19. Ceza Dairesi 2018/6085 E. , 2018/10711 K. "İçtihat Metni" Takvim Gazetesi’nin 20/07/2015 tarihli sayısında “Savcının Yeri” başlığı ile yayımlanan haberler nedeniyle ilgilisi ... tarafından yapılan vaki düzeltme ve cevap isteminin kabulüne dair İstanbul Anadolu 10. Sulh Ceza Hakimliğinin 25/08/2015 tarihli ve 2015/2173 değişik iş sayılı kararına karşı yapılan itirazın reddine ilişkin İstanbul Anadolu 1. Sulh Ceza Hakimliğinin 14/09/2015 tarihli ve 2015/2973 değişik iş sayılı kararı aleyhine,
**19. Ceza Dairesi 2018/6085 E. , 2018/10711 K.** **"İçtihat Metni"** Takvim Gazetesi’nin 20/07/2015 tarihli sayısında “Savcının Yeri” başlığı ile yayımlanan haberler nedeniyle ilgilisi ... tarafından yapılan vaki düzeltme ve cevap isteminin kabulüne dair İstanbul Anadolu 10. Sulh Ceza Hakimliğinin 25/08/2015 tarihli ve 2015/2173 değişik iş sayılı kararına karşı yapılan itirazın reddine ilişkin İstanbul Anadolu 1. Sulh Ceza Hakimliğinin 14/09/2015 tarihli ve 2015/2973 değişik iş sayılı kararı aleyhine, Adalet Bakanlığı'nın 14/12/2017 gün ve 11369 sayılı kanun yararına bozma istemini içeren yazısı ekindeki dava dosyası, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 22/12/2017 gün ve KYB - 2017/72369 sayılı ihbarnamesi ile dairemize gönderildiği, Dairemizin 05/04/2018 tarihli, 2018/642 E. 2018/4105 K. sayılı kararıyla, dosya içeriğinde gazete aslının bulunmadığı gerekçesiyle dosyanın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine karar verildiği, Adalet Bakanlığının 24/09/2018 tarihli 2017/11369 sayılı yazısıyla adı geçen gazetenin ilgili nüshasının dosyaya konularak dairemize gönderildiği görülmekle okundu. Anılan ihbarnamede; Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 13/02/2007 tarihli ve 2007/7-28 esas, 2007/34 sayılı kararında yer alan, “Demokratik toplumlar, temel hak ve özgürlüklere dayanan toplumlardır. Bu tür toplumlarda Devletin görevi, temel hak ve özgürlükleri korumak ve geliştirmektir. Temel hak ve özgürlükler arasında düşünce ve kanaati açıklama özgürlüğünün önemli bir yeri bulunmaktadır. Bu özgürlüğün kullanılabilmesinin en önemli yollarından birisi de basındır. Geneli ilgilendiren ya da ilgilendirmesi gereken tüm olaylar hakkında, halkı objektif ve gerçekleri yansıtacak biçimde aydınlatmak, çeşitli sorunlar üzerinde kamuoyunu düşünmeye çağıracak tarzda tartışmalar açmak, onu toplumsal ve siyasal oluşumlar üzerinde doğru ve gerçeğe uygun bilgilerle donatmak, yöneticileri eleştirmek, uyarmak ve bu yöntemlerle denetlemek, ayrıca içinde yaşadığı toplumun ve tüm insanlığın sorunları konusunda bireyi bilinçlendirmek durumunda olan basına, bu ödevlerini yerine getirirken ihtiyaç duyacağı bir kısım haklar da tanınmıştır. Bunlar; bilgi edinme, yayma, eleştirme, yorumlama ve eser yaratma haklarıdır. Temelini Anayasa’nın 28. vd. maddelerinden alan ve 5187 sayılı Basın Kanununun 3. maddesinde düzenlenen bu haklar, basın yoluyla işlenen suçlarda, hukuka uygunluk nedenlerini oluşturur. Bilgiyi yayma, eleştirme ve yorumlama haklarının kabulü için, açıklama, eleştiri veya değer yargısı biçimindeki bilginin gerçek ve güncel olması, açıklanmasında kamunun ilgi ve yararının bulunması, açıklanış şekli ile konusu arasında düşünsel bir bağ bulunması, açıklamada “küçültücü” sözlerin kullanılmaması gerekir… Yargılama konusu haber ve yorum metnindeki eleştiri ve değer yargılarının bir kısmı sert ve çarpıcı bir üslupla dile getirilmiştir. Yerleşmiş yargısal kararlarda da vurgulandığı üzere esasen, eleştirinin sert bir üslûpla gerçekleştirilmesi, kaba olması ve nezaket sınırlarını aşması, eleştirenin amacına, psikolojisine, eğitim ve kültür düzeyine