Başvuru, başvurucunun başkanı olduğu baronun internet sitesinde ve sosyal medya hesabında yayımlanan basın açıklamaları nedeniyle başvurucu hakkında sistematik olarak ceza soruşturması açılmasının ifade özgürlüğünü ihlal ettiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru; başvurucunun başkanı olduğu baronun internet sitesinde ve sosyal medya hesabında yayımlanan basın açıklamaları nedeniyle başvurucu hakkında sistematik olarak ceza soruşturması açılmasının ifade özgürlüğünü ihlal ettiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 16/12/2020 tarihinde yapılmıştır. Komisyon, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir: Diyarbakır Barosu Başkanlığı (Baro) 24/4/2019 tarihinde, hem Baronun internet sayfasında hem de sosyal medya hesabında bir basın açıklaması yayımlamıştır. Basın açıklaması şöyledir:"Diyarbakır Barosu Başkanlığı; 1915 yılında Anadolu'nun çeşitli yerlerinde yaşayan Ermeni halkının yaşadığı büyük felaketin farkında olduğunu, acılarını paylaştığını ve bu acıyı yüreğinin derinliklerinde hissettiğini bir kez daha kamuoyu ile paylaşmaktadır." Anılan paylaşım hakkında suç duyurusunda bulunulması üzerine Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı (Başsavcılık) 19/3/1969 tarihli ve 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’na uygun şekilde soruşturmaya kaydetmeden 2019/11374 numaralı muhabere dosyası üzerinden ön inceleme işlemlerine başlamıştır. Konuyla ilgili olarak 15/4/2020 tarihinde Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü tarafından soruşturma izni verilmiştir. Başsavcılık 2/6/2020 tarihinde başvurucuyu yazılı ya da sözlü savunmasını yapmak üzere davet etmiş, aksi takdirde savunma hakkından vazgeçmiş olacağını hatırlatmıştır. Bireysel başvuru dosyasında başvurucunun yazılı ya da sözlü savunmasına rastlanmamıştır. Hem Baronun internet sayfasında hem de sosyal medya hesabında 24/4/2020 tarihinde "1915 yılında; zorla yerinden edilen, tehcire uğrayan, büyük felaketler yaşayan, soykırım mağdurlarını saygıyla anıyoruz" başlıklı; 26/4/2020 tarihinde ise "Diyanet İşleri Başkanı'nın Nefret Söylemi Hakkında Basın Açıklamamız" başlıklı basın açıklamaları paylaşılmıştır. Anılan paylaşımlar hakkında suç duyurularında bulunulması üzerine Başsavcılık her iki paylaşım için de 1136 sayılı Kanun'a uygun şekilde soruşturmaya kaydetmeden 2020/19479 ve 2020/7398 numaralı muhabere dosyaları üzerinden ön inceleme işlemlerine başlamıştır. Başsavcılık, anılan işlemleri başvurucunun savunmasına başvurmadan yürütmüştür. Başvuru tarihinde anılan dosyalar derdesttir. A. Ulusal Hukuk 30/3/2011 tarih ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:"Bireysel başvuru ancak ihlale yol açtığı ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal nedeniyle güncel ve kişisel bir hakkı doğrudan etkilenenler tarafından yapılabilir. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun "Bir suçun işlendiğini öğrenen Cumhuriyet savcısının görevi" kenar başlıklı maddesi şöyledir:"(1) Cumhuriyet savcısı, ihbar veya başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hâli öğrenir öğrenmez kamu davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere hemen işin gerçeğini araştırmaya başlar. (2) Cumhuriyet savcısı, maddî gerçeğin araştırılması ve adil bir yargılamanın yapılabilmesi için, emrindeki adlî kolluk görevlileri marifetiyle, şüphelinin lehine ve aleyhine olan delilleri toplayarak muhafaza altına almakla ve şüphelinin haklarını korumakla yükümlüdür." 1136 sayılı Kanun’un maddesinin (1) numaralı fıkrasının birinci cümlesi şöyledir:"(Değişik: 23/1/2008-5728/331 md.) Avukatların avukatlık veya Türkiye Barolar Birliği ya da baroların organlarındaki görevlerinden doğan veya görev sırasında işledikleri suçlardan dolayı haklarında soruşturma, Adalet Bakanlığının vereceği izin üzerine, suçun işlendiği yer Cumhuriyet savcısı tarafından yapılır..."B. Uluslararası Hukuk Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) ilgili kişilerin kesinleşmiş bir kararla mahkûm olmadığı durumlarda ifade özgürlüğüne müdahalede bulunulup bulunulmadığına ilişkin yaklaşımını birçok kararında ortaya koymuştur. AİHM bazı durumlarda, ifade özgürlüğü üzerinde caydırıcı etkisi olan bazı şartların -ilgili kişiler kesinleşmiş bir kararla mahkûm olmamış olsalar bile- mağdurluk sıfatı sağlayabildiği görüşündedir. Eldeki başvuruya ışık tutabilecek ilkeleri içeren Altuğ Taner Akçam/Türkiye (B. No: 27520/07, 