenlik kameralarının olay zamanına ait kayıtlarının soruşturma dosyasına alınmasını talep etmiştir. Başvurucunun dilekçesinde belirttiği işyerlerinin kolluğa verdiği dilekçelere göre S... adlı işyerinin Gazi Mustafa Kemal Bulvarı ile Atatürk Bulvarı'nı gören bir dış cephe kamerası bulunmamaktadır, K... adlı işyerinin kameraları ise yalnızca çalışma alanını görmektedir. Ayrıca kolluk görevlilerince yapılan tespite göre olay yeri yakınındaki ANK-280 sabit Kent Güvenlik Yönetim Sistemi (KGYS) kamerası ve ANK-281 numaralı hareketli kamera Gezi Parkı eylemleri sırasında kırılmıştır. Bu nedenle bahsi geçen kameralar olayın gerçekleştiği zaman diliminde kayıt yapmamıştır. Öte yandan kolluk görevlileri, alışveriş merkezinin bulvar tarafındaki döner kamera ile alışveriş merkezinin önünü ve asansör civarını gören kameranın 1/6/2013 tarihinde saat 00-00 saatleri arasında kaydettiği görüntüleri elde etmiştir (İlgili belgede kameranın hangi bulvarı gördüğü belirtilmemiştir.). Başvurucu 7/6/2013 tarihinde Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına (Başsavcılık) bir dilekçe vererek konuyla ilgili şikâyetini yinelemiştir. Başvurucunun aynı gün Başsavcılıkça alınan ifadesi şöyledir:“... Sosyal medyada gördüğüm mesajlar doğrultusunda Kızılay’da miting olduğunu biliyordum, mitinge katılmadım ancak oradaki insanların akşam saatlerinde yardıma ihtiyacı olduğunu sosyal medyadan öğrenince ilkyardım çantası hazırlayıp Kızılay’a gittim. Meclis’in oradan geçerken polisler barikat kurmuştu, bana ‘Kızılay’a gitmeyin göstericiler dağılacak’ dedi, bende çantamı gösterip izin istedim, izin verdi. Bende Kızılay’da bulunduğum sürece gidiş amacıma uygun davrandım. K... AVM’nin önünde S...ın önünde yoğun bir gaz dumanı altında kaldım, maske olmasına rağmen gaz etkisini gösterdi, nefes alamaz oldum. Yere çökerek sindim, bu arada çok sayıda polisin öfkeli, şiddetli cop, kalkan ve tekme darbelerine maruz kaldım. Bana vuran polislerin kask numarasını da alamadım ancak S...ın güvenlik kamerası K... Pastanesinin ve Mobese kameraları incelenmesi durumunda ortaya çıkacaktır. Ayrıca orada bir profesyonel kamera çekimi de mevcuttu, kimin çektiğini bilmiyorum. bu 8-9 polisin tekme ve tokatlarından yine farklı 2 polis memuru beni kurtardı ve bir noktaya kadar taşıyıp beni bıraktılar. Ben orada bayılmışım, kendime geldiğimde tanımadığım genç bir şahıs beni hastaneye götürmüş. Bir kaç hastaneye götürdü, durumum ağır olduğu için teçhizatlı bir hastaneye götürülmem söylenmiş, bende Gazi Hastanesine gittim, tedavi yaptırdım... Ayrıca S..., K... ve Mobese kameralarının kayıtlarının alınarak kayıtlar silinmeden incelenmesini istiyorum.” Başsavcılığın talebi üzerine başvurucuyu muayene eden Adli Tıp Kurumu Ankara Adli Tıp Şube Müdürlüğünde görevli bir adli tıp uzmanı, düzenlediği 7/6/2013 tarihli raporda yaralanması nedeniyle başvurucunun yaşamsal tehlike geçirmediğini, yaralanmanın basit tıbbi bir müdahale ile giderilebilecek ölçüde hafif olmadığını ve kemik kırığının hayati işlevleri hafif ölçüde etkilediğini belirtip Gazi Hastanesince düzenlenen2/6/2013 tarihli bir rapordaki tespitlere yer vermiştir. Buna