bağlı bir olgudur. Ancak kabul edilmelidir ki, basın özgürlüğü, belli ölçülerde abartmayı, hatta kışkırtmaya başvurmayı da içerir. Gazetecilerin yazılarında kullandıkları deyimler “polemik” niteliğinde olsa da, nesnel bir açıklamayla desteklendiğinde, bu ifadeler asılsız kişisel saldırı olarak görülemez.” şeklindeki açıklamalar dikkate alındığında, tekzibe konu haberin niteliği itibariyle basın özgürlüğü kapsamında kaldığı gözetilmeden, itirazın kabulü yerine yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmediği, gerekçesiyle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 309. maddesi uyarınca anılan kararın kanun yararına bozulması isteminde bulunulmakla, Gereği görüşülüp düşünüldü: İfade özgürlüğü; insanın özgürce bilgi ve düşünce sahibi olabilme, zihninde oluşturduğu düşünce ve kanaatlerinden ötürü kınanmama, bunları meşru şekil ve yöntemlerle dışa vurma imkan ve özgürlüğüdür. İfadenin, genellikle dış dünyayı gören, duyan, yorumlamaya ve algılamaya çalışan bir kişi veya toplum gibi gerçek bir muhatabı, bazen de cansız varlıklar veya bizzat kendisi gibi muhatapları vardır. İfadeye anlam veren onun muhatabıdır. Basın Özgürlüğü; ifade özgürlüğünün ayrılmaz bir parçası olmak üzere, insanların bilgiye ulaşma ve fikir elde edebilme yönündeki en önemli araçlardan olan basının, yazılı, görsel veya işitsel araçlarla sunduğu ve kamu hizmetini gerçekleştirme yolunda sahip olduğu özgürlüktür. Basının, geniş imkanları olan bir organizasyon olması, ona bireylere nazaran daha büyük bir muhatap sayısı (kitlesi) sağlamaktadır. Bu nedenle basının ifade özgürlüğünü kullanırken muhatabı üzerinde yarattığı etkinin boyutları da düşünülerek yaptığı işe bir kamu hizmeti ayrıcalığı tanınmış, bu ayrıcalıkla birlikte bahşedilen güvenilirliği, yapılan işten doğan sorumluluğun da büyük olmasını beraberinde getirmiştir. Şüphesiz ifade ve basın özgürlüğü de diğer temel hak ve özgürlüklerde olduğu gibi sınırsız değildir. İfade ve Basın Özgürlüğünün sınırlanması, başta AİHS'nin 10/2. maddesi olmak üzere uluslararası ve ulusal mevzuatta düzenleme altına alınmıştır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin "ifade özgürlüğü" başlıklı 10. maddesinde; "1- Herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak, kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın ve ülke sınırları gözetilmeksizin, kanaat özgürlüğünü ve haber ve görüş alma ve de verme özgürlüğünü de kapsar. Bu madde, Devletlerin radyo, televizyon ve sinema işletmelerini bir izin rejimine tabi tutmalarına engel değildir. 2- Görev ve sorumluluklar da yükleyen bu özgürlüklerin kullanılması, yasayla öngörülen ve demokratik bir toplumda ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu güvenliğinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, gizli bilgilerin yayılmasının önlenmesi veya yargı erkinin yetki ve tarafsızlığının güvence altına alınması için gerekli olan bazı formaliteler, koşullar, sınırlamalar veya yaptırımlara tabi tutulabilir." İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi ulusal makamların bu takdir yetkisini sözleşmenin 10. maddesiyle bağdaşır şekilde kullanıp kullanmadıklarını önüne gelen davalar aracılığıyla denetlemektedir. O halde, ulusal makamlar, ifade özgürlüğünün sınırlanması ile ilgili takdir yetkilerini kullanırken; -Sınırlamanın kanunda öngörülüp öngörülmediği, açıkça tanımlanıp tanımlanmadığı, -Sınırlamanın AİHS'nin 10/2. maddesinde yazılı veya kanunda öngörülen meşru amaçlara uygun olup olmadığı, -Sınırlamanın çağdaş demokratik toplumun gereklerine uygun olup olmadığı, -Sınırlamada aşırıya gidilmemesi (orantılı ve ölçülü olunması), hususlarını