Başvuru, üniversitelerin sorunları ile ilgili olarak düzenlenen bir protesto yürüyüşüne kolluk kuvvetinin orantısız güç kullanarak müdahale etmesi nedeniyle toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının, bu müdahale sırasında fiziki şiddete maruz kalınması ve olay hakkında yürütülen ceza soruşturmasının etkili olmaması nedenleriyle de kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
Başvuru; üniversitelerin sorunları ile ilgili olarak düzenlenen bir protesto yürüyüşüne kolluk kuvvetinin orantısız güç kullanarak müdahale etmesi nedeniyle toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının, bu müdahale sırasında fiziki şiddete maruz kalınması ve olay hakkında yürütülen ceza soruşturmasının etkili olmaması nedenleriyle de kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru 20/7/2015 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde olaylar özetle şöyledir:A. Olayın Arka Planı 4/12/2010 tarihinde Başbakan ve üniversite rektörleri, Başbakanlık Dolmabahçe Çalışma Ofisi'nde Yüksek Öğretim Kurumunun (YÖK) sorunlarını görüşmek üzere bir toplantı yapmışlardır. Başvurucu 10/11/1991 doğumludur ve olay tarihinde İstanbul'da ikamet ettiğini, Açık Lisede öğrenim gördüğünü, üniversiteye giriş sınavına hazırlandığını belirtmiştir. Başvurucu ayrıca Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) bünyesinde faaliyet yürüten Gençlik Sendikası (Genç-Sen) üyesi olduğunu da iddia etmiştir. Başvurucu, üyesi olduğunu belirttiği sendikanın çağrısı üzerine 4/12/2010 tarihinde İstanbul'un Kabataş tramvay durağına gittiğini, burada yaklaşık 200 kişilik bir gösterici grubunun bulunduğunu ifade etmiştir. Başvurucu; amaçlarının Dolmabahçe'de bulunan Başbakanlık Çalışma Ofisi'ne yürüyerek, üniversitelerin sorunlarına ilişkin olarak hazırladıkları dosyayı Başbakan ve üniversite rektörleri arasında gerçekleştirilecek olan toplantıda iki temsilci vasıtası ile ilgililere sunmak olduğunu belirtmiştir. Başvurucunun içinde bulunduğu grubun Dolmabahçe istikametine doğru yürüyüşe geçmesi üzerine etrafta güvenlik önlemi alan kolluk kuvveti ile göstericiler arasında birtakım olaylar yaşanmıştır.B. Ceza Soruşturması Süreci Suç Duyurusu Başvurucu 7/12/2010 tarihinde vekilleri aracılığıyla Beyoğlu Cumhuriyet Başsavcılığına (Cumhuriyet Başsavcılığı) şikâyet dilekçesi vererek ilgililer hakkında suç duyurusunda bulunmuştur. Bu dilekçe ile başvurucu; üyesi olduğu sendikanın çağrısı üzerine 4/12/2010 tarihinde Kabataş İskelesi'nde düzenlenen bir toplantıya barışçıl amaçlarla katıldığını ve buradan Dolmabahçe istikametine doğru yürüyüşe geçtiklerini, yürüyüşün kolluk görevlileri tarafından orantısız güç kullanılarak dağıtıldığını iddia etmiştir. Başvurucu; kolluk tarafından sıkılan biber gazından etkilenerek kaçtığı sırada bir polis memuru tarafından yakalandığını, hamile olduğunu söylemesine rağmen copla darbedildiğini, daha sonra birkaç polis memurunun daha gelerek kendisini tekmelediğini ileri sürmüştür. Başvurucu; baygınlık geçirdiğini ve arkadaşlarının yardım ederek bir ticari taksiyle kendisini Taksim Eğitim Araştırma Hastanesine (Hastane) götürdüklerini, burada toplantıda gözaltına alınan bazı öğrencilerin adli raporları için olay yerinde bulunan polislerce Hastane Acil Servisine girmesinin bir müddet engellendiğini de iddia etmiştir. Yaşamış olduğu bu olaylar sonucunda gebeliğinin erken sonlandığını iddia eden başvurucu, olayın sorumluları olarak gösterdiği kolluk görevlilerinden şikâyetçi olmuştur. Ayrıca olayın hassasiyeti nedeniyle kimlik bilgileri, fotoğraf ve görüntülerinin medyada yayımlanmaması için yayın yasağı konulmasını, yaralanmalarının tespiti için hakkında adli rapor tanzim edilmesini ve olay anına ilişkin kamera görüntülerinin temin edilmesini Cumhuriyet Başsavcılığından talep etmiştir. Soruşturma Kapsamında Yapılan İşlemler Suç duyurusunda bulunulması