4. Hukuk Dairesi 2009/8007 E. , 2010/6633 K. MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Davacı ... vekili Avukat ... ... tarafından, davalı ... aleyhine 18/03/2008 gününde verilen dilekçe ile manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın reddine dair verilen 28/11/2008 günlü kararın Yargıtay’ca duruşmalı olarak incelenmesi davacı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne ve miktar itibariyle duruşma isteminin reddine kar…
**4. Hukuk Dairesi 2009/8007 E. , 2010/6633 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Davacı ... vekili Avukat ... ... tarafından, davalı ... aleyhine 18/03/2008 gününde verilen dilekçe ile manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın reddine dair verilen 28/11/2008 günlü kararın Yargıtay’ca duruşmalı olarak incelenmesi davacı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne ve miktar itibariyle duruşma isteminin reddine karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü. Dava, kişilik haklarının ihlali nedeniyle manevi tazminat istemine ilişkindir. Davacı 25/02/2008 tarihli ... gazetesinde yer alan röportajda davalının soruşturması devam eden "Ergenekon davası" ile ilgili olarak yaptığı açıklamalarda soruşturma kapsamındaki tüm kişilerin ve bu arada kendisinin de suçlu ilan edildiğini, adil ve tarafsız mahkemelerde yargılanma hakkının ihlalinin suç teşkil ettiğini ve manevi tazminat gerektiren açıklamaları nedeniyle 6.500,00 TL manevi tazminatın ödetilmesini istemiştir. Davalı, dava konusu beyanlarında davacının adının geçmediğini, Adalet Bakanı olarak uzun süredir kamuoyu gündeminde yer alan "Ergenekon soruşturması" hakkında kanunların verdiği yetkiye dayanarak kamu yararı için genel açıklamalarda bulunulduğunu, davacının kişilik haklarına saldırı oluşturan bir beyanı bulunmadığından davanın reddedilmesi gerektiğini savunmuştur. Yerel mahkemece, röportajın içeriği bir bütün olarak ele alındığında davalının Adalet Bakanı olarak genel beyan ve yorumda bulunduğu, davacının adının geçmediği ve davacının kişilik haklarına saldırı söz konusu olmadığı, yayın yasağının bulunduğu dönemde yapılan açıklamanın manevi tazminat gerektirmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Dava konusu davalı ile yapılan ... Gazetesi'nin 25/02/2008 tarihli sayısında "Ergenekon için mağduriyete uğramayacaksınız" başlığı ile yayınlanmıştır. Davalı muhabir tarafından sorulan ilk soruya verdiği cevapta "Adalet Bakanı olarak yargı mensuplarına şu güvenceyi vermek istiyorum: Hiçbir şeyden çekinmeyin. Her şeyin üstüne gidin, sonuna kadar gidin. Sonu nereye varırsa varsın, her kişi ve kurumla ilgili gereken işlem ne ise yargı mensupları onu yapmalıdır. Hükümet arkanızdadır. Yargı mensuplarına "hiçbir mağduriyete uğramayacaksınız." teminatını vermek durumundayım Sayın Başbakan da söyledi. Ben de söylüyorum; bu tip suç örgütleri konusunda nereye kadar uzanırsa oraya kadar gitmesi için ne ihtiyacı varsa bunu karşılayacak olan iktidar işbaşındadır, demiştir." İkinci soruya karşı "gerek vatandaşın, gerekse soruşturmaları yürüten görevli arkadaşlarımızın kafalarında soru işareti kalmamalı, soru işaretlerini ortadan kaldırıcı çalışmayı mutlaka yapmak gerekir. Bununla ilgili her türlü imkanı seferber ederiz." demiştir. Üçüncü soruya ise "çetelerin çıkar amaçlı olanları da var, siyasi amaçlı olanları da siyasi amaçlı olanlar mevcut iktidarı beğenmiyor. Acaba bu iktidarı toplumda bir kargaşa ve çatışma çıkararak nasıl uzaklaştırabiliriz diye bunun alt yapısını oluşturanların bir araya gelip oluşturduğu örgütler