T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 11. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : 2025/1422 KARAR NO : 2025/1574 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İZMİR 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 28.12.2017 NUMARASI : 2004/607 E. - 2017/1373 K. DAVANIN KONUSU : Tazminat KARAR TARİHİ : 06.11.2025 KARAR YAZIM TARİHİ : 06.11.2025 İzmir 4.Asliye Ticaret Mahkemesinin 28.12.2017 tarih 2004/607 E. - 2017/1373 K. sayılı kararın D…
T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 11. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : 2025/1422 KARAR NO : 2025/1574 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İZMİR 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 28.12.2017 NUMARASI : 2004/607 E. - 2017/1373 K. DAVANIN KONUSU : Tazminat KARAR TARİHİ : 06.11.2025 KARAR YAZIM TARİHİ : 06.11.2025 İzmir 4.Asliye Ticaret Mahkemesinin 28.12.2017 tarih 2004/607 E. - 2017/1373 K. sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davacı ile davalılar.... ve .... tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, üye .... tarafından düzenlenen rapor dinlenip ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendi. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ : DAVA : Davacı vekili, dava dışı banka nezdinde çek karnesi almak için talepte bulunduklarını, bu talebin piyasada çok sayıda karşılıksız çeklerinin olması nedeniyle reddedildiği, yaptıkları araştırmada dava dışı bankadan verilmiş çok sayıda çeklerinin karşılıksız kaldığının tespit ettiklerini, davacının bu banka ile çalışmadığını, hesap açtırmadığını, çek karnesi almadığını, bankanın şifai olarak ise davalı ....'nın çok iyi müşterileri olduğunu ve güvenlerinden dolayı bu şirkete sahte imza ile hesap açtıklarını beyan ettiklerini,, vergi kartı fotokopisi imza sirküleri fotokopisi ve sahte imza ile hesap açtıklarını, kendisinin adresi olarak şirketin adres ve telefonlarının gösterildiğini, ihtarnameyi keşide ettiklerini, kendisine sadece 12 adet çek iade edildiğini, bu arada kendisi aleyhine de icra takipleri başlatıldığını, evine ve iş yerine hacze gelindiğini, davalı ....a duyulan güven dolayısıyla verilen vekaletten dolayı ....mevkiinde bulunan... pafta ... parselde bulunan ...,....,...,... nolu bağımsız bölümlerin davalı tarafından bilgisi dışında çok düşük değere satıldığını,.... Aş nin % 99 oranın da ortak olduğu .... Aş ve .... Aş nin davalılar tarafından satıldığını, kendisinin acente olarak tanzim ettiği sigorta poliçelerinin büyük bir bölümünün resmi işleme sokulmadığını, bunun zararının ortağı olduğu şirkete yansıdığını, bu sebeple ceza davası açıldığını,...'ı banka yetkilisi olduğu diğer davalı özel kişilerin ise... AŞ. nin yönetim kurulu üyeleri olduğunu, bu olaylar nedeniyle çok büyük zararlara uğradığını, davalılar aleyhine İzmir 9 Asliye Ceza mahkemesinde 2004/168 esas sayılı ceza davasının açıldığını, belirterek; fazlay ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile maddi ve manevi tazminat davalılardan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP : Davalılar, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ : Mahkemece iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, maddi olaya ilişkin ceza dava dosyası kapsamında yapılan yargılamada davalılar ...., ..., ... ve ... hakkında sanıkların üzerlerine atılı resmi belgede sahtecilik suçunu işlemedikleri sabit olduğundan beraatlerine karar verildiği, kararın temziyi üzerene Yargıtay tarafından ceza zamaaşımının dolmuş olması nedeniyle hükmün düşürülmesine karar verildiği, davacının maddi ve manevi tazminat taleplerinin de dayanağı teşkil eden haksız eylem niteliğindeki davacı adına alınan çeklerin sahte imza ile