İSTİNAF KARAR TARİHİ: 22/01/2026 Davanın reddine ilişkin kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü; DAVA:Davacı vekili; taraflar arasında 2007 yılında kurulan tek satıcılık sözleşmesinin, davalı tarafından gönderilen 31.01.2014 tarihli e-mail ile haksız olarak feshedildiğini, müvekkilinin bu süreçte ... markasının tanıtılması için ciddi bir emek harcadığını, sözleşmenin haksız olarak feshi …
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 12. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO:2022/2380 KARAR NO:2026/94 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İSTANBUL 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ: 13/09/2022 NUMARASI: 2014/1353 Esas - 2022/504 Karar DAVA: Tazminat DAVA TARİHİ : 17/10/2014 İSTİNAF KARAR TARİHİ: 22/01/2026 Davanın reddine ilişkin kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü; DAVA:Davacı vekili; taraflar arasında 2007 yılında kurulan tek satıcılık sözleşmesinin, davalı tarafından gönderilen 31.01.2014 tarihli e-mail ile haksız olarak feshedildiğini, müvekkilinin bu süreçte ... markasının tanıtılması için ciddi bir emek harcadığını, sözleşmenin haksız olarak feshi nedeniyle müvekkilinin oluşturduğu müşteri kitlesi üzerinden elde etmesi muhtemel önemli menfaatlerden mahrum kaldığını ve bu nedenle denkleştirme tazminatına hak kazandığını, müvekkili sayesinde oluşturulan müşteri kitlesi sayesinde davalının önemli menfaatler elde ettiğini, davalının fesih gerekçesi olarak Türkiye'de ... hizmeti bakımından şartların değişmesi gösterilmesine rağmen, feshin gerçek nedeninin davalının başka bir satıcı ile anlaşması olduğunu, tek satıcılık sözleşmesinin sona ermesi ile müvekkilinin elinde bulunan ve servis sırasında kullanılan ekipman ve parçaların geri alınması gerektiğini, zira sözleşmenin feshi ile bunların müvekkilince kullanılmasının hukuken ve fiilen mümkün olmadığını, yine müvekkilinin stoğunda bulunan ve fesih ile birlikte satış imkanı bulunmayan ürünlerin davalı tarafından iade alınmasının gerektiğini, bu hususta davalıya yapılan başvuruya cevap verilmediğini, ayrıca fesihten geriye dönük olarak davalının muhtemel servis hizmetlerini garanti etmesi gerektiğini belirterek, 100.000-TL denkleştirme tazminatının temerrüt tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, müvekkilince satın alınmış olan ve servis sırasında kullanılan ekipman ile stokta bekleyen ürünlerin davalı tarafından geri alınmasına, bu ekipman ve ürünlere ilişkin bedelin müvekkiline iadesine, son iki yıl içerisinde hizmet verilmiş olan araçlarla ilgili olarak servis hizmetinin davalı tarafça üstlenilmesine karar verilmesini talep etmiştir. CEVAP:Davalı vekili; taraflar arasında tek satıcılık veya acentelik sözleşmesi ve ilişkisinin bulunmadığını, müvekkilinin ... marka ürünleri davacıya sattığını ve teknik destek hizmeti verdiğini, davacının müvekkilinden almış olduğu ürünleri kendi adına ve hesabına satıp monte ettiğini, taraflar arasında yazılı bir sözleşme de bulunmadığını, 5718 sayılı kanunun 24. maddesi gereğince uygulanması gereken hukukun Alman hukuku ve görevli mahkemenin de Alman mahkemeleri olduğunu, davacının müvekkili adına faaliyette bulunmadığı gibi müvekkili şirket adına aracılık da yapmadığını, davacının tek satıcı olduğunun belirtildiğini iddia ettiği 21.01.2008 