DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU 2022/3535 E. , 2024/1477 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU Esas No : 2022/3535 Karar No : 2024/1477 TEMYİZ EDEN (DAVALI) : ... Kurulu VEKİLİ : Av. ... KARŞI TARAF (DAVACI) : ... İSTEMİN KONUSU : Danıştay Beşinci Dairesinin 26/05/2022 tarih ve E:2017/4795, K:2022/3764 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İli
DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU 2022/3535 E. , 2024/1477 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU Esas No : 2022/3535 Karar No : 2024/1477 TEMYİZ EDEN (DAVALI) : ... Kurulu VEKİLİ : Av. ... KARŞI TARAF (DAVACI) : ... İSTEMİN KONUSU : Danıştay Beşinci Dairesinin 26/05/2022 tarih ve E:2017/4795, K:2022/3764 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ... tarih ve ... sayılı kararı ile bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin aynı Kurulun ... tarih ve ... sayılı kararının iptali, bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı mali ve sosyal hakların yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir. Daire kararının özeti: Danıştay Beşinci Dairesinin 26/05/2022 tarih ve E:2017/4795, K:2022/3764 sayılı kararıyla; Davalı idarenin usule ilişkin itirazları yerinde görülmeyerek işin esasına geçilmiş, "Maddi Olay ve Hukuki Süreç" ile "İlgili Mevzuat"a yer verilmiş; "Yargılamada İzlenen Usul ve Süreç", "FETÖ'ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler", "Demokratik Anayasal Düzene Sadakat Yükümlülüğü", "Dava Konusu Edilen Kararların Hukuki Niteliği" başlıkları altında genel; "Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi" başlığı altında hem genel hem de davacıya özel değerlendirmelerde bulunularak, Davacı Yönünden Yapılan Değerlendirmede; Davacı hakkında Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme ve silahlı terör örgütüne üye olma suçundan açılan adli soruşturma sonucunda ... Cumhuriyet Başsavcılığının ... tarih ve Sor. No:..., K:... sayılı kararıyla kovuşturma yapılmasına yer olmadığına karar verildiği ve anılan kararın 17/01/2019 tarihinde kesinleştiği, Davacı hakkındaki tanık beyanları yönünden, davacının FETÖ terör örgütü içerisinde yer aldığını ve 2014 yılı HS(Y)K seçimlerinde örgütün sözde bağımsız adaylarını desteklediğini ve örgütsel amaçlarla örgüt üyeleriyle birlikte hareket ettiğini ortaya koyacak nitelikte olmadığı anlaşılan tanık beyanlarının, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakını ortaya koyan bir delil olarak değerlendirilmediği, HTS kaydı yönünden, söz konusu görüşmelerin örgütsel saikle yapıldığını gösterir nitelikte somut herhangi bir veri, tanık beyanı ya da başkaca bilgi ve belgenin dosya kapsamına sunulmadığı görüldüğünden, söz konusu hususun, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakını ortaya koyan bir delil olarak değerlendirilmesinin mümkün bulunmadığı sonucuna varıldığı, Davacıyla ilgili soruşturma bilgisi yönünden; Dairelerince verilen 04/03/2021 tarihli ara kararına davalı idare tarafından verilen 25/05/2021 tarihli cevapta, davacı hakkında Hâkimler ve Savcılar Kurulu ... Dairesinin ... esas sayılı (Hâkimler ve Savcılar Kurulu ... Dairesinin .. sayılı) disiplin dosyası dışında FETÖ/PDY örgütü ile bağlantılı olarak yürütülen veya sonuçlandırılan başka idari soruşturma bulunmadığının belirtildiği, öte yandan bu disiplin soruşturması kapsamında davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisakı ve irtibatına ilişkin varsa elde edilen bilgi ve belgelerin neler olduğu ortaya konulmadığından, söz konusu soruşturmanın davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisakı ve irtibatı bulunup bulunmadığının değerlendirilmesinde dikkate