üzerine Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 7/12/2010 tarihinde derhâl adli soruşturma başlatılmış ve bu kapsamda aynı gün Hastaneye müzekkere yazılarak başvurucunun tedavi kayıtları istenmiştir. Yine aynı tarihte Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından talep edilen yayın yasağı kararı Beyoğlu Sulh Ceza Mahkemesi tarafından aynı gün verilmiş ve kararın gereği için Cumhuriyet Başsavcılığı 7/12/2010 tarihinde kolluğa müzekkere yazmıştır. Cumhuriyet Başsavcılığı 9/12/2010 tarihinde Hastaneye tekrar müzekkere yazarak 4/12/2010 tarihli Acil Servis giriş kapısı kamera kayıtları ile başvurucuya ait tüm radyoloji film, grafi ve raporlarını istemiştir. Cumhuriyet Başsavcılığı 10/12/2010 tarihinde Beyoğlu İlçe Emniyet Müdürlüğüne, İstanbul İl Emniyet Müdürlüğüne ve Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğüne müzekkere yazarak olay tarihinde toplantıya müdahale eden ve Hastanede görev alan tüm resmî ya da sivil polis amir ve memurlarının görev listeleri ile teşhise elverişli fotoğraflarını istemiştir. Cumhuriyet Başsavcılığı 10/12/2010 tarihinde Radyo ve Televizyon Üst Kuruluna (RTÜK) müzekkere yazarak toplantıya yapılan kolluk müdahalesine ilişkin olarak ulusal kanallarda yayımlanan ana haber bültenlerindeki görüntü kayıtlarını talep etmiştir. Cumhuriyet Başsavcılığı 13/12/2010 tarihinde İl Emniyet Müdürlüğüne yazdığı müzekkere ile olay anına ilişkin Mobil Elektronik Sistem Entegrasyonu (MOBESE) kamera kayıtlarının teminini istemiştir. Cumhuriyet Başsavcılığınca 8/12/2010 tarihinde başvurucunun müşteki sıfatıyla ifadesine başvurulmuştur. Başvurucu ifadesinde; olay tarihinde üzerlerinde herhangi bir suç unsuru olmaksızın ellerinde sadece mensubu oldukları sendikanın flamaları ile yaklaşık 200 kişilik bir grup hâlinde yürüdükleri esnada sivil polislerin kendilerini durdurmaya çalıştığını ancak kendilerinin durmayarak devam ettiklerini, bunun üzerine Çevik Kuvvet polisleriyle yaptıkları konuşmada kendilerine yürüyüşten vazgeçip dağılmalarını söylediklerini, akabinde uzlaşmanın sağlanamadığını belirtmiştir. Başvurucu; etraflarını saran teçhizatlı Çevik Kuvvet polislerince grubun itelendiğini, bir polis memurunun elindeki flamayı almaya çalıştığını, ardından uyarı yapılmaksızın üzerilerine biber gazı sıkıldığını ifadesinde dile getirmiştir. Başvurucu; sıkılan gazın etkisiyle grubun dağılmaya başladığını, polislerin ise kaçanları kovalayarak yakaladıklarını ve darbetmeye başladıklarını, bir polis memurunun da kendisini yakaladığını, hamile olduğunu söylemesine rağmen aldırmayarak kendisine vurduğunu, kendisine neyle vurduğunu bilmediğini, tekrar kaçarken sırtına tekme atılması üzerine yere düştüğünü ve o anda çok sancı hissettiğini, arkadaşlarının kendisini yerden kaldırdığını iddia etmiştir. Başvurucu kendisini yaraladığını iddia ettiği polis memurunun yüzünde kask olduğunu, bu nedenle bu kişiyi teşhis edemeyeceğini belirtmiştir. Daha sonra yine yüzüne biber gazı sıkıldığı için etrafı göremediğini, bebeğine zarar gelmiş olabileceğini düşünerek polislerden uzaklaştığını ve çevrede bulunan birkaç öğrencinin yardım ederek kendisini ticari taksiyle Hastaneye götürdüğünü ifade etmiştir. Hastanenin Acil Servis girişinde polislerin olduğunu gördüğünü ve kendisini de gözaltına alabileceklerini düşündüğünü belirten başvurucu, kanaması olması nedeniyle arkadaşlarının getirdiği sedyeyle Hastaneye taşındığını, sedyeyi polislerden birinin de taşımaya yardım ettiğini çünkü kendisini gözaltına almak istediklerini iddia etmiştir. Muayene eden doktorların kanamasının darba bağlı olduğunu söylediğini iddia eden başvurucu; kendisini darbeden, biber gazına maruz bırakan ve bebeğinin düşmesine neden olan tüm kolluk amir ve memurlarından şikâyetçi olduğunu belirtmiştir. İfade zaptında başvurucunun vekilleri ise başvurucunun İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Hastanesi (Üniversite Hastanesi) Psikososyal Travma Ünitesine sevk edilerek burada muayene edilmesi ve bu yöndeki bulguların da tespit edilmesini istemiş, olay nedeniyle başvurucunun toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının da ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir. Başvurucu vekilleri ayrıca başvurucunun Hastane önünde kanamalı şekilde polis tarafından bekletildiğinden de yakınmışlardır. Cumhuriyet Başsavcılığınca başvurucunun şikâyetçi olduğunu bildirdiği il ve ilçe emniyet müdürleri hakkında soruşturma usullerinin farklı olması nedeniyle 9/12/2010 tarihinde soruşturma dosyasında tefrik kararı verilmiştir. Temin edilen Hastane Acil Servisi giriş kapısı kamera kayıtları ve ulusal kanal ana haber bültenlerine ait kayıtlar, üzerinde inceleme yapılması maksadıyla Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından bilirkişiye tevdi edilmiş ve buna dair düzenlenen raporlar dosya arasına alınmıştır. Söz konusu raporların UYAP ortamına aktarılması için Anayasa Mahkemesince 28/11/2018 tarihinde Cumhuriyet Başsavcılığına müzekkere yazılmış, 18/12/2018 tarihli yazıyla, istenen belgelerin UYAP ortamına aktarıldığı yönünde cevap verilmiştir. Hastane Acil Servis girişi önüne ilişkin düzenlenen bilirkişi raporunda 4/12/2010 günü saat 04'te bir ticari taksinin Hastane Acil Servisi önünde bulunan polis aracının arkasında durduğu, 05'te iki kişinin ticari taksiye sedye götürdüğü, taksideki bir kişinin sedyeye alınarak Hastaneye taşındığı tespitlerine yer verilmiştir. Haber bültenlerine ilişkin görüntü kayıtlarının incelenmesi sonucu düzenlenen bilirkişi raporuna dosya kapsamından ulaşılamamıştır. MOBESE kayıtlarından kısmen temin edilerek soruşturma dosyasına sunulduğu anlaşılan kayıtlarla ilgili olarak düzenlenen bilirkişi raporuna da aynı şekilde dosya kapsamından erişilmesi mümkün olmamıştır. Sağlık Raporları Olaydan sonra Hastane tarafından 4/12/2010 günü saat 14'te başvurucu hakkında düzenlenen ilk adli raporda belirtilen hususlar şöyledir:"Gebelik ve darp ifadesi olan ve karın ağrısı ifadesi olan şahsın yapılan muayenesinde darp ve cebir izine rastlanmadı. Yapılan jinekolojik muayenesinde vulva [kadın dış üreme organı] doğal, vajende kahverengi koagulum [pıhtı] mevcut. Yapılan TV-USG'de GS [gebelik kesesi] düzenli, 5w5d [5 hafta 5 gün] ile uyumlu. FKA [embriyonun kalp atışı] net izlenmedi. Retrokoryonik [arka embriyo zarı] hemotom [kanama] alanı izlenmedi. Hastaya 1000cc izotonik order [serum] verildi. 4 saat sonra USG yapmak üzere acil müşahedeye alındı. 19:00 Hastanın yapılan muayenesinde lekelenme tarzı vajinal hemoraji (kanama) mevcut. TV-USG'de 6w1d ile uyumlu CRL, FKA(-) negatif olarak tespit edildi. Missed abortus [embriyonun canlılığını kaybetmesi] tanısıyla yatış önerildi. Durumu bildirir geçici hekim raporudur. Asli rapor adli tabiblikçe verilecektir." Başvurucu 24/12/2010 tarihinde Cumhuriyet Başsavcılığına verdiği dilekçe ekinde, hakkında İnsan Hakları Vakfı İstanbul Temsilciliği (Vakıf) tarafından düzenlenen, 23/12/2010 tarihli ve iki doktor imzalı sağlık raporu ibraz etmiştir. Cumhuriyet Başsavcılığı aynı tarihte başvurucunun sunduğu söz konusu Vakıf raporunu dosya arasına almıştır. Raporun sonuç kısımları şöyledir:" Erken gebelik kaybının travmayı takiben geliştiği ve anlattığı travma öyküsü ile uyumlu bulunduğu, Ruhsal durumunda ilişkin muayenede aktarılan ve psikiyatri konsültasyonunda [hastalık tanısı] tespit edilen Majör Depresyon ve Akut Stres Bozukluğunun yaşadığı travmatik olay sonrası geliştiği ve iddia edilen olay ile uyumlu bulunduğu, Saptanan tüm bulgular birlikte değerlendirildiğinde fiziksel ve ruhsal muayene bulgularının kişinin anlattığı travma öyküsüyle uyumlu bulunduğu, Gebeliğin erken kaybına neden olan travmanın kişinin yaşamını tehlikeye soktuğu, Basit tıbbi bir müdahale ile giderilemeyecek