3. Ceza Dairesi 2023/27040 E. , 2024/6093 K. "İçtihat Metni" TUTUKLU İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2021/1002 E., 2022/656 K. SUÇ : Silahlı terör örgütüne üye olma, devletin gizli kalması gereken bilgilerini siyasal veya askeri casusluk amacıyla temin etme Devletin gizli kalması gereken bilgilerini siyasal veya askeri casusluk amacıyla temin etme suçu için; 5271 sayılı Kanun'un 232/2-c maddesi gereğince verilen kararın niteliği dikkate alınarak yazılmamıştır. HÜKÜM : İstinaf
**3. Ceza Dairesi 2023/27040 E. , 2024/6093 K.** **"İçtihat Metni"** TUTUKLU İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2021/1002 E., 2022/656 K. SUÇ : Silahlı terör örgütüne üye olma, devletin gizli kalması gereken bilgilerini siyasal veya askeri casusluk amacıyla temin etme Devletin gizli kalması gereken bilgilerini siyasal veya askeri casusluk amacıyla temin etme suçu için; 5271 sayılı Kanun'un 232/2-c maddesi gereğince verilen kararın niteliği dikkate alınarak yazılmamıştır. HÜKÜM : İstinaf başvurularının esastan reddi TEMYİZ EDENLER : Sanık müdafii ve Bölge adliye mahkemesi Cumhuriyet savcısı TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ :Temyiz istemlerinin esastan reddiyle hükümlerin onanması İlk Derece Mahkemesince verilen hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenlerin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz istemlerinin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçelerinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü: I. HUKUKÎ SÜREÇ 1. Ankara 34. Ağır Ceza Mahkemesinin, 20.05.2021 tarihli ve 2019/127 Esas, 2021/151 sayılı Kararı ile sanık hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan; 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 314 üncü maddesinin ikinci fıkrası, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 5 nci maddesinin birinci fıkrası, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 221 nci maddesinin dördüncü fıkrasının ikinci bendi, 62 nci maddesi, 53 üncü maddesinin birinci, ikinci, üçüncü fıkraları, 58 nci maddesinin dokuzuncu fıkrası ve 63 ncü maddesi uyarınca 2 yıl 10 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına, devletin gizli kalması gereken bilgilerini siyasal veya askeri casusluk amacıyla temin etme suçundan; 5271 sayılı CMK'nun 223 ncü maddesinin ikinci fıkrasının ''e'' bendi uyarınca beraatine dair karar verilmiştir. 2.Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Ceza Dairesinin, 05.10.2022 tarihli ve 2021/1002 Esas, 2022/656 sayılı Kararı ile sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükümlere yönelik sanık müdafii ve Cumhuriyet savcısının istinaf başvurularının 5271 sayılı Kanun’un 280 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir. 3.Dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca tanzim olunan 12.12.2023 tarihli ve onama görüşünü içerir Tebliğname ile Daireye tevdi olunmuştur. II. TEMYİZ SEBEPLERİ Sanık müdafii temyiz dilekçelerinde özetle; 1.Sanığın daha öncesinde örgüt üyeliğinden ceza aldığına, 2.Sanığın örgüt üyeliğini kabul ederek yapılanma ve süreç ile ilgili tüm bildiklerini dile getirdiğine, 3.Alt sınırdan uzaklaşılarak ceza verilmesinin hukuka aykırı olduğuna, 4.Kararın bozulmasına, beraat kararı verilmesine ve sair nedenlere ilişkindir. Bölge adliye mahkemesi Cumhuriyet savcısı dilekçesinde özetle; 1.Sanığın teşkilat içerisinde faaliyet gösteren örgüt mensuplarını takip ettiğine ilişkin tespitler olduğuna, 2.Devletin gizli kalması gereken bilgileri siyasal veya askeri casusluk amacıyla temin etle suçundan cezalandırılması gerektiğine, 3.Kararın sanık aleyhine bozulmasına ve sair nedenlere ilişkindir. III. OLAY VE OLGULAR Temyizin kapsamına göre; A. İlk Derece Mahkemesinin Kabulü Silahlı terör örgütüne üye olma suçu yönünden; Sanığın anılan terör örgütü ile münasebetinin üniversite yıllarında başladığı, örgüte ait dershaneye gittiği, üniversite yıllarında örgüte ait ev ve yurtlarda kaldığı, ev abiliği ve bölge talebe mesulluğü görevlerini yürüttüğü, 2007 yılında üniversiteden mezun olması akabinde örgüte bağlı Saffet Kolejinde çalışmaya başladığı, maaş hesabının Bank Asya isimli bankada olması sebebiyle bu banka ile ticari faaliyetlerini sürdürdüğü, gazete/dergi aboneliklerinin bulunduğu, düzenli olarak himmet verdiği, kurban bağışında bulunduğu, 2011 yılında İnegöl ilçesinden Bursa il merkezine tayin olduğu, burada da örgüte ait Silm Eğitim A.