üçüncü kişileri keşide edilmesi eylemine burada adı geçen davalıların herhangi bir şekilde iştiraklerinin söz konusu olmadığı ve dolayısıyla ceza mahkemesi kararı dikkate alındığında bu davalıların davacının maddi ve manevi tazminat taleplerinden sorumlu tutulamayacağı, davalılardan .... hakkında, resmi belgede sahtecilik suçundan mahkumiyetine karar verilmesinden sonra, bu kararın Yargıtay tarafından bozlumasının ardından ceza zamanaşımı süresinin dolduğu gerekçesiyle davanın düşürülmesine karar verildiği, ancak bu kararın içeriğine göre de davalı ... 'un birçok çek ve bono üzerinde süregelen biçimde sahtecilik yaptığı ve zincirleme şekilde sahtecilik suçunu işlediği hususlarının tespit edildiği ve sadece ceza zamanaşımı süresinin dolduğu gerekçesiyle davanın düşmesine karar verildiği, manevi tazminattan davalı....'un sorumlu olduğu, davalı .... hakkında hakkındaki yakalama kararı henüz infaz edilmediğinden hakkında açılan ceza davasının tefrik edilerek ayrı bir esasa alınmasına karar verildiği, dolayısıyla bu davalı hakkında açılan ceza davasında verilmiş bir kararın henüz mevcut olmadığı, ceza davası dikkate alınarak alınarak tüm dosya içeriğine göre bu davalı yönünden de davanın kabulüne karar vermek gerektiği, davalılardan .. . A.Ş hakkında, davalılardan ... ' un dava konusu eylemlerin işlendiği tarihlerde bu şirketin genel müdürü sıfatıyla yetkili temsilcisi olduğu ve dolayısıyla davalı ...' un sorumluluğu hakkında mahkememizce sorumlu olduğu yönünde kanaat oluştuğu, davalı .... 'un yetkili temsilci olduğu davalı .... A,Ş nin de davacının maddi ve olası manevi zararlarından sorumlu olacağı, davalılardan ... Bankası A.Ş hakkında dava konusu haksız eylemlerin gerçekleştirildiği tarihlerde adı geçen bankanın müşteri temsilcisi olan dava dışı .... hakkında beraat kararı verildiği ve bu kararın temziyi üzerine Yargıtay tarafından ceza zamanaşımının dolmuş olması nedeniyle hükmün düşürülmesine karar verildiği, haksız eylem niteliğindeki davacı adına alınan çeklerin sahte imza ile üçüncü kişilere keşide edilmesi eylemine burada adı geçen davalı bankanın personeli olan ... ' ın herhangi bir şekilde iştirakinin söz konusu olmadığı, belirtilerek; davacının açmış olduğu maddi ve manevi tazminat davasının davalılar ..., ..., ...., ...., .... AŞ ve diğer davalı .... yönünden reddine, davalılar; ....A.Ş., .... ve .... yönünden kabulü ile davacının fazlaya ilişkin hakları saklı tutulmak kaydıyla, 1.000,00 TL maddi tazminat ile 50.000,00 TL manevi tazminatın, dava tarihinden itibaren yasal faizi ile davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline, karar verilmiştir. Karara karşı davacı ile davalılar .... ve .... tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. İSTİNAF NEDENLERİ : Davacı vekili, kabul edilen üç davalıya ilişkin karar doğru olmakla birlikte diğer davalılar bakımından verilen ret kararı yönünden kararın istinaf edildiğini, davalılardan ...., ..., ...., ...'ın sahte imza ile davacı adına hesap açılan bu hesap kanalıyla çek koçanı alıdığını, davacı adına sahte imza atılmak suretiyle üçüncü şahıslara ciro edildiğini, bu davalıların suistimali yapan.... A.Ş.nin yönetim kurulu üyeleri olduğunu, sahte olarak alınan ve sahte olarak tanzim edilen çeklerin bu şirketin borçlarına karşılık üçüncü şahıslara verildiğini, yönetim kurulu üyesi olan davalıların bunu bilmemesi mümkün olmadığını, davalı ....'on o tarihte .... Bank İzmir şubesinde çalışan personel olup sahte imza ile davacı adına hesap açan ve sahte imza ile çek koçanı teslimi yapan kişi olduğunu, buna rağmen bu davalı hakkında davanın reddine karar verilmesi dosya içerisindeki delillere uygun olmadığını, davalı .... Bankası A.Ş (şu anda .... A.