11. Hukuk Dairesi 2022/3899 E. , 2023/162 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi HÜKÜM : Esastan ret Taraflar arasındaki tespit ve alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararın davacılar vekili ile davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı, Yargıtayca davalı vekili tarafın
**11. Hukuk Dairesi 2022/3899 E. , 2023/162 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi HÜKÜM : Esastan ret Taraflar arasındaki tespit ve alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararın davacılar vekili ile davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı, Yargıtayca davalı vekili tarafından duruşma istemli olarak ve davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildi. Duruşma için belirlenen 10.01.2023 günü başkaca gelen olmadığı yoklama ile anlaşılıp hazır bulunan davacılar vekili Avukat ... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü. I. DAVA Davacılar vekili dava dilekçesinde; davalının temsilcileri tarafından istendiği an geri alınabileceği ve yüksek oranda kâr verileceği taahhüdüyle ortaklık durum belgesi karşılığında müvekkillerinden tahsil edilen paranın istenmesine rağmen davalı şirketçe ödenmediğini, müvekkillerinin dini duygularını sömüren davalının aynı yöntemle binlerce gurbetçiden para topladığını, davalının dolandırma kastıyla hareket ettiğini, 1999-2000 yıllarında topladığı parayı 2003 yılında toplu olarak şirketlere kaydettiğini, şirket hisselerinin usulsüz halka arz edildiğini, izinsiz aracılık faaliyetinde bulunulduğunu, mağdurlara verilen hisse senetlerinin usulsüz alınıp başkalarına devredildiğini, taraflar arasında ortaklık ilişkisi değil, borç ya da kredi anlaşması bulunduğunu, nitelikli dolandırıcılık eyleminin gerçekleştirildiğini ileri sürerek davalı ile müvekkilleri arasında geçerli bir ortaklık ilişkisinin bulunmadığının tespitini, 212.664,20 TL'nin (53.839,04 euro) faiziyle birlikte tahsilini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; ellerinde muteber hisse senetleri bulunan davacıların müvekkilinin ortakları olduğunu, genel kurullara davet edildiklerini, pay senedi sayısı da belirtilerek hazirun cetvellerinde isimlerine yer verildiğini, pay sahiplerinin sermaye olarak şirkete verdiklerini geri isteyemeyeceklerini, şirketin de kendi hisselerini iktisap edemeyeceğini, müvekkilinin kimseye istendiğinde iade ve yüksek faiz taahhüdünde bulunmadığını, iradeyi bozan sebeplere dayalı davanın engelin kalktığı andan itibaren derhal ve en geç işlem tarihinden itibaren bir yıl içinde açılması gerektiği hâlde davanın 20 yıl sonra açıldığını, bu sürenin 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun (818 sayılı Kanun) 125 inci maddesinde belirtilen 5 yıllık süreden de fazla olduğunu, genel dava süresinin geçtiğini, hak düşürücü süre itirazında bulunduklarını, davanın zamanaşımından reddini talep ettiklerini savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacılar tarafından dosyaya sunulan ve alacağa müstenit olduğu iddia olunan belgenin incelenmesinde, adı geçen evrakta davalı şirket unvanının antette bulunduğu, iştirak taahhütnamesi sözleşmesi adını taşıdığı, belge ile beraber davalı şirketin davacı ... Abi açısından 58 adet hisse senedinin 43 tanesini 05.09.1997 tarihinde 15.050,00 DM karşılığında, 15 adet hisse senedinin 26.02.1997 tarihinde 5.000,00 DM karşılığında Yimpaş Holding A.Ş.'den devralındığı, davacı ... açısından 29 adet hisse senedinin 26.02.1997 tarihinde 10.000,00 DM karşılığında Yimpaş Holding A.Ş.'den devralındığı, davacı ... açısından 86 adet hisse senedinin 05.09.1997 tarihinde 30.100,00 DM karşılığında Yimpaş Holding A.Ş.'den devralındığı, davacı ... açısından 187 adet hisse senedinin 05.09.1997 tarihinde 45.150,00 DM karşılığında Yimpaş Holding A.