Ş' de çalışmaya başladığı, sohbet adı verilen örgütsel görüşmelere katıldığı, telefonuna BYLOCK, KAKAO TALK isimli gizli haberleşme programlarını yükleyerek kullandığı, 2011-2015 yılları arasında Bursa ilinde örgütsel faaliyetlerini bu şekilde sürdürdüğü, 2015 yılında Ankara iline yerleşerek Milli Eğitim Bakanlığı, Keçiören İlçe Milli Eğitim Müdürlüğüne bağlı Atatürk Ortaokulunda ücretli öğretmen olarak çalışmaya başladığı, bu dönemde Bursa'dan tanışıklığı bulunan, MİT mahrem yapılanması içerisinde "öğretmen" pozisyonunda faaliyet yürüten mahrem imam ... kod A. E.'nin kendisine ulaştığı, kendisi ile çalışmak istediğini beyan ettiği ve böylece ... kod A. E. ile irtibatlandırıldığı, MİT mahrem yapılanmasında öğretmen pozisyonunda faaliyet yürüten ... kod A. E.'ye bağlı yardımcı sıfatıyla faaliyet yürüttüğü, sanığın Bursa 2.Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2016/241 Esas, 2018/382 Karar sayılı ilamı ile yargılanarak, silahlı terör örgütüne üye olma suçundan 6 yıl 3 ay hapis cezasına mahkum olduğu, sanığın üzerine atılı silahlı terör örgütüne üye olma suçunun kesintisiz suçlardan olduğu, hukuki kesinti gerçekleştikten sonra başlatılan soruşturma sonrası etkin pişmanlık beyanında ''adli kontrol kararıyla serbest kaldıktan sonra gözaltındayken ... kod .E.'nin eve geldiğini ve kendisini sorduğunu eşinden öğrendiğini, sonrasında kendisi ile yüz yüze görüştüğünü, sonraki süreçte çalıştığı bir zamanda eve eşinin tanımadığı bir kişinin gelerek kendisi ile irtibata geçmesi için WİCKER ME isimli programı yüklemesini istediğini, kullanıcı adını bıraktıktan sonra evden ayırıldığını, eşinin bu durumu anlatması üzerine programı yüklediğini, şahsa kim olduğunu sorduğunda ... kod isimli şahsın yönlendirdiğini söylediğini, sonrasında ... kod ve ... kod A.E.'nin CCLEANER isimli program üzerinden kendisi ile irtibata geçtiğini, 2018 Ekim-Kasım aylarında ... kod isimli kişinin mesaj atarak kendisi ile irtibata geçtiğini, örgüt mensubu şahıslardan zor durumda olanlar olduğunu, bu şahıslara bir şey göndermek istediğini, kendisine yalnızca benim yardımcı olabileceğimi söylediğini, bunu reddettiğini; ... (K) bana sen bizim yapımızın bir parçasısın, bizi reddetmen gibi bir durum söz konusu olamaz, zaten senden istediğim şey insani bir durum dediğini , istemeyerek kabul etmek zorunda kaldığını, ne istediğini sorduğumda tarif edeceğim bir şahıstan bir paket alacaksın daha sonra da istediğim bir noktaya bu paketi bırakacaksın dediğini, daha sonra bana Çankaya Turan Güneş Bulvarı üzerinde Çetinkaya AVM isimli işyerinin yanında bulunan bir marketin içinde manav reyonunda kapüşonlu bir şahsın beni bekleyeceğini, elinde eczane poşeti olacağını, bu şahsın ...… A/K isimli bir şahıs olacağını söylediğini, bu şahıstan alacağım paketleri yine onun istediği yerlere teslim etmesini istediğini, söylemiş olduğu bir hafta sonraki tarihte belirttiği yere gittiğini, ...… A/K olarak tanıttığı ve görse teşhis edebileceği şahsı manav reyonunda kapüşonlu bir hırka ile beklerken gördüğünü, bu şahsa ... (K) in selamını söylediğini ve ecza poşetini elinden aldığını ve oradan ayrıldığını, araca bindiğimde poşetin içinde 4 adet kâğıt zarf olduğunu, bu zarfların içerisinde ayrı ayrı 2500 TL tutarında nakit para olduğunu, kontrol ettikten sonra ... (K) in tekrar haber vermesini beklemek için oradan ayrıldığını ve evine geldiğini, bir süre sonra ... (K) paketi alıp almadığını sorduğunu, aldığını söylediği yere bırakacağını ve bu işten kurtulmak istediğini söylediğini, yaklaşık bir hafta sonra saat 19.00 sıralarında İVEDİK Metro istasyonunun altında bulunan eski marketin önünde bir şahsın bekleyeceğini söylediğini, belirtilen yere saatinde gittiğini, bir süre bekledikten sonra gün batmış olmasına rağmen güneş gözlüğü takan, 1.85 boylarında, ince, esmer tenli, kuru yüzlü bir şahıs yanına gelerek ... (K) in selamını söylediğini, elinde bulunan zarfın iki tanesini bu şahsa teslim ettiğini ve herhangi bir konuşma gerçekleşmeden bu şahıs yürüyerek oradan ayrıldığını, paraların tamamını ... (K) isimli şahsın istediği yerlere teslim ettikten sonra tablet üzerinden kendisine ulaştığını ve herhangi bir olumsuzluk olup olmadığını sorduğunu, istediği şahsa 4 adet zarfı teslim ettiğini herhangi bir olumsuzluk olmadığını söylediğini ve konunun kapandığını, yaklaşık bir ay sonra ... (K) tekrar CCleaner üzerinden ulaştığını ve tekrar yardımıma ihtiyaç duyduğunu söylediğini, bu isteğini tekrar kabul ettiğini, sonrasında ilk para aldığım Çankaya Turan Güneş Bulvarı üzerinde Çetinkaya AVM isimli işyerinin yanında bulunan bir marketin içinde manav reyonuna tekrar gittiğini, orada ...