Ş.) tüzel kişiliğinin de işveren olarak sorumluluğu bulunduğunu, belirterek; kararın kaldırmasını talep etmiştir. Davalı ....vekili, ceza dava dosyası kapsamında yapılan yargılamada davalı yönünden görülmekte olan kamu davasının zamanaşımının dolması nedeniyle düşürülmesine karar verildiğini, .... Bankası nezdinde davacının kendisi tarafından kendi adına çek karnesi alıp almadığı yolundaki iddiaları hususunda ceza mahkemesinde kesin bir hüküm oluşturulamadığını, ceza mahkemesinin hükmüne esas aldığı bilirkişi ....'nın tanzim ettiği 09.03.2010 günlü raporun 5.sayfasında, yine bilirkişi ....'nın tanzim ettiği, 18.06.2012 günlü raporun 5. sayfasında ve bilirkişiler ...., .... ve ....'ın tanzim ettiği 26.09.2014 günlü bilirkişiler kurulu raporunun 13.sayfasında görüldüğü üzere davacının bu yöne ilişkin iddialarının, çek karnelerini teslim alma konusunda verilen “Yetki belgelerindeki bazı imzaların, kendisine ait olduğunun tespit edilmiş olması” hasebiyle tamamen kendi içerisinde çürümüş olduğunu, davalının ve davacının da kurucu ortakları arasında bulunduğu....A.Ş.'nin .... Şti.'nin sahibi ve yetkilisi olduğunu, davacının aynı zamanda .... A.Ş.'nin kurucu ortaklarından birisi olduğunu, davacının da hissedarları arasında bulunduğu... A.Ş., 2001 yılında başlayan ve giderek artacağı belli olan ekonomik krizden etkilenerek, 2001 yılı sonlarına doğru mali yetersizliğe düştüğünü, adı geçen şirkete ait çeklere “karşılıksız” kaşesi vurulmuş ve yıllık cirosu yaklaşık 15. 000.000.000 TL olan şirket çek keşide edemez hale geldiğini, yaşanan tüm bu olumsuz gelişmeler üzerine, 2001 yılı sonlarında davacının da hazır bulunduğu şirketin ortakları ve şirkete bağlı acentelerin sahiplerinden bir kısmı bir araya gelerek kendilerine ait şahsi çeklerin şirket işleri için kullanılması yönünde sözlü olarak karar aldığını, davalı ve davacının da aralarında bulunduğu ..., ..., ...., ...., ... ve ....'dan mütevellit grup kendi adlarına ayrı ayrı şahsi çek hesabı açtırarak, 1,5 yıl boyunca şahsi çeklerini keşide etmek suretiyle, hasar sahiplerine ve ana sigorta şirketlerine çek keşide etmeye başladıklarını, söz konusu çekler, ortakların şahsi çekleri olmasına rağmen bu çeklere ilişkin ödemelerin hep şirketin kaynaklarıyla sağlandığını, bu durumun ceza davasında dinlenen tanık beyanları ile de açıkça sabit olduğunu, hal böyle olmasına rağmen davacının ticari hayatı boyunca Dışba | alışmadığ herhangi bir hesap açtırmadığını ve çek karnesi de almadığını iddiasının gerçeği yansıtmadığını, davacının,....bank'la imzaladığı genel hizmet sözleşmesinin 25.12.2001 tarihinde akdedildiğini, sözleşmesinin ekinde davacının kendine özel ancak kendisinde bulunabilecek vergi kimlik numarası kartının fotokopisinin bulunduğunu, sözleşmede adı geçenin anne kızlık soyadının belirtildiğini, bu hususların ancak davacı tarafından bilinebileceğini, davacının İzmir | 1. Noterliği'nden madut,41899 yevmiye nolu, 24.12.2001 tarihli imza onayının da alındığını, 24.12.2001 tarihli imza onayının, bu işlem için alınmış olması hasebiyle ertesi günü yani 25.12.2001 tarihli sözleşmesinin tanzimi esnasında ona eklendiğini, çeklerin tamamın davacıının bizzat keşide edip imzalandığını, çeklere ilişkin çek karnelerinin adı geçen banka şubesinden alınması hususunda şirket çalışanı olan ... ve....'i yetkili kıldığı hususuna ilişkin olarak bankaya yazılan dilekçeler üzerindeki imzanın bizzat davacıya ait olduğunu, söz konusu yetki belgelerindeki davacıya ait olduğu tespit edilen imzaların davacıya ait olmadığı yönünde hiçbir itirazda bulunulmadığını, davacının ... A.