var. Böyle bir çalışma yapan, bunun için maalesef cinayetler işleyen, suç işleyen insanlar olmuştur. Ama artık bunlar deşifre oldu." şeklinde beyanda bulunmuştur. Ergenekon çıkınca ilk açıklamanız da "ders olsun demiştiniz şeklinde soruya; "bir daha bu tür işlere girmeyin. Sonuç alamazsınız" demiştir. Dördüncü soruya ise "hakkında operasyon yapılan ve bir takım mensuplarının tutuklandığı Ergenekon çetesiyle, öyle bir örgütlenmeyle o ... ismi belli değildi, bağlantılı olduğuna dair izlenimler edinmiştim. Bu örgüt adına cinayet işlendiğini tahmin etmiştim." Son soruyu ise; Danıştay saldırısıyla ilgili mahkeme kararını eleştirmem. Ama yargı süreci henüz bitmiş değildir. Mutlaka Yargıtay'a da gelecektir. Söylediğimiz noktalarda da Yargıtay ilgili dairesi incelemeler yapacaktır, ek soruşturma yapılabilir" şeklinde yanıtlanmıştır. Davalı Adalet Bakanı olduğu dönemde, devam eden Ergenekon soruşturması sırasında ve henüz kamu davası açılmadığı ve yayın yasağının bulunduğu sırada dava konusu yukarıda özetlenen beyanlarda bulunmuştur. Davalının bu beyanları ile Ergenekon soruşturması ve bu soruşturmayı yürüten Cumhuriyet savcıları şüpheli duruma düşürülmüştür. Davalı davacının adını belirtmemiş olmakla beraber bir kısım mensuplarının tutuklandığı "Ergenekon çetesi mensupları" şeklindeki niteleme ile soruşturma kapsamında olan kişilerin tamamı ve bu arada davacının da suç örgütü üyesi olduğunu ilan etmiştir. T.C. Anayasası'nın 38/4. maddesi ile AİHS 6/2. maddesi uyarınca "Bir suç ile itham edilen herkes, suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar suçsuz sayılır. T.C. Anayasası'nın 15/2. maddesinin son cümlesindeki; düzenleme gereğince "suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz." biçiminde masumiyet (suçsuzluk) karinesi düzenlenmiştir. Anılan karine, adil yargılanma hakkının en önemli unsurlarından biridir. İnsan haklarına dayalı, demokratik bir rejimle yönetilen tüm ülkelerin hukuk sistemlerinde pozitif hukuk ve uygulamalarında masumiyet (suçsuzluk) karinesi, uyulması gereken temel bir hak şeklinde ortaya çıkmış ve evrensel bir ilke olarak benimsenmiştir. İlkenin amacı, bir yargılama makamı kararı dışında suçluluğun belirlenmesi tehlikesine karşı güvence sağlamak ve toplumsal barışı bu şekilde korumaktır. Yasal düzenlemeler ışığında davacının davalının açıklama yaptığı dönemdeki durumuna gelince; davacı, davalının beyanlarının yayınlandığı 25/02/2008 tarihinde tutuklu olup, varlığı henüz yargı kararı ile belirlenmemiş bir örgütle ilgili soruşturma devam etmektedir. Soruşturma aşamasında suçsuzluk karinesi bir zorunluluk olup, kişinin suçu ispat edilmeden önce suçlu gibi muamele görmemesi bu şekilde sağlanabilir. Adalet Bakanı olan davacı Cumhuriyet savcısı tarafından yürütülen bir soruşturmayı ve bu soruşturmada yer alan kişileri suçlayıcı beyanda bulunma yetkisine sahip değildir. Hukuk devleti ilkelerini benimsemiş hiçbir ülkede Adalet Bakanı, hükümetin yargı mensuplarının arkasında olduğunu, yargı mensuplarının hiçbir mağduriyete uğramayacakları teminatını vermek durumunda olduğunu, yakalanan kişilerin suç örgütü kurduklarını, her şeyin üstüne gidilmesi gerektiğini, çekinilmemesini yargı mensuplarına atfen söyleyemez. Kuvvetler Ayrılığı prensibinin uygulandığı anayasal sistemimizde Anayasa'nın 138/2. maddesi uyarınca "Hiçbir organ, makam, merci ve kişi yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hakimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz." Davalı dava konusu beyanları ile bu anayasa hükmüne aykırı davranmıştır. Ayrıca devam