nitelikte olduğu, Majör depresyon ve Akut Stres Bozukluğunun kişinin sağlığını ve algılama yeteneğini bozduğu, bunların kalıcı hastalık yönünden uzun süreli izlem sonrası yeniden değerlendirilmesinin uygun olacağı kanaatini bildirir değerlendirme raporudur." Başvurucu ayrıca anılan dilekçede fiziki ve ruhsal muayenesi için Üniversite Hastanesi Adli Tıp Ana Bilim Dalına sevkinin sağlanmasını ve buradan da sağlık raporu alınmasını talep etmiştir. Cumhuriyet Başsavcılığı bu talebin İstanbul Adli Tıp Kurulunun (ATK) düzenleyeceği rapor sonrasında değerlendirilmesine ilişkin karar vermiştir. 17/1/2011 tarihinde başvurucu, Üniversite Hastanesi Adli Tıp Ana Bilim Dalına müracaat ederek polis tarafından uygulanan şiddet sonucu çocuk düşürdüğünü belirterek muayene talep etmiştir. Başvurucunun talebi üzerine Üniversite Hastanesince 23/5/2012 tarihinde düzenlenen sağlık raporu 5/6/2012 tarihinde başvurucu tarafından soruşturma dosyasına sunulmuştur. Söz konusu raporun sonuç kısımları şöyledir:" 17/01/2011 tarihinde yapılan genel beden muayenesinde; vücudunda değişik zamanlarda farklı nedenlerle meydana geldiğini belirttiği travmatik değişimler dışında olay tarihi ile ilişkilendirilebilecek cilt bulgusu saptanmadığı ancak olay tarihinden sonra geçen süre dikkate alındığında fiziksel travma bulguları iz bırakmadan iyileşmiş olabileceği gibi her hangi bir iz de meydana gelmeyebileceği, her hangi bir cilt bulgusu saptanmamasının fiziksel travma olmadığı şeklinde değerlendirilemeyeceği gibi 2011 tarihli üç fazlı kemik sintigrafisi [kemiğin kan akımı ve metabolizması gibi önemli fizyolojik bilgilere ulaşma olanağı sağlayan bir görüntüleme yöntemi] incelenmesinde; baş bölgesinde sol orbita medialinde [sol göz çukuru içyanı] ve sağ dizde patella [diz kapağı] seviyesinde saptanan fokal osteoblastik [genç kemik hücresi] aktivite artışı ve sağ böbrekte hafif staz [Birikme, bir engel yüzünden kanın damarlarda dolaşmasının güçleşmesi] bulguları birlikte değerlendirildiğinde; mevcut bulguların maruz kaldığını iddia ettiği fiziksel saldırı öyküsü ile uyumlu bulunduğu, Olay sırasında gebe olan ve sonrasında aktif kanaması başlayan Ezgi ÖZEN'in [Başvurucu] kanamasının travmayı takiben ortaya çıkmış olması, seri β-HCG [gebeliği gösteren hormon] değerlerinin ilk incelemede gebeliği ile uyumlu düzeylerde iken yine travmayı takiben belirgin olarak düşmesi göz önüne alındığında gebeliğin erken kaybı ile sonuçlanan bu durumun travmayı takiben geliştiği ve anlattığı travma öyküsü ile yüksek düzeyde uyumlu bulunduğu, Klinik Psikolog Doç. Dr. U.S. tarafından yapılan psikolojik değerlendirmede; kişide yaşadığını belirttiği fiziksel saldırı olayına bağlı çaresizlik, dehşet, yüksek düzeyde olayla aşırı meşguliyet, olayı hatırlatıcılarından kaçınma, aşırı uyarılmışlık gibi belirtilerin ortaya çıktığının ve bu bulguların Travma Sonrası Stres Bozukluğu ve buna eşlik eden depresif duygu durumu klinik tanılarına uyduğunun, kişinin verdiği bilgilerin birbiri ile tutarlı olduğu ve güvenilebileceği, pskiyatrik izleme ve tedavisinin yapılmasının gerekli olduğunun bildirildiği, İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Psikiyatri Ana Bilim Dalı'nın 14/03/2011 tarih ve 2011/715 sayılı Prof. Dr. Ş.Y. imzalı konsültasyon raporunda; ayrıntılı ruhsal durum muayenesi ve psikolojik testlerle yapılan değerlendirmelerinde kişinin yaşadığını belirttiği olayların ardından ortaya çıktığı anlaşılan belirtilerin Ruhsal Bozukluklar Tanısal ve Sayısal El Kitabındaki (DSM-IV) sınıflandırmaya göre "Travma Sonrası Stres Bozukluğu ve Majör Defresif Epizot" klinik tanılarına uyduğu, İstanbul Üniversitesi, İstanbul Tıp Fakültesi, Psikiyatri Ana Bilim Dalı'nın 2011 yatış- 2011 çıkış tarihli, *********** protokol numaralı, Prof. Dr. A.