alınmadığı, Sosyal çevre bilgileri yönünden, Dairelerinin ara kararı ile davalı idareye davacı hakkında sosyal çevre araştırmaları sonucunda elde edilen bilgi ve belgelerin neler olduğunun sorulduğu, davalı idarece söz konusu ara kararına verilen 25/05/2021 tarihli cevapta, davacı hakkında sosyal çevre araştırmaları sonucunda elde edilen bilgi ve belgelerin, gerek davacının görev yaptığı mahalden gerekse diğer kurumlardan intikal eden ve işlem tesisinde Kurul kanaatinin oluşmasına destek olan her türlü veri ve bilgiler olduğunun belirtildiği görülmekle birlikte, anılan veri ve bilgilerin davalı idarece dava dosyasına somut bir şekilde sunulmadığının anlaşıldığı; netice itibarıyla, davacı hakkında somut bir tespiti içermeyen sosyal çevre bilgilerinin, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakını ortaya koyan delil olarak değerlendirilmesinin mümkün bulunmadığı belirtilerek, Dosyada bulunan bilgi ve belgeler ile kararda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde, davalı idarece bakılmakta olan dosyada davacının terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplarla iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğuna ilişkin yeterli delil sunulmadığı, sunulan delillerin ise davacının iltisakı veya irtibatını ortaya koyacak yeterlilikte ve nitelikte olmadığı, ayrıca ilgili kamu kurumları ve özel kuruluşlarca Dairelerinin 04/03/2021 tarihli ara kararına verilen cevaplarda da davacının iltisakını ve/veya irtibatını ortaya koyan herhangi bir bilgi ve belgenin bulunmadığının anlaşıldığı, Bu nedenle, davacının FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle tesis edilen dava konusu kararlarda hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna varıldığı, Dava konusu kararlarda hukuka uyarlık görülmediğinden, davacının bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı mali ve sosyal haklarının davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin işlemin tesis edildiği tarihten itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte ödenmesi gerektiği, Öte yandan, davalı idarece, davacının FETÖ ile iltisak ve irtibatını ortaya koyacak nitelikte delillerin tespit edilmesi halinde yeniden işlem tesis edilebileceği gerekçesiyle, Dava konusu kararların iptaline ve davacının bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı mali ve sosyal haklarının meslekten çıkarılmasına karar verildiği tarihten itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmiştir. TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davalı idare tarafından, usule ilişkin itirazlarının karşılanmadığı, dava konusu işlemin bir disiplin işlemi olmadığı, Dairece davacının FETÖ/PDY silahlı terör örgütüyle irtibat ve iltisaklı olduğu noktasında katı bir bakış açısıyla sonuca varıldığı, davacının hâkimlik ve savcılık mesleğinde kalmasının uygun olup olmaması yönünden yapılan değerlendirmede sübut derecesinin aranmasının usul ve yasaya aykırılık oluşturduğu; Dairenin FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile iltisak ve irtibatları nedeniyle meslekten çıkarılmalarına karar verilen hâkim ve savcılar tarafından açılan davalarda verdiği bir kısım ret kararlarında yer alan değerlendirmeler ile işbu dosyadaki gibi verilen iptal kararlarının gerekçelerinde ciddi çelişkiler bulunduğu; davacı hakkındaki tanık beyanları ve davacının cep telefonuna ait HTS kayıtlarının incelenmesi sonucunda haklarında FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyesi oldukları isnadıyla işlem yapılan çok sayıda kişiyle görüşmelerinin olduğunun tespit edilmiş olması hususları birlikte değerlendirildiğinde, Kurulda davacının FETÖ/PDY terör örgütüyle iltisaklı veya irtibatlı olduğu yönünde kanaat