Ş.'de 25.12.2001 tarihinde hesap açılıp, 12.11.2002 tarihine kadar devam edegelen tarihlerde davalının .. AŞ'de ortak olması haricinde zaten herhangi bir sıfatı olmadığını, davalının yönetim kuruluna 01.11.2003 tarihinde seçildiğini ve 29.01.2004 tarihinde istifa ettiğini, diğer bir kısım ortaklar gibi şirket ödemeleri için şahsi çek hesabından çek keşide eden davacının şirket tam olarak iflasın eşiğine gelip de ortakların şahsi çekleri de karşılıksız kalmaya başlayınca tamamen sorumluluktan kurtulmak amacıyla rızası hilafına çek hesabı açılıp bankadan çek koçanları alınıp, kendisi adına çek keşide edildiğini iddia ettiğini, bankanın cevabi yazısında belirtildiği üzere çeklerin 136 tanesi tahsil edildiğini, davacının, kendisinden habersiz ve tamamen rızası hilafına açıldığını iddia ettiği çek hesabından tanzim olunmuş olan bu kadar fazla sayıda çekin, yine davacıdan tamamen habersiz olarak piyasada dolaşması ve tahsil edilmesinin mümkün olmadığını, ....parselde .... ...,... ve ....nolu bağımsız bölüm sayılı gayrimenkulün 1994 yılı içinde .... A.Ş. Tarafından tamamen şirketin kendi kaynakları ile edinildiğini,.... A.Ş.'ye bağlı acentelerin, bağlı bulundukları sigorta aracı şirketi olan .... A.Ş.'ne yasa gereği teminat göstermeleri gerektiği için aralarında davacının da bulunduğu bir çoğu aynı zamanda acente sahibi olan şirket ortaklarına bu hususta kolaylık sağlamak amacı ile edinilmiş olan işbu taşınmaz üzerinde her biri için hisse dağılımı yapılmış olup, hissedar olan acente sahiplerinin işbu hisseleri üzerine yasa gereği olarak ipotek tesis edildiğini, tüm diğer hissedarlar gibi davacı da mezkur taşınmazda yapılacak inşaatlara muvafakat verdiğini, mezkur taşınmazın inşası için yapılan masraflardan doğacak borçlara ilişkin olarak düzenli şekilde ödemelerini yapmayı ve dahi düzenli olarak ödemelerini yapmazsa taşınmazdaki hisselerini diğer paydaşlara satacağını kabul ve taahhüt ettiğini, gayrimenkul üzerinde inşaatlar yapmaya, tadilatlar yapmaya, bununla ilgili olarak ruhsat almaya, belediye ve imar müdürlüklerindeki işleri takip etmeye, maliye, vergi daireleri ile ilgili resmi yazışmaları yürütmeye, vs. işlemleri yapmaya ilişkin olarak davalının yetkilendirildiğini, davacının, acente olarak tanzim ettiği sigorta poliçelerinin büyük kısmının müvekkilin de aralarında bulunduğu davalılar tarafından resmiyete sokulmadığı ve bu nedenle sigorta şirketlerince ödenmeyen hasar bedellerinin, davacının öz kaynaklarından karşılamakta olduğu iddia edilmekteyse de davacının bu beyanları da gerçeği yansıtmadığını, kök ve ek rapora yönelik itirazların karşılanmadığını, eksik incelme yapıldığını, belirterek; kararın kaldırmasını talep etmiştir. Davalı .... vekili, davacı yanın davalı aleyhine olan soyut iddiaları ispatlanmadığını, Yerel Mahkemenin kararı hukuka aykırı olduğunu, dosya kapsamındaki deliller ile hazırlanan bilirkişi raporlarında davalının davacı yanı zarara uğrattığını gösterir hiçbir gösterge bulunmadığını, hem hukuk yargılamasında hem ceza yargılamasında davalının davacı yana maddi ve manevi bir zarar verdiği veya suç teşkil eden bir eylemde bulunduğunu gösterir tek bir delil elde edilemediğini, zararın ispatlanamadığını, bilirkişi raporlarında değinilen dosyalardaki belgelerin davalının el ürünü olduğu veya davalının bu hususla ilgili eylemleri olduğuna dair hiçbir emare ya da delil olmadığını, suça konu çeklerin üzerindeki imzaların tamamının ... tarafından, davalı ve....'nın imzaları taklit edilerek atıldığını, davalının hiçbir evrak üzerinde imzası bulunmadığını, davalının yargılandığı ceza dosyasında da bu yönde bir bulgu ya da delile rastlanmadığını, kararda yeterli gerekçeye yer verilmediğini, belirterek; kararın kaldırmasını talep etmiştir. Bir kısım davalılar vekili istinafa cevap dilekçesi ile davacının istinaf başvurusunun reddini talep etmiştir. GEREKÇE : Dava, maddi ve manevi tazminat istemine ilişkin olup, ilk derece mahkemesince yukarıda yazılı gerekçeyle davanın davalılar ..., ...., ....,..., ....AŞ ve diğer davalı .... yönünden reddine, diğer davalılar davalılar yönünden ise kabulüne karar verilmiştir. 