T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 13. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2023/1546 Esas KARAR NO: 2026/443 Karar T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İstanbul 14. Asliye Ticaret Mahkemesi ESAS NO: 2022/11 Esas - 2023/11 Karar TARİHİ: 16/01/2023 DAVA: İstirdat (Ticari Satımdan Kaynaklanan) KARAR TARİHİ: 05/03/2026 İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna baş…
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 13. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2023/1546 Esas KARAR NO: 2026/443 Karar T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İstanbul 14. Asliye Ticaret Mahkemesi ESAS NO: 2022/11 Esas - 2023/11 Karar TARİHİ: 16/01/2023 DAVA: İstirdat (Ticari Satımdan Kaynaklanan) KARAR TARİHİ: 05/03/2026 İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi: TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili hakkında .... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyası ile icra takibi yapıldığını, icra takibinin dayanağının 41.767,00 USD tutarlı bononun bir teminat bonosu olduğunu, müvekkili ile alacaklı arasında imzalanan 02/06/2017 tarihli sözleşmeye göre müvekkilinin alacaklıya 78.767,00 USD borcu bulunduğunu, müvekkilinin bu borcun 37.000,00 USD'lik kısmını nakit olarak ödediğini, kalan borcun taksitler halinde ödenmesi için davalı ile sözleşme yapıldığını, alacaklının 41.767,00 USD tutarındaki bonoyu dayanak yaparak kötü niyetli şekilde 31/07/2017 tarihinde icra takibi başlattığını, halbuki sözleşme uyarınca ilk taksit ödemesinin 25/08/2017 tarihinde yapılacak iken alacaklının taksit tarihini beklemeden teminat bonosunu haksız şekilde icra takibine koyduğunu, müvekkili yapmış olduğu ödemelere ilişkin belgelerin icra dosyasına beyan edilerek alacaklıya muhtıra çıkarılması talep edildiğini ancak icra müdürlüğü tarafından bu talebin reddedildiğini, bunun üzerine müvekkilinin haciz baskısını kaldırmak için borcun tamamını ödediğini, müvekkilinin icra dosyasına fazladan 125.300,00-TL ödeme yaptığını, müvekkiline iade edilmesi gereken meblağlar ile ilgili olarak arabuluculuk yoluna gidildiğini ancak anlaşma sağlanamadığını, bu nedenlerle davanın kabulü ile icra dosyasına fazladan ödenen 125.300,00-TL'nin davalıdan istirdatına, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalıya bırakılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının müvekkiline olan borçlarını ödememesi ile senedin vade ve ödeme tarihinin gelmesine rağmen ödeme yapılmaması ve iletişim kurulmaması sebepleriyle ilgili senedin .... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyası ile icra takibi yapıldığını, toplam 148.506,60-TL üzerinden takip başlatıldığını, icra dosyası kapsamında davacının 24/08/2017 tarihinde taahhütname verdiğini ve taahhüt tutanağı düzenlendiğini ve toplam tutar olan 171.608,59-TL'nin sekiz eşit taksite bölündüğünü, taahhütnamede belirtilen tarihlerde müvekkiline ödeme yapılmadığını, bu nedenle taahhüdün bozulduğunu ve borçlular hakkında icra işlemlerine devam edildiğini, dosyaya konu borca ilişkin davalı tarafça haricen hiçbir ödeme yapılmadığını, ödemeye ilişkin ispat yükümlülüğünün davacıda olduğunu fakat buna ilişkin hiçbir delil sunmadığını, davacının müvekkiline ...... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyasına konu edilen 1.190.151,34-TL takip çıkışlı borcunun da bulunduğunu, buna ilişkin takibin hala derdest olduğunu, davacının kendisine tebliğ edilen ödeme emrinden ödeme yapması gereken icra dosyasının bilgisine sahip olduğunu ve buna rağmen haricen ödeme yapmasının ticari teamülün tersine olduğunu, bu nedenlerle davanın reddini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı taraf üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi 16/01/2023 tarih ve 2022/11 Esas - 2023/11 Karar sayılı kararında; ".......Davalının ileri sürdüğü ve teminata asıl konu edilen senet olarak belirttiği bononun icra takibine konu edilen senetle aynı bedelli olması, davacının kısmi ödemelerinin icra dosyasına, 02/06/2017 tarihli sözleşmeye ve ayrı vade tarihleri bulunan senetlerin hangisine ödeme yaptığına dair atıfta bulunmaması, bu sözleşme kapsamındaki taksit tarihleri ile kısmi ödeme tarihlerinin uyuşmadığı, kısmi ödemelerde atıf yapılan söz konusu taksit tarihlerin tarafların kabulünde olan diğer icra taahhütleri kapsamında da olabileceği, senet ile verilen teminat mantığı ile yapılan ödeme tarihlerinin olağan akışa uygun olmadığı, ortada aynı bedelli iki senet varken hangisine ödeme yapıldığına dair ispat yükünü yemin deliline de dayanmayıp yerine getirmeyen davacının davasının reddi gerektiği anlaşılmakla aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir." gerekçesi ile, ''1-Davanın REDDİNE,'' karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; yerel mahkemenin ispat külfeti hususunda hataya düştüğünü, ispat külfeti davalıda olmasına rağmen ispat külfetinin davacıda olduğunun kabulü ile davanın reddine karar verilmesinin hukuka aykırılık teşkil ettiğini, ayrıca davacı tarafından yazılı ispat şartının yerine getirilmiş olduğunu, yerel mahkeme kararının maddi gerçeğe de aykırılık teşkil ettiğini ve dosya kapsamı ile çelişmekte olduğunu, zira müvekkil hakkında .... İcra Müdürlüğünün ... Esas dosyası ile haksız icra takibi yapılmış olduğunu, söz konusu icra takibinin dayanağı olan 41.767-USD tutarlı bononun bir teminat bonosu olduğunu, müvekkil ile alacaklı arasında imzalanan 02/06/2017 tarihli sözleşmeye göre müvekkilin alacaklıya 78.767 USD borcu bulunmakta iken, müvekkilin bu borcun 37.000 USD kısmını nakit olarak ödediğini ve geriye 41.767 USD borç kaldığını, söz konusu anlaşmaya göre kalan borç tutarında müvekkilden teminat bonosu alındığını ve borç miktarının 8 takside bölünerek vadeye yayıldığını, bu hususun alacaklı firma yetkilisinin imzasını içeren sözleşme ile sabit olduğunu, bu sözleşmenin akabinde müvekkilin sözleşmede yazılı vadelerde bir takım ödemeler yaptığını, söz konusu ödemelerin taraflar arasında ihtilaf konusu dahi olmadığını,Müvekkilin alacaklı ile sözleşme yapmış olmasına rağmen, alacaklı tarafın teminat senedi olarak verilen 41.767 USD tutarındaki bonoyu dayanak yaparak kötü niyetli biçimde 31/07/2017 tarihinde icra takibi başlattığını, halbuki sözleşme uyarınca ilk taksit ödemesi 25/08/2017 tarihinde yapılacak iken, alacaklının taksit tarihini beklemeksizin teminat bonosunu haksız biçimde icra takibine koyduğunu, bu durumun alacaklının taraflar arasındaki sözleşmeye aykırı hareket ettiğini ve kötüniyetini gösterdiğini, nitekim icra takibi başladıktan sonra da müvekkilin söz konusu borca istinaden yapmış olduğu ve dökümünü beyan etmiş oldukları ödemelerin hiçbirisini de icra dosyasına beyan etmediğini, haksız icra takibi sebebi ile ticari işleri sekteye uğrayan müvekkil dosya borcunu kapatmak istemiş ise de evvelce yapmış olduğu ödemelerin alacaklı tarafından icra dosyasına beyan edilmemesi sebebi ile fazladan ödeme yapmak zorunda kalacağından alacaklı ile şifahi görüşmeler yaptığını ancak sonuç alamadığını, müvekkilin yapmış olduğu ödemelere ilişkin belgeler icra dosyasına beyan edilerek alacaklıya muhtıra çıkarılması talep edilmiş ise de icra müdürlüğü tarafından bu taleplerinin reddedildiğini, geriye