Başvuru, milletvekili olan başvurucu hakkında uygulanan yakalama, gözaltına alma ve tutuklama tedbirlerinin hukuki olmaması ve soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanması nedenleriyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının; tutuklamaya konu suçlamaların ifade özgürlüğü ve siyasi faaliyet kapsamındaki eylemlere ilişkin olması ve tutukluluk nedeniyle milletvekilliği görevinin yerine getirilememesi nedenleriyle ifade özgürlüğü ile seçilme ve siyasi faaliyette bulunma haklarının ihlal edildiği iddialar
Başvuru, milletvekili olan başvurucu hakkında uygulanan yakalama, gözaltına alma ve tutuklama tedbirlerinin hukuki olmaması ve soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanması nedenleriyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının; tutuklamaya konu suçlamaların ifade özgürlüğü ve siyasi faaliyet kapsamındaki eylemlere ilişkin olması ve tutukluluk nedeniyle milletvekilliği görevinin yerine getirilememesi nedenleriyle ifade özgürlüğü ile seçilme ve siyasi faaliyette bulunma haklarının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru 28/9/2016 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde olaylar özetle şöyledir:A. Genel Bilgiler PKK'nın terör örgütü olduğu ulusal ve uluslararası makamlar tarafından kabul edilmiş tartışmasız bir olgudur. Anılan örgütün gerçekleştirdiği terörist şiddet, bölücü amaçları dolayısıyla anayasal düzene, millî güvenliğe, kamu düzenine, kişilerin can ve mal emniyetine yönelik ağırtehdit oluşturmaktadır. Bu yönüyle ülkenin toprak bütünlüğünü hedef alan PKK kaynaklı terör, onlarca yıldır Türkiye'nin en hayati sorunu hâline gelmiştir (Gülser Yıldırım (2) [GK], B. No: 2016/40170, 16/11/2017, §§ 7-18). Bununla birlikte kamuoyunda demokratik açılım süreci, çözüm süreci ve Millî Birlik ve Kardeşlik Projesi gibi farklı isimlerle ifade edilen süreç içinde 2012 yılının son döneminden itibaren PKK tarafından gerçekleştirilen terör saldırıları önemli ölçüde azalmıştır. Ancak Suriye'de son yıllarda yaşanan iç savaşın Türkiye'nin güvenliği üzerinde etkileri olmuş, PKK ve DAEŞ kaynaklı terör olayları yeniden artmaya başlamıştır. Kamuoyunda 6-7 Ekim olayları ve hendek olayları olarak bilinen terör eylemleri bunların başında gelmektedir (Gülser Yıldırım (2), §§ 19-27). Türkiye 2015 yılı Haziran ayından itibaren yeniden yoğun bir şekilde terör saldırılarına maruz kalmıştır. Bu kapsamda PKK tarafından Şırnak il merkezi ile Cizre, Silopi ve İdil ilçelerinde, Hakkâri'nin Yüksekova ilçesinde, Diyarbakır'ın Silvan, Sur ve Bağlar ilçelerinde, Mardin'in Dargeçit, Nusaybin ve Derik ilçelerinde, Muş'un Varto ilçesinde cadde ve sokaklara hendekler kazılıp barikatlar kurularak, bu barikatlara bomba ve patlayıcılar yerleştirilerek teröristler tarafından bu yerleşim yerlerinin bir kısmında öz yönetim adı altında hâkimiyet sağlanmaya çalışılmıştır. Bu bağlamda çok sayıda terörist, halkın bu yerlere giriş ve çıkışını engellemek istemiştir. Güvenlik güçleri, hendeklerin kapatılması ve barikatların kaldırılması suretiyle yaşamın normale dönmesini sağlamak amacıyla operasyonlar yapmış ve teröristlerle çatışmaya girmiştir. Aylarca devam eden bu operasyon ve çatışmalar sırasında yaklaşık 200 güvenlik görevlisi hayatını kaybetmiş, tonlarca bomba ve patlayıcı imha edilmiştir. Terör saldırılarının gittikçe yoğunlaştığı ve ülkenin birçok bölgesine yayıldığı bu dönemde hem güvenlik güçleri hem de siviller hedef alınmıştır. Bu bağlamda PKK tarafından başvurucunun seçim bölgesi olan Şırnak'ta ve Cizre'de çok sayıda terör saldırları gerçekleştirilmiştir. Bu terör saldırılarında önemli bir bölümü sivillerden oluşan çok sayıda kişi hayatını kaybetmiş ve yaralanmıştır.B. Başvurucunun Tutuklanmasına İlişkin Süreç Başvurucu 7/6/2015 ve 1/11/2015 tarihlerinde yapılan