1. Dairemizce HMK'nın 355. maddesi uyarınca istinaf nedenleriyle ve resen kamu düzenine ilişkin sebeplerle sınırlı olarak istinaf incelemesi yapılmıştır. 2. 11.09.2013 tarihli Ticaret Sicil Gazetesi'ne göre göre davalı .... A.Ş.'nin karar tarihinden önce 04.09.2013 tarihinde tarihinde sicilden resen terkin edildiği, dairemiz geri çevirme kararı üzerine dosyaya sunulan İzmir 4. ATM'nin 18.02.2022 tarih ve 2021/933 E. - 2022/248 K. Sayılı tam ihya kararı ile şirketin tam ihyasına karar verildiği ve tasfiye memuru olarak davalı ....'un atandığı anlaşılmış ise de söz konusu kararın istinaf edilmesi üzerine İzmir BAM 20. HD'nin22/09.2022 tarih ve 2022/-1248 E. 2022/1387 K. Sayılı ilamı ile İzmir 4. ATM'nin 18.02.2022 tarih ve 2021/933 E. - 2022/248 K. Sayılı tam ihya kararı kaldırılarak anılan dava dosyasına dayanak teşkil eden İstanbul 13. ATM'nin 2021/616 E. sayılı dava dosyası ile sınırlı olmak üzere ihyasına karar verildiği, kararın temyiz edilmemesi üzerine 24.11.2022 tarihinde kesinleştiği, bu hali ile eldeki dava doyası yönünden hüküm ve sonuç doğurabilecek bir ihyanın söz konusu olmadığı anlaşılmaktadır. 3. Dava ehliyeti, kişinin bizzat veya vekili aracılığıyla bir davayı davacı veya davalı olarak takip etme ve usuli işlemleri yapabilme ehliyetidir. Dava ehliyeti, medeni hakları kullanma ehliyetinin usul hukukunda büründüğü şekildir; dolayısıyla, medeni hakları kullanma ehliyetine ( fiil ehliyetine ) sahip gerçek ve tüzel kişiler dava ehliyetine de sahiptirler. 4. Taraf sıfatına gelince; bir hakkı dava etme yetkisi ( dava hakkı ) kural olarak o hakkın sahibine aittir. Bir hakkın sahibinin kim olduğu, dolayısıyla o hakkı dava etme yetkisinin kime ait olduğu, (o davada davacı sıfatının kime ait olacağı ) tamamen maddi hukuk kurallarına göre belirlenir. Ancak, bir davanın davacısının o dava yönünden davacı sıfatına sahip bulunmadığının belirlenmesi halinde, mahkeme dava konusu hakkın mevcut olup olmadığını inceleyemeyeceği ve sıfat yokluğundan davanın reddine karar vermek zorunda olduğu için, taraf sıfatı usul hukukunun da düzenleme alanındadır. 5. Eş söyleyişle, sıfat, dava konusu sübjektif hak (dava hakkı) ile taraflar arasındaki ilişkidir. Taraf ehliyeti, dava ehliyeti ve davayı takip yetkisi, davanın taraflarının kişilikleriyle ilgili olduğu halde, taraf sıfatı dava konusu sübjektif hakka ilişkindir. (Baki Kuru-Ramazan Arslan-Ejder Yılmaz, Medeni Usul Hukuku, 7. baskı, Ankara 1995, s. 231). Bu nedenle, davanın tarafları, taraf ehliyetine sahip olmalıdır. Yani, bir davada taraf olabilmek için, ya, hakiki şahıs; ya da, hükmi şahıs olmak gerekir. Zira, taraf ehliyeti, medeni hukukun haklardan istifade ehliyetine tekabül eder. ( Saim Üstündağ, Medeni Yargılama Hukuku, C. I-II, 7. Baskı, İstanbul 2000, s.288) 6.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 50. maddesinde ancak medenî haklardan yararlanma ehliyetine sahip olanların, davada taraf ehliyetine de sahip olduğu düzenlenmiş, 114/1-d. maddesinde ise taraf ehliyeti dava şartları arasında sayılmıştır. Dava şartları, mahkemenin davanın esası hakkında inceleme yapabilmesi için gerekli olan şartlar olup mahkeme dava şartlarından birinin bulunmadığını tespit edince kural olarak davanın esası hakkında inceleme yapamaz. Mahkeme, dava şartlarının mevcut olup olmadığını, davanın her aşamasında kendiliğinden araştıracak, taraflar da dava şartı noksanlığını yargılamanın her aşamasında ileri sürebilecektir. Bir başka ifade ile taraf teşkili kamu düzenine ilişkin olup yargılamanın her aşamasında resen dikkate alınması gerekir. 