11. Ceza Dairesi 2025/1292 E. , 2025/5631 K. MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SUÇ : Kişinin, kendisini kamu görevlisi veya banka, sigorta, kredi kurumlarının çalışanı olarak tanıtması veya bu kurumlarla ilişkili olduğunu söylemesi suretiyle dolandırıcılık HÜKÜMLER : Esastan ret Sanık ... hakkında katılanlar ..., ... ve ...'ye yönelik mahkumiyet hükümlerine yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince verilen istinaf başvurusunun esastan reddi kararının 5271 sayılı Ceza…
**11. Ceza Dairesi 2025/1292 E. , 2025/5631 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SUÇ : Kişinin, kendisini kamu görevlisi veya banka, sigorta, kredi kurumlarının çalışanı olarak tanıtması veya bu kurumlarla ilişkili olduğunu söylemesi suretiyle dolandırıcılık HÜKÜMLER : Esastan ret Sanık ... hakkında katılanlar ..., ... ve ...'ye yönelik mahkumiyet hükümlerine yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince verilen istinaf başvurusunun esastan reddi kararının 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (5271 sayılı Kanun) 286/2-a maddesi uyarınca kesin nitelikte olduğu, Sanık ... hakkında katılanlar ..., ... ve ...'e yönelik mahkumiyet hükümlerinin ve sanıklar ..., ..., ... ve ...'in, katılanlar ..., ..., ..., ..., ... ve ...'e yönelik beraat hükümlerinin istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen esastan ret kararlarının temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenlerin hükümleri temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, temyiz istemlerinin süresinde olduğu, temyiz dilekçelerinde temyiz sebeplerine yer verildiği, temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle gereği düşünüldü: I. HUKUKİ SÜREÇ Temyizin kapsamına göre: A.Fethiye 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 10.06.2024 tarihli ve 2023/303 Esas, 2024/247 Karar sayılı kararı ile; 1.Sanık ... hakkında nitelikli dolandırıcılık suçundan; a)Katılanlar ... ve ...'e yönelik 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 158/1-L, son, 43/1, 62 ve 53. maddeleri uyarınca 7 yıl 2 ay 20 gün hapis ve 13.333.320,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına, b)Katılan ...'ye yönelik 5237 sayılı Kanun'un 158/1-L, son, 43/1, 168/1, 62 ve 53. maddeleri uyarınca 1 yıl 10 ay 6 gün hapis ve 1.481.460,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına, c)Katılan ...'e yönelik 5237 sayılı Kanun'un 158/1-L, son, 43/1, 62 ve 53. maddeleri uyarınca 4 yıl 12 ay hapis ve 1.000.000,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına, d)Katılan ...'a yönelik 5237 sayılı Kanun'un 158/1-L, son, 43/1, 62 ve 53. maddeleri uyarınca 6 yıl 1 ay 10 gün hapis ve 4.666.660,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına, e)Katılan ...'a yönelik 5237 sayılı Kanun'un 158/1-L, son, 62 ve 53. maddeleri uyarınca 3 yıl 5 ay 20 gün hapis ve 183.320,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına, 2.Sanıklar ..., ..., ... ve ...'in, katılanlar ..., ..., ..., ..., ... ve ...'e yönelik nitelikli dolandırıcılık suçundan ayrı ayrı beraatlerine, Karar verilmiştir. B. İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 13. Ceza Dairesinin 26.09.2024 tarihli ve 2024/5843 Esas, 2024/4260 Karar sayılı kararı ile Cumhuriyet Savcısı, katılanlar vekili ve sanık ... müdafiinin istinaf başvurularının 5271 sayılı Kanun'un 280 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir. II. TEMYİZ SEBEPLERİ 1.Katılanlar vekilinin temyizi, sanık ... hakkında verilen cezaların az olduğuna ve diğer sanıklar için verilen beraat hükümlerinin usul ve yasaya aykırı olduğuna, lehe hükümlerin uygulanmaması gerektiğine, vesaireye 2.Sanık ... müdafiinin temyizi, sanığın beraati yerine delillerin takdirinde hataya düşülerek usul ve yasaya aykırı karar verildiğine, resen nazara alınacak sebeplerle kararın bozulması