seçimlerde Halkların Demokratik Partisinden (HDP) Şırnak milletvekili olarak seçilmiştir. Başvurucu hakkında milletvekili olarak görev yaptığı dönemde işlediği iddia olunan bazı suçlara ilişkin olarak Cumhuriyet başsavcılıklarınca soruşturmalar yürütülmüştür. Anayasa'nın maddesinin ikinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan "Seçimden önce veya sonra bir suç işlediği ileri sürülen bir milletvekili, Meclisin kararı olmadıkça tutulamaz, sorguya çekilemez, tutuklanamaz ve yargılanamaz." hükmü uyarınca yasama dokunulmazlığına sahip olan başvurucunun dokunulmazlığının kaldırılması istemiyle on ayrı fezleke düzenlenmiş ve Türkiye Büyük Millet Meclisine (TBMM) sunulmak üzere Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğüne gönderilmiştir. Bu fezlekelerde başvurucuya isnat edilen suçlamalara ilişkin olay ve olgular şöyle özetlenebilir:i. PKK terör örgütüyle bağlantılı olduğu belirtilen Fıratnews adlı internet sitesinden 21/6/2015 tarihinde yapılan eylem çağrısı üzerine 3/7/2015 günü saat 00'de Abdullah Öcalan'a uygulandığı belirtilen tecridi protesto etmek amacıyla yaklaşık 400 kişilik bir grubun önceden izin alınmadan ve bildirim yapılmaksızın toplandığı, grubun içinde "Önderliğimize uygulanan tecridin hesabını soracağız" [Dem-Genç demokratik gençlik, KJA kürdistan jinen azad (Kürdistan özgür kadın hareketi] yazılı afiş, Abdullah Öcalan'a ait poster ve YPG flamalarının taşındığı, grubun "Biji serok apo", "Gençlik aponun fedaisidir", "PKK halktır, halk burada", "Be serok jiyan na be" (Öndersiz yaşam olmaz.), "Selam selam imralıya bin selam" şeklinde sloganlar atarak yürüdüğü, akabinde örgütün Devrim Çarkı isimli marşını okudukları ve örgüt için ölenlere saygı duruşunda bulundukları, bu gösteriye başvurucunun da katıldığı, başvurucunun Abdullah Öcalan'ın posterinin önünde durarak örgütün silahlı mücadele eylemini övdüğü, örgüt liderinin posteri önünde bulunmak suretiyle silahlı yönteme başvurmayı teşvik ettiği, izinsiz ve kanuna aykırı toplantı yürüyüşüne dönüşen toplantıya katılarak 6/10/1983 tarihli ve 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu'na muhalefet ettiği ileri sürülmüştür. ii. 15/7/2015 tarihinde 2911 sayılı Kanun'a muhalefet etmek ve terör örgütü propagandası yapmak suçları iddiasıyla yakalanarak haklarında adli işlem yapılan üniversite öğrencileri ile ilgili olarak aralarında başvurucunun da bulunduğu yaklaşık 250 kişilik bir grubun HDP Şırnak İl Başkanlığı önünde toplandığı, grubun "Kürdistan faşizme mezar olacak, faşizme karşı omuz omuza, PKK halktır halk burada, katil Erdoğan hesap verecek, katil devlet hesap verecek, Cizre halkı yanlız değildir, Silopi halkı yanlız değildir, devrim isyan özgürlük, her yer direniş her yer Suriçi" şeklinde sloganlar atıldığı, ardından grubun yürüyüşe başladığı, Cumhuriyet Meydanına geldikleri esnada "katil devlet hesap verecek, katil devlet Kürdistan'dan defol, vur vur inlesin, hepiniz or.. çocuğusunuz, yaşasın öğrenci dayanışması" şeklinde sloganlar attığı ve bölücü terör örgütü PKK'nın marşını okuduğu, yapılan basın açıklamasının ardından başvurucunun buarada yaptığı konuşmasında "... yedi aydır Kürdistan'da bir katliam, bir vahşet yaşanmakta. Kürt halkının kendi sorunlarını çözmesi için ve iradesinin tanınmaması üzerine, kendi öz gücüyle, kendi kendini idare etme hakkını, talebiniöz yönetim ilan ederek vermiştir. Malesef bu öz yönetim talimine karşı devlet, AKP iktidarı savaş ilan etmiştir. Yedi aydır Silvan'da, Nusaybin'de, Sur'da, Cizre'de ve maalesef son iki gündür Silopi ve Cizre eklenmek üzere sokağa çıkma yasağı ilan edilmiştir. Bu sokağa çıkma yasağında gayri ahlaki, gayri insani bir durumdur. Ahlaksızca, vicdansızca evler tek tek basılmakta hukuksuzca, yargısızca insanlar sokak ortasında infaz edilmektedir. Şu bilinsin burası