10. Hukuk Dairesi 2012/16635 E. , 2012/20435 K. Mahkemesi :Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi No :92-11 İşkazası sonucu ölen sigortalının hak sahiplerine yapılan sosyal sigorta yardımlarınının tazmini davasının yapılan yargılaması sonunda; ilamda yazılı nedenlerle gerçekleşen davanın kabulüne ilişkin hükmün süresi içinde temyizen incelenmesi davacı ve davalılardan Türkiye Taş Kömürü Gen. Müd. avukatlarınca istenilmesi ve davalı ... Gen. Müd. avukatınca da duruşma talep edilmesi üzer…
**10. Hukuk Dairesi 2012/16635 E. , 2012/20435 K.** **"İçtihat Metni"** Mahkemesi :Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi No :92-11 İşkazası sonucu ölen sigortalının hak sahiplerine yapılan sosyal sigorta yardımlarınının tazmini davasının yapılan yargılaması sonunda; ilamda yazılı nedenlerle gerçekleşen davanın kabulüne ilişkin hükmün süresi içinde temyizen incelenmesi davacı ve davalılardan Türkiye Taş Kömürü Gen. Müd. avukatlarınca istenilmesi ve davalı ... Gen. Müd. avukatınca da duruşma talep edilmesi üzerine, dosya incelenerek, işin duruşmaya tâbi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 06.11.2012 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmiştir. Duruşma günü duruşmalı temyiz eden davalı ... Gen. Müd. Adına Av. ... ile karşı taraf adına Av. ... geldiler. Diğer davalı adına kimse gelmedi. Duruşmaya başlandı. Hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek aynı günde Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi. 1-Davalı... Kömür İşl. Mad. Ür. Paz. Tic. Ve San. Ltd. Şti.’nin karar başlığında ünvanının “... Kömür İşl. Mad. Ür. Paz. Tic. Ve San.” olarak gösterilmesi 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun. 304. Maddesi kapsamında maddi yazım hatası olup, bu hususun mahkemesince düzeltilmesinin mümkün olmasına göre bozma nedeni sayılmamıştır. 2-Davalılardan TTK Genel Müdürlüğü’ne ait ruhsatlı sahada rödovans işletmeciliği yapan... Kömür İşl. Mad. Ür. Paz. Tic. Ve San. Ltd. Şti.’ne ait yeraltı taşkömürü işletmesinde hafta tatilinin yapıldığı 07.07.2006 günü, denetim amacıyla ocağa giren şirket ortağı ve müdürü ... ile nezaretçi maden mühendisi ...’in meydana gelen grizu patlaması nedeniyle vefat etmeleri sonucu, SSK sigortalısı ...’in hak sahiplerine gelir bağlanmış, Bağ-Kur sigortalısı ...’in hak sahiplerine peşin değerli aylık bağlanarak cenaze yardımı yapılmış, yargılama aşamasında zararlandırıcı sigorta olayında tarafların kusur oran ve aidiyetleri hususunda alınan 11.04.2011 tarihinde kusur raporunda; TTK Gen. Müd. %10, ... Kömür İşl. Mad. Ür. Paz. Tic. Ve San. Ltd. Şti. %80, kazalı ... %10, kusurlu bulunmuş, ...’e kusur izafe edilmemiştir. 5510 sayılı Kanunun 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 21. Ve 39. Maddelerinde yeni düzenlemesi getirilmiş ise de, söz konusu düzenlemelerin anılan kanunda, yürürlüğü öncesinde gerçekleşen olaylardan kaynaklanan rücuan tazminat davalarında uygulanmasına olanak veren bir düzenleme bulunmadığı ve genel olarak Kanunların geriye yürümemesi kuralı karşısında davanın yasal dayanağı 506 sayılı Kanunun 26 ve 1479 sayılı Kanunun 63. maddeleridir. Bu yasal düzenleme çerçevesinde, tarafların sorumluluğu belirlenirken, öncelikle, davalılar arasındaki hukuki ilişkinin açıklanması gerekmektedir. Bilindiği üzere madenler, Anayasanın 168. maddesi ve 3213 sayılı Maden Kanununun 4. maddesi gereği devletin hüküm ve tasarrufu altında olup, arama ve işletme hakkının gerçek ve tüzel kişilere devri ancak kanunun öngördüğü şartlarda mümkündür. Madenler üzerindeki hakların bölünmezliğini, devir ve intikalini düzenleyen anılan Yasanın 5. maddesinde, madenler üzerindeki