gerektiğine, vesaireye, İlişkindir. III. GEREKÇE A. Sanık ... hakkında katılanlar ..., ... ve ...'ye yönelik mahkumiyet hükümleri yönünden 5271 sayılı Kanun'un 286/2-a maddesinde yer verilen “İlk derece mahkemelerinden verilen beş yıl veya daha az hapis cezaları ile miktarı ne olursa olsun adlî para cezalarına ilişkin istinaf başvurusunun esastan reddine dair bölge adliye mahkemesi kararları”nın temyiz incelemesine tabi olmadığına ilişkin düzenleme ile incelemeye konu suçun, aynı Kanun’un 286/3. maddesi kapsamında da bulunmadığı dikkate alındığında, katılanlar vekili ve sanık müdafiinin temyiz istemlerinin reddine karar verilmesi gerektiği anlaşılmıştır. B.Sanıklar ..., ..., ... ve ...'in, katılanlar ..., ..., ..., ..., ... ve ...'e yönelik beraat hükümleri yönünden Yapılan yargılamaya, toplanıp gerekçeli kararda gösterilen ve değerlendirilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonucunda oluşan kanaat ve takdirine, hukuka uygun, yasal ve yeterli olarak dosya içeriğine uygun şekilde açıklanan gerekçeye göre; yüklenen suçun sanıklar tarafından işlendiğinin sabit olmadığı Mahkemece kabul ve takdir kılınmış olmakla, katılanlar vekilinin temyiz istemlerinin reddine karar verilmesi gerektiği anlaşılmıştır. C.Sanık ... hakkında katılanlar ..., ... ve ...'e yönelik mahkumiyet hükümleri yönünden Yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eyleme uyan suç vasfı ile yaptırımların doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından, katılanlar vekili ve sanık müdafiinin yerinde görülmeyen temyiz sebepleri reddedilmiştir. IV. KARAR A.Sanık ... hakkında katılanlar ..., ... ve ...'ye yönelik mahkumiyet hükümleri yönünden Gerekçe bölümünde A bendinde belirtildiği üzere verilen esastan ret kararlarının 5271 sayılı Kanun'un 286/2-a maddesine göre kesin olduğu anlaşıldığından katılanlar vekili ve sanık ... müdafiinin temyiz istemlerinin 5271 sayılı Kanun'un 298/1. maddesi uyarınca, Tebliğname’ye uygun olarak oy birliğiyle, REDDİNE, B.Sanıklar ..., ..., ... ve ...'in, katılanlar ..., ..., ..., ..., ... ve ...'e yönelik beraat hükümleri ve sanık ... hakkında katılanlar ..., ... ve ...'e yönelik mahkumiyet hükümleri yönünden Gerekçe bölümünde B ve C bentlerinde açıklanan nedenle İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 13. Ceza Dairesinin 26.09.2024 tarihli ve 2024/5843 Esas, 2024/4260 Karar sayılı kararında katılanlar vekili ve sanık ... müdafii tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve 5271 sayılı Kanun’un 289/1. maddesi ile sınırlı olarak yapılan temyiz incelemesi sonucunda hukuka aykırılık görülmediğinden, 5271 sayılı Kanun’un 302/1. maddesi gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, Yargıtay Üyeleri ... ve ...'un beraat hükümlerinin kesin nitelikte olup temyiz edilemez olduğu yönündeki karşı oyları ve oy çokluğuyla, diğer yönlerden oy birliğiyle TEMYİZ İSTEMİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKÜMLERİN ONANMASINA, Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304/1. maddesi uyarınca Fethiye 1. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 13. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 07.05.2025 tarihinde karar verildi. KARŞI OY İlk derece mahkemesince sanıklar ..., ... ve ...'in katılanlar ..., ..., ..., ... , ... ve ... haklarında 5237 sayılı Kanun'un 158 inci maddesinin birinci fıkrasının (l) bendi kapsamındaki nitelikli dolandırıcılık suçundan verilen beraat hükümlerinin istinafı üzerine, bölge adliye mahkemesi ceza dairesince verilen esastan red kararlarının, temyiz yasa yoluna tabi olduğuna dair sayın çoğunluğun düşüncesine iştirak etmemiz mümkün olmamıştır. 