gözetmek zorundadırlar. Meşru amaç deyiminden; genellikle sözleşmenin 10/2. maddesinde yazılı kamu güvenliği, toplumsal ahlak ve kişilerin itibar ve haklarının korunması gibi konularda ülkelerin kanunlarında mevcut sınırlamalar kastedilmektedir. Çağdaş demokratik toplumun gerekleri tanımı ile anlatılmaya çalışılan ise; topluma sunulan, sınırlanmaması, kınanmaması, özgür bırakılması gereken ifadenin veya haberin; toplumun ilgisini çeken, güncel ve kamunun yararını güden bir tartışmayı içermesi ile halkı kin ve düşmanığa sevketmemesi, şiddete teşvik etmemesi, nefret veya ayrımcılık içermemesi, suçu ve suçluyu övmemesi, terör veya ayrılıkçı hareketleri övmemesi, meşrulaştırıp yüceltmemesi, başkalarının kişilik haklarını, onur, şeref ve saygınlığını, hakaret, sövme veya benzer yollarla zedelememesi gibi gerekliliklerdir. Her ne kadar doktrinde bu konuda üye devletlerin aynı ölçüleri benimsemeleri gerektiği savunulmakta ise de değer yargıları ülkeden ülkeye değişmektedir. Çağdaş ülkelerin çoğunda; iftira, onur, şeref ve saygınlığı zedeleyici söz ve beyanlar, müstehcen içerikli söz, yazı, resim ve açıklamalar, savaş kışkırtıcılığı, hukuk düzenini cebir yoluyla değiştirmeye yönelen, nefret, ayrımcılık, düşmanlık ve şiddet yaratmaya yönelik olan ifadeler düşünce özgürlüğü kapsamında değerlendirilmemekte, suç sayılmak suretiyle cezalandırılmaktadırlar. Temel hak ve özgürlükler arasında düşünce ve kanaat açıklama özgürlüğünün önemli bir yeri bulunmaktadır. Bu özgürlüğün kullanılabilmesinin en önemli ve etkin yollarından birisi basındır. Basın özgürlüğü; bilgi edinme, yayma, eleştirme, yorumlama ve eser yaratma haklarını içerir. Düşünceyi açıklama ve basın özgürlüğü, onu kullananlar açısından olduğu kadar gerçekleri öğrenmek özgürlüğüne sahip kişi ve kitleler açısından da temel hak niteliğindedir (Centro Europa 7 S.R.L. ve Di Stefano, § 131). Böylelikle, basın özgürlüğü bir yönüyle halkı ilgilendiren haber ve görüşleri iletme özgürlüğüdür, diğer yönüyle ise, bu özgürlük, halkın bu bilgi ve görüşleri alma hakkıdır. Bu şekilde basın kamuoyunun bilgi edinme hakkı bakımından birincil derecede önemi bulunan “halkın gözcülüğü” ya da “kamunun (kamu düzeninin) bekçisi” görevini yapabilir. Çoğunlukçu, özgürlükçü, demokratik toplumlarda, düşünceyi açıklama özgürlüğü; sadece genel kabul gören ve zararsız veya önemsiz sayılan düşünceler yönünden değil, aynı zamanda halkın bir kısmı tarafından benimsenmeyen kural dışı, hatta rahatsız edici, endişe verici, sarsıcı düşünceler için de geçerlidir. Toplumun ve insanlığın sorunları konusunda bireyi bilinçlendirmek, doğru ve gerçeğe uygun bilgiler ile donatmak, yaşanan sorun, olay ve oluşumlar hakkında kamuoyunu nesnel bir biçimde aydınlatmak, düşünmeye yönlendirici tartışmalar açmak, yöneticileri eleştirmek, uyarmak ve bu suretle denetlemek durumunda olan basının sahip olduğu hakkı hukuka uygun bir biçimde kullandığının kabulü için; açıklama, eleştiri ve değer yargısı biçimindeki bilginin gerçek ve güncel olması, açıklanmasında kamunun ilgi ve yararının bulunması, açıklanış şekli ile konusu arasında düşünsel bağ bulunması, açıklamada küçültücü sözlerin kullanılmaması gerekmektedir. Ancak, basın özgürlüğünün bir dereceye kadar abartma hatta kışkırtmaya başvurma hakkını da içerdiği unutulmamalıdır. Basın ve diğer medya organlarının ifade özgürlüğü, kamuoyuna yöneticilerin görüş ve davranışlarını tanıtmak ve yargılamak için en iyi araçlardan birisini sunmaktadır. Şüphesiz ifade özgürlüğünü kullanan kişilerin (gazeteciler vb...) bu özgürlüğü kullanırken “görev ve sorumlulukları” da vardır. Sözleşme'nin 10. maddesinin gazetecilere