göre başvurucunun vücudunun birçok bölgesinde ekimoz bulunmaktadır ve başvurucunun burnundaki kırık, minimal deplase kırığıdır. Başsavcılık 3/7/2013 tarihinde Ankara Emniyet Müdürlüğünden polis tarafından olay tarihinde olay yerindeki toplumsal bir olaya müdahale edilip edilmediğinin tespit edilerek konuyla ilgili tutanakların, müdahale eden polislerin kimlik bilgilerinin ve varsa olayla ilgili kamera kayıtlarının gönderilmesini, olay zamanını ve mahallini kapsayacak şekilde civardaki kamu kurumları ile özel işyerlerinin kamera görüntülerinin temin edilmesini, başvurucu hakkında toplantı ve gösteri yürüyüşü ile ilgili düzenlemelere aykırı hareket ettiği iddiasıyla soruşturma yapılmışsa söz konusu soruşturmaya ait evrakın yollanmasını istemiştir. 10/7/2013 tarihinde Başsavcılık, olay zamanına ait kamera kayıtlarının celbi için Kızılay’daki bir alışveriş merkezine müzekkere yazmıştır. İki kolluk görevlisinin düzenlediği 10/7/2013 tarihli tutanağa göre Kızılay’daki alışveriş merkezine ait kameraların kaydettiği görüntüler on beş gün aralıklarla otomatik olarak silinmektedir ancak Çankaya Emniyet Müdürlüğü alışveriş merkezine gönderdiği 6/6/2013 tarihli yazıyla 1/6/2013 tarihinde 00-00 saatleri arasında kaydedilen görüntüleri istemiş ve bu yazıya istinaden görüntüler bir polise teslim edilmiştir (Tutanakta teslim edilen görüntülerin 6/6/2013 tarihine ait olduğu belirtilse de Çankaya Emniyet Müdürlüğünün istem yazısında geçen tarih 1/6/2013’tür. Bu nedenle tutanakta yazım hatası olduğu değerlendirilmiştir.). Ankara Emniyet Müdürlüğü 27/8/2013 tarihli yazıyla, 1/6/2013 tarihinde Kızılay bölgesindeki şiddet içerikli kanuna aykırı eylemin sonlandırılarak kamu düzeni ve güvenliğinin yeniden tesis edilmesi için eylemci gruba orantılı şekilde tazyikli su ve gaz sıkıldığı ancak başvurucu hakkında herhangi bir işlem yapılmadığı konusunda Başsavcılığı bilgilendirmiştir. Bahsi geçen yazının ekinde olay tarihinde Kızılay ve çevresinde yapılan eylemler nedeniyle düzenlenen tutanaklar, görevlendirme belgeleri ve bazı görüntü kayıtları Başsavcılığa gönderilmiştir. Başsavcılık, Ankara Emniyet Müdürlüğünden temin ettiği dört DVD ile üç CD'de yer alan video kayıtlarını ve fotoğrafları bilirkişiye inceletmiştir. Bilirkişi tarafından hazırlanan 31/7/2014 tarihli raporda şu hususlar belirtilmiştir:- Başvurucuya ait net bir görüntüye ulaşılamamıştır. - Bir grup polis, alışveriş merkezinin Atatürk Bulvarı tarafındaki iki vatandaşı tekme ve coplarla darbetmiştir ancak kamera açısı ve olay yerinin karanlık olması nedeniyle darbedilen kişilerden birinin başvurucu olup olmadığının tespiti mümkün olamayacaktır. Aynı nedenle polis memurlarının yüzleri ile kask numaraları da tespit edilemeyecektir. - Başvurucunun iki polis tarafından olay yerinden uzaklaştırıldığı yönünde bir görüntü bulunmamaktadır. Başsavcılık 2/8/2016 tarihinde Ankara Emniyet Müdürlüğüne bir müzekkere yazarak hukuka aykırı olarak ve zor kullanma sınırını aşarak başvurucunun yaralanmasına neden olan polis veya polislerin açık kimliklerinin tespit edilmesini istemiştir. Ankara Emniyet Müdürlüğünün 6/9/2016 tarihli cevap yazısında daha önce gönderilenler dışında ellerinde konuyla ilgili belge bulunmadığı, ayrıca 15/7/2016 tarihli darbe girişimi sırasında atılan bir bombanın etkisiyle ana su şebekesinin patladığı, arşiv suyla dolduğu için 2015 ve önceki yıllara ait arşiv kayıtlarının tamamen kullanılamaz hâle geldiği açıklanmıştır. 