5271 sayılı Kanun'un 286 ncı maddesinde temyiz yasa yoluna tabi olmayan kararlar istisnai olarak tahdidi bir şekilde tek tek sayılmıştır. Anılan maddenin ikinci fıkrasının (g) bendine göre ''10 yıl veya daha az hapis cezasını veya adli para cezasını gerektiren suçlarda ilk derece mahkemesince verilen beraat kararları ile ilgili olarak istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararları'' bu istisnalardan biri olarak sarih bir şekilde düzenlenmiştir. Uyuşmazlığın özü; 5271 sayılı Kanun'un 286 ncı maddesinin ikinci fıkrasının (g) bendinde belirtilen 10 yıl veya daha az hapis cezasını gerektiren suçlara ilişkin cezanın belirlenmesinde yalnızca temel cezanın mı gözetilmesi gerektiği, yoksa hapis cezasında belirli bir oranda artırım yapılmasını öngören nitelikli hallerinde dikkate alınıp alınmayacağına ilişkindir. Suçun nitelikli hallerinin temyiz sınırının belirlenmesinde dikkate alınacağına dair açık bir yasal düzenlemeye asla yer verilmemiştir. Kanundaki düzenlemenin istisnai nitelikte olması sebebiyle kapsamını genişletici şekilde yorum da yapılamayacağı aşikardır. Bir karar veya hükme ilişkin kanun yolunun belirlenmesi sırasında öncelikle kanunun sistematiği ve normları dikkate alınacak, bu sistematik ve normlar belirlenirken elbette ki yasa metinleri ceza yargılamasındaki yorum tekniklerine uygun olarak yorumlanacak ve ceza muhakemesinde de yine hukuka uygun şekilde kıyas yapmak mümkün olsa da, temel hak ve özgürlükleri daraltan düzenlemeler ile istisnai normlara ayrıca bir ehemmiyet göstermek gerekecektir. Kanun koyucunun düzenlediğinin aksine sonuçlara ulaşmaya izin verecek şekilde istisnai normları genişleterek yorum ya da kıyas yapmak mümkün değildir. Nitekim yasa koyucu ayrıksı bir durumu düzenlemek istediğinde bunu açıkça yasada norm haline getirdiği görülmektedir. Bu kapsamda; 5237 sayılı Kanun'un 66 ncı maddesinin üçüncü fıkrasında ''Dava zamanaşımı sürelerinin belirlenmesinde dosyadaki mevcut deliller itibarıyla suçun daha ağır cezayı gerektiren nitelikli halleri de göz önünde bulundurulur.'' şeklindeki düzenlemede, suçun nitelikli hallerinin zamanaşımı süresinin hesaplanmasında sanık aleyhine dikkate alınacağına yasada açıkça yer verilmiştir. Bu husustaki diğer bir düzenleme ise 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun'un 14 üncü maddesinde ''Mahkemelerin görevlerinin belirlenmesinde ağırlaştırıcı ve hafifletici nedenler gözetilmeksizin kanunda yer alan suçun cezasının üst sınırı göz önünde bulundurulur.'' şeklinde usule ilişkin bir hüküm içermektedir. Bu alanda üçüncü bir düzenlemeye de 5237 sayılı Kanun'un 15 inci maddesinde ''Miktarının soruşturma koşulu oluşturduğu hallerde ceza, soruşturma evresinde ileri sürülen kanuni ağırlaştırıcı nedenlerin aşağı sınırı ve kanuni hafifletici nedenlerin yukarı sınırı göz önünde bulundurularak hesaplanır.'' şeklinde yer verilmiştir. Bu düzenlemeler dikkate alındığında yasa koyucu ayrıksı olarak düzenlemek istediği durumlarda iradesini norm haline dönüştürmektedir. Yasalar yorumlanırken yasa koyucunun muradını değiştirecek ve o kuralı geçersiz kılacak bir sonuca ulaşmak yargı organının yasa yapması olur. ''Expressio unius est exclusio alterius'' olarak adlandırılan yasa yapma tekniğine ilişkin ilkeye göre; kanun koyucu temyiz yasa yolunda suçun ağırlaştırıcı hallerinin dikkate alınmasını isteseydi bunu norm haline getirirdi, norm haline getirmemiş olması, onun bunu yapmak istemediği anlamına gelir. Kanunların yorumları metne sadık kalınarak objektif ve evrensel ilkeler çerçevesinde irdelenmelidir. Bu hususta 25.03.2016 tarihi itibarıyla iç hukukumuzun bir parçası haline gelen Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin Ek 7 numaralı Protokolü'nün ''Cezai konularda temyiz hakkı'' başlıklı 2 nci maddesinin birinci fıkrası ''Mahkeme tarafından ceza gerektiren bir suç nedeniyle mahkûm edilen herkes, mahkûmiyetinin veya hükmolunan cezanın yüksek bir mahkeme tarafından yeniden incelenmesini sağlama hakkına sahiptir. Bu hakkın kullanımı, kullanım dayanakları dahil kanunla düzenlenir.'' hükmünü ihtiva