Ü. ve Dr. N. imzalı epikriz raporunda, hastanın Travma Sonrası Stres Bozukluğu, Psikotik Majör Depresyon tanıları ile servise yatışının ve psikyatrik değerlendirmesinin yapıldığının ve ilaç tedavisinin düzenlendiğinin belirtildiği, İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Pskiyatri Ana Bilim Dalı'nın 2011 yatış- 2011 çıkış tarihli, *********** protokol numaralı, Prof. Dr. Ş. ve Dr. A.Ç. imzalı epikriz raporunda; hastanın ilaçla intihar girişimi üzerine Travma Sonrası Stres Bozukluğu+Dissosiyatif Bozukluk tanıları ile yatırıldığının ve ilaç tedavisi düzenlendiğinin bildirildiği dikkate alındığında maruz kaldığını belirttiği travma ile intihar girişiminin de eşlik ettiği ruhsal travma bulgularının da uyumlu olduğu Sintigrafi bulguları, erken gebelik kaybının oluşum süreci ve intihar girişimi ile birlikte seyreden ruhsal travma bulguları, Travma Sonrası Stres Bozukluğu ve Dissosiyatif Bozukluk tanılarının tamamının öyküsünde aktardığı travmalar ile yüksek düzeyde uyum gösterdiği, maruz kaldığı travma ile uyumlu fiziksel ve ruhsal travma bulgularının birlikte;a. Yaşamsal tehlikeye neden OLDUĞU,b. Sağlığının ve algılama yeteneğinin basit tıbbi müdahale ile GİDERİLEMEYECEK düzeyde bozulmasına neden OLDUĞU, c. Maruz kaldığı travmanın erken gebelik kaybına, "çocuğun düşmesine" yol açtığı, Psikiyatrik takip ve tedavisinin sürdüğü ve gerekli OLDUĞU kanaatimizi bildirir rapordur." Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Hastaneden temin edilen tedavi kayıtları 16/12/2010 tarihinde ATK Adli Tıp İhtisas Kuruluna (Kurul) gönderilerek başvurucunun bebeğinin düşmesinin sebebi hakkında rapor tanzim edilmesi talep edilmiş ve bu talep 15/2/2011 tarihli müzekkere ile tekit edilmiştir. 27/4/2011 tarihinde ATK Kurulu tarafından Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilen cevap yazısında başvurucunun olay tarihinden önce gebeliğinin sağlıklı gidip gitmediğine ilişkin olarak varsa tıbbi belgelerin, düşük materyalinin patolojik tetkikine ait raporun, psikososyal muayeneye ilişkin tedavi kayıtlarının ve olay anına ilişkin kamera görüntülerinin gönderilmesi talep edilmiştir. Cumhuriyet Başsavcılığınca başvurucudan istenerek temin edilen Özel R. Tıp Merkezinin 17/11/2010 tarihli, Dr. E.E. imzalı laboratuvar raporu (Beta-HCG pozitif 6952 olduğunu belirten) ile istenen diğer belgeler ve dosya aslı ATK Kuruluna 2/3/2012 tarihinde gönderilmiştir. ATK Kurulu tarafından 25/7/2012 tarihinde düzenlenen rapor Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmiştir. Raporun sonuç kısmı şöyledir:"Yukarıdaki tıbbi belgeler ve dava dosyasının tetkikinde elde edilen ve adli psikiyatriyi ilgilendiren hususların değerlendirilmesinde; 04/12/2010 tarihinde İstanbul Beyoğlu Kabataş İskelesi civarında Dolmabahçe Sarayı'na doğru burada yapılacak olan bir toplantıya katılmak amacıyla yürüyüşe geçen bir grup öğrencinin izinsiz yürüyüş yaptığı gerekçesi ile görevli polis memurlarının kendilerine engellemeye çalıştığı sırada grup içerisinde bulunan dosyanın müştekisi Ezgi Özen'in [Başvurucu] de yürüyüşe devam etmek istemesi üzerine grubun üzerine çıkan arbede sonucunda biber gazı sıkıldığı, bu sırada müştekinin de kendi beyanına göre polis memurlarının kendisine yönelik olarak fiili eylemde bulunduklarını ve sırtına tekme atmaları neticesinde yere düştüğünü ve kendisine yine vücudunun farklı yerlerine ve karın bölgesine de vurduklarını bir süre sonra kendisinin kurtularak uzaklaştığını ve akabinde hamile olması nedeni ile kanamasının başladığının, arkadaşlarının Taksim İlk Yardım Hastanesi'ne götürdüklerini, orada ilk başta bebeğinin yaşadığını kendisine söylediklerini, 4-5 saat kontrol altında tutulduğunu, ancak ilerleyen süreç içerisinde bebeğinin kalbinin durduğunu söyleyerek küretaj yaptıklarını belirterek çocuğunun düşmesine neden olan görevlilerden şikayetçi olduğu anlaşılmış, dosya içerisinde mevcut olayın akabinde Taksim Eğitim ve Araştırma Hastanesi Baştabipliği'nin 