… A/K isimli şahsın beklediğini, yanına giderek yine eczane poşeti benzeri bir poşet aldığını, içerisinde tek zarf olduğunu, oradan ayrılıp arabaya gittiğimde zarfın içerisinde 5000 TL para olduğunu gördüğünü, sonra oradan ayrıldığını, ... (K) isimli şahıstan haber beklemeye başladığını, birkaç saat sonra ... (K) isimli şahıs irtibata geçtiğini ve İVEDİK metro durağının altında bulunan eski marketin önünde aynı şahsa bu zarfı teslim etmesini istediğini, söylediği saatte istediği yere gittiğini ve beklemeye başladığını, şahsın kısa bir süre sonra yanına geldiğini, herhangi bir konuşma gerçekleşmeden zarfı kendisine teslim ettiğini ve oradan ayrıldıklarını, eve gittiğinde ... (K) isimli şahsın para teslimi ile ilgili bilgi aldığını ve konunun kapandığını, ... (K) ile irtibatın tablette yüklü CCleaner programı üzerinden rutin aylık şekline döndüğünü, ... (K) A. E. ile ise 2019 yılı şubat ayından bu yana hiçbir irtibatım olmadığını'' beyan ederek örgütün hiyerarşik yapısı içerisinde yer aldığını, mahrem abi ... kod A. E. ile örgütsel faaliyetleri kapsamında görüştüklerini beyan ederek FETÖ/PDY silahlı terör örgütü hiyerarşisindeki konum ve görevine uygun olarak örgüte ilişkin bildiklerini, örgütle olan bağını, irtibatını, faaliyetlerini ve tanıdığı örgüt mensubu kişileri teşhis ederek bu şahıslarla ilgili bildiklerini samimi şekilde anlattığı, sanığın aşamalardaki örgüt üyeliği suçu yönünden ikrarı ve diğer toplanan somut deliller dikkate alındığında, sanığın örgütün içinde olup, hiyerarşik yapı içerisinde bulunduğu, talimatla hareket ettiği ve örgütle organik bağının bulunduğu sonucuna varılmış, mahkemece sanığın örgüt içerisinde kaldığı zaman aralığı ve konumu, tüm aşamalardaki beyanları ve tutumu dikkate alındığında örgüte ait bildiklerini samimi şekilde pişman olarak anlattığını belirterek mahkumiyetine dair karar verilmiştir. Devletin gizli kalması gereken bilgilerini siyasal ve askeri casusluk amacıyla temin etme suçu yönünden; Her ne kadar sanık hakkında Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanlığında çalıştığı dönem itibariyle devletin gizli kalması gereken bilgilerini siyasal veya askeri casusluk amacıyla temin ettiğinden bahisle siyasal veya askeri casusluk suçundan TCK'nın 328/1 inci maddesi uyarınca cezalandırılması için kamu davası açılmış ise de; tanık beyanı ve tüm dosya kapsamında toplanan delillerin incelenmesinde, sanığın üzerine atılı siyasi veya askeri casusluk suçu yönünden atılı suçu işlediğine yönelik somut bir delilin bulunmadığı, bu bağlamda sanığın bu suç yönünden savunmasını aksini ispatlar, her türlü şüpheden uzak kesin ve inandırıcı kanıtın olmadığı, böylece sanığın üzerine atılı askeri veya siyasi casusluk suçunu işlediğinin sabit olmadığı kanaatine varıldığından, 5271 sayılı CMK'nın 223/2-e maddesi uyarınca beraatine dair karar verilmiştir. B. Bölge Adliye Mahkemesinin Kabulü İlk Derece Mahkemesince kabul edilen dava konusunda, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından bir isabetsizlik görülmediği anlaşılmıştır. IV. GEREKÇE A. Sanık hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan kurulan hüküm yönünden; Yargılama sürecindeki usuli işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, hükme esas alınan tüm delillerin hukuka uygun olarak el edildiğinin belirlendiği, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların temyiz denetimini sağlayacak biçimde eksiksiz olarak sergilendiği, temyiz dilekçelerinde ileri sürülen savunmaların özleri değiştirilmeksizin tartışıldığı, sanığın örgüt üyeliği suçuna ilişkin hukuki kesinti gerçekleştikten sonrada örgütsel faaliyetlerine devam ettiğinin sanık ikrarı ve tüm dosya kapsamından anlaşılması karşısında; silahlı terör örgütüne üye olma suçu yönünden verilen mahkumiyet kararına yönelik vicdani kanının kesin, tutarlı ve çelişmeyen verilere dayandırıldığı, eylemlerin doğru olarak nitelendirildiği ve kanunda öngörülen suç tipine uyduğu anlaşılmakla sanık müdafiinin temyiz istemi yerinde görülmemiş, kurulan mahkumiyet hükmünde hukuka aykırılık bulunmamıştır. B. Sanık hakkında devletin gizli kalması gereken bilgilerini siyasal veya askeri casusluk amacıyla temin etme suçundan kurulan hüküm yönünden; Ayrıntıları Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26.09.2017 tarih ve 2017/956 Esas, 2017/370 sayılı Kararı ile onanarak kesinleşen Dairemizin İlk Derece sıfatıyla verdiği 24.04.2017 tarih ve 2015/3 Esas, 2017/3 sayılı Kararında ve yine Dairemizin temyiz mercii olarak verdiği 14.07.2017 