tarihli belgenin sahte olduğunu, ıslak imzalı olmayan ve aslı sunulmayan belgenin delil vasfı bulunmadığını, belgede geçen kişilerin müvekkilini temsile yetkili olmadığını, bu kişilerin isimleri üzerindeki el yazılar imza olmayıp başka bir belge üzerinden buraya taşınmış olduğunu, taraflar arasında tek satıcılık veya acentelik ilişkisi bulunmadığından, davacının denkleştirme tazminatı talep hakkının bulunmadığını, ayrıca davacının başkaca firmaların modifiye ürünlerini de sattığını, bu durumun da davacının müvekkilinin tek yetkili satıcısı olmadığını gösterdiğini, taraflar arasında tek satıcılık veya acentelik ilişkisi bulunmadığından, davacıya yapılan satışlar da konsinye satış olmadığından, davacının stoğundaki ürünler ile servis sırasında kullanılan ekipman ve parçaların müvekkilince geri alınması ve bedellerinin iadesi taleplerinin haksız ve mesnetsiz olduğunu belirterek, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI:Mahkemece; davacı tarafça taraflar arasındaki ilişkinin tek satıcılık ilişkisi olduğunun iddia edildiği, ispat yükü üzerinde olan davacı tarafın incelenen ticari defter ve kayıtlarında, taraflar arasında tek satıcılıktan kaynaklı cari hesap ilişkisi tespit edilememiş olup, bu hususun 23/12/2016 bilirkişi raporuyla sabit olduğu, bu nedenle portföy tazminatı hesaplanması yoluna gidilmediği, yine taraflar arasında bayilik sözleşmesi bulunduğuna ve haksız fesih halinde stok malların iade alınacağına ilişkin herhangi bir somut delil bulunmadığı, taraflar arasında stok mallar ile kullanılan mallara ve 3. kişilere hizmet verilmesine ilişkin sözleşme hükmü bulunmamakta olup, tacir olan davacının basiretli tacir gibi davranmak suretiyle satım sözleşmesi nedeniyle aldığı malların kullanılacağı alanları ve bu mallar nedeniyle alınacak hizmetleri öngörerek hareket etmesinin beklendiği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir. İSTİNAF NEDENLERİ:Davacı vekili; davalının kendi resmi web sitesinde müvekkilinin Türkiye tek satıcısı olarak yer almasına ve bu konudaki e-posta yazışmalarına rağmen mahkemece bu deliller göz ardı edilerek usul ve yasaya aykırı karar verildiğini, mahkemece hükme esas alınan 23.12.2016 tarihli bilirkişi raporunun, dosyaya sunulan deliller dikkate alınmadan hazırlandığını, raporun çelişkili ve gerekçesiz olduğunu, bilirkişi raporundaki tespitlerin aksine taraflar arasında tek satıcılık ilişkisi bulunduğunu, müvekkilinin 2007 yılından fesih tarihine kadar aralıksız olarak ... markasının tanıtılması ve sürümünün arttırılması için faaliyete bulunduğunu, tek satıcılık sözleşmesinin varlığının 21.01.2018 tarihli e-posta ekinde gönderilen yazı ile ispatlandığını, 12.04.2007 tarihli e-postada da davalının müvekkilinin tek satıcı olması nedeni ile müvekkilinden önce Türkiye’de ... firması’na ait kısıtlı sayıda ürünü birkaç ay satan ... Otomotiv’i internet sitesinden çıkardığını ve yerine müvekkilini koyduğunu belirttiğini, davalının internet sitesinde müvekkiline Türkiye tek satış ofisi olarak yer verildiğini, amortisman bedeline dayanak faturaların, yazılımlara ilişkin olmayıp yazılımların kullanılması için gerekli olan ekipmanlara ilişkin olduğunu, alınan yazılımların bedeli müvekkilince ödenmesine rağmen, davalının sistemi kapatması neticesinde bu ekipmanların kullanılamadığını, dolayısı