Botan. Kürdistan'ın kalbidir. Kürdistan'da, Botan'dan kürt halkı kırk yıldır mücadele vermektedir. Kürt halkının ilinden düşürmediği eşitlik, kardeşlik, temel hak ve hürriyetler karşılığını savaş ilanı ile bulmuştur. Bu yedi aylık süreçte yedine yetmiş çocuk, onlarca çocuk, onlarca kadın, onlarca yurtever çocuğumuz öldürülmüş, genç çocuklarımız sokak ortasında vurulmuş, vurulduktan sonra hala vicdanı ve ahlakı yetmemiş olan kolluk kuvvetleri çocuklarımızın boynuna ip bağlayarak zırhlı aracın arkasında sürüklemiştir. Bu da yetmemiş Van'da , Muş'ta, Varto'da E.V gerilla arkadaşın bedeni işkence edildikten sonra çırılçıplak soyulup yolun ortasına atılmıştır. Bu onların ahlaksızlığıdır. Yaşamın her alanında, her şeyinde, her alanında bir herşeyin de ahlakı vardır. Savaşın da bir ahlakı vardır. Maalesef ahlaklarını yitirmişler, vicdanlarını yitirmişler. Dün gece yine Şırnak' ta kız öğrenci yurdu Cizre ve Silopi' deki olayları protesto etmek için gürültü yapan dokuz kız çocuğu hakaret edilerek, taciz edilerek yurdun içinden çıkartılıp emniyete götürülmüştür. Bu görünmeyen yüzüdür. Şu anda Silopi'de yapılan katliamın ve hazırlığın haddi hesabı yoktur. Yetmiş tane, yetmiş kişilik doktor ekibi, yüzlerce biliyoruz tank hastanelere nakil edilmiştir. Yine Silopi hastanesi şu anda abluka altına alınmış. Cizre'den, Silopi'den telefonlar alıyoruz. İnsanlar hastaların olduğunu ve hastaneye götüremediklerini söylüyorlar. Biz buradan yine söylüyoruz. Kürt halkı nasıl ki Rojova'da bir devrim gerçekleştirmiş, Kürt halkı bu gün Kürdistan'da o devrimi tekrar yeniliyecektir.kendi öz gücüyle defalardır çağrıda bulunuyoruz. Tekrar ediyorz. Bütün demokratik güçlere. Insanım diyen vicdanımvar diyen herkesin kürdistanda yapılan bu savaşa, bu katliama sessiz kalmamaları çağrısını yineliyoruz. Bütün demokratik güçler, buradan Kürt halkına, Avrupadaki kürt halkına, yine rojhilat, bakur, başudaki kürt halkına. Bugün Kürdistan'da yürütülen savaşa sahip çıkmasını bulundukları her alanda vicdanı olan herkesin bu savaşa dur demesini ve iradesini ortaya koymasını bekliyoruz." şeklinde beyanda bulunarak halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik suçunu işlediği vekanuna aykırı hâle gelen gösteriye katılması nedeniyle 2911 sayılı Kanun'a muhalefet ettiği ileri sürülmüştür. iii.20/7/2015 tarihinde Suruç'ta (Diyarbakır) gerçekleştirilen bombalı saldırıyı protesto etmek amacıyla 21/7/2015 günü yaklaşık 600 kişilik bir grubun toplandığı, grubun önünde Abdullah Öcalan'ın posterinin taşındığı, yürüyüş esnasında grubun "Biji serok apo", "Her yerde intikam", "PKK halktır halk burada", "Katil İŞİD, işbirlikçi AKP", "Katil devlet hesap verecek" şeklinde sloganlar atıldığı ve toplanan kalabalığın zafer işareti yaparak örgütün marşını okuduğu, başvurucunun da bu gösteriye katıldığı, başvurucunun Abdullah Öcalan'ın posterinin yanında bulunmak suretiyle örgütün silahlı mücadele eylemini övdüğü, silahlı yönteme başvurmasını teşvik ettiği, izinsiz ve kanuna aykırı toplantı yürüyüşüne dönüşen toplantıya katılarak 2911 sayılı Kanun'a muhalefet ettiği ileri sürülmüştür.iv. 3/12/2015 tarihinde Şırnak'ta güvenlik güçlerince PKK'ya yönelik operasyon esnasında öldürülen H.B. adlı örgüt mensubunun cenazesinin adli işlemler için Şırnak Devlet Hastanesi morguna getirildiği, burada başvurucunun da bulunduğu yaklaşık 350 kişilik grubun toplandığı, grup tarafından "Şehit namırın (Şehitler ölmez.), PKK halktır halk burada, Öcalan, katil devlet hesap verecek, intikam" şeklinde sloganlar atıldığı, cenazenin terör örgütü PKK'yı simgeleyen beze sarılı tabut ile çıkarıldığı, grup tarafından yapılan yürüyüş ve cenazenin taşınması esnasında Abdullah Öcalan posteri ile H.B.nin ve örgütün simgesi bulunan fotoğraflarının taşındığı, başvurucunun da örgüt mensubunun cenaze