tanıdığı güvence, gazetecilerin gazeteci deontolojisine saygı içinde “doğru ve güvenilir” bilgiler sunmaları anlamında iyi niyetle hareket etmeleri koşuluna bağlıdır (Goodwin, § 39; Mc Vicar, § 83-86; Colombani, § 65). Basın özgürlüğü ile kişilik değerlerinin karşı karşıya geldiği durumlarda; hukuk düzeninin çatışan iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Bu iki değerden birinin diğerine üstün tutulması gerektiği, bunun sonucunda da, daha az üstün olan yararın daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında o olayda ve o an için korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir. Bunun için temel ölçüt kamu yararıdır. Gerek yazılı ve gerekse görsel basın bu işlevini yerine getirirken, özellikle yayının gerçek olmasını, kamu yararı bulunmasını, toplumsal ilginin varlığını, konunun güncelliğini gözetmeli, haberi verirken özle biçim arasındaki dengeyi de korumalıdır. Yine basın, objektif sınırlar içinde kalmak suretiyle yayın yapmalıdır. O anda ve görünürde var olup da sonradan gerçek olmadığı anlaşılan olayların yayınından da basın sorumlu tutulmamalıdır. Ülkemizde temel hak ve özgürlüklerin, dolayısıyla ifade ve basın özgürlüğünün de sınırlanmasında esas alınması gereken kurallar başta 13. maddesi olmak üzere Anayasa'da düzenlenmektedir. Buna göre temel hak ve hürriyetler; - Özlerine dokunulmaksızın - Yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak - Ancak kanunla sınırlanabilir. - Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz. Ancak olağanüstü hal, sıkıyönetim veya savaş halinde dahi kişilerin sert çekirdek hakları olan; yaşama hakkına, maddi ve manevi varlığının bütünlüğüne dokunulamaz, kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz, suç ve cezalar geçmişe yürütülemez, suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz. T.C. Anayasası'nın "Düzeltme ve cevap hakkı" başlıklı 32. maddesi; "Düzeltme ve cevap hakkı, ancak kişilerin haysiyet ve şereflerine dokunulması veya kendileriyle ilgili gerçeğe aykırı yayınlar yapılması hallerinde tanınır ve kanunla düzenlenir. Düzeltme ve cevap yayımlanmazsa, yayımlanmasının gerekip gerekmediğine hâkim tarafından ilgilinin müracaat tarihinden itibaren en geç yedi gün içerisinde karar verilir." , 5187 sayılı Kanun'un "düzeltme ve cevap" başlıklı 14. maddesi; "Süreli yayınlarda kişilerin şeref ve haysiyetini ihlâl edici veya kişilerle ilgili gerçeğe aykırı yayım yapılması halinde, bundan zarar gören kişinin yayım tarihinden itibaren iki ay içinde göndereceği suç unsuru içermeyen, üçüncü kişilerin hukuken korunan menfaatlerine aykırı olmayan düzeltme ve cevap yazısını; sorumlu müdür hiçbir düzeltme ve ekleme yapmaksızın, günlük süreli yayınlarda yazıyı aldığı tarihten itibaren en geç üç gün içinde, diğer süreli yayınlarda yazıyı aldığı tarihten itibaren üç günden sonraki ilk nüshada, ilgili yayının yer aldığı sayfa ve sütunlarda, aynı puntolarla ve aynı şekilde yayımlamak zorundadır..." ve "...Düzeltme ve cevabın birinci fıkrada belirlenen süreler içinde yayımlanmaması halinde yayım için tanınan sürenin bitiminden itibaren, birinci fıkra hükümlerine aykırı şekilde yayımlanması halinde ise yayım tarihinden itibaren onbeş gün içinde cevap ve düzeltme talep eden kişi, bulunduğu yer sulh ceza hâkiminden yayımın yapılmasına veya bu Kanun hükümlerine uygun olarak yapılmasına karar verilmesini isteyebilir. Sulh ceza hâkimi bu istemi üç gün içerisinde, duruşma yapmaksızın, karara bağlar..." hükümlerini amirdir. Hal böyleyken, kendisinden düzeltme ve tekzip metni talep edilen mahkemece yapılması gereken, öncelikle tekzip metni yayınlanması talebiyle gelen dosyada