oluştuğu; davacı hakkındaki kovuşturma yapılmasına yer olmadığına dair karar dava konusu işlemi kusurlandırmadığından, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisaklı veya irtibatlı olup olmadığına dair uyuşmazlığın dosya içerisindeki tüm bilgi ve belgeler incelenerek ve resen araştırma ilkesi uyarınca gerekli araştırmalar yapılarak sonuçlandırılması gerektiği; 667 sayılı KHK ve 6749 sayılı Kanun uyarınca meslekten çıkarılan yargı mensuplarının 685 sayılı KHK kapsamında Danıştayda açtıkları davalardaki parasal-özlük hak, maddi/manevi tazminat ve faiz talepleri yasal dayanaktan yoksun olduğundan reddi gerektiği, söz konusu parasal/özlük hak ve faiz taleplerinin dava tarihinden itibaren dikkate alınabileceğine dair yerleşik Danıştay içtihatlarına aykırı taleplerin kabulünün mümkün olmadığı, dava konusu işlemde herhangi bir hukuka aykırılık bulunmadığından, parasal hak, maddi ve manevi tazminat ile faiz taleplerinin de reddi gerektiği ileri sürülmektedir. KARŞI TARAFIN SAVUNMASI: Davacı tarafından, aleyhinde beyanda bulunan tanık ifadelerinin birbirini tutmadığı ve kendi içinde çelişkiler içerdiği, tanıkların bir yandan tarafının asosyal olduğunu belirtirken bir yandan da ihraç edilen hakim ve savcılarla samimiyet kurduğunu beyan ettiği, hakkında açılan adli soruşturma sonucunda verilen kovuşturmaya yer olmadığı kararında geçen HTS kayıtlarında yer alan görüştüğü kişilerin aynı adliyede çalıştığı hakim ve savcılar olduğu belirtilerek temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'IN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi ile Daire kararının onanması gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Kurulumuzun 27/12/2023 tarihli ara kararına davalı idarece verilen cevaba ilişkin bilgi ve belgelerin dosyaya sunulması üzerine, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, dosya tekemmül ettiğinden davalı idarenin yürütmenin durdurulması istemi hakkında ayrıca bir karar verilmeksizin gereği görüşüldü: HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Danıştay dava dairelerinin nihai kararlarının temyizen incelenerek bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan; "a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması, b) Hukuka aykırı karar verilmesi, c) Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması" sebeplerinden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. Öte yandan, parasal hakların ödenmesinde, davacının meslekten çıkarıldığı tarihten, iptal kararı uyarınca mesleğe iade edildiği tarih arasında geçen dönemde varsa tespit edilecek çalışmaları karşılığında edindiği gelirin mahsup edilmesi gerektiği tabiidir. KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle; 1. Davalı idarenin temyiz isteminin reddine, 2. Yukarıda özetlenen gerekçeyle dava konusu kararların iptaline, davacının bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı mali ve sosyal hakların meslekten çıkarılmasına karar verildiği tarihten itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine ilişkin Danıştay Beşinci Dairesinin temyize konu 26/05/2022 tarih ve E:2017/4795, K:2022/3764 sayılı kararının ONANMASINA, 3. Kesin olarak, 11/09/2024 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi. KARŞI OY X- Dava; FETÖ/PDY örgütü ile iltisak ve irtibatı sabit görülen davacının; yargıya mensubiyetinin uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin işlemin iptali ve bu işlem nedeniyle yoksun kaldığı mali ve sosyal hakların yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılmıştır. Anayasa'nın 138. maddesinde, hâkimlerin bağımsızlığı vurgulanmış ve vicdani kanaatlerine göre hüküm vermeleri gerektiği belirtilmiş, hiçbir organ veya kişinin mahkemelere veya hâkimlere emir veya talimat veremeyeceği, genelge gönderemeyeceği veya tavsiye ve telkinde bulunamayacağı vurgulanmıştır. 