hakların hiç birisinin hisselere bölünemeyeceği ve her bir hakkın bir bütün halinde muameleye tabi tutulacağı hüküm altına alınmıştır. Anılan Yasal düzenleme çerçevesinde, ruhsat sahibi tarafından maden sahası üzerinde, ruhsatın verdiği yetkilerin tamamının yada bir bölümünün sözleşme ile 3. kişilere devri mümkün değildir. Ancak, davalılardan TTK Gen. Müd. ile... Kömür İşl. Mad. Ür. Paz. Tic. Ve San. Ltd. Şti. arasında yapılan sözleşmede de olduğu gibi, uygulamada, ruhsat sahipleri özel hukuk alanına giren kimi sözleşmelerle ve belirli bir bedel karşılığında maden çıkarma ve satış haklarını özel kişilere bırakmaktadırlar. Rödovans olarak adlandırılan bu yöntemle ruhsat sahipleri, taşeron olarak üretim yapan üçüncü kişilere süreli sözleşmeler ile maden çıkarma ve satış haklarını kiralamaktadırlar. Günümüz literatüründe rödovans, “maden ruhsat alanlarının, hukuki hak ve sorumlulukları kendisinde kalması koşuluyla hak sahibi tarafından sözleşme ile özel veya tüzel bir kişiye, bir süre tahsis edilmesi durumunda, maden ocağının işletilmesini üstlenen özel veya tüzel kişinin, esas ruhsat sahibine, ürettiği her bir ton maden için ödemeyi taahhüt ettiği meblağ” olarak tanımlanmaktadır. Rödovans sözleşmesine Maden Kanununda özel bir düzenleme olmadığı için Borçlar Kanununun 270 ve devamı maddelerinde düzenlenen "hasılat kirasına" ait hükümler uygulanır. Türk Borçlar Hukukunda sözleşmelerde şekil serbestisi geçerlidir. Yasada özel olarak bir şekle bağlanmayan sözleşmeleri taraflar istedikleri şekilde yapabilirler. Rödovans sözleşmesi maden ruhsatının devri anlamına gelmediğinden, devir sözleşmesinin Maden İşleri Genel Müdürlüğünde yetkili memur huzurunda yapılması zorunluluğu yoktur. 1990 yılında Maden Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmeliğin 32. maddesinin son fıkrası değiştirilerek, üçüncü kişi ve kuruluşların ruhsat sahipleri ile yapmış oldukları rödovans, kira, taşeron vb. sözleşmelere dayanılarak ruhsat sahasında faaliyette bulunabilmesi Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının iznine bağlanmıştır. Ruhsat sahiplerinin, sözleşmeleri bir ay içinde Maden Dairesi’ne bildirerek uygun görüş alması şartı getirilmiştir. Ancak 03.02.2005 tarihinde yayımlanan Maden Kanunu Uygulama Yönetmeliğinin geçici 2. maddesindeki “Bu Yönetmeliğin yayımı tarihinden sonra, ruhsat sahiplerinin Kanun kapsamındaki faaliyetleri ile ilişkili olarak üçüncü kişi ya da kuruluşlarla yaptığı sözleşmelerin Genel Müdürlüğe bildirilmesine ve görüş alınmasına gerek yoktur. Ancak ruhsat sahasındaki tüm faaliyetlerden Genel Müdürlüğe karşı ruhsat sahibi sorumludur.” hükmü gereği bildirim yükümlülüğü kaldırılmıştır. Anılan yönetmelik, 06.11.2010 tarihinde yayımlanan Madencilik Faaliyetleri Uygulama Yönetmeliğinin 168. maddesi ile yürürlükten kaldırılarak, Rödövans sözleşmeleri ile ilgili olarak geçici 1. maddesinde aynı düzenlemeye yer verilmiştir. Rödovansçının sorumluluğu konusunda 24.06.2010 tarih 27621 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 5995 sayılı Kanunun 17. Maddesi ile Maden Kanununa eklenen Ek 7. Maddesi ile yeni düzenleme yapılmıştır. Anılan madde de; maden ruhsat sahiplerinin, ruhsat sahalarının bir kısmında veya tamamında üçüncü kişilerle yapmış oldukları rödovans sözleşmelerinde, bu alanlarda yapılacak madencilik faaliyetlerinden doğacak İş Kanunu, iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili idari, mali ve hukuki sorumluluklarının rödovansçıya ait olacağı, ancak bu durumun ruhsat sahibinin Maden Kanunundan doğan sorumluluklarını ortadan kaldırmayacağı belirtilmiştir, Uyuşmazlığın çözümü hususunda ayrıca üçüncü kişinin aracılığının düzenlendiği 