ile söz konusu yazılımların kullanımı davalının iznine bağlı olduğundan, işbu yazılımların müvekkili bakımından demirbaş teşkil ettiğinin kabulünün mümkün olmadığını, müvekkilinin üzerinde serbestçe tasarruf edemeyeceği yazılımların, demirbaş olarak kabul edilemeyeceğini ve amortismana tabii tutulamayacağını, bu veriler ışığında sistemin davalı tarafından kapatılması nedeni ile müvekkilinin hiçbir şekilde kullanamayacağı ekipmanların, davalı tarafından iade alınması gerektiğini, müvekkilinin stoğunda bulunan ürün ve ekipmanlar salt yazılımların kurulması için gerekli ekipmanlar ile sınırlı olmayıp, davalı tarafından müvekkiline satılan ancak sözleşmenin haksız feshi nedeni ile satılamayan birinci el birçok ürünün de müvekkilinin stoklarında mevcut olduğunu, ancak bilirkişi tarafından bu ürünlerin de stokta bulunduğunun dikkate alınmadığını, davalının servis sırasında kullanılan ekipman ve parçalar ile stokta bekleyen ürünleri iade almasının hukuki bir zorunluluk olduğunu, zira sözleşme sona erdikten sonra tek satıcının üreticinin mallarını satması mümkün değil iken, üreticinin söz konusu malları diğer dağıtıcıları aracılığı ile satabileceğini, müvekkilinin stok yapma yükümlülüğünün, tek satıcı sözleşmesi gereği müşterilere sürekli hizmet verilebilmesinin doğal bir sonucu olduğunu, bu nedenle iadeye ilişkin olarak ayrıca davalının taahhütte bulunmasına gerek olmadığını, davalının, müvekkili ile sözleşmesel ilişkisinin sürdüğü süre zarfında Türkiye’de başka herhangi bir firmaya ürün göndermediğini, dolayısıyla davalının müvekkiline bu çerçevede tekel hakkı tanıdığını, buna karşılık müvekkilinin de sözleşme konusu malları kendi nam ve hesabına satarak bu malların sürümünü arttırmak için faaliyete bulunduğunu, müvekkilince davalının halihazırda yararlandığı bir müşteri kitlesi oluşturulduğunu, bunun sonucunda davalı tarafından tek satıcılık yetkisi verilen yeni firmanın, müvekkilinin oluşturduğu müşteri kitlesinden tek başına yararlandığını, sunulan ticari defterlere rağmen taraflar arasında cari hesap ilişkisi bulunmadığı yönündeki tespitin de hatalı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasını talep etmiştir. GEREKÇE:Dava, taraflar arasındaki sözleşmenin davalı tarafça feshi nedeniyle denkleştirme tazminatı ile davacının servis sırasında kullandığı ekipman ile stoklarında bulunan malların bedelinin tahsili istemine ilişkindir.Davacı tarafça; davalı ile aralarında tek satıcılık ilişkisi bulunduğu, sözleşmenin davalı tarafça haksız olarak feshedildiği iddia edilerek, denkleştirme tazminatı ile sözleşmenin feshi sonucu kullanılması mümkün olmayan servis sırasında kullanılan ekipman ile davacının stoğunda kalan malların bedelinin tahsili talep edilmiş; davalı tarafça ise taraflar arasında tek satıcılık veya acentelik ilişkisi bulunmadığı ileri sürülerek davanın reddi savunulmuştur.Somut olayda taraflar arasında yazılı bir sözleşme bulunmamakta olup, 2007 yılından itibaren davalı tarafından davacıya mal satışı yapıldığı, sözleşme ilişkisinin ise davalı tarafça gönderilen 31.01.2014 tarihli e-posta ile Türkiye'de ... şartlarının değiştiği gerekçesiyle sonlandırıldığı anlaşılmaktadır.Mahkemece alınan 23.12.2016 tarihli bilirkişi raporunda; davacının bilançosuna göre demirbaş toplamının 106.422,45-TL olduğu, demirbaşların amorti