3. Ceza Dairesi 2013/19739 E. , 2013/31030 K. "İçtihat Metni" Kasten yaralama suçundan sanık ...'in, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 86/2, 62 ve 52. maddeleri uyarınca 2.000 Türk lirası adlî para cezası ile cezalandırılmasına dair, İstanbul 18. Sulh Ceza Mahkemesinin 14/03/2013 tarihli ve 2011/1212 esas, 2013/626 sayılı kararına karşı Adalet Bakanlığı'nın 28.05.2013 tarih ve 2013/8596 - 34218 sayılı yazısıyla kanun yararına bozma isteminde bulunulduğundan bu işe ait dava dosyası Yargıtay Cumhur
**3. Ceza Dairesi 2013/19739 E. , 2013/31030 K.** **"İçtihat Metni"** Kasten yaralama suçundan sanık ...'in, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 86/2, 62 ve 52. maddeleri uyarınca 2.000 Türk lirası adlî para cezası ile cezalandırılmasına dair, İstanbul 18. Sulh Ceza Mahkemesinin 14/03/2013 tarihli ve 2011/1212 esas, 2013/626 sayılı kararına karşı Adalet Bakanlığı'nın 28.05.2013 tarih ve 2013/8596 - 34218 sayılı yazısıyla kanun yararına bozma isteminde bulunulduğundan bu işe ait dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 11.06.2013 tarih ve 2013/199291 sayılı tebliğnamesiyle Dairemize gönderilmekle incelendi. Mezkur ihbarnamede; Dosya kapsamına göre; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 216. maddesi gereğince, 14/03/2013 tarihli karar oturumunda, duruşmada bulunan sanık ... müdafii Avukat ...'a son sözünün sorulması gerektiği gözetilmeden, savunma hakkı kısıtlanmak suretiyle yazılı şekilde karar verilmesinde isabet görülmediğinden bahisle, 5271 sayılı CMK'nin 309. maddesi gereğince anılan kararın bozulması lüzumunun ihbar olunduğu anlaşıldı. Gereği görüşülüp düşünüldü: 5271 sayılı CMK'nin 309. Maddesine göre kanun yararına bozma yoluna başvurulması için aranan ... unsur, karar veya hükümde hukuka aykırılık bulunmasıdır. Dolayısıyla kanun yararına bozma isteminde bulunulması için,karar veya hükmün hukuka aykırı olması nedenine dayanılmalıdır. Hukuka aykırılık “hukukun zedelenmesi” olarak anlaşılmalı, hukuka aykırılık maddi hukuka ilişkin olabileceği gibi usul hukukuna ilişkin de olabilir. Kanun yararına bozma olağanüstü ve istisnai bir kanun yoludur. Bu nedenle her türlü hukuka aykırılık için kanun yararına bozma yoluna başvurulmamalı,ancak giderilmesinde çok büyük fayda olan, hükmün esasına ve sonucuna etkili olan, ciddi boyutlara ulaşan hukuka aykırılıklar kanun yararına bozma konusu edilmelidir. Olağan kanun yolu için hukuka aykırılık sayılan her neden, kanun yararına bozma yoluna başvurmak için gerekli ve yeterli görülmemelidir. Bu gereklilik kesin hükmün otoritesinin sağlanması amacından kaynaklanmaktadır. Aksi durum; önemsiz görülmesi nedeniyle kesin nitelikte olduğu kabul edilen karar veya hükümlerin kanun yararına bozma yolu ile incelenmesine neden olur. Olağan kanun yoluna başvurulması yasaklanan hüküm veya kararların olağanüstü kanun yoluna başvurulması suretiyle incelenmesi sonucunu doğurur. Bu sonuç ise kesin hükmün otoritesinin korunması amacına aykırı düşer. Delillerin tartışılmasında hazır bulunan taraflardan kimin hangi sıra ile söz alacağı, cevap haklarını nasıl kullanacakları ve duruşmanın en son kimin sözü ile bitirileceği CMK'nin "Delillerin tartışılması başlıklıklı" 216. maddesinde: “1) Ortaya konulan delillerle ilgili tartışmada söz, sırasıyla katılana veya vekiline, Cumhuriyet savcısına, sanığa ve müdafiine veya kanunî temsilcisine verilir. 2) Cumhuriyet savcısı, katılan veya vekili, sanığın, müdafiinin veya kanunî temsilcisinin açıklamalarına; sanık ve müdafii ya da kanunî temsilcisi de Cumhuriyet savcısının ve katılanın veya vekilinin açıklamalarına cevap verebilir. 3) Hükümden önce son söz, hazır bulunan sanığa verilir” şeklinde düzenlenmiştir. Buna göre; delillerin tartışılmasında ilk önce söz katılana veya vekiline, daha sonra Cumhuriyet savcısına ve en son olarak da sanığa ve müdafiine veya kanunî temsilcisine verilir. Görüldüğü üzere kanun koyucu, önce iddia, daha sonra da savunma makamını teşkil edenlerin söz alıp görüşlerini açıklaması gerektiğini kabul etmiştir. Cumhuriyet savcısı, katılan veya vekili, sanığın, müdafiinin veya kanunî temsilcisinin açıklamalarına; sanık ve müdafii ya da kanunî temsilcisi de Cumhuriyet savcısının ve katılanın veya vekilinin açıklamalarına cevap verebilir. Ancak, hükümden önce son söz mutlaka hazır bulunan sanığa verilmek zorundadır 5271 sayılı CMK'nin 216. maddesinin birinci fıkrasındaki delillerin