merasimine katılarak örgütün silahlı yönteme başvurmasını övdüğü ve bu yönteme başvurmayı teşvik ettiği ileri sürülmüştür. v. 20/12/2015 günü,başvurucunun Şırnak Devlet Hastanesinde görevli polis memurunun yanında hastanedeyken, çatışmada yaralanan ve durumunun ağır olduğu ifade edilen bir askerî personelhakkında"Bizimkiler bir pislik daha indirip temizlemişler." şeklinde, polis memurunun uyarısı üzerine başvurucunun "Siz hepiniz işgalcisiniz, Kürdistanımızda kendi topraklarımızda insanları öldürüyorsunuz, Kürt halkını öldürüp zulmediyorsunuz, size bu yaptıklarınızın hesabını tek tek soracağız." ve "Siz hepiniz işgalcisiniz, Kürdistanımızda kendi topraklarımızda insanları öldürüyorsunuz, kürt halkını öldürüp zulmediyorsunuz." şeklinde beyanlarda bulunduğu, bu ifadeleriyle PKK'nın korkutucu gücünü kullanarak polis memurunu tehdit ve ona hakaret ettiği, ayrıca örgütün silahlı eylemini sahiplenerek meşru gösterdiği ve silahlı mücadele yöntemini benimseyerek şiddete teşvik ettiği ileri sürülmüştür.vi. Cizre'de gerçekleştirilen operasyon esnasında Cizre Devlet Hastanesi çalışanı A.Y.nin hayatını kaybetmesi nedeniyle başvurucunun da aralarında bulunduğu yaklaşık 100 kişilik bir grubun 31/12/2015 ve 1/1/2016 tarihlerinde Şırnak Devlet Hastanesi önünde toplandığı ve "Katilleri tanıyoruz, unutmayacağız, hesap soracağız, şehit namırın" yazılı bir pankartın arkasında yer aldığı, başvurucunun bu şekilde örgütün şiddet içeren silahlı mücadelesini övdüğü ileri sürülmüştür.vii. 7/1/2016 günü, Şırnak'ta etkisiz hâle getirilen PKK örgüt mensubu iki kişinin cenazelerini alamadıkları gerekçesiyle Şırnak Devlet Hastanesi önünde aralarında başvurucunun da bulunduğu yaklaşık 250 kişilik bir grubun toplandığı, grubun "Şehit namırın" şeklinde slogan attığı, başvurucunun burada yaptığı konuşmada "Dirliğiniz ve mücadeleniz için size saygılar sunuyoruz. Aileler burada. Diyorlar ki cenazeler yerdedir. Cizre'de ve Silopi'de bu yasaklamalar devam ettikçe, morglarda bu cenazeler duracaktır. Biz cenazelerimizi defnetmeyeceğiz. Bu ktliam ve vahşet gerçekten kabul edilemez. Şimdi buradan sessizce dağılıyoruz. Şehitler ölmez." şeklinde söz söylemesi nedeniyle terör örgütünün silahlı mücadele içeren yöntemini övdüğü ve şiddet içeren bu silahlı mücadeleyi de alenen teşvik ettiği, kanuna aykırı hâle gelen gösteriye katılması nedeni ile 2911 sayılı Kanun'a muhalefet ettiği ileri sürülmüştür.viii. Cizre'de güvenlik güçlerince PKK'ya yönelik operasyon esnasında öldürülen örgüt mensuplarının cenazelerinin defnedilmek üzere 12/1/2016 günü Şırnak'ta belediye mezarlığına götürülürken cenazelerin araçtan indirildiği ve tabutların üzerine terör örgütünü simgeleyen bezlerin örtüldüğü, cenaze merasimine katılan topluluğun "Şehitler ölmez, yaşasın Kürdistan direnişi, yaşasın önder Apo" şeklinde sloganlar attığı, örgütün marşının çalındığı, başvurucunun burada gruba hitaben “...Zahmetli dönemdir ama başımız diktir, bilsinler ki S.nin gözleriyle, P.nin yüreğiyle, F.nin gülüşüyle biz bu mücadeleye devam edeceğiz, biz mücadelemizi yükselteceğiz, işgalci devlet kuvvetiyle bu gün kutsal değerlerimiz üzerine gelmişlerdir, mezarlığımız, şehitlerimiz, istiyorlar ki şehitlerimiz mahallelerde kalsın, izin vermiyorlar şehitlerimizi gönlümüze göre ve değerlerimize göre defnedelim.” şeklinde konuşma yaparak örgüt mensubu kişilerin mücadelesini, örgütün amacını ve şiddet içeren silahlı mücadelesini övdüğü, örgütün alenen şiddet içeren eylemlerine kişileri teşvik ettiği ileri sürülmüştür.ix. Cizre'de güvenlik güçlerince PKK'ya yönelik operasyon esnasında öldürülen K., A.P. ve A.T. adlı örgüt mensuplarının cenazelerinin defnedilmek üzere 22/1/2016 günü Şırnak'ta belediye mezarlığına götürülürken cenazelerin araçtan indirildiği ve tabutların üzerine bölücü terör örgütünü simgeleyen bezlerin örtüldüğü, cenaze merasimine katılan topluluğun "Ey şehit kanın yerde kalmayacak", "Yaşasın başkan Apo" şeklinde Kürtçe sloganlar attığı, başvurucunun da terör örgütünün propagandasına dönüşen bu cenaze merasimine katılarak terör örgütünün şiddet içeren silahlı mücadelesini övdüğü, bu mücadeleyi meşru göstermek amacı ile şiddet içeren bu yöntemi teşvik ettiği ileri sürülmüştür. 