tarih ve 2017/1443 Esas, 2017/4758 sayılı onama Kararında açıklandığı üzere; Kendisini kısaca ‘Hizmet’ olarak tanımlayan FETÖ/PDY; Paravan olarak kullandığı dini, din dışı dünyevi emellerine ulaşma aracı haline getiren, siyasi, ekonomik ve toplumsal yeni bir düzen kurma tasavvuruna sahip örgüt liderinden aldığı talimatlar doğrultusunda hareket eden, bu amaçla öncelikle güç kaynaklarına sahip olmayı hedefleyen, güçlü olmak ve yeni bir düzen kurmak için şeffaflık ve açıklık yerine büyük bir gizlilik içerisinde olmayı şiar edinen, gizlilikten görünmez bir duvar inşa edip bu duvarın arkasına saklanan, böyle bir örgütlenmenin olmadığına herkesi inandırmaya çalışarak ve bunda başarılı olduğu ölçüde büyüyüp güçlenen, bir yandan da bu düşman üzerinden mensuplarını motive eden, "Altın Nesil" adını verdiği kadrolarla sistemle çatışmak yerine sisteme sahip olma ilkesiyle devlete tabandan tavana sızan, bu kadroların sağladığı avantajlarla devlet içerisinde belli bir güce ulaştıktan sonra hasımlarını çeşitli hukuki görünümlü hukuk dışı yöntemlerle tasfiye eden, böylece devlet aygıtının bütün alt bileşenlerini ünite ünite kontrol altına almayı ve sisteme sahip olmayı planlayıp, ele geçirdiği kamu gücünü de kullanarak toplumsal dönüşümü sağlamayı amaçlayan suigeneris bir suç örgütüdür. Örgütün türü ve niteliği açısından değerlendirme yapıldığında; örgütün kurucusu, yöneticileri ve üyeleri arasında sıkı bir hiyerarşik bağın mevcut olduğu, gizliliğe riayet ettiği, görünür yüzüyle gerçek yüzü arasındaki farkı gizlediği, amaca ulaşabilmek için yeterli eleman, araç ve gerece sahip olduğu, amacının Anayasada öngörülen meşru yöntemlerle iktidara gelmek olmayıp, örgütün yarattığı kaos ortamı sonucu, demokratik olmayan yöntemlerle cebir şiddet kullanmak suretiyle parlamento, hükümet ve diğer Anayasal kurumları fesih edip iktidara gelmek olduğu, bu amacı gerçekleştirmek için Polis ve Jandarma teşkilatı, Milli İstihbarat Teşkilatı ve Genel Kurmay Başkanlığı gibi kuvvet kullanma yetkisine haiz kurumlara sızan üyeleri vasıtasıyla, meşru organlara ve halka karşı silahlı saldırıda bulunmak suretiyle amaç suçu gerçekleştirmeye elverişli öldürme, yaralama gibi çok sayıda vahim eylem gerçekleştirdiğinin, anılan örgüt mensupları hakkında 15 Temmuz darbe girişiminden ya da örgüte mensubiyetlerinden dolayı açılıp bir kısmı derdest olan ya da mahkemelerce karara bağlanan davalar, bu davalarda dinlenen itirafçı sanıkların savunmaları ve gizli-açık tanık anlatımları, örgüt lider ve yöneticilerinin açık kaynaklardaki yazılı ve sözlü açıklamaları, Emniyet Genel Müdürlüğünün örgüt hakkındaki raporu gibi olgu ve tespitler dikkate alındığında; FETÖ/PDY küresel güçlerin stratejik hedeflerini gerçekleştirmek üzerine kurulan bir maşa olarak; Anayasada belirtilen Cumhuriyetin niteliklerini, siyasi, hukuki, sosyal, laik, ekonomik düzeni değiştirmek, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türkiye Devletini ve varlığını tehlikeye düşürmek, devlet otoritesini yıkmak ve daha sonra ele geçirmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini bozmak amacıyla kurulmuş bir terör örgütüdür. Bu örgüt kuruluşundan 15 Temmuz sürecine kadar örgüt lideri Fethullah Gülen tarafından belirlenen ideolojisi doğrultusunda amaçlarını gerçekleştirmek üzere eylem ve fikir birliği içinde hareket etmiştir. Sahip olduğu ya da mensuplarının tasarrufunda bulunan araç gereç bakımından 5237 sayılı TCK'nın 314/1-2 nci maddesi kapsamında silahlı bir terör örgütü olduğu anlaşılmıştır. Dini unsurları temel alarak hareket ettiğini iddia eden FETÖ, dini değerler değişmezken, zamana ve şartlara göre kendisini değiştirmesi, ülkesi ve devleti ile barışık olması beklenirken devleti kendisine hasım ve karşı cephe olarak görmesi, tüm yapısıyla açık ve şeffaf olması gerekirken bir istihbarat örgütü gibi "KOD isimler, özel haberleşme kanalları, kaynağı bilinmeyen paralar" kullanması, yönetim kadrosunun faaliyetlerini yurt dışından idare etmesi ve Türkiye'ye gelmekten imtina etmesi, hasımlarını saf dışı etmek için her türlü baskı, şantaj ve yasa dışı faaliyeti kullanması, diğer terör örgütleriyle eylem ve söylem birliği içerisinde hareket etmesi, çeşitli yabancı misyon temsilcileriyle mahiyeti bilinmeyen görüşmelerde bulunması, söz konusu yapının casusluk faaliyetlerini de kapsayan bir terör örgütü olduğunu ortaya koyan unsurlardır. Devlet sırları, devletin güvenliğini ve bekasını ilgilendirdiğinden hukuk sistemi bu sırların muhafazası hususunda büyük bir hassasiyet göstermekte, ihlaline veya buna teşebbüs edenlere ağır yaptırımlar öngörmektedir. 