10. Hukuk Dairesi 2025/3022 E. , 2025/2900 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Erzurum Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi SAYISI : 2024/312 E., 2024/809 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmekle;kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Dava
**10. Hukuk Dairesi 2025/3022 E. , 2025/2900 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ : Erzurum Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi SAYISI : 2024/312 E., 2024/809 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmekle;kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davacının 20.04.2016 tarihinde davalılara ait inşaatta çalışırken inşaattan düşerek yaralandığını ve sakat kaldığını belirterek, fazlaya dair hakları saklı kalmak üzere 1.000 TL maddi ve 100.000 TL manevi tazminatın kaza tarihinden faizi ile davalılardan müştereken müteselsilen tahsilini talep etmiş, 12.10.2020 tarihli dilekçesi ile maddi tazminat talebini 438.165,37 TL olarak arttırmış, 07.08.2023 tarihli dilekçesinde maddi tazminat miktarını 3.474.589,54 TL geçici ve sürekli iş göremezlik zarar toplamı olarak ıslah ettiğini beyan etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; davalının bütün yükümlülüklerini yerine getirdiğini, davacının dikkatsiz ve özensiz davranışı neticesi kazanın gerçekleştiğini belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile ATK 3. İhtisas Kurulunun 02.03.2020 tarihli raporunda davacının sürekli iş görememezlik oranının %43,2 olduğunun tespit edildiği, 20.04.2016 günü ...-... İş Ortaklığı tarafından yapımı devam eden Atatürk Üniversitesi Sağlık Meslek Lisesi ek binası inşaatında çalışan davacının kalıp üzerine tırmandığı sırada düşerek yaralandığı, anılan yapım işine ait sözleşmenin Atatürk Üniversitesi ile ...-... Ortak Girişimi arasında 09.10.2015 tarihinde imzalandığı, 03.07.2022 tarihli bilirkişi heyet raporu hükme esas alınarak davalı... İş Ortaklığının % 80 oranında kusurlu olduğu, davacı kazazede ...'in ise %20 oranında kusurlu olduğu kanaatine varıldığı, TUİK verilerine göre davacının aylık asgari ücretin 1,47 katı gelir ile çalıştığı kanaatine varıldığı, bu nedenle 23.06.2023 tarihli aktüerya raporunun ilk seçeneğine itibar edilerek davacının karşılanmamış maddi zararının 2.807.916,99-TL olduğunun kabul edildiği, tarafların kusur oranı nazara alınmak, hak ve nesafet kuralları göz önünde bulundurulmak suretiyle manevi tazminatın takdir edildiği gerekçesiyle, davanın kısmen kabulüne, 2.807.916,99 TL maddi tazminat ve 85.000 TL manevi tazminatın kaza tarihi olan 20.04.2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekillerince istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile taraf vekillerinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; 22.06.2023 tarihli bilirkişi raporunun 1. seçeneğinde belirlenen TÜİK verisinin esas alındığı ücret tutarı esas alınarak hüküm kurulmasının hatalı olduğunu, müvekkilinin yaptığı iş, kıdemi, yaşı, piyasa koşulları ve çalışma usul ve esasları, tanık beyanları ve emsal ücret araştırması birlikte değerlendirildiğinde, asgari ücret veya asgari ücrete yakın bir ücretle çalışmasının hayatın olağan akışına aykırı olup 2. seçenekte belirlenen ücret dahi eksikken Mahkeme tarafından daha düşük ücretin esas alındığı hesap raporunun 1. seçeneğine göre hüküm kurmasının usul ve yasaya açıkça aykırı olduğunu, Mahkemece hükmedilen manevi tazminatın çok az olup mahkeme kararının bu yönüyle de bozulması gerektiğini