Ş.'den devralındığı, hisse devir kabul sözleşmeleri ve hisse senedi talep formunun haricinde davalının pay defterlerinin haricinde ortaklığın tespitini sağlayacak herhangi bir belge sunulmadığı, davacının devraldığı iddia edilen hisse senetlerinin türü, geçerli olup olmadığı, şirket sermayesinde temsil edilip edilmediği, senetlerin devrinin geçerli bir şekilde yapılıp yapılmadığı hususlarının ispatlanamadığı, ortak gibi görünen gerçek kişilerin tasarruf işlemini yaptıkları esnada davalı şirket yetkililerinin yüksek kâr vaadi söylemlerine inanarak davalı şirkete paralarını yatırdığı, şirket ortaklığı yönünde herhangi bir amaç gütmedikleri, davalı şirket ve yetkililerinin, primli pay senedi çıkarma yetkisi olmaksızın, nominal değerin üzerindeki bedel üzerinden “hisse devir kabul sözleşmesi” ve “hisse senedi talep formu” adlı belgeler ile yüksek kâr ve istenildiği zaman para iadesi vaadi ile davacı gerçek kişilerin iradesini fesada uğrattığı, taraflar arasında sahih bir ortaklık ilişkisi kurulmadığından davalıların para toplama eyleminin hukuka aykırılık taşıdığı, eylemin haksız fiil kapsamında değerlendirildiği, zamanaşımı başlangıç tarihi olarak taraflar arasındaki sözleşmenin tarihinin esas alınması hâlinde hakkaniyet olgusundan uzaklaşılacağı, davacıların dava tarihine kadar taraflar arasındaki ortaklık ilişkisinin sahih bir ilişki olduğu kanaatinde oldukları, zamanaşımı def'inin kabul görmediği, davalı şirketin pay sahibi sayısı nedeniyle payları halka arz olunmuş sayılan halka açık ortaklık statüsünde olduğu, ancak söz konusu şirketin paylarının borsada işlem görmediği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, taraflar arasında bir ortaklık ilişkisinin kurulmadığının tespitine, davacı ... açısından 5.112,92 euronun, davacı ... açısından 16.789,07 euronun, davacı ... açısından 10.251,40 euronun, davacı ... açısından 15.389,89 euronun dava tarihinden itibaren işleyecek faizi ile beraber fiili ödeme tarihindeki kur üzerinden tahsiline karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri 1.Davacılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; müvekkillerinden ...’nin davalıdan almış olduğu alacaklarını düştüğünü, bilirkişilerce devredilen hisseler sebebiyle yapıldığı bahsedilen mahsup işleminin müvekkilinin alacağından düşülemeyeceğini, bilirkişi raporuna yaptıkları itirazın dikkate alınmadığını, müvekkili ...’nin dava tarihindeki alacağının 23.084,83 euro olduğunu, alacağın bir kısmının reddedilmesinin yasal dayanağının bulunmadığını, davanın tam kabulünün gerektiğini ileri sürerek istinaf isteminde bulunmuştur. 2.Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davalı şirketin 7194 sayılı Kanun ile getirilen düzenleme kapsamında yer almasına rağmen anılan düzenleme kapsamında olmadığının değerlendirildiğini, derdest olan işbu davalar konusuz kaldığından karar verilmesine yer olmadığına dair karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulmasının haksız ve hukuka aykırı olduğunu, Mahkemenin zamanaşımına ilişkin olarak sözleşme tarihinin esas alınması durumunda hakkaniyet olgusundan uzaklaşılacağı şeklinde açıklama yaparak gerçek hakkaniyet ve hukukilikten çok uzak bir karar tesis ettiğini, zamanaşımı süresinin dolduğunu, davacının usulüne uygun bir şekilde ortaklık sıfatını kazandığını belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmek suretiyle istinaf itirazlarını ileri sürmüştür. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacılardan Sakine'nin Yimpaş Holding A.Ş.’ye ... İştirak Taahhütnamesi ile 26.02.1997 tarihinde 5.000,00 DM, 05.09.1997 tarihinde 15.050,00 DM olmak üzere toplam 20.050,00 DM (10.251,40 euro), davacılardan Cahime'nin Yimpaş Holding A.