2017 yılında Ankara Emniyet Müdürlüğü, Başsavcılığa gönderdiği iki yazıda başvurucunun yaralanmasına neden olan görevli/görevlilerin tespiti için gerekli çalışmaların devam ettiğini ve suç işlediği iddia edilen görevli/görevlilerin tespiti hâlinde ayrıca haber verileceğini belirtmiştir. Başsavcılık şüpheli veya şüphelilerin araştırılması ve tespit edilmesi hâlinde yapılan işlemle ilgili olarak her üç ayda bir bilgi verilmesi için Ankara Emniyet Müdürlüğüne11/6/2018 tarihinde bir yazı göndermiştir. Kolluk görevlileri tarafından düzenlenen 11/6/2018 tarihli bir tutanakta şüpheli veya şüphelilerin tespit edilemediği ve arama çalışmalarının devam ettiği belirtilmiştir. Başsavcılık başvurucunun yaralanmasına neden olan ve kimliği tespit edilemeyen şüpheli/şüpheliler hakkında 27/11/2018 tarihinde daimî arama kararı vermiştir. Karara göre kimliği tespit edilemeyen şüpheli/şüphelilere isnat edilen suç kasten yaralama, şüpheli/şüphelilere isnat edilen eylemin ihlal ettiği norm ise 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun maddesinin (3) numaralı fıkrasıdır. Ayrıca şüpheli/şüphelilere isnat edilen eylemle ilgili dava 1/6/2028 tarihinde zamanaşımına uğrayacaktır. Soruşturma dosyası Başsavcılığın zamanaşımı ile ilgili bürosuna gönderilmiştir. Daimî arama kararından sonra kolluk görevlileri şüpheli veya şüphelilerin tespit edilemediği ve arama çalışmalarının devam ettiği yönünde zaman zaman tutanak düzenlemiştir. B. Tam Yargı Davasıyla İlgili Süreç Başvurucu, olaydan doğan maddi ve manevi zararların ödenmesi talebiyle 30/5/2014 tarihinde vekili aracılığıyla İçişleri Bakanlığına müracaat etmiştir. Başvurucu dilekçesinde özetle yaralanmasına neden olan polislerin kimlikleri tespit edilemese de elde edilen güvenlik kamerası kayıtları ile MOBESE görüntülerine göre kolluk görevlilerinin kendisini kasten yaraladığını ve idarenin olaydan hem kusuru nedeniyle hem kusursuz olarak sorumlu olduğunu iddia ederek 000 TL maddi tazminat ile 000 TL manevi tazminat talep etmiştir. Başvurucuya göre idare, çalıştırdığı ajanı seçme ve denetleme bakımından yetersiz kalmış; uzman personel istihdam etmemiş ve ajanlarını yeterince eğitmemiştir. İçişleri Bakanlığınca talebi reddedilen başvurucu 5/9/2014 tarihinde Ankara İdare Mahkemesi (İdare Mahkemesi) nezdinde tam yargı davası açarak kendisine maddi tazminat olarak 500 TL, manevi tazminat olarak ise 000 TL ödenmesine karar verilmesini istemiştir. Yargılama sürecinde başvurucu bir vekille temsil edilmiştir. Davalı idarece verilen savunma dilekçelerinde başka hususlar yanında başvurucunun uğradığı zarara bir idari eylemin neden olduğuna ilişkin somut, açık ve şüpheden uzak delil bulunmadığı, başvurucunun makul tedbirler almaksızın olayların merkezinde bulunduğu, zararın başvurucunun kendi kusurundan ileri geldiği ve olayla ilgili ceza soruşturmasının