olarak sona ereceği, demirbaşların modellerinin geçmiş olması nedeniyle servis sırasında kullanılan ekipmanların alış değerinin değil hurda fiyatı üzerinden değerlendirilebileceği, davacının stokları 1.150.665,57-TL olarak tespit edilmiş olup, satına alınan malların davalının talebi veya taahhüdü üzerine alındığını gösteren bir belge bulunmadığı, davacının 2007-2013 yılları arasında davalıya verdiği siparişlerin tutarlarını peşin ödediği, belli bir stok bulundurduğu, gerekli reklamları yaptığı, taraflar arasında bayilik sözleşmesi bulunduğuna, sözleşmenin haksız feshi halinde stoktaki malların geri alınacağına dair bir somut delile rastlanmadığı, mali inceleme bölümünde davacının ticari defterlerinde taraflar arasında bir cari hesap ilişkisi tespit edilemediği, dolayısıyla denkleştirme tazminatı hesabı için gerekli olan son beş yıllık faaliyet sonucu alınan yıllık komisyon veya diğer ödemelerin ortalaması bulunmadığından, davacının portföy tazminatı ödenmesi ve stoktaki malların iade alınması yönündeki taleplerinin yerinde olmadığı bildirilmiştir.Aynı heyetten alınan 20.10.2017 tarihli ek raporda; davacının ticari defterlerine göre ... alış faturalarının 2013 yılında 111.420,51-TL, 2014 yılında 9.736,73-TL olduğu, ... satış faturalarının ise 2013 yılında 94.879,58-TL ve 2014 yılında 10.313,66-TL olduğu, davacının 31.12.2013 bilançosunda stok olarak görülen 1.000.000-TL'nin 16.540,93-TL'sinin ... mallarından oluştuğu, kalan 983.459,07-TL'lik kısmın ... markalı olmayan mallardan oluştuğu, davacının 31.12.2014 tarihindeki 1.150.665,57-TL stok mevcudunun içinde mevcut ... mal tutarının 15.964-TL olduğu, kalan 1.134.701,57-TL'lik stok malların ise ... olmayıp piyasadan satın alınan mallardan oluştuğu, yazılım ve ekipmanlar 1 yıldan fazla kullanıldığından demirbaş olarak değerlendirilmesi gerektiği, demirbaş olarak kayıt yapılmadığından değerlerinin tespit edilemediği, davacının 31.12.2012 tarihindeki stoklarının sıfır olduğu, davacının stok mallardan alabileceği miktarın 15.964-TL olabileceği, taraflar arasında bir bayilik ilişkisi bulunduğuna ve sözleşmenin haksız feshi halinde stoktaki malların geri alınacağına dair bir somut delile rastlanmadığı, davacının ticari defterlerinde taraflar arasında bir cari hesap ilişkisi tespit edilemediği, dolayısıyla denkleştirme tazminatı hesabı için gerekli olan son beş yıllık faaliyet sonucu alınan yıllık komisyon veya diğer ödemelerin ortalaması bulunmadığından, davacının portföy tazminatı ödenmesi ve stoktaki malların iade alınması yönündeki taleplerinin yerinde olmadığı bildirilmiştir. 26.02.2020 tarihli 2. ek raporda ise; davacının 2012, 2013 ve 2014 yıl sonu itibariyle 106.422,45-TL demirbaş kaydı bulunduğu, davacının davalıdan 2012, 2013 ve 2014 yıllarında ekipman ve parça satın almadığı, 31.12.2014 itibariyle davacının stoklarında ... markalı 15.964-TL tutarında mal bulunduğu bildirilmiştir. 