(Kapatılan)14. Hukuk Dairesi 2006/5260 E. , 2006/6055 K. "" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 08.06.2004 gününde verilen dilekçe ile tapuda vakıf şerhinin terkini istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 05.04.2005 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı ... vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıt…
**(Kapatılan)14. Hukuk Dairesi 2006/5260 E. , 2006/6055 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 08.06.2004 gününde verilen dilekçe ile tapuda vakıf şerhinin terkini istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 05.04.2005 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı ... vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü: K A R A R Dava, tapu kaydındaki vakıf şerhinin silinmesi istemine ilişkindir. Mahkemece, dava kabul edilmiş, hükmü davalı ... temyiz etmiştir. Kural olarak; Yargıtay İçtihatları Birleştirme Genel Kurulunun 2.4.2004 tarih ve 2003/1 Esas, 2004/1 Karar sayılı İçtihadı uyarınca “vakıf şerhinin tapu sicilinden silinmesi ya da tapu siciline yazılmasına ilişkin istemleri içeren davalarda 3402 sayılı Kadastro Kanununun 12/3 maddesinde öngörülen on yıllık hak düşürücü sürenin uygulanması...” gerekir. Buna göre, vakıf şerhi kesinleşen kadastro tesbitinden sonra on yıllık hak düşürücü sürenin geçirilmesine müteakip yazılmış ise, silinme (terkin) istemi başka bir inceleme gerekmeden kabul edilmelidir. Ancak; vakıf şerhi on yıllık süre geçirilmeden sicile yazılmış ve bu şerhin silinmesi istenmişse, vakfın türü ile tavize tabi olup olmama yönünden araştırma ve inceleme yapılması zorunludur. Somut olayda;uyuşmazlık konusu 166 ada 8 parsel sayılı taşınmazın 22,26 ve 300 sayılı parsellerden geldiği anlaşılmaktadır. Anılan parsellerin tapulama tespiti 1958 yılında yapılmıştır. İncelen tespit tutanaklarında “....Vakfı” şerhi bulunduğundan burada 02.04.2004 tarih ve 1/1 sayılı Yargıtay İçtihatları Birleştirme Genel Kurulu kararında belirlenen 10 yıllık hak düşürücü sürenin uygulama yeri yoktur. Bu tür davalarda vakıf türünün saptanması ve belirlenen vakıf türüne göre çekişmeli parselle de vakfın bir hakkının kalıp kalmadığının, taviz bedeli ödenip ödenmeyeceğinin vakıf şerhinin doğrudan kaldırılması gerekip gerekmediği hiçbir kuşkuya yer bırakmadan saptanması gerekir. Uygulamada; önemli olan vakıf ismi değil, niteliğinin aşağıda gösterildiği biçimde belirlenmesidir. Vakfiye kapsamındaki her taşınmazın coğrafi konumu ve hukuki durumları ayrı ayrı olacağından dava konusu parselle vakfiyenin keşif yapılarak bağlantısı sağlanmadan bir başka dava sebebiyle alınan rapor emsal sayılamaz. Kaldı ki, uygulama aynı vakfiye kapsamındaki bir kısım yerlerin sahih, bir kısım yerlerinde gayrisahih kabilinden vakıf olabileceğini ortaya koymuştur.