5237 sayılı Ceza Kanununda, devlet güvenliği ve bekası için devletin gizli bilgilerinin korunmasına ilişkin düzenlemeler mevcuttur. Bunlar, “devlet sırlarına karşı suçlar ve casusluk” başlığı altında, ikinci kitap, dördüncü kısım, yedinci bölümde, 326 ncı ile 339 uncu maddeler arasında düzenlenmiştir. Sır, sözlükteki kelime anlamı bakımından; “varlığı veya bazı yönleri açığa vurulmak istenmeyen”, “gizli kalan, gizli tutulan şey”, “aklın erişmediği, açıklanamayan veya çözülemeyen şey”, “giz, gizem”, “bir amaca ulaşmak için kullanılan, başvurulan özel ve gizli yöntem” olarak tanımlanmaktadır. Ceza kanunu dışındaki yasalar ile uluslararası hukukta da devlet sırrına ilişkin tanımlara ve düzenlemelere yer verilmiştir. AİHS'nin 10/2 nci maddesinde “ulusal güvenliğin” korunması ve demokratik toplumda gerekli olması halinde “devlet sırrı” ifade özgürlüğünü sınırlayıcı istisnalar arasında yer almıştır. Anayasa'nın 26/2 nci maddesinde;“Bu hürriyetlerin kullanılması, millî güvenlik; kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyetin temel nitelikleri ve devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması, suçların önlenmesi, suçluların cezalandırılması, devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması, başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının yahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması veya yargılama görevinin gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıyla sınırlanabilir.” denilerek düşünce özgürlüğünün kısıtlanmasına yönelik hangi fikir ve düşüncelerin sınırlandırılabileceği belirtilirken, devlet sırrı kavramına da yer verilmiştir: Yine Anayasa'nın 28 inci maddesinde, “devlet sırrı” ceza hukuku bakımından bir kriter olarak değerlendirilerek; "...Devlete ait gizli bilgilere ilişkin bulunan her türlü haber veya yazıyı, yazanlar veya bastıranlar veya aynı amaçla, basanlar, başkasına verenler, bu suçlara ait kanun hükümleri uyarınca sorumlu olurlar." hükmüne yer verilmiştir. Ayrıca mevzuatta devlet sırrına ilişkin çeşitli tanımlar da mevcuttur; Sır'dan maksat, yetkili bulunmayan kişilerin hakkında bilgi sahibi olmaları hâlinde “Devletin güvenliğinin, milli varlığının, bütünlüğünün, Anayasal düzeninin veya iç veya dış siyasal yararlarının tehlikeye düşebileceği bilgiler"dir. (TCK.m. 326 madde-gerekçesi) Devlet Sırrı; açıklanması veya öğrenilmesi devletin milli savunmasına ve milli güvenliğine zarar verebilecek anayasal düzenine dış ilişkilerinde tehlike yaratabilecek ve bu nedenlerle gizli kalması gereken bilgi ve belgelerdir. (Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı m. 3) Devlet sırrı kavramı ve gizlenmesi gerekli bilgi kavramları ile karşılaştırdığımız bir başka yasal düzenleme, 4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu'nun 16 ncı ve 18 inci maddeleridir. Bu düzenlemelere göre devlet sırrı; "açıklanması hâlinde devletin emniyetine, dış ilişkilerine, milli savunmasına ve millî güvenliğine açıkça zarar verecek ve niteliği itibarıyla devlet sırrı olan gizlilik dereceli bilgi veya belgelerdir. Sivil ve askeri istihbarat birimlerinin görev ve faaliyetlerine ilişkin bilgi veya belgeler, istihbarata ilişkin bilgi veya belgelerdir." Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 47 inci maddesinde “Açıklanması, Devletin dış ilişkilerine, milli savunmasına ve milli güvenliğine zarar verebilecek; anayasal düzeni ve dış ilişkilerinde tehlike yaratabilecek nitelikteki bilgiler, Devlet sırrı sayılır” ifadelerinde kısa bir tanım görmekteyiz. Uluslararası ilişkiler bakımından üçüncü kişilerce bilinmesi sakıncalı olan ve devletin dış ilişkilerine zarar verici nitelikte olan, savunmaya, güvenliğe ilişkin bilgiler devlet sırrı kapsamındadır. Yine aynı Kanun'un 125 inci maddesine göre, “Bir suç olgusuna ilişkin bilgileri içeren belgeler, devlet sırrı olarak mahkemeye karşı gizli tutulamaz.” Burada yargılamanın selameti ve iddiaların aydınlatılması adına, suç olgusuna dair bilgi içeren belgelerin yargılamanın aleniliği çerçevesinde devlet sırrı olarak kabul edilemeyeceği belirtilmektedir. Aynı maddenin ikinci fıkrasında "Devlet sırrı niteliğindeki bilgileri içeren belgeler, ancak mahkeme hâkimi veya heyeti tarafından incelenebilir. Bu belgelerde yer alan ve sadece yüklenen suçu açıklığa kavuşturabilecek nitelikte olan bilgiler, hâkim veya mahkeme başkanı tarafından tutanağa kaydettirilir” hükümleri yer almaktadır. Yani mahkeme hakiminin, sır statüsündeki bilgiyi edinmesi ya da sır olarak koruma altına alınmış belgeleri görmesi, bunların içeriğine vakıf olması; o bilginin sır niteliğini ortadan kaldırmayacaktır. Bu düzenlemelerden yola çıkarak, genel anlamda devletin sırlarının üçe ayrıldığı söylenebilir; 1-"Özünde devlet sırrı olan bilgi ve belgeler." 