7. 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 27. maddesinde hukuki dinlenilme hakkı düzenlenmiştir. Buna göre, davanın taraflarının yargılama ile ilgili bilgi sahibi olma, açıklama ve ispat hakkı bulunmaktadır. Maddenin gerekçesinde açıklandığı üzere bu hak Anayasanın 36. maddesinde ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6.maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının en önemli unsurudur. İddia ve savunma hakkı olarak da bilinen bu hak, tarafların yargılama konusunda tam bilgi sahibi olmalarını, açıklama ve ispat hakkını tam ve eşit olarak kullanabilmelerini, yargı organlarının da bu açıklamaları dikkate alarak gereği gibi değerlendirme yapıp karar vermelerini zorunlu kılmaktadır. Hakim tarafları dinlemeden veya açıklama ve ispat hakkını kullanmaları için kanuna uygun biçimde davet etmeden hükmünü veremez. 8.Taraf teşkili dava şartı olup, davanın her aşamasında mahkemece kendiliğinden dikkate alınması gerekmektedir. Mahkemenin, dava dilekçesini ve duruşma gününü taraflara kendiliğinden tebliğ edip taraf teşkilini sağlaması, Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun amir hükmü gereğidir.Yargılamanın sağlıklı bir biçimde sürdürülebilmesi, iddia ve savunma ile ilgili delillerin eksiksiz toplanıp tartışılabilmesi, itirazların yapılabilmesi, davanın süratle sonuçlandırılabilmesi, öncelikle tarafların davadan ve duruşma gününden haberdar edilmesi ile mümkün olur. Kişinin hangi yargı merciinde duruşması bulunduğunu, hakkındaki iddia ve isnatların nelerden ibaret olduğunu bilmesi, 7201 Sayılı Tebligat Kanunu hükümlerine uygun şekilde tebligat yapılması ile sağlanabilir. 9.Ticari şirketin tüzel kişiliği ticaret sicilinden silinmesi (terkini) ile sona erer. Tüzel kişiliğin sona ermesi için tasfiye işlemlerinin eksiksiz yapılmış olması gerekir. Şayet tasfiye işlemleri gerektiği gibi tamamlanmamış ve tasfiyesi gereken hususlar eksik bırakılmış ise, tüzel kişilik ticaret sicilinden silinse bile ilgili şirketin tüzel kişiliğinin sona erdiğinin kabulü olanaksızdır. Bu durumda, tüzel kişiliğin yeniden ihyasına gidilerek taraf teşkili sağlanmak suretiyle yargılamanın devamının sağlanması gerekir. (Yargıtay HGKurulu'nun 06.06.2007 tarih ve 2007/10-358 E. - 2007/337 K. ) 10.Somut olaya, her ne kadar davalı şirketin önceki şirket adresine tebliğ yapılarak yargılamaya devam edilmiş ise de davalı şirkete yapılan bu tebligat usulsüz olup, ticaret sicilden terkin edilen davalı şirket hakkında ihya yapılması için yasal prosedür işletilmek suretiyle, şirket ihya edilerek tüzel kişiliğin bu davaya mahsus canladırılması yoluyla taraf teşkili sağlanması gerekir. Bu nokta da ihyası gereken davalı şirket yöneticileri de şahsi sorumlulukları bulunduğu iddiası ile eldeki dava taraf olarak yer aldığından şirket tüzel kişiliği ile davalı yöneticiler arasında menfaat çatışması bulunduğu gözetilerek şirketin ihyası halinde tasfiye memuru ataması yapılırken anılan menfaat çatışmasının vargılığın da gözetilmesi elzemdir. 11. Açıklanan tüm bu hukuki ve maddi vakıalar karşısında; İDM tarafından ticaret sicilden terkin edilen davalı şirketin bu davaya mahsus ihya edilmesi ve menfaat çatışması olmayacak şekilde tasfiye memuru atanmasını temin için davacı tarafa usulüne uygun şekilde kesin süre verilerek taraf teşkilinin sağlanması suretiyle yargılamaya devam edilmesi ve oluşacak sonuca göre usuli kazanılmış haklar da gözetilerek dosya kapsamına uyğun düşecek şekilde davanın esası hakkında bir karar verilmesi gerekirken, yazılı biçimde karar verilmesi doğru görülmemiştir. 