25/10/2011) kararında AİHM, başvurucunun mağdur statüsüne sahip olduğunu kabul etmiştir. Anılan başvuruda AİHM, başvurucunun çalışma alanının Ermeni nüfusuna ilişkin olarak 1915 yılında gerçekleşen tarihî olayları da kapsayan bir tarih profesörü olduğuna ve anılan olaylara dair pek çok kitap ve makale yayımladığına dikkat çekmiştir. AİHM başvuru konusu olayda, başvurucu hakkında 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun maddesi çerçevesinde soruşturma yapılmaması ve mahkûmiyet kararı verilmemesine rağmen aşırı milliyetçi kişiler tarafından Ermenilere ilişkin görüşleri nedeniyle yapılan suç duyurularının taciz kampanyalarına dönüştüğü ve başvurucunun anılan hüküm çerçevesinde yapılan suçlamalara cevap vermek zorunda kaldığı tespitini yapmıştır. AİHM; başvurucunun kamuda “vatan haini” veya “casus” olarak nitelendirildiği karalama kampanyasında hedef olduğunu ve kampanyayı müteakip birçok kişiden kendisinin aşağılandığı ve ölümle tehdit edildiği nefret mektupları aldığını belirtmiştir. AİHM ayrıca konuyla ilgili süreçlerin akademisyen olan başvurucunun soruşturulma riskinden korunmak için akademik çalışmalarında kendisini sınırlayarak davranışlarını yeniden düzenlemek zorunda bıraktığını belirtmiştir (Altuğ Taner Akçam/Türkiye, §§ 65-84). AİHM, Financial Times Ltd. ve diğerleri/Birleşik Krallık (B. No: 821/03, 15/12/2009, § 56) kararında, emir uygulanmamasına rağmen bir yayıncıya anonim bir bilgi kaynağının kimliğini açıklaması emri verilmesini ifade özgürlüğüne müdahale olarak kabul etmiştir. Bir başka kararda ise AİHM, çok ciddi bazı suçlar dolayısıyla yapılan ceza yargılaması çerçevesinde araştırmacı gazetecilerin yaklaşık bir yıl süreyle tutuklu kalmasını gazetecilerin ifade özgürlüğüne müdahale olarak değerlendirmiştir (Nedim Şener/Türkiye, B. No: 38270/11, 8/7/2014, §§ 94-96). AİHM bir diğer kararında, hâkim olan başvurucunun anayasal bir konuya ilişkin olarak devlet başkanının görüşüne aykırı bir açıklama yapması nedeniyle devlet başkanının başvurucuyu başka bir kamu görevine atamayacağı yönündeki niyetini açıklamasını ifade özgürlüğüne müdahale saymıştır (Wille/Lihtenştayn [BD], B. No: 28396/95, 28/10/1999, § 50). AİHM'e göre ceza yargılamaları usule ilişkin nedenlerle sonlandırılsa bile suçlu bulunma ve yaptırıma uğrama tehlikesi devam ediyorsa ilgili kişi mağdur olduğu iddiasında bulunabilir (Bowman/Birleşik Krallık, B. No: 141/1996/760/961, 19/2/1998, § 29). AİHM'in Nikula/Finlandiya (B. No: 31611/96, 21/3/2002, § 54) kararına konu olayda; bir dava sırasında avukat, savcı tarafından izlenen yönteme dönük eleştirileri nedeniyle hakaretten mahkûm edilmiştir. Karar, istinaf mahkemesince onaylandıktan sonra yüksek mahkemece mahkûmiyet hükmü onaylanmış ancak avukata yönelik para cezası kaldırılmıştır. Yine de avukat, zararları ve yargılama giderlerini ödemek durumunda kalmıştır. AİHM para cezası kaldırılmış olsa bile zararları ve yargılama giderlerini ödemek durumunda kalınmasının avukatların müvekkilerinin çıkarlarını hararetle savunma görevi üzerinde caydırıcı etki oluşturabileceği sonucuna varmıştır. Benzer şekilde AİHM, Klass ve diğerleri/Almanya (B. No: 5029/71, 6/9/1978, § 33) davasında, başvurucunun o tarihte yeni çıkan Telefon Dinleme Kanunu kapsamında kendisinin dinlenme olasılığı olduğu ve Kanun'un keyfî dinlemelere karşı korumadığı iddiasını incelemeye değer bularak işin esasına girmiştir. Campbell ve Cosans/Birleşik Krallık (B. No: 7511/76, 7743/76, 25/2/1982) davasında ise başvurucular, çocuklara dayak atma yetkisi veren disiplin hukuku kuralının müşterek çocuklarının kötü muameleye maruz kalma tehlikesini ortaya çıkardığını iddia etmiş ve bu iddia somut bir zarar olmasa da incelemeye değer bulunarak sonuçta ihlal kararı verilmiştir. Keza Dudgeon/Birleşik Krallık (B. No: 7525/76, 22/10/1981, § 43) davasında da rızaya dayalı olsa da homoseksüel ilişkiyi cezalandıran kanun hükmünü soyut bir biçimde dava eden bir homoseksüelin başvurusunu kabul eden AİHM, ihlal olduğunu tespit etmiştir. Yine Open Door ve Dublin Well Woman/İrlanda (B. No: 14234/88, 14235/88, 29/10/1992) kararında, İrlanda dışındaki kürtaj kliniklerinin isim ve adreslerinin doğum yapma yaşına gelmiş kadınlara verilmesini engelleyen bir mahkeme emrinin mağduru olduğunu iddia eden iki sivil toplum örgütünün davasını da sırf bu kadınların çocuk doğurma yaşında olmalarından ötürü bu mahkeme kararından olumsuz etkilenebilecekleri gerekçesiyle kabul etmiştir.