tartışılmasındaki söz sırasına ilişkin kural ile üçüncü fıkrasındaki hükümden önce son sözün hazır bulunan sanığa ait olduğu kuralı nitelikleri ve kurala aykırılığın hukuki sonuçları itibari ile birbirinden farklıdır. Delillerin tartışılmasındaki söz sırasına ilişkin kural gerek son oturumda gerekse ara oturumlarda uygulanması gereken genel bir kural iken, son sözün hazır bulunan sanığa ait olduğu kuralı delillerin tartışılması aşamasının tamamlanmasından sonra son oturumda sanığa tanınan bir haktır. Sanığın son söz hakkını kullanmasından sonra tekrar duruşmaya geri dönülmez ve artık hüküm kurulur. Delillerin tartışılması sırasında sanık ister duruşmada hazır bulunsun isterse bulunmasın son sözün sanık müdafiine verilmesi gereklidir. Kanun koyucu söz sırasında sanık müdafiini sanıktan sonra saymıştır. Hükümden önce son söz hakkı ise kanunun açık ifadesinden de anlaşıldığı üzere sadece hazır bulunan sanığa aittir. Sanığın hükümden önceki son söz hakkı tıpkı ifade ve sorgu gibi şahsi bir haktır ve sanığın bizzat kendisi tarafından kullanılmalıdır. Sanık müdafii nasıl ki temsilcisi denilip sanığın yerine sorgulanamaz veya ifadesi alınamaz ise sanığın yerine son söz hakkını da kullanamaz. Öğretide; Son sözün sanığa verilmesi ilkesi niteliği yönünden kişiye sıkı sıkıya bağlı bir hak ve yetkidir, ancak sanık tarafından kullanılır. Bu hak ve yetkinin kullanılmasında bir teknik yardımcısı olsa da savunmana devri yerinde değildir. Yasa bu düzenlemesi ile kişisel savunmayı ön plana çıkarmış, duruşmanın sanığın sözleri ile bitmesini istemiştir. Sanığın olmadığı yerde, son sözün de olmaması gerekir (Erdener Yurtcan, Yargıtay Kararları Işığında Son Sözün Sanığa verilmesi, Yargıtay Dergisi, 1994/10, s.417) şeklindeki açıklamalarla benzer düşüncelere yer verilmiştir. Son söz hakkının münhasıran sanığa ait ... bir savunma hakkı olmasının doğal sonucu olarak gerek yürürlükteki 5271 sayılı CMK’nda gerekse mülga 1412 sayılı CMUK'nda sanığın yokluğunda ya da beraberinde, duruşmada onu temsil eden sanık müdafiine de son söz hakkı verileceğine ilişkin bir usul kuralına yer verilmemiştir. 5271 sayılı CMK'nin ... alındığı kanunlardan olan Alman Ceza Muhakemesi Kanununda da durum 258. maddenin 2. fıkrasında "Savcılığın yanıt verme hakkı vardır; sanığın son söz söyleme hakkı bulunmaktadır" şeklindeki düzenleme ile hayata geçirilmiştir. Ayrıca CMK'nin sadece 216/3. maddesinde değil Bölge Adliye Mahkemelerinin faaliyete geçmemiş olması nedeniyle henüz yürürlüğe girmemiş olan temyizde duruşmaya ilişkin 300. maddesinde ve 5320 sayılı Kanunun 8/2. maddesi uyarınca halen yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK'un 319. maddesinde, 216. maddeye paralel biçimde duruşmada son sözün sanığa verileceği kabul edilmiş, ayrıca sanık müdafiine de son söz hakkı verileceğine ilişkin bir düzenlemeye yer verilmemiştir. CMK'nda "son söz" hakkının sanık müdafiine verileceğine ilişkin bir düzenlemenin bulunmaması kanun koyucunun bilinçli bir tercihidir. CMK'nin 216. maddesinin birinci fıkrasında delillerin tartışılmasında 1412 CUMK'ndan farklı biçimde sanıktan bağımsız olarak ayrıca sanık müdafiine de söz hakkı verilmesini kabul eden kanun koyucu son söz hakkına ilişkin üçüncü fıkrada benzer bir düzenleme yapmamıştır. 226/4. maddesinde ek savunma hakkına ilişkin olarak müdafiin sanığa tanınan haklardan onun gibi yararlanacağını kabul eden kanun koyucu, son söz hakkına ilişkin olarak da benzer bir düzenleme yapabilecekken, yapmamak suretiyle, son söz hakkının sanığa ait bir hak olduğunu göstermiştir. Ek savunmaya ilişkin hükmün kıyas yolu ile son söz bakımından da uygulanabileceği düşünülebilir ise de; son söz hakkının niteliği gereği bu mümkün değildir. CMK'nin 216/1. maddesindeki sıralamaya aykırılık nispi bir hukuka aykırılık olup, hükmün mutlaka bozulmasını gerektirmez. 216/1. maddedeki sıraya riayetsizlik eğer kuralın koruduğu amaca bir zarar vermiyorsa, savunma hakkının hüküm için önemli olan noktalarda kısıtlandığını kabule imkân yoktur. (Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2012/3-1469 esas,2013/19 sayılı kararı) Yukarıda açıklanan bu nedenlerle Adalet Bakanlığı'nın kanun yararına bozma isteyen yazısına dayanan tebliğnamede ileri sürülen düşünce yerinde görülmeyerek kanun yararına bozma talebinin REDDİNE, dosyanın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 18.09.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.