Ş.'ye ... İştirak Taahhütnamesi ile 26.02.1997 tarihinde 10.000,00 DM (5.112,92 euro), davacılardan ...'nin Yimpaş Holding A.Ş.’ye ... İştirak Taahhütnamesi ile 05.09.1997 tarihinde 30.100,00 DM (15.389,89 euro), davacılardan İbrahim'in Yimpaş Holding A.Ş.'ye ... İştirak Taahhütnamesi ile 05.09.1997 tarihinde 45.150,00 DM ödeme yaptığı, davacı ...'in sahibi olduğu hisselerin bir kısmını üçüncü kişilere devrederek bedelini aldığı, davalı şirketin anonim pay sahibi sayısı nedeniyle payları halka arz olunmuş sayılan ancak borsada işlem görmeyen anonim ortaklık niteliğinde olduğunun dosya içerisinde yer alan yazı cevabından anlaşıldığı, bu durumda 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu'nun (6362 sayılı Kanun) 16 ncı maddesi hükmünün somut uyuşmazlıkta uygulanamayağı, davalının da dahil olduğu Yimpaş Grubu şirketlerinin fiili ve hukuki irtibat halinde oldukları, birlikte hareket ederek para toplama amacıyla somut olayda olduğu üzere davacı tarafından sunulan davalı şirketin antetli kağıdıyla düzenlenen ve davalı şirket temsilcisinin imzasını taşıyan ve inkar edilmeyen hisse senedi talep formu belgesi düzenlenerek davacıdan bu belgede belirtilen ve tahsil olunan bu meblağ karşılığında davacıya hisse senedi verildiği, yukarıda belirtilen belgeler gibi belgeler karşılığında para tahsil ettikleri, davalıların haksız fiilde bulundukları, davalı şirketin unvanını taşıyan belgede hisse devraldığının belirtilmesi ve bu bedelin miktarı konusunda davalı tarafın bir itirazının da bulunmaması karşısında davalı şirketin ödenen bedelden sorumlu olduğunun kabulü gerektiği, taraflar arasında geçerli bir ortaklık ilişkisinin bulunduğunun davalı yanca ispatı gerektiği, davalının davacının ortaklıktan kaynaklanan haklarını kullandığına, şirket sermayesinde davacı hissesinin temsil edildiğinin ispatına yönelik dosyaya herhangi bir bilgi ve belge sunmadığı, Mahkemece taraflar arasında geçerli bir ortaklık ilişkisinin bulunmadığı, davalının haksız fiil hükümleri uyarınca davacının zararından sorumlu oldukları gözetilerek yazılı şekilde hüküm kurulmasında bir isabetsizlik görülmediği, davalının davacıyı yatırdığı parayı yüksek faiz getirisi getireceği ve istediği her an paranın geri ödeneceğine inandırıp davacı üzerinde güven telkin ettiği, davalı şirketin yöneticileri hakkında ceza mahkemelerinde davalar açıldığı, açılan davaların sonucunun uzun bir süreç aldığı gözetildiğinde davacının açmış olduğu davada davalı tarafça zamanaşımı def’inin ileri sürülmesi kuralına aykırılık taşıdığı, işbu alacak davasının da yasal süre içerisinde açıldığı, davalılar vekilinin haksız fiil için öngörülen sürelerin geçtiğine yönelik istinaf itirazının yerinde görülmediği, davacılardan İbrahim'in Yimpaş Holding A.Ş.'ye “... İştirak Taahhütnamesi” ile 05.09.1997 tarihinde 45.150,00 DM ödeme yaptığı, davacı ...'in sahibi olduğu hisselerin bir kısmını (51 adet) üçüncü kişilere devrederek bedelini aldığı, (12.313,44 DM), kalan alacağının, 136 adet hissesinin bedelinin 32.836,56 DM (16.789,07 euro) olduğunun bilirkişi raporu, ortaklar pay defteri, iştirak taahhütnamesi neticesinde görüldüğü, bu durumda Mahkemece hüküm altına alınan alacağa dava tarihinden itibaren faiz işletilmesinde herhangi bir isabetsizliğe rastlanmadığı, İlk Derece Mahkemesi tarafından hüküm fıkrasında “....alacağın davalılardan müşterek ve müteselsilen tahsiline” denilmiş ise de bu durumun bir yazım hatası olduğu, açık bir hatadan ibaret olan bu hususun Mahkemesi tarafından mahallinde düzeltilebileceği gerekçesiyle davacılar vekili ile davalı vekilinin istinaf başvurusunun ayrı ayrı esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri 1.Davacılar vekili temyiz dilekçesinde özetle; müvekkillerinden ...’nin davalıdan almış