beyan etmiştir. Davalı ... Yapı Ltd. Şti. ve ... vekili temyiz dilekçesinde özetle; kazanın davacının kusurlu davranışından kaynaklandığını, ceza yargılamasına ilişkin Erzurum 1. Asliye Ceza Mahkemesinin kararında ...'in kazanın oluşumunda asli derecede kusurlu olduğu, iş yerinde yeterli güvenlik önlemlerini almayan işverenlerin ise tali derece kusurlu olduğunun kabul edildiğini, mahkemece sadece davacı tanıklarının beyanının dikkate alındığını, davalı tanıkların beyanlarının dikkate alınmadığını, ceza dosyasındaki kusur raporu ile tazminat dava dosyasındaki kusur raporlarının birbirinin tersi olduğunu, ATK'dan rapor alınarak çelişkinin giderilmesi gerektiğini, davacıya ait % 35 ile % 43 maluliyet oranını içerir iki farklı rapor bulunduğunu, taleplerine rağmen çelişkinin giderilmediğini, davacının kazadan sonra da inşaat işinde çalışmaya devam ettiğini, iyileştiğini ve maluliyet oranının değiştiğini, davacının asgari ücret karşılığında çalıştığını, belirlenen maddi tazminat rakamının fahiş olduğunu belirterek kararı temyiz etmiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. A) Davacı vekilinin kısmen reddedilen manevi tazminat istemine yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde; 1.Miktar veya değeri kesinlik sınırını geçmeyen davalara ilişkin nihai kararlar, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 362. maddesi uyarınca temyiz edilemez. Temyize konu edilen miktarın kesinlik sınırının altında kalması hâlinde anılan Kanun’un 366. maddesi atfıyla aynı Kanun’un 352. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekir. 2.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 110. maddesi kapsamında dava yığılması (objektif dava birleşmesi) kapsamında her bir talebin ayrı bir dava olduğu ve ayrı ayrı hüküm ve sonuç doğuracağı açıktır. 3.Davacı vekilinin müvekkili lehine 100.000,00 TL manevi tazminat talep ettiği, İlk Derece Mahkemesince davacı lehine 85.000,00 TL manevi tazminata hükmedildiği, Bölge Adliye Mahkemesi karar tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 378.290,00 TL’lik kesinlik sınırı gözetildiğinde, kısmen reddolan manevi tazminat istemininin kesinlik sınırı altında kaldığı dikkate alınarak bu yöne ilişkin temyiz itirazlarının kesinlikten reddine karar verilmiştir. B) Taraf vekillerinin hükmedilen maddi tazminata yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde; 1.Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre taraf vekillerinin aşağıdaki paragrafların kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2.6100 sayılı HMK'nın 266. maddesine göre Mahkeme, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde, taraflardan birinin talebi üzerine yahut kendiliğinden, bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir. (Değişik cümle: 3/11/2016-6754/49 md.) Ancak genel bilgi veya tecrübeyle ya da hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukukî bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamaz. (Ek cümle: 03/11/2016-6754/49 md.) Hukuk öğrenimi görmüş kişiler, hukuk alanı dışında ayrı bir uzmanlığa sahip olduğunu belgelendirmedikçe, bilirkişi olarak görevlendirilemez. Aynı Kanun'un 281/1. maddesine göre "Taraflar, bilirkişi raporunun, kendilerine tebliği tarihinden itibaren iki hafta içinde, raporda eksik gördükleri hususların, bilirkişiye tamamlattırılmasını; belirsizlik gösteren hususlar hakkında ise bilirkişinin açıklama yapmasının sağlanmasını veya yeni bilirkişi atanmasını mahkemeden talep edebilirler. (Ek