sonucunun beklenmesi gerektiği savunulmuştur. Başvurucu, Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde görevli olan nöroloji alanında uzman üç profesörün düzenlediği 8/11/2013 tarihli sağlık kurulu raporunu 1/7/2015 tarihinde İdare Mahkemesine sunmuştur. Anılan rapora göre başvuruya konu olay nedeniyle başvurucunun burnunda ve kaburgasında kırık, karaciğerinde ise yırtık oluşmuştur. Başvurucu günlük hayatını ve çalışmasını etkileyecek ölçüde hatırlama güçlüğü çekmektedir. 2/7/2013 tarihinde yapılan testlerde kısa süreli görsel belleğin kayıt ve/veya geri çağırma işleminde kusur saptanmıştır ve başvurucuya posttravmatik (travma sonrası) stres bozukluğu yönünden psikiyatri polikliniğine başvurması önerilmiştir. Raporda belirtildiği kadarıyla başvurucuya konulan kesin tanı, amnezi ile boyun ve baş yaralanmasıdır. Bununla birlikte raporda yer alan kaburgada kırık, karaciğerinde ise yırtık oluştuğuna dair bilginin başvurucunun beyanına dayandığı değerlendirilmiştir zira başvurucu hakkında daha önce düzenlenen tıbbi belgelerde bu yönde bir bilgi bulunmamaktadır (bkz. §§ 6, 11). İdare Mahkemesi başvurucudan olay nedeniyle yürütülen ceza soruşturması ve maddi tazminat talebinin dayanağını oluşturan zarar kalemleri ile ilgili bilgileri içerir belgeleri, davalı idareden ise olayla ilgili farklı görüntü kayıtları varsa gönderilmesini yoksa mevcut kayıtların yakınlaştırma ve netleştirme imkânları kullanılmak suretiyle elde edilmiş hâllerinin gönderilmesini istemiştir. Ankara Emniyet Müdürlüğü, olaya ait başka görüntü kayıtlarının bulunmadığı ve şüphelinin yer aldığı zaman aralığı ile eşkâl bilgilerini içerir tutanak bulunmadığından yakınlaştırma ve netleştirme işleminin yapılamadığı yönünde İdare Mahkemesine bilgi vermiştir. Başsavcılık; İdare Mahkemesinin talebi üzerine olayla ilgili olarak soruşturma dosyasında bulunan farklı görüntü kayıtlarını ile fotoğrafları içerir DVD’leri, başvurucunun kolluk ve Başsavcılık ifadelerini içerir tutanakların birer suretini İdare Mahkemesine göndermiş ve soruşturmanın derdest olduğunu bildirmiştir. İdare Mahkemesinin talebi üzerine başvurucu; Başsavcılığın elindeki görüntüler dışında başka görüntü bulunmadığını, olay gecesi boynunda beyaz bir atkı olduğunu, olay gününe ait görüntülerde koşan beyaz atkılı kişinin kendisi olduğunu belirten bir dilekçeyi İdare Mahkemesine sunmuştur. İdare Mahkemesi, başvurucuda meydana gelen zararın kaynağının idari bir eylem olduğuna yönelik somut, açık, şüpheden uzak ve net bir delil bulunmadığı gerekçesiyle davayı 15/12/2016 tarihinde reddetmiştir. Başvurucu, İdare Mahkemesince verilen karara karşı 6/4/2017 tarihinde istinaf başvurusu yapmıştır. Dilekçesinde başvurucu, başka hususlar yanında Gezi Parkı eylemleri sırasında yaşanan bazı ölüm ve yaralama olaylarına değinerek yargının söz konusu ölüm ve yaralanma olayları ile polis müdahalesi arasında bağ kuramamasının polis şiddetini artırdığını öne sürüp illiyet bağı bulunmuyorsa ölüm ve yaralanma olaylarının nasıl meydana geldiğini sorgulamış; tanık ifadeleri ışığında ceza soruşturmasının belli bir aşamaya gelmesinin beklenmesi için İdare Mahkemesince