tek seçenek olarak icra dosya borcunun tamamını ödemenin kaldığını, bunun üzerine müvekkilin haciz baskısını ortadan kaldırmak için mecburen dosya borcunun tamamını ödemek zorunda kaldığını ve 20/10/2021 tarihinde icra dosyasına 272.065 TL ödeme yaparak dosyayı kapattığını, böylece icra dosyası borcu için haricen ödemiş olduğu meblağların alacaklı tarafından dosyaya bildirilmemiş olması sebebi ile müvekkilin icra dosyasına fazladan 125.300,00 TL ödeme yaptığını, zira eğer alacaklıya yapılmış olan geçmişteki ödemeler icra dosyasına haricen tahsil olarak bildirilmiş olsaydı 20.10.2021 tarihli icra dairesi kapak hesabının 125.300,00 TL daha az çıkacağını ve müvekkilin de 272.065,00 TL yerine 146.765,00 TL ödeyerek dosyayı kapatabileceğini, ancak alacaklının kötü niyeti sebebi ile müvekkilin dosyaya daha fazla ödeme yapmak zorunda kalmış olduğunu, çifte ödenen fazla meblağın müvekkile iadesinin gerektiğini, Yerel mahkemenin gerekçesinde davanın kabul edilmesi gerektiği izah edilmişken hükümde davanın reddine karar verildiğini, Yerel mahkeme kararına gerekçe yapılan ve 30/05/2022 tarihli beyan dilekçesinde davalının ileri sürdüğü hususların cevap dilekçesinin verilmesinden ve delil sunma süresi geçtikten sonra verilmiş beyanlar olduğunu, iddianın genişletilmesi ve sonradan delil ileri sürülmesi anlamına geldiğinden bu hususa muvafakat etmediklerini ve sunulan iddiaları kabul etmediklerini, davalının ne cevap dilekçesinde ne de dava konusu bononun takibe konulduğu icra dosyasına karşı açılan icra hukuk mahkemesindeki davada hiç değinmediği ve ileri sürmediği hususları mesnetsiz ve olay örgüsüne uymayacak biçimde ileri sürdüğünü, her ne kadar bilirkişi raporunda bu hususta tereddüt oluşmuş ise de iddianın genişletilmesi ve sonradan delil ileri sürülmesi anlamına geldiğinden ve bu hususa muvafakat etmediklerinden davalının söz konusu iddialarının dikkate alınmaması gerektiğini, bu kapsamda davalının; davaya konu 02/06/2017 tanzim tarihli senedinin teminat senedi olmadığını, sonradan ileri sürdükleri 05/12/2017 tarihli senedin teminat senedi olduğunu ve ödemelerin bu senede istinaden yapıldığını ileri sürdüğünü, oysa ki davalının da kabulünde olan 02/06/2017 tarihli sözleşmede açık biçimde 41.767USD'lik senet verildiğinin belirtilmiş olduğunu, bu sözleşme ile dava konusu senedin tanzim tarihinin aynı olduğunu, yine bu sözleşmede borçlu ile birlikte kefil...'un isminin yer almakta olduğunu, senette de kefil... isminin yer aldığını, bu hususların sözleşmede belirtilen bononun dava konusu senet olduğunu gösterdiğini, nitekim bu senede istinaden yapılan ödemelerin senedin düzenlenme ve vade tarihleri ile uyumlu olduğunu, oysa davalının ileri sürdüğü ikinci bononun tanzim tarihinin 05/12/2017 olduğunu, 02/06/2017 tarihindeki sözleşmede bahsedilen teminat senedi olmasının fiilen mümkün olmadığını, davalının iddiasına göre henüz ortada olmayan, tanzim edilmemiş bir senede atıf yapıldığı ve taksitlendirme yapıldığını kabul etmek gerektiğini, ki bunun mantıklı bir izah olmadığını, öte yandan müvekkilin yapmış olduğu ödemelerde ''41.767,00 USD'lik senedin 3. Taksidi, 4. Taksidi'' gibi açıklamaların yer aldığını, söz konusu taksit tarihlerinin bahse konu bononun vade tarihinden önce olması sebebi ile müvekkilin ikinci senede istinaden ödeme yaptığı iddiasının da tutarsız olduğunu, sonuç olarak davalının sonradan ileri sürdüğü iddiaları ve bahse konu bonoyu hiç bir şekilde kabul etmediklerini ve muvafakatlerinin olmadığını, söz konusu bono gerçek olsa ve delil olarak kabul edilse dahi zamanaşımına uğramış bir bono olduğunu, yapılan ödemelerin