cümle:22.07.2020-7251/24 md.) Bilirkişi raporuna karşı talebin bu süre içinde hazırlanmasının çok zor veya imkânsız olması ya da özel yahut teknik bir çalışmayı gerektirmesi hâlinde yine bu süre içinde Mahkemeye başvuran tarafa, sürenin bitiminden itibaren işlemeye başlamak, bir defaya mahsus olmak ve iki haftayı geçmemek üzere ek süre verilebilir düzenlemesi yer almaktadır. Bilindiği üzere HMK'nın 30. maddesi kapsamında düzenleme altına alınmış olan usul ekonomisi ilkesine göre de hâkim, yargılamanın makul süre içinde ve düzenli bir biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla yükümlüdür. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 18.02.2021 tarih ve 2018/10(21)-94 E. - 2021/111 K. sayılı ilamında da açıkça belirtildiği gibi "Bir tarafın bilirkişi raporuna itiraz etmemesi ile diğer (bilirkişi raporuna itiraz eden) taraf lehine usulî kazanılmış hak doğar. Yani bir taraf bilirkişi raporuna itiraz etmez, diğerinin itirazı üzerine yeni bir bilirkişi incelemesi yaptırılır ve ikinci bilirkişi raporu birinci rapora itiraz edenin daha da aleyhine olursa ilk rapora itiraz etmeyen taraf bakımından ilk bilirkişi raporu kesinleştiğinden ve bununla diğer taraf lehine usulî kazanılmış hak doğduğundan, Mahkemenin ilk bilirkişi raporuna göre karar vermesi gerekir (Kuru, B., Hukuk Muhakemeleri Usulü, İstanbul 2001, Cilt:3, s. 2753)" Somut olayda, 30.04.2018 tarihli kök hesap raporunda bakiye ömür süresinin belirlenmesinde PMF 1931 tablosunun esas alındığı, sürekli iş göremezlik oranının %35 olarak dikkate alındığı, bilinen dönem sonu 30.04.2018 olarak kabul edilmek suretiyle hesaba esas ücretin asgari ücretin 3.23 katı olduğu dikkate alınarak hesaplama yapıldığı, anılan raporun davacı ve davalılar vekillerine ihtarlı olarak 02.05.2018 tarihinde tebliğ edildiği, davalılar vekilince rapora kusur oranı ve hesaplamaya esas alınan ücret yönünden itiraz edildiği, davacı vekilinin bilirkişi raporuna itiraz etmeyerek 18.07.2018 tarihli beyan dilekçesi ile bilirkişi hesap raporunda yapılan hesaplamanın usul ve yasaya uygun olup rapor doğrultusunda hüküm kurulması gerektiğini beyan ettiği, ayrıca takip eden celsede davacı vekilinin hesaba ilişkin bilirkişi raporunun Yargıtay içtihatlarına, tanık beyanlarına ve istenen ücret araştırmasına uygun şekilde düzenlendiği, dosya kapsamıyla uygunluk arz ettiğini belirterek rapora göre karar verilmesini istediği anlaşılmaktadır. Hükme esas alınan 23.06.2023 tarihli hesap raporunda ise işlemiş devre hesabının 30.04.2018 tarihinden 30.06.2023 tarihine çekildiği, bakiye ömrün belirlenmesinde TRH 2010 tablosunun esas alındığı, sürekli iş göremezlik oranı %43,2 olarak esas alınmak suretiyle 1. seçenekte TÜİK verilerine göre asgari ücretin 1.47 katı ücretle çalıştığı, 2. seçenekte ise asgari ücretin 1.99 katı ücret alacağı kabulüne göre hesaplama yapıldığı, bu şekilde kök rapora davacı tarafın itiraz etmemesi nedeniyle davalı taraf lehine oluşan usuli kazanılmış hakka aykırı olarak maddi tazminat alacağının tespit edildiği anlaşılmaktadır. Öte yandan, somut olayda taraflar arasında ücret noktasında da uyuşmazlık bulunduğu görülmektedir. Davacı vekilinin dava dilekçesinde davacının en son net 3.500 TL ücrete 1 öğün yemek ve servis ilavesi ile kalıpçı ustası olarak çalıştığını beyan ettiği, davacının SGK tahkikat raporundaki beyanında inşaatta kalıp işçisi olarak çalıştığını ifade ettiği, Nisan 2016 ücret bordrosunda 12 gün için brüt 658.80 TL, net 470.98 TL AGİ ile