mevcut haberin, (içeriğinde hakaret, iftira veya tehdit gibi başkaca atıflarda bulunulmasa, suç unsuru içermese bile) 5187 sayılı Basın Kanunu'nun 14. maddesi kapsamında "...kişilerin şeref ve haysiyetini ihlâl edici veya kişilerle ilgili gerçeğe aykırı yayım yapılıp yapılmadığı.."nın tespit edilmesi, bu yönde ifadeler yoksa talebin reddi, bu yönde bir ihlal varsa o halde haberde ikincil inceleme konusu olan hukuka uygunluk nedeninin olup olmadığıyla, haberin "ifade ve basın özgürlüğü" kapsamında kalıp kalmadığının değerlendirilmesidir. 5187 sayılı Basın Kanunu'na göre, tekzip metni kararının alınması ve tekzibin yayınlanmasının sıkı şekil şartları ve kurallarına bağlanmasının amacı, kişinin haklarını ihlal ettiği okunduğu anda belli olan haberlerin acele biçimde haberi veren kişi tarafından geri alınması, düzeltilmesi ve saldırının daha fazla mağduriyete neden olmamasıdır. Bu hususta mahkemece verilecek kararda, haber içeriğinden açıkça anlaşılmıyorsa ayrıntılı şekilde haberin suç oluşturup oluşturmadığıyla ilgili bir inceleme veya değerlendirme yapılmasına gerek yoktur. Kişilerin şeref ve haysiyetini ihlal eden deyiminden; haberde, üstü örtülü de olsa toplumun geneli tarafından açıkça anlaşılabilen bir muhatabı olan bir kişi hakkında, hakaret, sövme gibi bir ifade, habere konu olan kişiden beklenmeyen ve toplumun değerleri karşısında kınanan bir eylem isnadı veya kişinin toplum içinde sahip olduğu şöhreti sarsacak, kişiyi açıkça küçük düşürücü ifadeler kullanılması, gerçeğe aykırı yayım deyiminden ise; okunduğu anda toplumun geneli tarafından bilinen, maddi gerçeklerle ilgisi olmadığı açıkça anlaşılabilen olgu ve eylemlerin habere konu olan kişi tarafından gerçekleştirildiğine dair haberler anlaşılmalıdır. Haberin gerçekliği, sadece haberin yapıldığı anda bilinen ve görünen maddi gerçekliğe göre değil, toplumun bilgi birikimi, duyarlılık düzeyi ve ilgi alanlarına, toplum hafızasındaki yanılgılı veya yönlendirilmiş algıya göre de değişir. Toplumun genelinin hafızasında, haberin yapıldığı sırada dünya ve ülke genelinde gerçek olduğu bilinen, yaşandığı varsayılan maddi olgulara ve konjonktüre bağlı olarak haberin gerçekliği de değişebilir. Basın özgürlüğü, kişilerin zaten bildiği gerçeklerle değil, henüz öğrenmediği, öğrenilmesinde kamu yararı olan gerçekleri kişilere sunmakla eşdeğer bir görev de görür. Yukarıdaki genel açıklamalar ışığında kanun yararına bozmaya konu dosyadaki somut olay değerlendirildiğinde; AİHS'nin 10/2. maddesi, ifade özgürlüğünün hangi durumlarda sınırlandırılabileceğine ilişkindir. Buna göre ifadenin sahibine ve dolayısıyla basına özgürlük tanıdığı gibi bir takım görev ve sorumluklular da yükleyen bu özgürlüklerin kullanılması; - Ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu güvenliğinin korunması, - Kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, - Sağlığın ve ahlakın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, - Gizli bilgilerin yayılmasının önlenmesi, - Yargı erkinin yetki ve tarafsızlığının güvence altına alınması amacıyla, gerekli olan bazı formaliteler, koşullar, sınırlama veya yaptırımlara tabi tutulabilir. Uyuşmazlığa konu olayda, mahkemece verilen düzeltme ve cevap metni yayımlanması kararının, sözleşmede yer alan "kişilerin şöhret ve haklarının korunması" tanımından bağımsız ele alınarak değerlendirilmesi mümkün değildir. Kişilerin şöhret (itibar) ve haklarının korunması nedeniyle ifade ve basın özgürlüğünün sınırlandırılması, AİHM'in başta Axel Springer AG/Almanya davası olmak üzere, emsal kararlarında; - Basında yer alan haber veya yazının, genel kamu yararı güden bir tartışmaya katkıda