08.02.2021 tarihli bilirkişi raporunda; davalı ile dava dışı ... şirketi arasında 31.01.2014 tarihi sonrasında sözleşme yapıldığı, dava dışı ... firmasının cari hesap ekstresine göre, davalıdan 2014 ve 2015 yıllarında mal alışının bulunduğu bildirilmiştir.07.03.2022 tarihli bilirkişi raporunda; davacının sunmuş olduğu davalı tarafından davacıya düzenlenmiş olan 17 adet faturanın 30.04.2007-31.05.2011 tarihleri arasına ait olduğu, faturaların modifikasyon (tuning) parça ve programlarına ilişkin olduğu, satışı yapılan sistem ve ünitelerde davalının alt yapısına ihtiyaç bulunduğu belirtilmiştir. Tek satıcılık sözleşmesi; üretici ile tek satıcı arasındaki ilişkileri düzenleyen, üreticinin mallarını belirli bir bölgede tekel şeklinde satmak üzere tek satıcıya göndermeyi üstlendiği, tek satıcının da kendisine gönderilen malların sürümünü artırmak için kendi adına ve hesabına faaliyette bulunduğu, taraflar arasında sürekli borç ilişkisi doğuran bir sözleşme olarak tanımlanmaktadır. Bu tanımlama doğrultusunda taraflar arasındaki ilişkinin belirtilen unsurları taşıyıp taşımadığının tespiti gerekmektedir. Öncelikle taraflar arasında akdedilmiş sürekli edim içeren bir sözleşme bulunmamaktadır. Davacı tarafça delil olarak dayanılan ve davalı tarafından davacıya gönderilen 21.01.2008 tarihli e-postada, davacının, Türkiye dahilinde resmi ve münhasır temsilci olduğunun onaylandığı belirtilmiştir. Yine davalı tarafından gönderilen 12.04.2007 tarihli e-postada, Türkiye ithalatçısının adresinin web sitesinde ... olarak değiştirilerek ...'un çıkarıldığı bildirilmiştir. Mahkemece üzerinde inceleme yaptırılmamış olsa da, davalı tarafça sunulan cari hesap ekstresi de taraflar arasında 2007-2014 yılları arasını kapsayan ticari ilişki bulunduğunu doğrulamaktadır. Ancak taraflar arasında tek satıcılık gibi süreklilik ve bağımlılık unsurunu öne çıkaran bir ilişki bulunmadığı gibi, münhasırlık, alım ya da satım taahhüdü, rekabet etmeme gibi yükümlülükler öngörüldüğüne dair herhangi bir delil ibraz edilmemiştir. Davacının davalıdan mal almamasının ya da davalının davacıya mal satmamasının sözleşmesel anlamda bir yaptırımı bulunmamaktadır. Bunlara ilaveten taraflar arasındaki ilişkinin devam ettiği dönemde, fesihten 1 yıl öncesine denk gelen 29.01.2013 tarihinde davalının dava dışı .. Ltd. Şti. ile münhasır distribütör sözleşmesi başlıklı sözleşmeyi akdettiği anlaşılmaktadır. Bu durumda 12.04.2007 tarihli e-posta ile davalı tarafça sahte olduğu ileri sürülen 21.01.2008 tarihli e-posta tek başına tek satıcılık ilişkisinin varlığını kabule elverişli olmayıp, mahkemece taraflar arasındaki ilişkinin tek satıcılık olarak kabul edilmemesi yerindedir. Buna bağlı olarak davacının denkleştirme tazminatı talep etmesi mümkün değildir. Yine davacının, taraflar arasındaki ticari ilişki kapsamında kendi adına satışa sunmak üzere satın aldığı ve stoklarında bulunan mallar ile servis sırasında kullandığı ekipman bedelini de talep etmesi mümkün değildir. Bu nedenle mahkemece davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir.Açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir. HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle:Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,Alınması gereken 732-TL istinaf karar harcından peşin yatırılan 80,70-TL harcın mahsubu ile kalan 651,30-TL harcın davacıdan alınarak Hazine'ye gelir kaydına,Davacı tarafından yapılan giderlerin kendisi üzerinde bırakılmasına, Gerekçeli kararın bir örneğinin taraf vekillerine tebliğine, HMK'nın 361/1. maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde temyiz yoluna başvurulabileceğine, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oy birliğiyle karar verildi. 22/01/2026