Başvuru, tıbbi ihmal sonucu zarara uğranılması nedeniyle maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, tıbbi ihmal sonucu zarara uğranılması nedeniyle maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvurucu hemoroid şikâyeti üzerine 2/10/2009 tarihinde özel bir hastanede ameliyat olmuştur. Ameliyat sonrasında başvurucu dışkı kaçırma (fekal inkontinans) ve ağrı şikâyetiyle Batman Bölge Devlet Hastanesine başvurmuştur. Ardından Diyarbakır Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesinde yatarak tedavi görmüştür. Şikâyetlerinin devam etmesi nedeniyle İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesine sevk edilen başvurucu tedavi görmeye devam etmiştir. Bu sürecin ardından başvurucu ameliyat neticesinde maddi zararları ve iş gücü kaybı oluştuğunu, rahatsızlığı süresince aylarca ayakta veya yatarak tedavi gördüğünü, bu süre zarfında gelirinde bariz bir azalma olduğunu, sosyal hayatında zorluklar yaşadığını belirterek maddi ve manevi zararlarının giderilmesi için tazminat davası açmıştır. Dava dilekçesinde başvurucu, geçirdiği ameliyat sonrasında gittiği Batman Bölge Devlet Hastanesinde anal bölgesinde kalıcı olabilecek bir hasar meydana geldiğinin belirtildiğini, Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Eğitim ve Araştırma Hastanesinde 11-12 gün boyunca yatarak tedavi gördüğünü, şikâyetlerinin devam ettiğini, bunun üzerine kendisini ameliyat eden doktor tarafından İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesine sevk edildiğini belirtmiştir. Ayrıca başvurucu İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Ana Bilim Dalında yapılan muayene ve tetkikler sonucunda yaşadığı şikâyetin anal kas ve sfinkterlerin bir şekilde hasar görmesi sonucu meydana gelen dışkı kaçırma (fekal inkontinans) durumu olduğunun teşhis edildiğini, bu nedenle 2 defa daha ameliyat olduğunu ancak yine de iyileşemediğini vurgulayarak ilk ameliyat nedeniyle maddi ve manevi zarara uğradığını ifade etmiştir. Batman Asliye Hukuk Mahkemesi (Mahkeme) tarafından yargılama safahatında bilirkişi incelemesi yaptırılmıştır. Adli Tıp Kurumu Adli Tıp İhtisas Kurulunca (ATK) düzenlenen 26/11/2012 tarihli raporda internal hemoroid tanısıyla 1/9/2009 tarihinde konulan ameliyat endikasyonu ve yapılan uygulamaların tıp kurallarına uygun olduğu, daha sonra ortaya çıkan sfinkter yetmezliğinin bu tür ameliyatların komplikasyonlarından olduğu belirtilmiştir. Sonuç olarak ilgili hekime ve hastaneye kusur atfedilemeyeceği kanaatine ulaşılmıştır. Başvurucu anılan ATK raporuna itiraz etmiştir. İtiraz dilekçesinde, ATK raporunda komplikasyon olarak belirtilen sfinkter yetmezliği durumuyla ilgili daha önce bilgilendirilmediğini belirterek bu durumun bu tip ameliyatlarda ne sıklıkla meydana geldiğinin, komplikasyon olup olmadığının ve bu hususta usulüne uygun şekilde aydınlatılmış onamının alınıp alınmadığının tespit edilmesini talep etmiştir. Başvurucunun bu itirazı üzerine Mahkemece 24/4/2014 tarihinde alınan raporda ilgili hekime ve hastaneye kusur atfedilemeyeceği, ortaya çıkan fekal inkontinans sorununun en fazla bir komplikasyon olarak kabul edilmesi gerektiği bildirilmiştir. Mahkeme 16/7/2014 tarihinde davanın reddine karar vermiştir. Kararın gerekçesinde raporlara atıfta bulunularak başvurucuda ameliyat sonrası meydana gelen şikâyetlerin doktor hatasından kaynaklandığının ispat edilemediği, ameliyat öncesinde hemoroid ve anal fistur tanısıyla yapılacak cerrahi operasyon konusunda başvurucunun yazılı onayının da alındığı belirtilmiştir. Mahkeme, alınan raporlar doğrultusunda davalıların meydana gelen olayda kusur ve sorumluluklarının bulunmadığı kanaatine varmıştır. Başvurucu bu karara karşı temyiz başvurusunda bulunmuştur. Başvurucu temyiz dilekçesinde komplikasyon olarak belirtilen sfinkter yetmezliği durumunun hiçbir aşamada tarafına açıklanmadığını, salt ameliyata rıza göstermenin yeterli olmadığını, ayrıca komplikasyonların da izah edilmesi gerektiğini ve bu konuda aydınlatılmış onamının alınmadığını belirtmiştir. Bunun yanında söz konusu bu fiziksel rahatsızlığın çok ciddi bir rahatsızlık olduğunu ifade ederek doktor olmayan kişilerce de anlaşılır şekilde ve yazılı olarak tarafına bilgi verilmiş olmasının gerektiğini ancak bilgilendirme yapılmadığını, aydınlatılmış onamın varlığının ispat yükünün karşı tarafta olduğunu ileri sürmüştür. Yargıtay Hukuk Dairesi (Daire) delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle başvurucunun temyiz itirazlarının reddine karar vermiştir. Başvurucunun karar düzeltme talebi ise reddedilmiştir. Başvurucu, nihai hükmü 19/10/2021 tarihinde öğrendikten sonra 18/11/2021 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Komisyonca başvurunun adil yargılanma hakkı kapsamında makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiası bakımından başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna, maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkının ihlal edildiği iddiası bakımından ise kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.