2-"Yetkili makamların açıklanmasını yasakladığı bilgi ve belgeler." 3-"Devletin idari kurumlarının gizli tuttuğu bilgi ve belgeler." Özünde devlet sırrı olan bilgi ve belgeler, devlet güvenliği ve bekası, milli menfaatler ve milli güvenliğe ilişkin menfaatler ile ilgilidir. Yetkili makamların açıklanmasını yasakladığı bilgi veya belgeler ise, özünde devlet sırları kadar olmasa da devlet menfaatleri için önemli görülen bilgi veya belgelerdir. TCK'nın 326, 327, 328, 329 ve 330 uncu maddelerindeki, "devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından niteliği itibariyle gizli kalması gereken bilgi, belge veya vesikalar” ifadesiyle "özünde devlet sırrı olan bilgi ve belgeler" kastedilmektedir. Özünde devlet sırlarının, sırrın objektif ve sübjektif şartını birlikte taşıması gerekir. Bir şeyin sır olabilmesi için devletin bu şeyin sır olarak saklanması hususunda sübjektif iradesi olmalıdır. Bu bilginin sır niteliği taşıması için önceden resmi makamlarca açıklanması gerekmez. Devletin o bilginin gizliliği konusundaki zımni iradesi yeterlidir. Objektiflik unsuru, başkaları tarafından bilinmesi ile ilgilidir. Sır olarak gizlenmek istenen şey başkaları tarafından biliniyor ya da bilinmesi gerekiyorsa sır niteliği taşımaz. (Dr Mehmet Yayla a.g.e. s. 64 ) Kamuya açıklanmış, gizli kalması gereken şey, herkesin bildiği şey haline gelmişse sır olmaktan çıkacaktır. Bu bağlamda dikkat edilmesi gereken husus, “Rivayet, tahmin gibi hususlar bilginin sır olma vasfını ortadan kaldırmaz" (Erem, ..., TCK şerhi özel hükümler, cilt 2 1993 baskı, s. 1038;,Savaş, ...-Mollamahmutoğulu, Sadık TCK. nu yorumu 2, cilt, 2,baskı s. 184) Günümüzde teknolojinin gelişmesi ve haberleşme imkanlarının artması devlet sırlarını korumayı zorlaştırmaktadır. Her ne kadar devletlerin sırları konusunda çeşitli yayınlar yapılıyorsa da, doğruluğu herkesçe malum olmadıkça, gizli kalması gereken bilgilerin sır olma vasfını ortadan kaldırmaz. (Askeri Yargıtay 3. Daire 25972 tarih ve 1972/5-21 sy. karar) Bir bilgi veya belgenin özünde devlet sırrı olup olmadığının tayini mahkemeye aittir. Hakimin bilgisi dışında teknik konularda bilirkişi dinlenilebilir. Ancak, mahkeme bilginin niteliğini yani devlet sırrı olup olmadığını kendisi belirleyecektir, (Askeri Yargıtay Daireler Kurulu'nun 21972 gün ve 1972/8-9 sayılı kararı) TCK'nın 334, 335, 336 ve 337 inci maddeleri, "yetkili makamların, kanun ve düzenleyici işlemlere göre açıklanmasını yasakladığı ve niteliği bakımından gizli kalması gereken bilgi ve belgeler"den bahsetmektedir. Burada adı geçen sırlar, özünde devlet sırrı olmayan ancak, devlet menfaatleri için gizli tutulması gereken, bu nedenle yetkili makamların kanun veya düzenleyici işlemlerle açıklanmasını yasakladığı bilgi veya belgelerdir. Bunun haricinde, özünde devlet sırrı olmayan veya yetkili makamların açıklanmasını yasaklamadığı devlet güvenliğini ilgilendirmeyen ancak devletin idaresine ilişkin olan, kamu idaresinin menfaatlerini korumak, güvenilirliğini ve düzenli işleyişini sağlamak için 5237 sayılı TCK'da İkinci Kitap. Dördüncü Kısımda, "Kamu İdaresinin Güvenirliğine ve İşleyişine Karşı Suçlar” başlıklı birinci bölümü altında, 258. madde ile "Göreve ilişkin sırrın açıklanması” suçu düzenlenmiştir. Türk Ceza Hukuku yönünden, yetkililerce veya düzenleyici işlemlerle açıklanması yasaklanan sır, özünde devlet sırrı niteliği taşımayan ancak, açıklanması ilgili mevzuat hükümlerine göre yasaklanmış ve gizlilik derecesi verilmiş bilgi, belgeler veya şeylerdir. Yasaklama, yürütmenin herhangi bir işlemiyle yapılabileceği gibi, belgeler üzerine gizlilik derecesini gösteren damga veya özel bir yazının konulması, uyarı veya tabela yerleştirilmesi şeklinde de yapılabilir. Yetkili makam tarafından duruma göre, sirküler, tebliğ, resmi açıklama, yazılı veya sözlü uyarı aracılığıyla, kişiler veya bireylerin bu konudaki yasaklamalardan haberdar edilmesi sağlanabilir. Bu yasaklama hukuka uygun yapılmalıdır. Hukuka uygun ve usulüne göre yapılmayan yasaklama, o bilgi, belge veya şeye, açıklanması yasaklanmış sır vasfını kazandırmaz. Devletin idari makamları veya organları, bilgi, belge veya şeylere, açıklanmasını yasaklanmış sır vasfını çoğunlukla, gizlilik sınıflandırması yaparak vermektedirler. Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yönetmeliğine göre; gizlilik dereceleri aşağıda belirtildiği şekilde dört sınıfa ayrılır. a) Çok gizli: Bilmesi gerekenlerin dışında diğer kişilerin bilmelerinin istenmediği ve izinsiz açıklandığı takdirde devletin güvenliğine, ulusal varlık ve bütünlüğe, iç ve dış menfaatlerimize hayati bakımdan son derece büyük zararlar verecek, yabancı bir devlete faydalar sağlayacak ve güvenlik bakımından olağanüstü önemi haiz mesaj, rapor, doküman, araç, gereç, tesis ve yerler için kullanılır. b) Gizli: Bilmesi gerekenlerin dışında diğer kişilerin bilmelerinin istenmediği ve izinsiz açıklandığı takdirde devletin güvenliğine, ulusal varlık ve bütünlüğe, iç ve dış menfaatlerimize ciddi şekilde zarar verecek, yabancı bir devlete faydalar sağlayacak nitelikte olan mesaj, rapor, doküman, araç, gereç, tesis ve yerler için kullanılır. c) Özel: İzinsiz açıklandığı takdirde, devletin menfaat ve prestijini haleldar edecek veya yabancı bir devlete faydalar sağlayacak nitelikte olan mesaj, rapor, döküman, araç, gereç, tesis ve yerler için kullanılır. d) Hizmete özel: Kapsadığı bilgi itibarıyla çok gizli, gizli veya özel gizlilik dereceleri ile korunması gerekmeyen fakat bilmesi gerekenlerden başkası tarafından bilinmesi istenmeyen mesaj, rapor, döküman, araç, gereç, tesis ve yerler için kullanılmaktadır. Özünde devlet sırrı olan bilgi ve belgelerin, siyasal veya askeri casusluk amacı ile temin edilmesi halinde casusluk suçu, böyle bir amaç olmaksızın temin edilmesi halinde ise TCK'nın 327 inci maddedeki tanımlanan suç oluşacaktır. 765 sayılı Ceza Kanunu ve 5237 sayılı Ceza Kanununda "casusluk" açık bir şekilde tarif edilmiş değildir. Öğretide, "casusluk; bir bilgi ya da hedefe ulaşmak için yapılan gizli haber alma faaliyeti organizasyon ve metotların tümüne verilen addır. Casus ise bu faaliyeti yürüten kişidir"(Dr. Mehmet YAYLA, Devlet Sırlarına Karşı Suçlar ve Casusluk, Mayıs 2012 baskı-s.46) “Siyasi casusluk yabancı devlet yararına Türkiye Devletinin veya vatandaşlarının veya Türkiye’de oturmakta, ikamet ekmekte olanların zararına olacak bilgilerin toplanması demektir”. (Doç. Dr. Murat BALCI, FSM. Ünv. Hukuk Fak Ceza ve Muhakeme Hukuku Öğr. Üyesi, yayınlanmamış makale) şeklinde tanımlanmaktadır. Casusluk suçları ile ilgili düzenlemelere bakıldığında, tanımlama; “devletin güvenliği, iç veya dış siyasi yararları bakımından niteliği itibariyle gizli kalması gereken bilgilerin veya yetkili makamların kanun ve düzenleyici işlemleri ile açıklanmasını yasakladığı ve niteliği bakımından gizli kalması gereken bilgileri siyasal ve askeri casusluk maksadıyla temin etmek veya açıklamak” şeklinde yapılabilir. Bu suç soyut tehlike suçudur. Suçla korunan hukuksal menfaat; “devlet güvenliği, devletin iç veya dış siyasal yararları ve milli savunmaya” ilişkin menfaatlerdir. Suçun faili herkes olabilir. Suçun maddi konusu; devletin güvenliğine, iç veya dış siyasal yararları bakımından, niteliği itibariyle, gizli kalması gereken bilgiler yani özünde devlet sırrı olan bilgiler olarak tayin edilmiştir (Erem, a.g.e. cilt 1s. 48; Gözübüyük. Alman, Fransız, İsviçre ve İtalyan Ceza Kanunlarıyla Mukayeseli TCK. Açıklaması, cilt 1. S.510; Ögel,s 1034; Öztürk, s.384; Çağlayan, s.28). Maddelerde geçen belge ve vesikadan kasıt; “bir gerçeğe tanıklık eden yazı, resim, film vb. vesika, dökümandır. Evrak; “kağıt yaprakları, kitap sayfaları, resmi kurumlarda işlem gören belgeler , yazılmış kitaplar, mektuplar ve yazılar” anlamında kullanılan Arapça'dan gelen bir isimdir. Suçun maddi unsuru; suça konu bilgileri, siyasal veya askeri casusluk maksadıyla “temin etmek” tir. (Erem, a.g.e. cilt 1,s.50; Gözübüyük, a.g.e. Cilt 1. S.510; Ögel,s 1034; Öztürk, s.384) Bilginin temini için kullanılan vasıtanın önemi olmadığı gibi bilgiyi içeren belgenin de elde edilmiş olması ve temin edilen bu bilginin başkasına verilmesi şart değildir. “Suç, sır olan bilginin temin edilmesiyle tamamlanmış olur.” (Dr. Mehmet Yayla a.g.e. S. 197) “Suçun tamamlanması için bilginin başkasına aktarılması şart değildir." (Erem, a.g.e. Cilt . S.50) Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 24.02.1940 gün ve 1940/828-477 sayılı kararıyla, “Malumatın tesadüfi olmaksızın casusluk kast ve niyetiyle gayret ve mesai sarf edilerek istihsalinin lüzumlu olduğuna” işaret edilmiştir. Suçun manevi unsuru; genel kasttır. Ancak bazı hallerde, suçun kanuni tanımındaki unsurlarının fail tarafından bilinerek ve istenerek gerçekleştirilmesi, suçun oluşumu