139. maddesinde ise hâkim ve savcıların görevlerinin sona ermesi sonucunu doğuran işlemler, disiplin cezaları ve meslekte kalmalarının uygun olmadığı yönünde verilen kararlar olarak ikiye ayrılmıştır. 24/02/1983 tarih ve 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun "Hâkimlik ve savcılık görevlerinin sona ermesi" kenar başlıklı 53. maddesinde de disiplin cezası niteliğindeki meslekten çıkarma işlemi ile hâkimlik ve savcılık görevinin sona ermesi sonucunu doğuran diğer işlemler ayrı ayrı belirtilmiştir. Dolayısıyla 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi uyarınca hâkim ve savcıların meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararların, bu kişilere disiplin cezası verilmesine ilişkin kararlardan ayrı nitelikte olduğu konusunda duraksama bulunmamaktadır. 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi uyarınca terör örgütlerine veya MGK'ca Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen yargı mensuplarının, "meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına" ilişkin kararlar, adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapıların kamu kurum ve kuruluşlarındaki varlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan "olağanüstü tedbir" niteliğindedir. Bu kapsamda, ülkenin içinde bulunduğu tehdidin ortadan kaldırılması ve bozulan kamu düzeninin ivedi şekilde yeniden tesis edilmesi amacıyla 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi ile "terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen" üstün kamu gücü yetkisi kullanma ayrıcalığına sahip bu kişiler hakkında uygulanmak üzere olağan dönemdeki yaptırımlardan farklı olarak olağanüstü nitelikte yeni bir tedbir getirilmiştir. Terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibat, anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan ve hâkim ve savcılar hakkında bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanmasını gerektiren hâllerdir. Yukarıda yer verilen yapılara üyelik ve mensubiyet olmasa da bu yapılara iltisaklı veya bunlarla irtibatlı bulunulması hâli de anılan tedbirin uygulanabilmesi için yeterlidir. Nitekim davalı idare, yargı mensupları hakkında aldığı meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararları, anılan yargı mensuplarının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisaklarının sabit olduğu gerekçesiyle tesis etmiştir. Anayasa Mahkemesi 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında iltisaklı kavramını "kavuşan, bitişen, birleşen", irtibatlı kavramını ise "bağlantılı" olarak tanımlamıştır. Bu kavramlar ile kişilerin cezai sorumluluğunu gerektiren örgüte üyelik ve mensubiyet kavramlarına nazaran terör örgütleri ile daha az yoğun ve atipik bir bağlantının vurgulandığı açıktır. Bu kapsamda kişilerin terör örgütleri ile irtibat ve iltisaklarının ortaya konulabilmesi için, örgütün amaçlarının gerçekleştirilmesi ya da örgütten yarar sağlamak maksadıyla gerek örgütten gelen talimatlar doğrultusunda gerekse inisiyatif alarak bulundukları hal ve hareketler neticesinde örgüte veya kendilerine yarar sağladıkları ya da örgüt ile amaç birliği veya sosyal birliktelik görünümü içinde oldukları yönünde kanaat oluşması yeterli olacaktır. Bu bağlamda, üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan yargı mensupları yönünden örgüt ile irtibat ve iltisak hususu değerlendirildiğinde, yetki ve nüfuzlarını kullanarak örgütün amaçlarını gerçekleştirmesi için ya da örgütün talimatları doğrultusunda kendilerine veya başkalarına yarar sağlamak için birtakım hal ve hareketlerde bulunmak suretiyle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüklerini ihlal ettikleri yönünde bir kanaat oluşması halinde örgüt ile irtibat ve iltisaklarının bulunduğunu söylemek mümkün olacaktır. Dava dosyasında mevcut bilgi ve belgelerin incelenmesinden; Yargı mensubu olarak görev yapan ve ifadesine başvurulan G.T.'ye ait, HSK Müfettişlerince düzenlenen 20/03/2017 tarihli tanık ifade tutanağı; "... Hakim ...’