2014 yılının Ekim ayında yaşanan ve ülkenin büyük bir bölümünü etkileyen şiddet olayları ve sonrasında 2015 yılının Haziran ayından itibaren ülkede yaşanan terör saldırılarının artması dolayısıyla siyasi çevrelerde ve kamuoyunda milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılması hususunda yoğun tartışmalar yaşanmıştır. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nda değişiklik yapılmasını öngören kanun teklifi 12/4/2016 tarihinde TBMM Başkanlığına sunulmuştur. Bu teklif, hâlihazırda Bakanlıkta, Başbakanlıkta, TBMM Başkanlığında, Anayasa ve Adalet Komisyonlarının üyelerinden kurulu Karma Komisyonda bulunan yasama dokunulmazlığı dosyalarıyla ilgili olarak Anayasa ve TBMM İçtüzüğü'nde öngörülen yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına ilişkin usulün uygulanmamasını ve bu dosyaların gereğinin yapılması amacıyla yetkili mercilere iade edilmesini öngörmektedir. Anayasa değişikliği 8/6/2016 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Buna göre maddenin TBMM tarafından kabul edildiği 20/5/2016 tarihi itibarıyla maddede sayılan mercilere intikal etmiş dosyalar hakkında Anayasa'nın maddesinin ikinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan yasama dokunulmazlığına ilişkin hüküm uygulanmayacaktır. Ayrıca Anayasa değişikliğinin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren on beş gün içinde; Anayasa ve Adalet komisyonları üyelerinden kurulu Karma Komisyon Başkanlığında, TBMM Başkanlığında, Başbakanlıkta ve Adalet Bakanlığında (Bakanlık) bulunan yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına ilişkin dosyaların gereğinin yapılması amacıyla yetkili mercie iade edileceği öngörülmüştür. Böylece Bakanlık verilerine göre Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) grubuna mensup 29 milletvekiline ait 50, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) grubuna mensup 59 milletvekiline ait 215, Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) grubuna mensup 10 milletvekiline ait 23, HDP grubuna mensup 55 milletvekiline ait 518 ve 1 bağımsız milletvekiline ait 5 fezlekeyle ilgili olarak yasama donulmazlığına ilişkin hükümler uygulanmamış; bu dosyalar gereği için ilgili mercilere iade edilmiştir. Bu kapsamda başvurucu hakkındaki 10 adet fezlekeye konu olan soruşturma dosyaları da Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü aracılığıyla 2016 yılının Haziran ayında gereğinin takdir ve ifası içinŞırnak Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmiştir. Şırnak Başsavcılığı, uhdesinde bulunan soruşturma dosyalarının "gerek tarafları gerekse de yapılan soruşturmaların niteliği ve içeriği itibari ile hukuki ve fiili irtibat bulunduğu ve usul ekonomisi açısından soruşturmanın birlikte yürütülmesinin gerektiği" gerekçesiyle birleştirilmesine karar vermiştir. Şırnak Cumhuriyet Başsavcılığınca başvurucu hakkındaki fezlekelere konu tüm soruşturma dosyalarının 2016/1622 sayılı soruşturma dosyasında birleştirilmesine karar verilmiştir. Böylece başvurucu hakkında düzenlenen fezlekelerde suça konu edilen fiillerin birlikte değerlendirilmesi söz konusu olmuştur. Diğer taraftan başvurucu, ifadesi alınmak üzere soruşturma makamları tarafından 30/92016, 3/10/2016 ve 4/10/2016 tarihlerinde kendisine çağrı kâğıdı gönderilerek savcılıklara davet edilmiş ancak bu çağrılara uymamış ve ifade vermek üzere Savcılığa gitmemiştir. Bu sürecin öncesinde