12. Kabule göre; Ceza Mahkemesi kararlarının Hukuk Mahkemesine etkisi Borçlar Kanununun 53. (TBK 74) maddesinde düzenlenmiş olup, Hukuk Hâkimi Ceza Mahkemesinin kesinleşmiş kararları karşısında esas bakımından ilke olarak bağımsız kılınmıştır. Ceza Mahkemesince verilen beraat kararı, kusur ve derecesi, zarar tutarı, temyiz gücü ve yükletilme yeterliği, illiyet gibi esasların Hukuk Hâkimini bağlamayacağı konusunda duraksama bulunmamaktadır. Ancak, maddi olayları ve yasak eylemlerin varlığını saptayan ceza mahkemesi kararı, taraflar yönünden kesin delil niteliğini taşır. (Yargıtay HGK'nın 24/12/2014 tarih ve ve 2014/4-846 E. - 2014/1091 K.) Ceza mahkemesinin kesinleşmiş kararı ile belirlenen bu maddi olguların hukuk mahkemesi tarafından kabulü zorunludur. (Yargıtay 17. HD'nın 14/06/2016 tarih ve 2015/3502 E. - 2016/7282 K.) Eldeki davaya konu maddi olaya ilişkin yapılan ceza yargılaması sonucunda ceza davasının zamanaşımı nedeniyle düşmesine kararı verilmiş olup 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 74. maddesi gereğince ceza mahkemesinin maddi fiilin sübutuna ilişkin kararının hukuk hakimini bağlayacağı, zamanaşımı nedeniyle düşme kararının ise kesinleşmiş bir maddi fiilin sübutu niteliğinde olmadığından hukuk hakimini bağlamayacağı göz önüne alınarak, ceza mahkemesi tarafından varılan maddi kabul ile bağlı kalınmaksızın, davacının ileri sürüdüğü zarar talebi yönünden davalıların sorumluluğunun tespit için ceza dava dosyası kapsamında yer alan tüm deliller de değerlendirtilip gerekiyorsa alanında uzman bilirkişi heyetinden rapor da alınarak sonucuna göre karar verilmesi gerekir. 13. Bankalara kendi faaliyet alanlarında çeşitli imtiyazlar sağlanmış olup, bankaların da bünyelerinde topladıkları mevduatı her türlü sahteciliğe karşı özenle korumaları gerekmektedir. Açıklanan sebeplerle bankalar, bir güven kurumu olup, bu sebeple sorumluluklarının kapsamı objektif özen yükümlülüğü kapsamında ağırlaştırılmıştır. Bankalar, ağırlaştırılmış sorumluluğun bir gereği olarak objektif özen yükümlülüğü altında bulunmakta olup, buna karşılık hafif kusurlarından dahi sorumludurlar. 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 20 nci maddesinin 2 nci fıkrası (6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 18 inci maddesinin 2 nci fıkrası) gereğince; tacirin, ticaretine ait bütün faaliyetlerinde basiretli iş adamı gibi hareket etmesi lazımdır. Bankaların tacir olarak yaptığı faaliyetlerde basiretli davranma yükümlülüğü ise herhangi bir tacirden beklenen özen yükümlüğüne nazaran daha ağırdır. Birer itimat kurumu olan bankaların, topladıkları mevduatları her türlü sahteciliğe karşı özenle koruma yükümlülüğü altındadırlar. Ayrıca bankalar, adam çalıştıran sıfatı ile de sorumludur. Adam çalıştıranın sorumluluğu 818 sayılı Borçlar Kanununun 55 inci (6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 66 ncı) maddesinde “İstihdam edenlerin mesuliyeti” başlığı altında düzenlenmiştir. Bu madde gereğince adam çalıştıranlara genel nitelikte objektif bir özen yükümlülüğü yüklenmiş ve adam çalıştıranın bir özel hukuk ve bağımlılık ilişkisi içerisinde çalışanlarının kendilerine bırakılan işleri gördükleri sırada hukuka aykırı bir fiille üçüncü kişilere vermiş oldukları zarardan sorumluluğu düzenlenmiştir. Buna göre adam çalıştıranın sorumluluğu, kusursuz sorumluluk türlerinden özen sorumluluğudur. Başka bir deyişle adam çalıştıranın sorumluluğunun kaynağı, adam çalıştıranın çalışanlarını seçerken ve onları çalıştırırken çalışanlar üzerindeki denetim ve gözetim ödevini yerine getirmemesine, kanun tarafından kendisine yükletilen bu tür objektif bir ödevi ihlal etmesine dayanmaktadır. Adam çalıştıranın sorumluluğu bir kusur sorumluluğu olmadığı için sorumluluk, kendisinin veya emrinde çalışan yardımcı kişinin kusurlu olup olmamasına bakılmaksızın, kusurdan bağımsız olarak doğmaktadır. Sorumluluğun doğması için objektif özen yükümlülüğünün ihlaliyle meydana gelen zarar arasında, uygun illiyet bağının bulunması yeterlidir. 