506 sayılı Kanunun 87. maddesi hükmüne değinmek gerekecektir. Anılan maddeye göre; sigortalılar üçüncü bir kişinin aracılığı ile girmiş ve bununla sözleşme yapmış olsalar bile, bu kanunun işverene yüklediği ödevlerden dolayı, aracı olan üçüncü kişi ile birlikte asıl işveren de sorumludur. Aracı, bir işte veya bir işin bölüm veya eklentisinde işverenden iş alan ve kendi adına sigortalı çalıştıran 3. kişidir. Asıl işveren taşeron ilişkisinin varlığı için öncelikle işin başka bir işverenden alınmış olması, bir başka ifade ile asıl işverenin işverenlik sıfatına devredilen iş dolayısıyla sahip olması, asıl işyeri ya da işyerinden sayılan yerlerde kendi adına işçi çalıştırıyor olması gerekir. İşin belirli bir bölümünde değil de tamamının bir bütün halinde ya da bölümlere ayrılarak başkalarına devredildiği, işten bu yolla tamamen el çekildiği, sigortalı çalıştırılmadığı için işveren sıfatının haiz olunmadığı durumda ise, bunları devralan kişiler alt işveren, devredenler de asıl işveren olarak nitelendirilemeyecektir. Aracı sıfatının kazanılmasında diğer koşullar ise asıl işverenden istenilen işin, asıl iş ya da işyeriyle ilgili işin bir bölümünde veya işyeri eklentilerinde alınmış olması ve bu işte işi alanın kendi işçilerinin çalıştırılması ve bu nedenle de işveren sıfatına sahip olunmasıdır. Mahkemece; yukarıda açıklanan bu hukuki düzenlemeler gözetilerek, davalılar arasındaki sözleşmenin yapılış tarihi itibariyle usulüne uygun olup olmadığı irdelenerek, 506 sayılı Kanunun 26. maddesinde düzenlenmiş bulunan rücu davalarının, sigortalının alacağından bağımsız, kanundan doğan basit rücu hakkına dayalı olup; sigortalı veya haksahipleri tarafından tazmin sorumluları aleyhine açılan tazminat davalarında alınan kusur tespitine ilişkin bilirkişi raporuyla ulaşılan sonuçların, rücu davasında bağlayıcı nitelikte bulunmadığı, 506 sayılı Kanunun 26. maddesi çerçevesinde, işçi sağlığı ve iş güvenliği kuralları yönünden ayrıntılı irdeleme içermesi halinde güçlü delil olarak kabul edilebilmekte olduğu (Hukuk Genel Kurulu 17.01.2010 tarih 2010/10-10 Esas, 2010/14 Karar sayılı Kararı) gözetilerek, öte yandan Maden Kanunu Ek 7. maddesinin somut olayda uygulama yerinin bulunup bulunmadığı değerlendirilerek, taraflar arasındaki hukuki ilişkinin niteliği, bir başka ifade ile, asıl işveren-taşeron ilişkisi olup olmadığı saptanarak hasıl olacak sonuca göre karar verilmelidir. 3-İlk peşin değerli gelirler ile harcama ve ödemelerin, tazmin sorumlularının kusuruna isabet eden miktarıyla sınırlı kısmına hükmedilmesi gerekirken, iş bu davada yukarıda belirtilen Anayasa Mahkemesinin iptal kararı dikkate alınmaksızın, ...’in hak sahipleri yönünden artışları da içerir biçimde tüm peşin sermaye değerli gelir esas alınarak hüküm kurulmuş olması, 4-Rücu davalarında faize gelirler yönünden; onay tarihinden itibaren hükmedilmesi ve ...’in hak sahiplerine bağlanan gelirlerin onay tarihinin 15.03.2007 tarihi olduğu gözetilmeksizin, 14.03.2007 tarihinden itibaren faize hükmedilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. O halde, davacı ile davalılardan TTK Genel Müdürlüğü vekillerinin, bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır. SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, davacı avukatı yararına takdir edilen 900,00 TL duruşma avukatlık parasının davalılardan Türkiye Taş Kömürü Gen. Müd.'ne, davalılardan Türkiye Taş Kömürü Gen. Müd. avukatı yararına takdir edilen 900,00 TL duruşma avukatlık parasının davacıya yükletilmesine, alınan temyiz harcının istek halinde davalılardan Türkiye Taş Kömürü Gen. Müd.'e iadesine, 06.11.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.