dokunulmazlıklara ilişkin Kanun teklifinin TBMM Başkanlığına sunulmasından sonra HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş 19/4/2016 tarihinde TBMM'de yaptığı grup konuşmasında "Biz mahkemelerde süründürüleceğiz, yok öyle bir şey. Sunu da net olarak söyleyeyim: Bu hafta öbür hafta dokunulmazlıklarımızı kaldırabilirler. Fakat tek bir arkadaşım kendi ayağıyla ifade vermeye gitmeyecek. Nasıl götürüyorlarsa kendileri bilirler. Bu iş öyle kolay olmayacak. Zannediyorlar ki dokunulmazlığı kaldırırız, tereyağından kıl çeker gibi bunları mahkemenin önüne atarız, yok öyle yağma." şeklinde ifadeler kullanmıştır. Şırnak Cumhuriyet Başsavcılığı, başvurucu hakkında yürütülen soruşturma dosyasında kısıtlama kararı verilmesi talebiyle Şırnak Sulh Ceza Hâkimliğine başvuruda bulunmuştur. Anılan Hâkimlik 3/11/2016 tarihinde, başvurucu hakkındaki soruşturma dosyasına ilişkin olarak "soruşturmanın amacını tehlikeye düşürebileceği" gerekçesiyle 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun maddesinin (2) numaralı fıkrasıuyarınca müdafiinin dosya içeriğini incelemesinin ve belgelerden örnek almasının kısıtlanmasına karar vermiştir. Öte yandan Şırnak Cumhuriyet Başsavcılığınca 3/11/2016 tarihinde, başvurucunun "devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak" suçlamasıyla gözaltına alınmasına karar verildiği belirtilerek "yakalanarak gözaltına alınabilmesi amacıyla" evinde veya işyerinde 3/11/2016-4/11/2016 tarihleri arasında arama işlemi yapılması talebiyle Şırnak Sulh Ceza Hâkimliğine başvuruda bulunulmuştur. Hâkimliğin 3/11/2016 tarihli kararı ile başvurucunun yakalanarak gözaltına alınabilmesi amacıyla arama yapılmasına karar verilmiştir. Başvurucu bu kapsamda 4/11/2016 tarihinde Mardin'in Midyat ilçesinde yakalanarak gözaltına alınmış, aynı gün helikopterle Diyarbakır'a, buradan da hakkında soruşturma işlemlerinin yürütüldüğü Şırnak Cumhuriyet Başsavcılığına getirilmiştir. Başvurucu 4/11/2016 günü ifadesi alınmak üzere Şırnak Cumhuriyet Başsavcılığında hazır edilmiştir. İfade tutanağında belirtildiğine göre başvurucuya ifade alma işlemi öncesinde isnat edilen suçlamalar açıklanmıştır. Başvurucu "... Söz konusu soruşturma kapsamında ifade vermeyeceğim. İfade vermeme gerekçem şudur. Sizin makamınıza veya şahsınıza karşı herhangi bir tavrım yoktur. Ancak Türkiye'de Anayasaya aykırı bir şekilde Türkiye Büyük Millet Meclisinde talimatla yasama dokunulmazlıklarımız kaldırıldı. Bir suç işlendi ve eğer şimdi siz de bu suça ifade talebinizle ortak olmaktasınız. Çünkü yasaya aykırıdır. Bu yüzden geldiğimiz son aşamada dün gece itibariyle eş başkanlarımız da dahil olmak üzere yapılan operasyon bir darbedir, siyasi bir darbedir, AKP hükümetinin ve Sayın Recep Tayip Erdoğan'ın talimatı ile maalesef yargı ve emniyet işlem yapmaktadır. Tam bağımsız bir yargılamadan korkmuyor ve bağımsızlığına inansaydım gerekli sorularak cevap verecektim."şeklinde beyanda bulunarak suçlama hakkında bir açıklama yapmamıştır. Şırnak Cumhuriyet Başsavcılığı 4/11/2016 tarihinde "kuvvetli suç şüphesinin bulunması, suça dair yasada yazılı cezanın üst haddi, kaçma şüphesinin bulunması ve katalog suçlardan oluşu" gerekçesiyle başvurucuyu tutuklanması istemiyle Şırnak Sulh Ceza Hâkimliğine sevk etmiştir. Savcılığın talep yazısı, sorgu işlemi öncesinde Şırnak Sulh Ceza Hâkimliği tarafından başvurucuya okunmuştur. Sorgu tutanağında, başvurucuya isnat edilen suçların okunup anlatıldığı da belirtilmiştir. Bu sırada da başvurucunun avukatları hazır bulunmuştur. Başvurucu, Hâkimlikteki ifadesinde Savcılık aşamasında verdiği ifadesini tekrar ettiğini belirtmiş ve devamında "... 