verilen kararın bozulmasını talep etmiştir. Başvurucunun istinaf istemini inceleyen Ankara Bölge İdare Mahkemesi İdari Dava Dairesi (İstinaf Dairesi) Başsavcılıktan olay nedeniyle yürütülen ceza soruşturmasının dosyasının bir örneğini temin ederek incelemiş ve Başsavcılıkça alınan bilirkişi raporunun içeriğine işaret ederek başvurucunun istinaf istemini 22/11/2017 tarihinde reddetmiştir. A. Ulusal Hukuk 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “İdari dava türleri ve idari yargı yetkisinin sınırı” kenar başlıklı maddesinin ilgili kısmı şöyledir: “ İdari dava türleri şunlardır:...b) İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları,...” 2577 sayılı Kanun’un “Doğrudan doğruya tam yargı davası açılması” kenar başlıklı maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir: “İdari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veya başka süretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri gereklidir. Bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi halinde, bu konudaki işlemin tebliğini izleyen günden itibaren veya istek hakkında altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği tarihten itibaren, dava süresi içinde dava açılabilir.” 5237 sayılı Kanun’un “Kasten yaralama” kenar başlıklı maddesinin ilgili kısmı şöyledir:“(1) Kasten başkasının vücuduna acı veren veya sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden olan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır....3) Kasten yaralama suçunun;...d) Kamu görevlisinin sahip bulunduğu nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle,...İşlenmesi halinde, şikâyet aranmaksızın, verilecek ceza yarı oranında ... artırılır.” 5237 sayılı Kanun’un “Neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama” kenar başlıklı maddesinin (3) numaralı fıkrası şöyledir:“Kasten yaralamanın vücutta kemik kırılmasına veya çıkığına neden olması halinde, yukarıdaki maddeye göre belirlenen ceza, kırık veya çıkığın hayat fonksiyonlarındaki etkisine göre, yarısına kadar artırılır.”B. Uluslararası Hukuk Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) maddesi, maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı ve maddesi şöyledir:“Madde 3:Hiç kimse işkenceye veya insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele veya cezaya tabi tutulamaz.Madde 6:Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir...Madde 13:Bu Sözleşme’de tanınmış olan hak ve özgürlükleri ihlal edilen herkes, söz konusu ihlal resmi bir hizmetin ifası için davranan kişiler tarafından gerçekleştirilmiş olsa dahi, ulusal bir merci önünde etkili bir yola başvurma hakkına sahiptir.” Avrupa İnsan Mahkemesine (AİHM) göre Sözleşme’nin maddesi, bu maddenin onlara yüklediği yükümlülüklere uyma şekilleriyle ilgili olarak Sözleşmeci devletler belli bir takdir yetkisine sahip olsalar da sonuç olarak yetkili ulusal makamı Sözleşme’ye dayanan bir şikâyetin içeriğini öğrenmeye ve uygun giderimi sunmaya yetkili kılan bir iç hukuk yolunun bulunmasını gerektirir. maddeden kaynaklanan yükümlülüğün kapsamı başvurucunun Sözleşme’ye dayandırdığı şikâyetin niteliğine göre değişir. Ancak maddenin