olduğu alacaklarını düşerek davasını taraflarına verdiğini, dolayısı ile bilirkişice devredilen hisseler nedeniyle yapıldığı bahsedilen mahsup işlemi değerlendirmesinin müvekkilin alacağından düşülmemesi gerektiğini, bilirkişi raporuna yapmış oldukları itirazların dikkate alınmadığını, müvekkillerinin aleyhine olacak şekilde haksız ve hakkaniyete aykırı şekilde hüküm tesis edildiğini, müvekkili ...'nin dava tarihindeki alacağının 23.084,83 euro olduğunu ileri sürerek müvekkilleri aleyhine verilen kısmi red kararının bozulmasını ve davanın tam kabulüne karar verilmesini istemiştir. 2.Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; müvekkilinin halka açık şirket olduğunu, hukuken borsada işlem görmesi şart olmadığı için müvekkilinin paylarının borsada işlem görmediğini, payların borsada işlem görüp görmemesinin ortaklık ilişkisinin geçersizliği sonucunu doğurmayacağını, davacı ile ortaklık ilişkisinin kurulduğunu, davacının müvekkili şirketin ortağı olduğunu, müvekkilleri hakkında dolandırıcılıktan ya da nitelikli dolandırıcılıktan kesinleşen bir mahkumiyet kararının bulunmadığını, bir kısım ortaklar tarafından şikayet varsa da takipsizlikle ve itirazların da retle sonuçlandığını, hile için bir yıllık hak düşürücü sürenin geçtiğini, aksi bile düşünülse dava konusu olayın 5 yıllık zamanaşımına tabi olduğunu, yine 10 yıllık zamanaşımı süresine tabi olduğu kabul edilse bile işbu davanın 17 yıl sonra açıldığını belirterek kararın bozulmasını istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dava, taraflar arasında geçerli ortaklık ilişkisi kurulmadığının tespiti ve bu amaçla verilen paranın iadesi istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1.818 sayılı Kanun'un 41, 55 ve 60 ıncı maddeleri ile 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 321 ve 336 ncı maddeleri. 2.Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulunun (YİBHGK) 22.04.2022 tarih, 2021/7 E. ve 2022/2 K. sayılı kararı. 3. Değerlendirme 1.Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davalı vekilinin davalı şirket hakkında 7194 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanması gerektiğine yönelik temyiz itirazının reddi gerekir. 2.Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulunun, 22.04.2022 tarih, 2021/7 E. ve 2022/2 K. sayılı kararıyla mudilerin off shore alacaklarının tahsiline yönelik açtıkları davalarda zamanaşımının başlangıcının tespitinde off shore hesabına aktarma tarihinin esas alınması gerektiğine karar verilmiştir. İçtihadı birleştirme kararları konularıyla sınırlı, gerekçeleri ile açıklayıcı, aydınlatıcı, yol gösterici, sonuçlarıyla bağlayıcı soyut kararlardır. Bu itibarla off shore alacakların tahsiline ilişkin davalar bakımından verilen işbu içtihadı birleştirme kararının gerekçesi, somut uyuşmazlık bakımından da açıklayıcı ve yol gösterici mahiyette olup zamanaşımı hususunun bu bakış açısı ile değerlendirilmesi elzemdir. 3.Bir hakkın belli bir süre içinde ileri sürülememesi sebebiyle dava yoluyla elde edilebilme imkanının kalmaması veya kanunda öngörülen sürenin geçmesi sonucu bir hakkın kullanılmasının mümkün olmaması zamanaşımı kurumunu ifade etmektedir (Türk Hukuk Kurumu: Türk Hukuk Lügatı, C. I, Ankara 2021, s. 1244). Zamanaşımı, borçluya borcunu ödememe imkanını veren ayrıca alacaklıyı alacağını zamanında istemeye teşvik eden bir kurumdur. Başka bir deyişle zamanaşımı kurumu hukuki güvenlik ilkesinin bir sonucu olarak alacaklıyı alacağını zamanında ileri sürmeye zorlamaktadır. Zira alacaklının alacağını kanunda öngörülen süre içerisinde ileri sürmeyip hareketsiz kalması, alacağın tahsili için ciddi bir iradeye sahip olunmadığı hususunda borçluda bir güven uyandırır. 