söz konusu bonoya mahsup edilmeye çalışılmasının davalının kurnazlık çabasından ibaret olduğunu ve hukuka uygun olmadığını, bu nedenlerle davalının iddialarının reddi ile dava konusu senedin teminat senedi olduğunun kabulü yönünde karar verilerek, davanın reddine dair verilen mahkeme kararının kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesi gerektiğini, Mahkemece alınan bilirkişi raporunda mali müşavir bilirkişi tarafından tespit yapıldığını ve fakat görev konusu yerine hukuki değerlendirme yapılarak sonuca gidilmiş olduğunu, Esasen davalı yanın davayı kabul ettiğini, yalnızca harici ödeme ticari teamülleri aykırı denilmekte olduğunu, tam aksine uygulamada harici ödeme çok yaygın olduğu gibi esas itibari ile davalı yanın dilekçesinde davanın esasını bir güzel izah edip taksitli anlaşmayı da kabul ettiğini, ancak mahkeme tarafından sadece niteleme hatası ile davanın reddedilmiş olduğunu, açık hukuka aykırılık tam kanunsuzluk hali olduğundan davanın kabulüne karar verilmesi gerektiğini, Mahkeme kararları ile ticari defterlerin kesin delil niteliğinin dikkate alınmadığını, davalının ticari defterlerinde kaydı olmayan bir alacağın ve senedin kabul edilemeyeceğini, mahkeme kararında icra borcu var ise öncelikle ödemelerin icra borcuna karşılık yapıldığını, aksi durumun kabulünün hayatın olağan akışına, akla ve mantığa aykırı olduğunu, zira bir insanın icra borcunu ödemeyip başka borcunu ödeyerek icra ve haciz baskısını düşünmeden öncelemesinin kabulü edilemez olduğunu, yerel mahkeme kararının kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesi gerektiğini belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır.Dava, .... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı icra dosyasına dayanak bononun teminat bonosu olduğu, icra borcunun fazlasıyla ödendiği iddiasıyla fazla ödenen miktarın istirdadı istemine ilişkindir.Mahkemece, davanın reddine, karar verilmiş ve karara karşı davacılar vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. Somut olayda davacı taraf, taraflar arasında imzalanan 02/06/2017 tarihli sözleşmeye göre alacaklıya 78.767USD borcu bulunmakta iken, bu borcun 37.000USD kısmını nakit olarak ödediğini ve geriye 41.767USD borç kaldığını, söz konusu anlaşmaya göre kalan borç tutarında teminat bonosu alındığını ve borç miktarının 8 takside bölünerek vadeye yayıldığını, bu hususun, alacaklı firmanın imzasını içeren sözleşme ile sabit olduğunu, bu sözleşmenin akabinde sözleşmede yazılı vadelerde 06/09/2017 tarihinde 4.991,33USD banka havalesi ile, 02/10/2017 tarihinde 4.891,63USD banka havalesi ile, 21/12/2017 tarihinde 38.000TL tutarlı 25/01/2018 ödeme tarihli ... Bankası ... Şubesi .......numaralı çek ile, 03/12/2018 tarihinde 5.500 USD tutarlı 13/04/2019 ödeme tarihli, ... Bankası ....... numaralı çek ile ödemeler yapıldığı halde teminat olarak verilen bononun takibe konu edildiğini, haciz baskısı altında ikinci kez ödeme yapıldığı ileri sürerek fazladan yapılan ödemenin istirdadını talep etmiştir. Davacı tarafça delil dilekçesi ekinde ibraz edilen 02/06/2017 tarihli adi yazılı sözleşmede; Davalı tarafından davacı .......'dan kumaş hesabına istinaden 78.767 USD borcu karşılığında 37000 USD nakit ve 41767 USD senet alındığı, bu senedin kalan borcuna istinaden teminat olarak alındığı, senet tutarının 25/08/2017 - 26-03/2018 (sözleşmede son 3 takside ait yılın 2018 yerine maddi hata ile 2017 olarak yanlış yazıldığı anlaşılıyor.) 