21295 protokol nolu raporunda müştekinin vücudunda herhangi bir darp ve cebir izine rastlanmadığı belirtilmiş, yine Taksim Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nin raporlarında müştekinin 4-5 gündür az az vajinal kanamasının mevcut olduğu belirtilmiş ve ayrıca hastaneye geldiği aşamada müştekinin de beyanlarından anlaşılacağı gibi kalp atışlarının izlendiği, daha sonraki aşamada kalp atışlarının durması nedeni ile müştekinin de imzası alınarak küretaj yapılarak hamileliğin sonlandırıldığı anlaşılmış, Taktim Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nden tüm hastane evrakları temin edilerek tüm dosya örneği onaylı olarak gönderilmiş olup tüm belge ve bilgiler incelenerek ve müştekinin vücudunda herhangi bir darp ve cebir izi de olmadığına dair rapor da dikkate alınarak müştekiye yönelik küretaj yapılarak hamileliğin sonlandırılması ile kendisine yönelik var olduğunu iddia ettiği darp eylemi arasında illiyet bağının olup olmadığı, yani küretaj yapılmasının darp ve cebir eyleminin sonucu meydana gelip gelmediği, yada küretaj yapılmasının zaten var olan başka bir rahatsızlık yada durumun neden olup olmadığı sorulan H. ve G. kızı, 1991 doğumlu Ezgi Özen’e ait adli dosyanın tetkikinde;1-Mevcut fotoğraf ve belgelerin (CD vb.) incelenmesinde Ezgi Özen'e ait görüntü ayrımı yapılamadığı, 2-Taksim Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde olay günlü 2010 tarihili raporunda darp izine rastlanmadığının kayıtlı olduğu,3-Taksim Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nin 2010 tarihinde giriş yaptığı saat olan 14:14’de yapılan muayenesinde, USG incelemesinde kalp atımı net olmayan bir gebeliğin olduğu belirlenmiş olup, 4 saat sonra saat 19:00'da yapılan muayenesinde missed abortus tespit edildiği, kişinin öyküsünde dört-beş gündür devam eden vajinal kanaması olduğunu, olaydan sonra kanamasının arttığını belirttiğinin kayıtlı olduğu, ayrıca olay tarihinden önce gebeliğinin sağlıklı olduğuna dair herhangi bir tıbbi belgenin bulunmadığı,4-Missed Abortus (ölü gebelik) tanısı konulan hastaya tıbbi olarak yapılması gereken küretaj işlemi uygulanıp sonrasında yapılan patolojik incelemede 'nekrotik [doku ölümü ile ilgili] iltihaplı' yapılar saptandığı bildirildiğine göre, mevcut bulgularla gebeliğin kendinden kaynaklanan bir nedene bağlı olarak bozulmuş olduğu ve B-HCG değerlerindeki düşüşün bunun sonucu olduğu, dolayısıyla; olay öncesi gebeliğin sağlıklı olduğuna dair herhangi bir tıbbi belgenin olmadığı ve başvuru sonrası yapılan iki muayenede bozulmuş ve ölü gebeliğin tespit edilmiş olması ve patolojik incelemede nekrotik materyalin görülmüş olması hususları birlikte değerlendirildiğinde; iddia edilen travma ile söz konusu düşük arasında illiyet bağı kurulmasının tıbben mümkün görülmediği oy birliği ile mütalaa olunur." Üniversite Hastanesi ve ATK Kurulu raporlarının sonuç bölümleri arasında çelişki oluşturacak şekilde farklı sonuçlara varılmış olması nedeniyle Cumhuriyet Başsavcılığınca 26/9/2012 tarihinde ATK Genel Kuruluna bir müzekkere yazılarak gönderilen tıbbi belge ve raporların tekrar değerlendirilerek iki rapor arasındaki çelişkinin giderilmesi talep edilmiş; 5/3/2013, 18/6/2013 ve 20/9/2013 tarihlerinde ise istenen raporun akıbeti sorulmuştur. 27/2/2014 tarihinde Cumhuriyet Başsavcılığınca tekrar ATK Genel Kuruluna tekit müzekkeresi yazılarak raporun en kısa süre içinde gönderilmesi istenmiştir. ATK Genel Kurulunca 20/3/2014 tarihinde istem doğrultusunda tekrar bir rapor tanzim edilerek Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmiştir. Raporda; Hastane geçici adli raporu ile küretaj materyali patoloji raporuna ve diğer tedavi kayıtlarına, Vakıf raporundaki tespitlere, Üniversite Hastanesince düzenlenen rapordaki tespitlere ve ATK Kurul raporundaki inceleme ve varılan sonuçlara ayrıntılı olarak yer verildiği görülmektedir. Raporun (12) numaralı bölümünde ise "Dava dosyasında belirtilen olayın nevi ve oluş şekli, sanık, mağdur/mağdure ve tanık ifadeleri, gibi adli tıbbı ilgilendiren hususlar değerlendirilmiştir." şeklinde yapılan bir değerlendirmeden sonra rapor sonucu şu şekilde belirtilmiştir:"İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesinin 23/05/2012 tarihli raporu ile yine 25/07/2012 tarih ve 2012/2997 karar nolu Adli Tıp Kurumu Başkanlığı Adli Tıp İhtisas Kurulu'nun raporlarının birbiri ile uyumlu olmadıkları, tamamen farklı olduğu anlaşılmış olmakla; Müştekinin vücudunda her hangi bir darp ve cebir izinin mevcut olup olmadığı, Müştekiye yönelik küretaj yapılarak hamileliğin sonlandırılması ile kendisine yönelik var olduğunu iddia ettiği darp eylemi arasında illiyet bağının olup olmadığı, Küretaj işleminin var olna başka bir rahatsızlık ya da bulgudan dolayı meydana gelip gelmediği, bahse konu ölü gebelik sonlandırmasının travmaya bağlı olarak meydana gelmiş ise müştekinin yaşamsal tehlike geçirip geçirmediği, basit tıbbi müdahale ile iyileşecek şekilde yaralanıp yaralanmadığı hususlarında Genel Kurul'ca rapor düzenlenmesi istenen H. ve G. kızı, 10/11/1991 doğumlu Ezgi Özen hakkında 2014 tarihinde Genel Kurul'da yapılan görüşme ve dava dosyasının tetkiki sonrasında;1-Mevcut fotoğraf ve belgelerin (CD vb.) incelenmesinde Ezgi Özen'e ait görüntü ayrımı yapılamadığı, 2-Taksim Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde olay günlü 2010 tarihili raporunda darp izine rastlanmadığının kayıtlı olduğu,3-Taksim Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nin 2010 tarihinde giriş yaptığı saat olan 14:14’de yapılan muayenesinde, USG incelemesinde kalp atımı net olmayan bir gebeliğin olduğu belirlenmiş olup, 4 saat sonra saat 19:00'da yapılan muayenesinde missed abortus tespit edildiği, kişinin öyküsünde dört-beş gündür devam eden vajinal kanaması olduğunu, olaydan sonra kanamasının arttığını belirttiğinin kayıtlı olduğu, ayrıca olay tarihinden önce gebeliğinin sağlıklı olduğuna dair herhangi bir tıbbi belgenin bulunmadığı,4-Missed Abortus (ölü gebelik) tanısı konulan hastaya tıbbi olarak yapılması gereken küretaj işlemi uygulanıp sonrasında yapılan patolojik incelemede 'nekrotik iltihaplı' yapılar saptandığı bildirildiğine göre, mevcut bulgularla gebeliğin kendinden kaynaklanan bir nedene bağlı olarak bozulmuş olduğu ve B-HCG değerlerindeki düşüşün bunun sonucu olduğu, dolayısıyla; olay öncesi gebeliğin sağlıklı olduğuna dair herhangi bir tıbbi belgenin olmadığı ve başvuru sonrası yapılan iki muayenede bozulmuş ve ölü gebeliğin tespit edilmiş olması ve patolojik incelemede nekrotik materyalin görülmüş olması hususları birlikte değerlendirildiğinde; iddia edilen travma ile söz konusu düşük arasında illiyet bağı kurulmasının tıbben mümkün görülmediği oy birliği ile mütalaa olunur." Yargısal Kararlar Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma sonucunda 18/6/2014 tarihinde kovuşturmasızlık kararı verilmiştir. Kararın ilgili kısımları şöyledir:"Müşteki vekillerinin ve müştekinin Başsavcılığımıza verdikleri şikayet dilekçesi ve ifadesinde (özetle); mağdur Ezgi ÖZEN'in2010 tarihinde YÖK'ün yeniden yapılanmasına ilişkin toplantılı protesto etmek amacıyla Kabataş Tramvay durağında toplanan ve Dolmabahçe Meydanında toplanan grup içerisinde iken İstanbul Emniyet Müdürlüğü görevlilerinin biber gazı,cop ve tekmelerle gruba müdahale ettiğini, grup içerisinde yer alan müşteki Ezgi ÖZEN'in hamile olduğunu söylemesine rağmen karnına, sırt ve bölgelerine vurulduğunu, hastaneye kaldırılan müştekinin aldığı bu darbeler sonucunda 5 hafta 5 günlük olan bebeğini düşürdüğünü belirterek aldığı darbeler sonucu bebeğini düşürmesine yol açan, kendisine bu şekilde işkence yapan İstanbul Emniyet Müdürlüğü görevlilerinden şikayetçi olduklarını belirtmesi üzerine yapılan soruşturma