4.Zamanaşımı bir maddi hukuk kurumu olmadığından borcu sona erdiren değil, var olan bir hakkın talep edilmesini engelleyen bir savunma aracıdır. Bu niteliği itibarıyla da zamanaşımı alacağın varlığını değil, talep edilebilirliğini ortadan kaldırır. Başka bir deyişle kanunun öngördüğü zamanaşımı süresinin dolması, hakkın varlığını sona erdirmemekte fakat dava yoluyla hakkın ileri sürülmesi durumunda borçlunun bir karşı hakka (defi hakkına) dayanarak ileri sürülen hakkı sürekli olarak engellemesi söz konusu olmaktadır. Borçlu, zamanaşımı defini ileri sürerek alacak hakkı zamanaşımına uğradığı için edimi ifa etme zorunda olmadığını ifade etmektedir. Bununla birlikte eğer davalı zamanaşımı defini ileri sürmezse hakim bu durumu resen nazara alamayacak ve şartlar mevcutsa alacağa hükmedebilecektir. Ancak zamanaşımı defini ileri süren tarafın bu hakkını dürüstlük kuralına aykırı olacak şekilde kullanmaması gerekir. Aksi halde hakkın kötüye kullanılması sözkonusu olur. Başka bir deyişle borçlunun zamanaşımı defini ileri sürmesi dürüstlük kuralına aykırı olmadığı sürece hakkın kötüye kullanılması yasağı gündeme gelmez (Akyol, Şener: Dürüstlük Kuralı ve Hakkın Kötüye Kullanılması Yasağı, İstanbul 2006, s. 65). 5.Zamanaşımı süreleri genel olarak yalnızca alacak hakları için öngörülmüş olup bu hakların zamanaşımı sürelerine tabi tutulmasının çeşitli nedenleri bulunmaktadır. Özellikle uzun yıllar boyunca talep edilmemiş olan alacak hakkının ya elde edilmiş ya da ifa dışındaki bir nedenle sona ermiş olması, uzun yıllar boyu ifanın kanıtı olan belgeleri saklamasının borçludan beklenemeyecek olması, ifa talebiyle karşılaşan borçlunun borcunu ifa etmiş olsa bile ifayı ispat etmesinin neredeyse olanaksız olması ve bu durumda borçlunun hukuken korunmasının gerekmesi, hukuk düzeninin istikrar kazanmış durum ve ilişkilere dokunmak istememesi, hukuki güvenlik ilkesi ve geçmişte kalan olaylardan dolayı uyuşmazlığın sürdürülmesinde kamu yararı bulunmaması bu nedenler arasında yer almaktadır (Erdem, Mehmet: Özel Hukukta Zamanaşımı, İstanbul 2010. s. 16.) 6.818 sayılı Kanun, 11.01.2011 tarihinde kabul edilen 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 647 nci maddesi ile yürürlükten kaldırılmış, 6098 sayılı Kanun ise 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe girmiştir. 6101 sayılı Türk Borçlar Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un 5 inci maddesinin birinci fıkrası; “Türk Borçlar Kanununun yürürlüğe girmesinden önce işlemeye başlamış bulunan hak düşürücü süreler ile zamanaşımı süreleri, eski kanım hükümlerine tabi olmaya devam eder. Ancak, bu sürelerin henüz dolmamış kısmı, Türk Borçlar Kanununda öngörülen süreden uzun ise, yürürlüğünden haşlayarak Türk Borçlar Kanununda öngörülen sürenin geçmesiyle, hak düşürücü süre veya zamanaşımı süresi dolmuş olur” hükmünü haizdir. Buna göre 818 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanması gerekmektedir. Haksız fiilden doğan tazminat davasının tabi olduğu zamanaşımı süreleri ve başlangıçları 818 sayılı Kanun'un 60 ıncı maddesinde genel zamanaşımı hükümlerinden ayrı olarak düzenlenmiştir. Zamanaşımı sürelerinin ve başlangıçlarının düzenlendiği 818 sayılı Kanun'un 60 ıncı maddesinin ilk iki fıkrası; “Zarar ve ziyan yahut manevi zarar namiyle nakdi bir meblağ tediyesine müteallik dava, mutazam olan tarafın zarara ve failine ıttıla tarihinden itibaren bir sene ve her halde zararı müstelzim fiilin vukuundan itibaren on sene mürurundan sonra istima olunmaz. Şu kadar ki zarar ve ziyan davası, ceza kanunları mucibince müddeti daha uzun müruru zamana tabi cezayı müstelzim bir fiilden neşet etmiş olursa şahsi davaya da o müruru zaman tatbik olunur.” şeklinde düzenleme içermektedir. 