14. Mahkemece bilirkişi incelemesine başvurulduğunda; raporun, olayın özelliklerine ve uyuşmazlığın çeşidine göre yapılması gerekli olan inceleme ve değerlendirmeleri içermesi, raporda hâkimin uyuşmazlığı çözmesi için gerekli olan tüm özel ve teknik bilgilere ve açıklamalara usulünce yer vermesi, tarafların iddia, savunma ve itirazlarını gerekçeleriyle ve olayın teknik özellikleriyle tartışması, bu tartışmanın da denetime elverişli olması gerekmektedir. Bilirkişi raporunun teknik özellikleri taşımaması, denetime elverişli olmaması, mevcut bilirkişi raporları ile çelişki oluşturması ya da verilen bilgilere göre somut olayın özellikleri ve var olan teknik verilere göre kendi içinde çelişki oluşturur tarzda olması hâlinde söz konusu rapor hükme esas alınamayacaktır. Hâkim bu durumda, davayı aydınlatma yükümlülüğünün de bir gereği olarak, eksiklik veya belirsizliğin ya da çelişkilerin giderilmesi ve gerçeğin ortaya çıkarılması için bilirkişiden ek rapor almalı ya da yeni bir bilirkişi incelemesi yaptırmalıdır. Bu çerçevede; dosyaya kazandırılan bilirkişi raporu yukarıda açıklanan ilkeler ışığında yetersiz olup, meydana geldiği iddia olunan zarar nedeni ile davalıların sorumlu olup olmadığını açık olarak ortaya koyabilecek nitelikte olmadığından, denetime ve hüküm kurmaya elverişli değildir. Keza, bilirkişi heyetinde bankacı bilirkişide bulunmadığı gibi gerek rapora itirazlar gereke ceza dava doyası kapsamında düzenlen bilirkişi raporundaki tespitler yönünden davalıların sorumluluğunun tespiti konusunda yapılan araştırma eksiktir. Eksik inceleme ve araştırma ile hüküm kurulamaz. Mahkemece, bankacılık alanında uzman bilirkişilerinde de bulunduğu bilirkişi kurulundan, mutat bankacılık uygulamaları, davalı şirket yapısı, davalıların yaptıkları iş, görev alanları, yetki ve sorumlulukları, davaya konu çekler, vekalet ile davacının sahtecilik iddiaları bir bütün halinde değerlendirilmek suretiyle davalıların olay sebebi ile sorumlu ve kusurlu olup olmadıkları gösterir açıklamalı, ayrıntılı, denetime elverişli bilirkişi raporu alınarak, varsa rapora yönelik itirazlarda giderilerek, oluşacak sonuca göre usuli kazanılmış haklar da gözetilerek, tahsilde tekerrüre esas olmayacak şekilde infaza elverişli şekilde karar verilmesi gerekirken, eksik araştırma ve incelemeyle yazılı biçimde karar verilmesi doğru görülmemiştir. Bu durumda, ilk derece mahkemesince anılan eksiklikleri giderilmeden davanın esası hakkında karar verildiğinden istinaf istemine konu karara yönelik denetim yapılması mümkün değildir. O halde, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-a-4 maddesi uyarınca istinaf başvurusunun esasa ilişkin hususlar incelenmeksizin kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına ve kaldırma kararının sebep ve şekline göre sair istinaf itirazlarının incelenmesine yer olmadığına karar verilmesi gerekmiştir. H Ü K Ü M : Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacı ile davalılar .... ve ...'in istinaf başvurusunun ESASA İLİŞKİN SEBEPLER İNCELENMEKSİZİN KABULÜNE, 2-İzmir 4.Asliye Ticaret Mahkemesinin 28.12.2017 tarih 2004/607 E. - 2017/1373 K. sayılı kararının KALDIRILMASINA, 3-Dairemizin kararına uygun şekilde yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın mahal mahkemesine GÖNDERİLMESİNE, 4-İstinaf yoluna başvuranlar tarafından yatırılan istinaf karar harçlarının istek halinde kendilerine iadesine, Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-a-4 maddesi gereğince kesin olmak üzere 06.11.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.