bulunup bulunmadığı, - Söz konusu edilen kişinin toplumda ne kadar iyi tanındığı (ünlülük derecesi) ve kişi hakkında aktarılan konu (mesleği/özel hayatı), - Kişinin daha önceki davranışlarının yapılan habere katkısı ve toplumun algısına etkisi, - Bilgiyi elde etmek için toplumca (sıklıkla) kullanılan yöntem(ler), - Aktarılan haberin içeriği, aktarma biçimi, doğruluğu ve toplum üzerindeki etkileri, - Haber nedeniyle basına uygulanan yaptırım türü (orantılılığı), gibi kriterlerin bir arada değerlendirilmesi suretiyle ortaya konulmaktadır. Buna göre, mahkeme içtihatlarında genellikle, sıradan insanların kamu görevlilerine göre, kamu görevlilerinin ise kamuya mal olmuş sanatçı, iktidar (hükümet) ve siyasetçilere göre daha fazla korunmaya ihtiyacı olduğu kabul edilmiştir. Ancak siyasetçi dahi olsa, bazı durumlarda kişi haklarına getirilen bu korumanın basına sınırsız bir özgürlük vermediği de unutulmamalıdır (Von Hannover/Almanya). Takvim gazetesinin 20.07.2015 tarihli nüshasının 1. Sayfasında, hakkında yolsuzluk iddiası bulunan bir belediye başkanıyla başvuran kişinin eskiden birlikte çektirdiği bir fotoğrafın altında ilgili belediye başkanı hakkındaki şikayetlerde menfaat karşılığı takipsizlik kararı verdiği iddia edilen bir savcının suç oluşturduğu iddia edilen eylemleri, devam eden 12. sayfadaki haberde ise aynı belediye başkanı için Yargıtay'da görülen dosyalarda menfaat karşılığı lehe karar verildiği, bu kararları veren daire başkanının başvuran kişinin yeğeni olması nedeniyle bir rezidansın başvuran kişiye verildiği ve belediyenin sergi salonlarındaki resim sergileri nedeniyle başvuran kişiye belediye bütçesinden haksız menfaat temin edildiği gibi suçlamalar yer almaktadır. Basın özgürlüğü, şüphesiz kaynak gösterme yükümlülüğü olmaksızın, siyasetçiler veya kamu görevlileri hakkında, meslek veya görevlerinden dolayı ortaya çıkan yolsuzluk iddiaları hakkında haber yapma özgürlüğünü de içermektedir. Ancak siyasetçilerin özel hayatlarına ilişkin haberlerde dahi mutlak ve sınırsız olmayan basın özgürlüğü, siyasetçi olmayan sıradan insanların meslekleri, kazancı veya haklarında başlatılan soruşturmalar dolayısıyla yapılan haberlerde kişilerin itibarını zedelememek, masumiyet karinesine gölge düşürmemek ve kişilerin temel haklarını ihlal etmemek gibi yükümlülüklerle de donatılmıştır. Kanun yararına bozmaya konu edilen somut olayda, bir yargı mensubunun yeğeni olması dolayısıyla, başvuran kişinin yolsuzluğa aracılık ettiği ve bizzat yolsuzluk yaptığı iddiasıyla yapılan haberin, başvuran hakkında henüz ortada somut bir delil veya açılmış bir kamu davası yokken, başvuranın kişilik haklarını, masumiyet karinesi ihlal ettiği, isim ve fotoğrafının bu haberle birlikte açıkça yayımlanmasının ise kişinin temel hak ve özgürlüklerine aykırı olduğu gerekçesiyle verilen düzeltme ve cevap metni yayımlanması kararının; başvuran kişinin, haberin asıl muhatabı olan belediye başkanı, hakim veya savcılar gibi bir ünlülük derecesinin, siyasetçi veya kamu görevlisi gibi bir vasfının olmaması karşısında, adı geçen gazetenin basın özgürlüğünü AİHS'de yer alan kişinin şöhret ve haklarının korunması meşru nedeniyle ve AİHM kararlarındaki kriterlere uygun olarak sınırlandırdığı, dolayısıyla muhatabının itibarını toplum önünde zedeleyen bir haber olarak yorumlanması gereken bu haberin basın özgürlüğü kapsamında yorumlanamayacağı anlaşılmakla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma istemine dayanan ihbarname içeriği, yukarıda yazılı nedenlerle yerinde görülmediğinden kanun yararına bozma talebinin REDDİNE, 22/10/2018 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.