7.Görüldüğü üzere 818 sayılı Kanun'un 60 ıncı maddesinde haksız fiillerle ilgili olarak üç farklı zamanaşımı süresi öngörülmüştür. Bunlardan ilki zarar görenin zararı ve faili (sorumlu kişiyi) öğrendiği tarihten itibaren işlemeye başlayan bir yıllık zamanaşımı süresidir. Bir yıllık sürenin işlemeye başlaması açısından “öğrenme” ölçütü esas alınmış, bu ölçüt hem zarar hem de fail açısından aranmıştır. Bu nedenle bir yıllık zamanaşımı süresi bu iki husustan hangisi daha sonra öğrenilmişse o hususun öğrenilme tarihinden itibaren işlemeye başlar. Başka bir deyişle bu iki hususun birlikte gerçekleşmesi gerekmekte olup sadece birinin öğrenilmesi zamanaşımı süresinin işlemeye başlaması için yeterli olmamaktadır. Bir yıllık zamanaşımı süresinin başlangıcı öğrenme gibi subjektif bir ölçüte bağlı olduğundan, bu süre öğreti ve uygulamada “nispi zamanaşımı süresi” olarak adlandırılmaktadır. Öte yandan bir yıllık sürenin başlaması bakımından zararın öğrenilmiş sayılması için zararın varlığını, niteliğini ve temel unsurlarını belirleyecek bilgilerin dava açacak derecede öğrenilmiş olması yeterlidir. 8.818 sayılı Kanun'un 60 ncı maddesi ile öngörülen zamanaşımı sürelerinden ikincisi ise bir yıllık nispi zamanaşımı süresini, herhalde zarar verici fiilin gerçekleştiği (vuku bulduğu) tarihten itibaren on yıl ile sınırlandıran on yıllık zamanaşımı süresidir. On yıllık zamanaşımı süresinin başlangıcı objektif nitelikte olan zarar verici fiilin gerçekleştiği tarihtir. Bununla birlikte eğer zarar verici fiil süregelen bir nitelik taşıyorsa on yıllık zamanaşımı süresinin de fiilin tamamlandığı tarihten itibaren işlemeye başlaması gerekir. On yıllık zamanaşımı sürenin başlangıcı haksız fiilin gerçekleştiği (veya tamamlandığı) tarih gibi objektif bir ölçüte bağlı olduğundan, bu süre öğreti ve uygulamada “mutlak zamanaşımı süresi” olarak adlandırılmaktadır. On yıl içinde zarar ve sorumlu kişi öğrenilemediği için bir yıllık zamanaşımı süresi işlemeye başlamamış olsa dahi haksız fiilin gerçekleştiği tarihten itibaren on yıl geçmişse tazminat davası açma hakkı zamanaşımına uğrar. Buna karşılık on yıllık süre içinde zararın ve failin öğrenilmesinden itibaren bir yıllık süre dolmuşsa artık azami nitelikteki on yıllık mutlak zamanaşımı süresinin bir önemi kalmaz, bir yıllık süre dolduğunda zamanaşımı gerçekleşmiş olur. (Havutçu, Ayşe: Haksız Fiil Sorumluluğunda Zamanaşımı Sürelerinin Başlangıcı, Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 2012, C.12, s. 58.) 9.Görüldüğü üzere bir yıllık zamanaşımı süresi ile on yıllık zamanaşımı süresi arasındaki en önemli fark sürelerin başlama anlarıdır. Bir yıllık zamanaşımı süresi zararın ve failin öğrenildiği tarihten itibaren işlemeye başlarken on yıllık zamanaşımı süresi zararın ve failin öğrenilip öğrenilmediğine bakılmaksızın haksız fiilin gerçekleştiği tarihten itibaren işlemeye başlamaktadır. Zararın sonradan meydana gelmesi de sürenin işlemeye başladığı anı değiştirmemektedir. 10.818 sayılı Kanun'un 60 ncı maddesi ile öngörülen zamanaşımı sürelerinden bir diğeri ise ceza davası zamanaşımı süresidir. Buna göre cezayı gerektiren haksız fiiller bakımından ceza kanunlarında daha uzun bir zamanaşımı süresi öngörülmüşse tazminat talepleri için de bu zamanaşımının uygulanması gerekmektedir. Ancak haksız fiillere ceza kanunlarındaki zamanaşımının uygulanabilmesi için haksız fiilin cezalandırılabilir olması ve bu fiil için ceza kanunlarında öngörülen zamanaşımının haksız fiillere uygulanan nispi veya mutlak zamanaşımından uzun olması gerekmektedir. Buradaki ceza kanunlarındaki zamanaşımı ifadesinden anlaşılması gereken ise ceza kanunlarındaki dava zamanaşımıdır. Zira 818 sayılı Kanun'un 60 ıncı maddesinin ikinci fıkrasının düzenlenme amacı, ceza yargılaması yapılabildiği sürece aynı fiilden kaynaklanan zararların tazmininin istenebilmesidir. Bir fiilin ceza yargılamasına konu olup olmamasında belirleyici olan süre ise dava zamanaşımı süresidir. 