etmektedir. Diğer bir uluslararası ... ise ülkemizin de taraf olduğu Uluslararası Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi’dir. Bu Sözleşme'nin 14 üncü maddesinin beşinci fıkrasında ''Bir suçtan hüküm giyen herkes, mahkûmiyet ve cezanın yasalara uygun olarak daha yüksek bir yargı organınca yeniden incelenmesi hakkına sahip olacaktır.'' şeklinde olup, uluslararası temel bu iki ... de dikkate alındığında her iki metnin de hüküm veren mahkemenin hükmünün bir üst mahkeme tarafından incelenmesinin yeterli görüldüğüne, yani kararların bir üst mahkemenin incelemesinden geçmesinin mahkemeye erişim hakkı için yeterli olduğuna dairdir. Her iki metinde de beraatler değil, mahkûmiyet hükümleri esas alınmıştır. Ayrıca her iki ... de de üst mahkemeye erişim hakkı mahkûmiyet hükmü ile cezalandırılan kişiye tanınmıştır. Uluslararası metinler bu kadar açıkken ve tartışmaya konu 5271 sayılı Kanun'un 286 ncı maddesinin ikinci fıkrasının (g) bendi istisnai bir normken, bu norm adil yargılanma hakkıyla ve süslü metinlerle izah edilerek ve istisnai ... genişletilecek tarzda yasa koyucunun muradından öte, yargı organı tarafından yasayı değiştirecek nitelikte afaki şekilde yorumlanamaz. Şu husus hiç bir zaman gözden ırak tutulmaması gereken bir ilkedir; ceza kanunu esas itibariyle mağdurun haklarını korurken, ceza muhakemesi kanunu sanığın haklarını korur. İlk derece mahkemesince beraat kararı verilmiş olması, uluslararası metinlerde ifade edildiği ve mer'i mevzuatımızda da yeterli görüldüğü şekilde istinaf edilerek, istinaf mahkemesince de beraatin yerinde bulunması karşısında, böylesi bir kararın temyize tabi olduğunu düşünmek Ek 7 numaralı Protokol'ün ''...Bu hakkın kullanılması, dayanakları dahil kanunla düzenlenir." hükmünü, tartışma konusu iç mevzuatımızdaki istisnai ve açık düzenlemeyi göz ardı etmek olur. Özünde sanık hakkını koruyan normu, sanık aleyhine sonuç doğuracak şekilde kanuni dayanağı olmaksızın yorumlayarak, ikili incelemede lehine beraat kararı verilen sanığın temyize tabi olmayan bu kararını, temyize tabi tutarak temyiz sonrası aleyhine mahkûmiyet hükmü kurulması halinde açık bir hak ihlaline neden olunacaktır. Kaldı ki; dolandırıcılık suçu yönünden 5237 sayılı Kanun'un 158 inci maddesinin üçüncü fıkrasındaki artırım maddesinin Yüksek Daire uygulamasında görev hususunda dikkate alınmadığı, zira aynı Kanun'un 157 nci maddesinde düzenlenen basit dolandırıcılık suçunun da üç veya daha fazla kişi ya da örgütlü olarak işlenildiği, 158 inci maddedeki bu düzenlemenin bir artırım maddesinden ziyade temyiz sınırında dikkate alınması halinde anılan Kanun'un 157 inci maddesindeki suça sözü edilen artırım maddesinin tatbiki halinde görevli mahkemenin asliye ceza değil ağır ceza olması gerektiği gibi uzlaştırma müessesinin de uygulanmaması sonucunu doğuracağı, suç tipinde uzmanlaşmış ve istikrar kazanmış Daire uygulamasına göre 158 inci maddenin üçüncü fıkrasının varlığı halinde dahi suçtan yargılama yapmaya asliye ceza mahkemesinin görevli olduğu ve suçun da uzlaşma kapsamında kaldığı, sözü edilen bu uygulama ile 158 inci maddenin üçüncü fıkrası sebebiyle hükmün temyize tabi olduğu görüşünün de açık tenakuz arz ettiği mutlaktır. Açıklanan nedenlerle; üst sınırı 10 yıl olan suçtan sanıklar lehine ilk derece mahkemesince beraat kararları verilmesine, istinaf mahkemesince de beraat kararlarının onanmasına ve iç hukukumuza göre temyiz yasa yoluna tabi olmadığı istisnai normla açık şekilde kanunda düzenlenmesine rağmen, istisnai normun sanıklar aleyhine hatalı şekilde genişletici yorumlandığı, içtihatların, yasa metinlerinin daha iyi ve yerli yerinde anlaşılması, uygulamaya yol göstermesi ve çözüm üretmesi gerekirken, aksine temyizdeki sınırı belirsiz, karmaşık ve içinden çıkılmaz ... getiren uygulamayı benimseyen sayın çoğunluğun görüşüne iştirak etmemiz mümkün olmamıştır.