eden Danıştay cinayeti konusundaki dava ile varlığı iddia aşamasında olan örgüt arasında yayın tarihinde henüz mevcut olmayan ve hangi kaynağa dayanarak yapıldığı da belirtilmeyen bağlantıya ilişkin bir açıklamada bulunmuştur. Yukarıda açıklanan nedenlerle; davalı açıklamalarının davacının adil yargılanma hakkını ve masumiyet karinesini zedelediği, anayasada düzenlenen kuvvetler ayrılığı prensibi ve Anayasa 138/2. fıkrasındaki düzenlemelere aykırı davranıldığı, Adalet Bakanı olan davalının yargı görevlilerini etkilediği izlenimi yaratarak davacının, adil yargılanma yapıldığına olan inancının sarsıldığı, tüm bu hususların hukuka aykırılık oluşturması nedeniyle manevi tazminatın koşullarının oluştuğunun kabulü gerekir. Yerel mahkemece uygun bir miktar manevi tazminata hükmedilmesi gerekirken davanın reddedilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir. SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda gösterilen nedenlerle BOZULMASINA ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 03/06/2010 gününde oyçokluğuyla karar verildi. KARŞI OY YAZISI Dava; yayın yoluyla kişilik haklarına saldırı nedeniyle manevi tazminat istemine ilişkindir. Yayın tarihinde; Davacı, silahlı terör örgütüne üye olmak, Devletin güvenliğine ilişkin bilgileri bulundurmak, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetine karşı silahlı isyana tahrik etmek ve hukuka aykırı olarak kişisel verileri kaydetmek suçlarından şüpheli olup, soruşturması tutuklu olarak devam etmektedir. Davalı ise; T.C. Hükümetinin Adalet Bakanıdır. Dava konusu yapılan röportaj, 25 Şubat 2008 günlü ... Gazetesinin 14. sayfasında yayımlanmıştır. Davalı Adalet Bakanı, Ergenekon silahlı terör örgütü soruşturmasına ilişkin soruları cevaplandırırken, davacı dahil hiçbir şüpheli ismi zikretmeden genel yorum ve açıklamalarda bulunmuş, soruşturmanın sağlıklı yürütülmesi ve neticeye ulaşılması için Bakanlık ve Hükümet olarak üzerlerine düşen her görevi yerine getireceklerini ifade etmiş, suç örgütleriyle ilgili hassasiyetlerini dile getirmiştir. Davacının kişilik haklarına saldırı teşkil edebilecek en ufak bir beyanı olmamıştır. Bu itibarla, davanın reddine dair ilk derece mahkemesinin kararı doğru ve isabetlidir. Davalının konumu ile yetki ve sıfatına ilişkin yasal düzenlemelere, konuyla ilgili bulunması nedeniyle göz atmakta fayda umuyorum. T.C. Anayasası’nın 159/2. maddesinde; mahkemelerin bağımsızlığı ve hakimlik teminatı esaslarına göre kurulan ve görev yapan Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun, başkanının Adalet Bakanı olduğu vurgulandıktan sonra, kurulun görevleri ortaya konulmuştur. 2992 Sayılı Adalet Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulü Hakkında Kanun’un 5. maddesinde; Adalet Bakanının, Bakanlık kuruluşunun en üst amiri olduğu belirtildikten sonra Bakanlığın faaliyet alanına giren konularda diğer bakanlıklarla işbirliği ve koordinasyonu sağlamakla görevli ve Başbakana karşı sorumlu olduğu hükmü yer almıştır. 2802 Sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu’nun 82. maddesinde; hakim ve savcıların görevden ... veya görev sırasında işlenen suçları, sıfat ve görevleri gereğine uymayan tutum ve davranışları nedeniyle haklarında inceleme ve soruşturma yapılması Adalet Bakanlığının iznine bağlanmış, Adalet Bakanının inceleme ve soruşturmayı adalet müfettişleri veya hakkında soruşturma yapılacak olandan daha kıdemli hakim veya savcı eliyle yaptırabileceği düzenlenmiştir. 