11.Haksız fiil olarak nitelendirilen davranışlar içerdikleri hukuka aykırılık ve kusur unsurlarına bağlı olarak ceza kanunlarına göre de suç teşkil edebilirler. Dolayısıyla aynı davranış hem ceza yargılamasının hem de tazminat davasının konusunu oluşturabilir. 818 sayılı Kanun'un 60 ıncı maddesinin ikinci fıkrasındaki düzenleme ile fail, hukuka aykırı bir fiilinden dolayı ceza kanunlarına göre cezalandırılabildiği sürece bu fiil nedeniyle uğranılan zararın telafisi de failden istenebilir. Gerçekten de fail için daha ağır sonuçlar doğuran ceza yargılamasına izin verilirken aynı fiil nedeniyle faile karşı tazminat davası açılamaması yerinde olmayacaktır. 12.Ceza davası zamanaşımının uygulanabilmesi için tazminat sorumluluğuna neden olan fiilin ceza kanunlarına göre suç oluşturması ve cezayı gerektirmesi yeterli olup ayrıca haksız fiilin faili hakkında ceza davası açılmış olması veya mahkumiyet kararı verilmiş olması, hatta soruşturma yapılması gerekli değildir. Bu nedenle tazminat davasına bakan hakim zamanaşımı defi ile karşılaştığında, davanın esasına girmeden önce fiilin cezayı gerektirir bir fiil olup olmadığını ceza hukuku ilkelerine göre kendisi değerlendirecek, fiilin suç niteliğinde olduğu kanaatine ulaşırsa ceza zamanaşımını dikkate alacaktır (Tekinay, S. Sulhi/Akman, Sermet/Burcuoğlu, Haluk/Altop, Atilla: Tekinay Borçlar Hukuku Genel Hükümler, İstanbul 1993, s. 723.) 13.Hemen belirtilmelidir ki ceza davası zamanaşımı süresinin başlangıcı 818 sayılı Kanun hükümlerine göre değil, ceza kanunu hükümlerine göre belirlenir. Buna göre ceza davası zamanaşımının uygulandığı durumlarda zamanaşımı süresi, zararın ve failin öğrenildiği tarihten itibaren değil, suç teşkil eden fiilin işlendiği (veya fiilin tamamlandığı) tarihten itibaren işlemeye başlayacaktır. Ceza kanunu hükümleri, sadece ceza davasının zamanaşımının süresi ve başlangıç noktası bakımından uygulanacak olup zamanaşımın durması ve kesilmesine ilişkin nedenler ve sonuçları hakkında 818 sayılı Kanun hükümleri uygulanacaktır (Antalya, O. Gökhan: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, C. II, İstanbul 2017, s. 515). 14.Ceza davası zamanaşımı süresinin amacı gözetildiğinde, daha uzun olmak şartıyla bu sürenin hem bir yıllık nispi zamanaşımı süresi hem de on yıllık mutlak zamanaşımı süresi açısından uygulanması gerekir. On yıldan fazla ceza davası zamanaşımı süresinin söz konusu olduğu bir durumda artık nispi ve mutlak zamanaşımı süresi dikkate alınmayacaktır. Bu durumda ceza davası zamanaşımı süresi hem bir yıllık nispi zamanaşımı süresinin hem de on yıllık mutlak zamanaşımı süresinin yerini alacak, tazminat davası en geç bu sürenin sonuna kadar açılabilecektir. Öte yandan ceza davası zamanaşımı süresi bir yıllık nispi zamanaşımı süresinden uzun ancak on yıllık mutlak zamanaşımı süresinden kısa ise bu durumda sadece nispi zamanaşımı süresinin yerine uygulanma imkanına sahip olacaktır. (Tekinay/Akman Burcuoğlu/Altop, s. 725.). Zarar gören, zarar ve faili ne zaman öğrenmiş olursa olsun on yıllık mutlak zamanaşımı süresinin geçmemiş olması şartıyla ceza davası zamanaşımı süresi içinde tazminat davası açabilecektir. Bununla birlikte ceza davası zamanaşımı süresi dolmuş olsa dahi zarar gören on yıllık mutlak zamanaşımı süresi içerisinde zarar ve faili öğrendiği tarihten itibaren işlemeye başlayan bir yıllık nispi zamanaşımı süresi içinde tazminat davası açabilecektir. 