aradığı yol hem teoride hem de uygulamada etkili olmalı yani özellikle de kullanılması savunmacı devletin fiil veya ihmalleriyle haksız bir şekilde engellenmemelidir. Bir kişinin devlet ajanları tarafından kötü muameleye maruz bırakıldığına dair savunulabilir bir iddia formüle etmesi durumunda madde anlamında etkili yol kavramı, gerektiği yerde bir tazminat verilmesinin yanında sorumluların kimliklerinin belirlenmesi ve cezalandırılmalarını sağlayacak ve şikâyetçinin soruşturma sürecine etkili katılımını içerecek etkili ve derinlikli soruşturmaların yapılmasını gerektirir (El-Masrî/Eski Yugoslav Makedonya Cumhuriyeti [BD], B. No: 39630/09, 13/12/2012, § 255). AİHM, yukarıda anılan El-Masrî/Eski Yugoslav Makedonya Cumhuriyeti başvurusunda başvurucunun Sözleşme’nin maddesinden kaynaklanan haklarını ileri sürebilmek için Sözleşme’nin maddesi anlamında etkili hiçbir yola sahip olmadığına yönelik şikâyetini de esastan incelemiştir (Sözü edilen başvuru, başvurucunun şikâyetinin savcılıkça reddedilmesinden sonra fakat bu kararın başvurucuya tebliğinden önce yapılmıştır). AİHM yaptığı incelemede öncelikle başvurucunun Sözleşme’nin maddesinin ihlal edildiği iddiasının esasını soruşturma makamın önünde dile getirdiğini, şikâyetiyle ilgili ciddi bir soruşturma yapılmadığını ve Sözleşme’nin maddesinden kaynaklanan haklarının ihlalinden savunmacı devletin sorumlu olduğuna karar verdiğini belirterek başvurucunun şikâyetinin maddesi anlamında savunulabilir nitelikte olduğunu ifade etmiştir. Daha sonra madde için başvurucunun sorumluların kimliklerinin belirlenmesi ve cezalandırılmaları ile bir tazminat verilmesine götürecek somut ve etkili yolları kullanabilmesi gerektiğini ancak somut olayda etkili bir ceza soruşturması yürütülmediğini ve ceza soruşturmasının etkisizliğinin tazminat davası açma olasılığı dâhil başka yolları da her türlü etkililikten yoksun bıraktığını belirterek Sözleşme’nin maddesinin ihlal edildiğine karar vermiş, daha önce benzer davalarda böylesi koşullarda bir tazminat talebinin teorik ve aldatıcı bir talep olacağını ve başvurucunun tazminat almasını sağlamayacağına hükmettiğini hatırlatmıştır (El-Masrî/Eski Yugoslav Makedonya Cumhuriyeti, §§ 258-262). Öte yandan AİHM; iki başvuruda yaşam hakkının ihlal edildiğine dair şikâyet yönünden tüketilmesi gereken yolun ceza soruşturması olduğu, tazminat davasının başvuru süresinde etkili olmadığı ve ceza soruşturmasından sonra süresi içinde başvuru yapılmadığı gerekçesiyle yaşam hakkının ihlal edildiğine yönelik şikâyetleri süre aşımı nedeniyle kabul edilemez bulmuştur. Tazminat davasının adil olmadığına dair şikâyetleri ise bir başvuruda ayrıca incelememiş, diğer başvuruda da adil yargılanma hakkı kapsamında incelenmiştir (adil yargılanma hakkı kapsamında ayrı inceleme yapılan başvuru için bkz. Tercan ve diğerleri/Türkiye (k.k.), B. No: 64964/09, 19/9/2017, §§ 13-21; adil yargılanma hakkı yönünden inceleme yapılmayan başvuru için bkz. Güzüpek/Türkiye (k.k.), B. No: 51181/10, 26/2/2019, §§ 35-48). Başvuruya uygulanabilir nitelikteki uluslararası hukuk için ayrıca bkz. Sultani Acar, B. No: 2014/16344, 22/3/2018, §§ 43-