7 Haziran'da biz seçildik ve 6 milyon oy aldık. Şu an HDP milletvekili sıfatıyla buradayım ... O zaman da Kürt sorununun çözülmesi için bir müzakere masası kuruldu ve sayın Abdullah Öcalan ile görüşmeler yapılmaktaydı. Hem AKP hükümeti hem de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan bizim müzakere masasını devirdiler ve bizim seçilmemizi kabul etmediler, yine kavga ve savaş ortamını hazırlayarak 1 Kasım'da tekrar seçimlerin olmasını amaçladı, yine de biz seçildik. Kaos ve savaş ortamına rağmen yine biz seçilerek meclise gittik. Ne yazık ki AKP hükümeti bunu sindiremedi ve hem dokunulmazlığımızı elimizden aldılar hem de Mecliste hukuk dışı yasalar çıkardılar. Ne yazık ki seçimlerden sonra savaş ortamı oluştu, akabinde 15 Temmuz darbesi gerçekleşti, bizim mücadelemiz tamamıyla birlikte yaşam ve barış ortamı hazırlanacak diye umut ediyorduk, ne yazık ki AKP kendi çıkarları ve iktidarı uğruna yine kaos ortamına ülkeyi sürükledi. Şu an Türkiye devleti KHK ve OHAL süreciyle yönetiliyor. Herhangi bir yasa ve hukuk kalmamıştır, tamamı ayaklar altına alınmıştır. Hâkimlik makamına saygım sonsuzdur ve hesabını veremeyeceğim bir suçum yoktur. Ben bu halkı temsil ediyorum ve yalnızca bu halk bana hesap sorabilir, muhatabım halktır ve siyasetçi olduğum için muhatabım da halktır. Ama ne yazık ki Recep Tayyip Erdoğan tek iktidar ve tek adam olmak için şuan ne hukuku bıraktı ne demokrasiyi ne de basın özgürlüğünü bıraktı. Şu an bir tiyatro oynanıyor. Bu tiyatronun figüranı olmayacağım bu yüzden bana sorulan soruları cevaplamayacağım, beni buraya getirmeleri dahi suçtur. Şu an bile yasa çiğneniyor, çünkü halen vekilim. Hakların kardeşliği için onurlu bir barış için mücadelemize devam edeceğiz, biliyoruz ki er ya da geç bu vatanı AKP zihniyetine ve faşist zihniyete bırakmayacağız. Üzerime atılı olan suçlamayı kabul etmiyorum. Yapılan yargılamayı kabul etmediğim için herhangi bir talepte de bulunmuyorum." şeklinde beyanda bulunmuş ve kendisine isnat edilen suçlamalara ilişkin bir açıklama yapmamıştır. Başvurucunun müdafileri ise tutuklama işleminin hukuka aykırı olduğunu ve tutuklama nedenlerinin bulunmadığını belirterek başvurucunun serbest bırakılmasını talep etmişlerdir. Şırnak Sulh Ceza Hâkimliğinin 4/11/2016 tarihli kararı ile başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçundan tutuklanmasına karar verilmiştir. Anılan kararda kuvvetli suç şüphesinin varlığı "Şüphelinin beyanlarının AİHS 10/2 ve T. Anayasası'nın 26/2 hükümlerine aykırı olduğu, AİHM kararlarında belirtildiği üzere şiddet çağrısı ve terör propagandasının ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmediği, buna ilişkin kanuni düzenlemelerin bulunduğu, ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu emniyetinin korunması, kamu düzeninin sağlanması, suç işlenmesinin önlenmesi, milli güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyetin temel nitelikleri ve Devletin, ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması, suçluların cezalandırılması gibi meşru amaçların olması, şüphelinin beyanlarının içeriği ve dosya kapsamında birleşen dosyalar, bu dosyaların içeriği, ayrıca hakkında yazılan fezleke içerikleri gözönüne alındığında şüphelinin eylemlerinin propaganda boyutunu aştığı, silahlı terör örgütü PKK'nın hiyerarşik yapısına dahil olduğu, örgütün stratejisini ve eylemlerini benimsediği, dolayısıyla şüphelinin eyleminin artık Türk Ceza Kanunu'nun 314/2 maddesinde belirtilen silahlı terör örgütüne üye olma suçunu oluşturduğu" şeklinde ifade edilmiştir. Şırnak Sulh Ceza Hâkimliğinin başvurucunun tutuklanmasına ilişkin kararın tutuklama koşullarına ilişkin bölümü ise şöyledir: " Suçun vasıf ve mahiyeti, mevcut delil durumu, suç için kanunda öngörülen cezanın üst sınırı ve atılı suç için yasada öngörülen ceza miktarı, isnat edilen suçun CMK 100'de belirtilen katalog suçlardan olması ve bu nedenle yasal olarak tutuklama nedeninin var olması, tutukluluğun bu aşamada ölçülülük ilkesine