için yeterli görülmeyebilir. Bu gibi hallerde, suç tipinde kişinin kastı dışında ayrıca belli bir saikle hareket etmesi aranmıştır. Saik; amaç ya da gaye, kasttan önce gelen, kastı hazırlayan bir duygu ve düşüncedir. Suçun işlenmesine neden olan gerekçedir. Saik, her ne kadar suçun unsuru değil ise de, manevi unsurun gerçekleşmesi bakımından aranan husus haline gelebilir. Bu bağlamda, siyasi ve askeri casusluk suçlarında özel saik aranmaktadır. Esasen Ceza Kanunu'nun 327 inci maddesinde tanımlanan suç ile 328. maddede tanımlanan suçu ayıran en temel kriter “casusluk maksadı”dır. Askeri Yargıtayın bir kısım kararlarında (Askeri Yargıtay Dava Daireleri Kurulu 02.10.1997 gün ve 1997/98-114 sayılı kararı gibi) “casus ile casusluğu talep eden arasında bir anlaşmanın varlığı” suçun oluşumu için aranmakta ise de bu düşünce doktrinde yerinde görülmemiştir. “Fail, herhangi bir ülke ya da organizasyon ile anlaşma olmadan bilgi ve belgeleri temin edip, sonradan belirleyebileceği bir devlete servis edebilir.” (Dr. Mehmet Yayla, a.g.e.s.201-202) Aynı doğrultuda, "Kanaatimizce, maddede olmayan bir şartın, suç tipinin oluşumu için aranması yerinde değildir. Madde metninde ve gerekçesinde açıkça belirtildiği gibi siyasal ve askeri casusluk maksadı manevi unsur içinde değerlendirilmesi gereken bir konudur." (Dr. Murat Balcı. F.S.M. Ünv. a. g. makale). Bilindiği üzere kast, kişinin iç dünyasıyla ilgili kavram olup, kastın açıkça ifade edilmediği durumlarda iç dünyaya ait bu olgunun dış dünyaya yansıyan davranışlara bakılarak belirlenmesi gerekir. Bu itibarla kastın belirlenmesinde; failin kişilik özellikleri, bilgilerin temin edilme zaman ve yeri, bilgilerin temin edilme yöntemi, bir örgüt mensubu ise örgütün amaç ve faaliyetleri gibi, kriterlere bakılmalıdır. Özel olarak istihbaratta görevlendirilmiş kişilerin (MİT. Emniyet ve Jandarma istihbaratı) izinsiz bilgi paylaşımı halinde casusluk maksadının bulunduğu kabul edilmelidir. Zaman ve yer açısından ise, ülkeler arası ikili ilişkilerin gergin olduğu zamanlarda ya da terör olaylarının yoğun yaşandığı dönemde sır niteliğindeki bilgilerin temin edilmesi halinde casusluk kastının varlığı kabul edilebilir. "Cumhurbaşkanı, Başbakan, Genel Kurmay Başkanı, Milli Güvenlik Kurulu’nda görevli bulunan Bakanlar ve Kuvvet Komutanlarının milli güvenlikle ilgili gerçekleştirdikleri faaliyetler dolayısıyla dinlenilmeleri devlet sırrı kabul edilebilecek bilgiler bakımından siyasi casusluk kapsamında değerlendirilmelidir"(Doç.Dr. Murat Balcı, a.g.makale). Öğretide de kabul edildiği gibi, casusluk amacı ile bilginin temin edilmesi suçun oluşumu için yeterlidır. Başka bir ülkeye veya yapıya vermek zorunlu değildir. Aksine kabul, yasa koyucunun madde metni ve gerekçesinde yer vermediği bir unsurun içtihat yoluyla yasaya eklenerek kanun koyucunun iradesinden farklı bir yasa yapmak anlamına gelecektir. Tüm bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; Oluş, iddia, mahkeme kabulü ve tüm dosya kapsamı nazara alındığında; sanık hakkında mevcut tanık beyanı ile tüm dosya kapsamında toplanan delillerin incelenmesinde, sanığın üzerine atılı devletin gizli kalması gereken bilgilerini siyasal ve askeri casusluk amacıyla temin etme suçunu işlediğine dair her türlü şüpheden uzak kesin ve inandırıcı delil olmadığı, sanığın bu suç yönünden savunmasının aksini ispatlar herhangi bir delil bulunmadığı anlaşılmakla, sanığın üzerine atılı suçu işlediğinin sabit olmaması nedeniyle verilen beraat kararları usul ve kanuna uygun bulunmakla, Bölge adliye mahkemesi Cumhuriyet savcısının yukarıda ilgili bölümde ileri sürdüğü temyiz sebepleri ve sair hususlar yerinde görülmemiş, kurulan hükmünde hukuka aykırılık bulunmamıştır. V. KARAR Gerekçe bölümünde ''A'' ve ''B'' bendinde açıklanan nedenle Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Ceza Dairesinin, 05.10.2022 tarihli ve 2021/1002 Esas, 2022/656 sayılı Kararında sanık müdafi ve Bölge adliye mahkemesi Cumhuriyet savcısının öne sürülen temyiz sebepleri ve 5271 sayılı Kanun’un 289 uncu maddesinin birinci fıkrası ile sınırlı olarak yapılan temyiz incelemesi sonucunda hukuka aykırılık görülmediğinden 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin birinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle TEMYİZ İSTEMLERİNİN ESASTAN REDDİ İLE MAHKUMİYET VE BERAAT HÜKÜMLERİNİN AYRI AYRI ONANMASINA, Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca Ankara 34.Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 30.04.2024 tarihinde karar verildi.