7 taksidin aylık 5.000,00 USD taksitlerle 8. Taksidin ise 6.767,00 USD halinde olmak üzer 41.767 usd borcun ödeneceği kararlaştırılmış, sözleşme altının davalı adına vekili ......... tarafından imzalandığı, sözleşme altında davacının borçlu olarak dava dışı...'un kefil olarak isminin yazıldığı, borçlu ve kefile ait imza olmasa da bu sözleşme borçlu olarak yazılı davacı tarafından ibraz edildiğinden bu sözleşme davacının kabulündedir. Davaya konu icra takibine dayanak bono sureti incelendiğinde; 02/06/2017 düzenleme, 03/07/2017 vade tarihli, 41.767 USD bedelli bononun keşidecisinin davacı ......, aval verenin dava dışı... olduğu, bononun davalı lehine düzenlenmiş olduğu, bono üzerinde teminat olduğuna ilişkin bir kayıt olmadığı anlaşılmıştır. Davacı tarafın dava dilekçesinde belirttiği çeklere ilişkin ibraz ettiği çek teslim tutanaklarına göre, 41.767 USD'lik borca istinaden teslim edildiğinin belirtildiği, davalının yaptığı ödemeler ile ilgili olarak ......A.Ş. tarafından gönderilmiş olan 14/02/2022 tarih ve 2022-128358 sayılı yazı ekinde, 06/09/2017 tarihinde davalının hesabına gönderilen 4.991,33 USD tutarındaki havaleye ilişkin dekontun (işbu dekontta işlem açıklaması "41.767 Dolarlık borcun 1. Taksidi" şeklindedir) ve ayrıca 02/10/2017 tarihinde davalının hesabına gönderilen 4.891,63 USD tutarındaki havaleye ilişkin dekontun (işbu dekontta işlem açıklaması "41.767 Dolarlık borcun 2. Taksidi" şeklindedir) gönderilmiş olduğu; Yine .........A.Ş. tarafından gönderilmiş olan 20/01/2022 tarih ve ..... sayılı yazı ekinde de, .....seri numaralı 13/04/2019 ödeme tarihli, 5.500 USD bedelli çekin 15/04/2019 tarihinde....... Şti. Tarafından tahsil edildiğine ilişkin belgenin ve ayrıca ... seri numaralı 25/01/2018 ödeme tarihli, 38.000TL bedelli çekin 25/01/2018 tarihinde davalı şirket tarafından tahsil edildiği belirtilmiştir.Davaya konu icra takibindeki borcun kapak hesabına göre 272.065,00 TL tutarın dosyaya yatırıldığı; dosyanın 20/10/2021 tarihi itibariyle infaz olduğu anlaşılmıştır. Davalı vekili 30/05/2022 tarihli beyan dilekçesi ile; Davacının dosyaya sunduğu 02.06.2017 tarihli belge, yargılamaya konu olan borcun dışında ayrıca bir teminat bonosuna konu olduğunu, davacı tarafından yapıldığı iddia edilen tüm ödemeler, işbu dosyaya değil bahsi geçen teminata yönelik verildiğini, hatta borç tamamen ödenmemiş olup, davacının batık durumu düşünülerek icra takibine konu dahi edilmediğini ileri sürüp beyan dilekçesi ekinde bonu suretini ibraz etmiş, ibraz edilen bono sureti incelendiğinde; 05/12/2017 düzenleme, 27/03/2018 vade tarihli, 41.767 USD bedelli bononun keşidecisinin davacı ......,lehtarın davalı şirket olduğu, bono üzerinde teminat olduğuna ilişkin bir kayıt olmadığı anlaşılmıştır. Mahkemece, mali müşavir bilirkişiden alınan raporda; Davacının ticari defterlerinin yerinde incelenmesi ile ilgili olarak, davacı vekili ile telefon görüşmesi yapıldığını, davacının ilgili dönemde ticari defter yükümlüsü olmadığı beyan edildiğinden incelenemediğini, davalının ise ticari defterlerinde, davacı ile ilgili herhangi bir kayıt olmadığı belirtilmiştir. Kambiyo senetleri illetten mücerret olup tacirler arası hukuki ilişkilerden dolayı düzenlense dahi ticari defter ve kayıtlara işlenmesi zorunluluğuna dair herhangi bir düzenleme de bulunmamaktadır. Bu tür belgeyi hüküm ve kuvvetten düşürecek her türlü iddianın da eşdeğer bir belgeyle ispatı gerekir.Davalının ayrıca ticari defterlerinde bono kaydının bulunup bulunmaması önem arz etmeyecektir. (Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 23.05.2011 tarih, 2010/12014 E. ve 2011/6763 K. sayılı kararı).Davalının teminat bonosu olarak kabul ettiği bononun da, davacının huzurdaki davaya konu ettiği bono ile aynı tutarlı olduğu; işbu 2. bononun vade tarihinin (27/03/2018) ise, davacının sunduğu 02/06/2017 tarihli sözleşmedeki son taksit tarihinden (26/03/2018) bir gün sonrasına ait olduğu; Davacının sunduğu 02/06/2017 tarihli sözleşmede, 41.767 USD'lik borç için teminat bonosu olarak verildiği kararlaştırılmış olduğu ancak davacının davalıya aynı tutarda 2 ayrı bono verdiği; bu bonolardan davacının teminat bonosu olduğunu iddia ettiği huzurdaki davaya konu bononun sözleşme tarihinde, davalının teminat bonosu olduğunu kabul ettiği 2. Bononun ise 05/12/2017 tarihinde tanzim edildiği ancak, yukarıda huzurdaki davaya konu bononun incelenmesinde de belirtildiği üzere, işbu bononun vade tarihinin 03/07/2017 olup 02/06/2017 tarihli sözleşmede belirtilen ilk taksit tarihinden (yani 25/08/2017'den) önce olduğu, davalının teminat bonosu olarak sunduğu bononun vade tarihinin ise, 02/06/2017 tarihli sözleşmedeki son taksit tarihinden (26/03/2018) bir gün sonrasına ait olduğu; bu haliyle de 41.767 USD tutarındaki borca ilişkin taksitli ödemelerin teminatı olarak verilen bir bononun, vade tarihinin taksit ödemelerinden önce olmaması/taksit ödemelerinden sonra olması gerektiği, bu nedenle davaya konu bononun 02/06/2017 tarihli sözleşmeye konu bono olmadığı, davalı tarafın sunduğu aynı miktarlı 2. Bononun söz konusu sözleşmeye konu bono olduğunun kabulü gerekmiştir. HMK'nın 282 maddesinde "Hakim bilirkişinin oy ve görüşünü diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendirir." yasal düzenlemesi yer almaktadır. Davacı tarafça ileri sürülen tüm istinaf sebepleri yargılama aşamasında sunulan beyan dilekçeleri ile de ileri sürülmüş, ilk derece mahkemesince alınan bilirkişi raporunda ve mahkemece verilen hüküm gerekçesinde bu iddialar ve itirazlar değerlendirilmiştir. Somut olayda, ispat külfetinin davacı tarafta olduğu, davacı tarafın dava konusu bononun davalı tarafa 02/06/2017 tarihli sözleşme uyarınca teminat olarak teslim edildiği, bononun teminet senedi olduğu, dava dilekçesinde belirtilen çeklerin ve ödemelerin bu bonoya karşılık verildiği ve bononun bedelsiz kaldığı yönündeki iddiaların HMK.’nun 200. Madde uyarınca yazılı delille ispat etmesi gerektiği, yukarıdaki açıklamalara göre davacı tarafça bu iddiaların ispatlanamadığı, tüm bu nedenlerle, ilk derece mahkemesince, ispat yükü doğru belirlenerek dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere göre davanın reddine karar verilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı gibi kamu düzenine aykırılık da görülmediğinden, mahkemenin kabul ve gerekçesine göre davacı vekilinin aksi yöndeki istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir. (Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2023/2985 Esas - 2023/5014 Karar sayılı kararı benzer mahiyettedir.) Açıklanan nedenlerle dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere göre davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaatine varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur. HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden davacı tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 732,00 TL istinaf karar harcından istinaf eden davacı tarafından peşin olarak yatırılan 179,90 TL harcın mahsubu ile bakiye 552,10 TL'nin davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf eden davacı üzerinde bırakılmasına, 5-Artan gider avansı bulunması ve talep halinde yatıran tarafa iadesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361/1. maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren iki haftalık yasal süre içerisinde Yargıtay temyiz yasa yolu açık olmak üzere 05/03/2026 tarihinde oy birliği ile karar verildi.