uygun olacağı, bu aşamada adli kontrol hükümlerinin uygulanmasının yetersiz olacağı gerekçeleriyle tutuklanmasına [karar verildi.]" Başvurucu 17/11/2016 tarihinde tutuklama kararına itiraz etmiştir. Şırnak AğırCeza Mahkemesinin 1/12/2016 tarihli kararıyla itirazın reddine karar verilmiştir. Anılan karar 7/12/2016 tarihinde başvurucu tarafından öğrenilmiştir. Başvurucu 23/12/2016 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Şırnak Cumhuriyet Başsavcılığının 18/11/2016 tarihli iddianamesi ile başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma, halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik etme, suç örgütlerinin isimlerini kullanarak tehditte bulunma, hakaret ve kanuna aykırı toplantı ve gösteri yürüyüşleri düzenleme, yönetme, bunların hareketlerine katılma suçlarını işlediğinden bahisle cezalandırılması istemiyle aynı yer Ağır Ceza Mahkemesinde kamu davası açılmıştır. İddianamede, PKK silahlı terör örgütüne ilişkin bazı değerlendirmeler yapıldıktan sonra başvurucu hakkında daha önce düzenlenen on ayrı fezlekedeki olaylar (bkz. § 13) suçlamaya konu edilmiştir. İddianamede ayrıca "6718 sayılı Kanun'un maddesiyle Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'na eklenen geçici madde uyarınca atılı suçlar yönünden yasama dokunulmazlığının bulunmadığı ve bu nedenle soruşturma ve kovuşturma işleminin yapılabileceği" değerlendirmesinde bulunulmuştur. Son olarak Savcılık, başvurucuya yöneltilen eylemlere ilişkin hukuki değerlendirmelerini ortaya koymuştur. Bu değerlendirmeler özetle şöyledir:"... Örgütün lideri Abdullah Öcalan'ın posterinin önünde durduğu, gerek örgütün sözde marşının çalınıp ölen örgüt mensupları için saygı duruşunda bulunulması ilesilahlı mücadele eylemini övdüğü, sözde örgüt liderinin posteri önünde bulunmak suretiyle silahlı yönteme başvurmayı teşvik ettiği, söz konusu izinsiz ve kanuna aykırı toplantı yürüyüşüne dönüşen toplantıya katılarak 2911 sayılı yasanın 28/1 maddesinde belirtilen suçu da işlediği;... ... Terör örgütünün propagandasına dönüşen çatışmada öldürülen örgüt mensubunun cenaze merasimine katılarak örgütün silahlı yönteme başvurmasını övdüğü ve bu yönteme başvurmayı teşvik ettiği;... Şüphelinin örgütün amacını ve şiddetini meşrulaştırmak için silahlı mücadeleyi övdüğü ve bu yönteme başvurmayı açıkça teşvik ettiği ve meşrulaştırdığı, ...Şüphelinin [fezlekelerde] anlatılan 10 olayın oluş şekli ve içeriklerine bakıldığında, terör örgütünün toplantısı haline gelen olaylara katılmış olması, örgütün siyasi kanadı içerisinde olması nedeniyle organik bağın gerçekleşmiş olduğu, şüphelinin eylemlerinde süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk bulunması, bazen de bu olmadan örgüt ile girdiği organik bağ çerçevesinde, yine geri cephe ve kent çalışmalarına yönelik yoğunluk, süreklilik ve çeşitlilik gösteren kent faaliyetlerinde bulunması hususları birlikte değerlendirildiğinde şüphelinin eylemlerinin propaganda boyutunu aştığı silahlı terör örgütü PKK ile arasında organik bağın kurulduğu, örgütün hiyerarşik yapısına dahil olması nedeni ile silahlı terör örgütü PKK terörörgüte üye olmak suçunu işlediği anlaşıl[mıştır]. Başvurucu hakkındaki dava Şırnak Ağır Ceza Mahkemesine tevzi edilmiş,21/11/2016 tarihinde iddianamenin kabulüne karar verilmiş ve E.2016/80 sayılı dosya üzerinden kovuşturma aşaması başlamıştır. Aynı tarihte yapılan inceleme sonucunda başvurucunun tutukluluğunun devamına karar verilmiştir. Şırnak Ağır Ceza Mahkemesinin 4/1/2017 tarihli kararıyla başvurucunun tahliyesine karar verilmiş ve hakkında yurt dışına çıkmama şeklinde adli kontrol tedbiriuygulanmıştır. Dava, bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla ilk derece mahkemesinde derdesttir. İlgili ulusal ve uluslararası hukuk için bkz. Gülser Yıldırım (2), §§ 64-