birlikte net 554.98 TL ödeme yapıldığı,yemek yardımı ve yol yardımı yapılmadığının görüldüğü, Kuruma yapılan bildirimlerin bordro ile uyumlu olduğu, Mahkemece emsal ücret araştırması yapıldığı, Erzurum Esnaf Sanatkarlar Odası - Sıvacı ve Boyacılar Esnaf Odası tarafından kalıpçı ustasının 2016 yılı ücretinin günlük 140 TL ve vasıfsız inşaat işçisinin net günlük 80 TL ücret alacağının bildirildiği, TÜİK verilerine göre inşaat kalıp ustasının 2014 yılında brüt 1.620 TL ücretle çalışacağının belirtildiği, Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı rayiç ücretlerinin dosyaya celbedildiği, mahkemece TUİK verilerine göre belirlenen ücret esas alınarak yapılan hesaplama doğrultusunda hüküm verildiği anlaşılmaktadır. Gerek destek kaybından kaynaklı hak sahiplerinin, gerekse iş göremezlikten kaynaklı sigortalının maddi tazminat alacağının hesaplanmasında, gerçek ücretin esas alınması ön koşuldur. Çalışma yaşamında daha az vergi ya da sigorta pirimi ödemek amacıyla zaman zaman iş sözleşmesi veya ücret bordrolarında gösterilen ücretlerin gerçeği yansıtmadığı görülmektedir. Gerçek ücretin ise öncelikle toplu iş sözleşmesi ile imzalı bordrolara, bunların yokluğu halinde ise işçinin kıdemi ve yaptığı işin özelliği ve niteliğine göre işçiye ödenmesi gereken ücrete göre tespit edileceği, iş yeri veya sigorta kayıtlarına geçmiş olan miktarın ücret olarak değerlendirilemeyeceği, Yargıtayın yerleşmiş görüşlerindendir. Taraflar arasında işçi alacağına ilişkin görülen davada tespit edilen ücretin tazminat davasında hesaba esas alınacak ücret açısından kesin delil mahiyetinde olmayıp, kuvvetli delil mahiyetinde olup davacının yaptığı işe göre alacağı ücretin TÜİK, Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı rayiç ücretleri ile ilgili meslek odasından bildirilecek ücret gözetilerek belirlenmesi gerektiği, sendikasız işçi için sendikalardan bildirilen ücretin de dikkate alınamayacağı gözden kaçırılmamalıdır. Bu açıklamalar doğrultusunda Mahkemece yapılacak iş; 30.04.2018 tarihli kök hesap raporuna davacının itiraz etmemiş olması nedeniyle bakiye ömür süresinin belirlenmesinde PMF 1931 yaşam tablosunun esas alınması, iş göremezlik oranının %35 olarak esas alınması ve işlemiş dönem sonunun 30.04.2018 olarak esas alınması yönünden davalı lehine usuli kazanılmış hak oluştuğu gözetilip; davacının yaptığı işe göre alabileceği ücretin yukarıda belirtilen esaslara uygun şekilde tespit edilmesinden sonra yeniden hesap raporu almak; davalıların kusur oranının %80 olduğu kabul edilerek, 30.04.2018 tarihli rapordaki işlemiş dönem sonu değiştirilmeksizin, %35 iş göremezlik oranına göre bağlanan ilk peşin sermaye değerinin kusur karşılığı mahsup edilmek suretiyle yapılacak hesaplamaya göre karar vermektir. O halde davacı ve davalılar vekillerinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli istinaf itirazlarının esastan reddine dair Bölge Adliye Mahkemesi kararı kaldırılarak İlk Derece Mahkemesince verilen hüküm bozulmalıdır. VI. KARAR: Açıklanan sebeplerle; 1.Davacı vekilinin manevi tazminata yönelik temyiz isteminin miktardan REDDİNE, 2.Taraf vekillerinin maddi tazminata yönelik temyiz istemleri nedeniyle temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 3.İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, 4.Peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgililerine iadesine, 5.Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 24.02.2025 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.