15.Dairemizden geçen emsal dosyalardan anlaşılacağı üzere davalı şirket hakkında düzenlenen Sermaye Piyası Kurulu (SPK) raporlarında, hisse senetlerinin izinsiz halka arz edildiği, sermaye artırım kararı verilmesine ilişkin genel kurul toplantısından önce halka arz işlemine başlandığı, Yimpaş Grubu şirketleri tarafından yasal kayıtlara aktarılması zorunlu hususların yerine getirilmediği, muhasebe kayıtlarında gerçeğe aykırı kayıtlar bulunduğu, kâr ve zarar kalemlerinin gerçeği yansıtmaktan uzak olduğu, hisse devir sözleşmelerinde bazı kişilerin ortaklık pay defterinde gözükmediği, kanun dışı yollardan para toplandığı belirtilmiş, bu kapsamda içinde davalı şirket yöneticisinin de bulunduğu sanıklar hakkında Yozgat 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 2006/253 E. sayılı davasında ihraç edilecek hisse senetlerinin SPK'ya kaydettirilmesi aşaması tamamlanmadan halka arz işlemine başlandığı, pay bedellerinin usulsüz tahsil edildiği belirlenerek mahkumiyet kararı verilmiş, Yargıtay 7. Ceza Dairesinin 13.06.2007 tarihli ilamı ile onanmış, Yozgat 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 2006/121 E. sayılı dosyasında SPK'dan izin alınmadan hisse senetleriyle ilgili aracılık faaliyetinde bulunulduğu iddiasıyla dava açılmış, sanıklar hakkında verilen mahkumiyet kararları Yargıtay 7. Ceza Dairesinin ilamı ile zamanaşımı nedeniyle ortadan kaldırılmıştır. Ayrıca usulüne uygun olarak defterlerin tutulmaması nedeniyle davalı şirket yöneticisi hakkında mahkumiyet kararı verildiği anlaşılmıştır. Yozgat 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 2009/188 E., 2011/475 K. sayılı dosyasında ise davalı şirket yöneticileri hakkında hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçundan İsviçre Federal Soruşturma Hakimliğince yapılan ihbar üzerine kamu davası açıldığı, mahkemece yapılan yargılama sonucunda davalı şirket yöneticilerinin İsviçre'de bulunan Yimpaş Group A.G.'ye ait paraları davalı şirkete ve Yimpaş Grubu şirketlerine aktardıklarından bahisle hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçundan netice itibarıyla 5 yıl hapis ve 2.500,00 TL adli para cezası verildiği, kararın temyiz edildiği, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 17.01.2012 tarihli tebliğnamesine göre hükmün onanmasının talep edildiği ancak Yargıtay 15. Ceza Dairesinin 28.03.2012 tarihli ve 2012/721 E. ve 2012/33114 K. sayılı bozma ilamı ile tüm sanıklar hakkındaki davanın zamanaşımı nedeniyle düşmesine karar verildiği ve kararın bu şekilde kesinleştiği anlaşılmıştır. 16.Bu itibarla davalının eyleminin haksız fiil niteliğinde olduğu, süresi içerisinde zamanaşımı def’inde bulunulduğu, işbu davada zamanaşımı yönünden davacı lehine bir kazanılmış hak bulunmadığı, cezanın üst sınırına göre ceza zamanaşımı süresinin 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 102 nci maddesinin dördüncü fıkrası ve 104 üncü maddesinin ikinci fıkrası uyarınca 5 yıl, uzamış zamanaşımı süresinin ise 7,5 yıl olduğu, dosyaya ibraz edilen iştirak taahhütnameleri ile hisse senedi devir ve kabul sözleşmelerinin 1997 ve 1998 tarihini içerdiği, bu tarih ile dava tarihi arasında zamanaşımı süresinin dolduğu gözetilerek Mahkemece zamanaşımı sebebiyle davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, hükmün bozulması gerekmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1.Davalı vekilinin davalı şirket hakkında 7194 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanması gerektiğine yönelik temyiz itirazının REDDİNE, 2.Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 3.İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Bozma sebebine göre davacılar vekilinin tüm, davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, Peşin alınan temyiz karar harcının istekleri hâlinde ilgililere iadesine, Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 11.01.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.