2461 Sayılı Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu’nun 2. maddesinde; Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun, Adalet Bakanının başkanlığında Yargıtay’dan üç asıl ve üç yedek, Danıştay’dan iki asıl ve iki yedek üye ile Adalet Bakanlığı Müsteşarından oluşacağı, 8. maddesinde; Kurula Adalet Bakanının başkanlık edeceği, 9.maddesinde; Kurulu temsil ve Kurul adına beyanda bulunma yetkisinin Başkana ait olduğu öngörülmüştür. Dairemiz sayın çoğunluğunun bozma kararındaki gerekçelerine aşağıda belirteceğim sebeplerle iştirak etmem mümkün değildir. Şöyle ki; Yayın yapma yasağı, yazılı ve görsel medya kuruluşlarıyla ilgilidir. Karardaki “… soruşturmayı yürüten Cumhuriyet savcıları şüpheli duruma düşürülmüştür.” sözcüğünü maksadı aşan bir ifade olarak görmekteyim. Çünkü, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 2/a maddesinde şüpheli; soruşturma evresinde, suç şüphesi altında bulunan kişi olarak tanımlanmıştır. O halde, soruşturmayı yapan Cumhuriyet savcıları bu tanımdan hareket edildiğinde şimdi şüpheli midir ? Davalı, “... Ergenekon çetesi mensupları şeklindeki niteleme ile soruşturma kapsamında olan kişilerin tamamını ve bu arada davacının da suç örgütü üyesi olduğunu ilan etmiştir...” gerekçesi de geçersizdir. Objektif ve hukuki yönden baktığınızda yukarıdaki mana çıkarılamaz. Dolayısıyla masumiyet karinesinin ihlali söz konusu değildir. Yazının bütününe bakarak bir kanaat bildirmek yerine, içinden bazı kelimeleri çekerek ve yukarıda anılan kanunların kendisine verdiği yetkilerle donatılmış bir görevli olarak yaptığı genel açıklamalardaki niyet ve kastını aşar ve tersine çevirir biçimde değerlendirerek sonuca varmak doğru bir yöntem değildir. Davalının beyanatını, Mahkemelerin bağımsızlığı başlığını taşıyan Anayasası’nın 138/2. Maddesiyle ilişkilendirmek, bununla Türk Ceza Kanunu’nun “Yargı Görevi Yapanı Etkileme” başlıklı 277, “Adil Yargılamayı Etkilemeye Teşebbüs” başlıklı 288. maddelerinin ihlal edildiği anlamına gelebilecek gerekçeler ileri sürmek yerinde olmamıştır. Mahkemelerin ve hakimlerin bağımsızlığı ile tarafsızlığını, başta yüksek mahkemeler olmak üzere önce yargının kendisi istikrarlı kararlar vererek her davada koruması, yasama ve yürütmenin de kuvvetler ayrılığı prensibine sıkı sıkıya bağlı olması, kişi ve kurumların da bu kurala koşulsuz uyması gerekir. Ülkemizde halen tartışılan bir “Susurluk davası” örneği vardır. Bugün bile çözülemediği söylenmekte, hakkında kitaplar yazılmakta, TV programları yapılmaktadır. Kamuoyumuz artık bu tür suç örgütlerinin tamamen ortaya çıkarılmasını, gizli bir şey kalmamasını, varsa faillerinin cezalandırılmasını beklemektedir. Adalet eski Bakanı olan davalı da bu bağlamda beyanda bulunmuştur. Başka anlamlar yüklemek zorlama olur. Türkiye dışında hukuk devleti olan hiçbir ülkede, “suç örgütleri hakkında gereği yapılsın, sonu nereye değin uzanırsa oraya kadar gidilsin.” diyen bir Adalet Bakanı’nın sorumluluğu yönüne gidildiği duyulmamıştır. Sonuç olarak, yayımlanan röportajın hiçbir yerinde davacının adı ima yoluyla dahi olsa geçmediği gibi, Borçlar Kanunu’nun 49. maddesinde yazılı kişilik haklarına saldırı oluşturabilecek herhangi bir ibare ve ifade de bulunmamaktadır. Yapılan genel açıklamalar ise davalının bulunduğu konum, yetki ve sıfatı itibariyle kamuoyunu bilgilendirmeye, onları rahatlatmaya yöneliktir. Bunun dışındaki yorum, algılama ve kabuller ise hukuku zorlayarak neticeye varmaktan ibaret olup, hukuka uygun değildir. Tüm bu nedenlerle; davanın reddine ilişkin yerel mahkeme kararının onanması gerektiği görüşünde olduğumdan sayın çoğunluğun kararına katılmıyorum. 03/06/2010