ı Kırşehir adliyesinde birlikte çalışmamızdan dolayı tanıyorum. Kendisi pek sosyal birisi değildi. YBP'ye oy verdim diyorsa yalan söylüyordur. R.K. Bey YBP toplantısı için Kırşehir’e geldiğinde KPSS’de kopya soruşturması ile ilgili paralel yapının yapmış olduğu usulsüzlükleri anlatırken birden bire ...’ın ayaklarını yere vurarak tepki ile "ben gidiyorum duruşmam var diyerek" toplantıdan ayrılıp gittiğini hatırlıyorum. Küçük bir mekanda gerçekleşen sohbet esnasında yadırganacak şekilde yapılan bu davranışa anlam verememiştim. ... dışa kapalı bir bayandı.." Yargı mensubu olarak görev yapan ve ifadesine başvurulan M.K.'ya ait, HSK Müfettişlerince düzenlenen 23/03/2017 tarihli tanık ifade tutanağı; “... 2014 HSYK seçim döneminde ben ve şu an Yüksekova Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı olan hakim S.I. gönüllü olarak YBP için aktif seçim çalışması yapıyorduk. ... seçim döneminden önceki süreçte hemen hemen tüm Kırşehir hakim ve savcılarına oldukça mesafeli dururken her nedense seçim dönemi ile birlikte Fetö irtibatı iltisakı nedeniyle meslekten ihracı yapılan o dönemki hakim savcılarla iletişimini artırmıştı. Artık birbirlerinin odalarına gidip gelir olmuşlardı. Daha da enteresanı ...’ın bu guruptaki hakim savcıların bir kısmıyla gün parası adı altında etkinlik düzenlediğini ve bunu kendisinin organize ettiğini müşahede ettim. ...’ın eşi savcı F.U.’da o malum gurubun içerisinde hareket ediyordu. Tüm seçim dönemi boyunca ne yanımıza geldiler, ne de bir selam verdiler. ...’ın seçim dönemi boyunca YBP’nin düzenlediği hiçbir etkinliğe katılmadığını biliyorum. Ben, ...’ın 2014 HSYK seçimi sürecindeki tutum ve davranışları, bağımsız görünümlü adayları destekleyen ve daha sonda Fetö irtibatı, iltisakı nedeniyle meslekten ihracı yapılan hakim ve savcılarla birlikte hareket etmesi, o ölçüde de bizden uzak durması hususlarını birlikte değerlendirdiğimde, ...’da Fetö irtibatı, iltisakı olabileceği kanaati taşıyorum. ..." şeklindedir. Yukarıda yer verilen tanık beyanları incelendiğinde, davacının seçim dönemi ile birlikte Fetö ile irtibatı iltisakı nedeniyle meslekten ihracı yapılan o dönemki hakim savcılarla iletişimini arttırdığı, birbirlerinin odalarına gidip gelir oldukları, davacının bu gruptaki hakim savcıların bir kısmıyla gün parası adı altında etkinlik düzenlediği ve bunu kendisinin organize ettiği, tüm seçim dönemi boyunca YBP’nin düzenlediği hiçbir etkinliğe katılmadığı, KPSS’de kopya soruşturması ile ilgili paralel yapının yapmış olduğu usulsüzlükleri anlatılırken davacının birden bire ayaklarını yere vurarak tepki ile "ben gidiyorum duruşmam var diyerek" toplantıdan ayrılıp gittiği hususları birlikte değerlendirildiğinde, davacının FETÖ ile iltisak ve irtibatının bulunduğu sonucuna varılmış olup, üstün bir kamu gücü niteliğindeki yargı yetkisini kullanan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığı anlaşıldığından, meslekten çıkarılmasına ilişkin Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun dava konusu kararlarında hukuka aykırılık bulunmadığından davanın reddi gerekmekte iken, aksi bir gerekçe ile işlemleri iptal eden Daire kararında hukuki isabet görülmemiş olup; davalı idarenin temyiz isteminin kabulü ve Daire kararının bozulması gerektiği oyuyla, karara katılmıyoruz.