sonucunda;Müşteki Ezgi ÖZEN'in olaydan hemen sonra aynı gün Taksim Eğitim ve Araştırma Hastanesinden alınan doktor raporunda gebe olduğu belirtilen mağdurda darp cebir izinin bulunmadığının tespit edildiği, ölü gebeliği sonlandırmanın travmaya bağlı olarak meydana gelip gelmediğinin ve müştekinin kürtaj sonucu bebeğini kaybetmesi ile var olduğu iddia edilen darp eylemi arasında illiyet bağının olup olmadığının tespiti için görüş istenen İstanbul Adli Tıp Kurumu Adli Tıp İhtisas Kurulunun 2012 tarihli raporunda 'iddia edilen travma ile düşük arasında illiyet bağı kurulmasının tıbben mümkün olmadığının ' belirtilmesi ve İstanbul Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı Başkanlığının 2012 tarihli raporunda ise '...mağdurun maruz kaldığı travmanın erken gebelik kaybına ,çocuğun düşmesine yol açtığının ' belirtilmesi üzerine ,iki rapor arasında meydana gelen çelişkinin giderilmesi amacıyla görüş sorulan İstanbul Adli Tıp Kurumu Genel Kurulunun 2014 tarihli raporu ile '...mevcut bulgularla gebeliğin kendinden kaynaklanan bir nedene bağlı olarak bozulmuş olduğu ve B-HCG değerlerindeki düşüşün bunun sonucu olduğu, dolayısıyla olay öncesi gebeliğin sağlıklı olduğuna dair herhangi bir tıbbi belgenin olmadığı ve başvuru sonrası yapılan iki muayenede bozulmuş ve ölü gebeliğin tespit edilmiş olması ve patolojik incelemede nekrotik materyalin görülmüş olması hususları birlikte değerlendirildiğinde, iddia edilen travma ile sözkonusu düşük arasında illiyet bağı kurulmasının tıbben mümkün görülmediğinin OYBİRLİĞİ ile mütalaa ' olunduğunun tespit edildiği, dolayısıyla bilirkişi raporu nedeniyle müştekinin çocuğunu düşürmesinin sözkonusu olayla bir ilgisinin bulunmadığı, atılı suçun unsurlarının oluşmadığı ve İstanbul Emniyet Müdürlüğü görevlileri olan şüphelilerin isnat edilen suçları işlemedikleri soruşturma evrakı kapsamından anlaşılmakla;Şüpheliler hakkında atılı suçtan dolayı belirtilen nedenlerle KOVUŞTURMAYA YER OLMADIĞINA, ..." Başvurucu, söz konusu kovuşturmasızlık kararına itiraz etmiştir. İtirazı inceleyen İstanbul Sulh Ceza Hâkimliği 26/11/2014 tarihli kararıyla itirazı reddetmiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:"İncelenen soruşturma dosyası kapsamına göre, İstanbul Başsavcılığının 18/06/2014 gün ve 2014/85013 soruşturma 2014/45453 karar sayılı kovuşturmaya yer olmadığına dair kararda belirtilen gerekçe ve incelenen dosya içeriğine göre müşteki Ezgi Özen vekili Av.Gülizar Tuncer'in yerinde görülmeyen itirazının REDDİNE,..." Anılan ret kararı başvurucuya 23/6/2015 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu 20/7/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. A. Ulusal Hukuk 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun "Kasten yaralama" kenar başlıklı maddesinin ilgili kısımları şöyledir: “(1) Kasten başkasının vücuduna acı veren veya sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden olan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.(2) Kasten yaralama fiilinin kişi üzerindeki etkisinin basit bir tıbbi müdahaleyle giderilebilecek ölçüde hafif olması halinde, mağdurun şikayeti üzerine, dört aydan bir yıla kadar hapis veya adli para cezasına hükmolunur. (3) Kasten yaralama suçunun;…d) Kamu görevlisinin sahip bulunduğu nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle,…işlenmesi halinde şikayet aranmaksızın, verilecek ceza yarı oranında artırılır." 5237 sayılı Kanun'un "Neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama" kenar başlıklı maddesinin ilgili kısımları şöyledir:"(2) Kasten yaralama fiili, mağdurun;...e) Gebe bir kadına karşı işlenip de çocuğunun düşmesine,Neden olmuşsa, yukarıdaki maddeye göre belirlenen ceza, iki kat artırılır. Ancak, verilecek ceza, birinci fıkraya giren hallerde beş yıldan, üçüncü fıkraya giren hallerde sekiz yıldan az olamaz." 5237 sayılı Kanun'un "Zor kullanma yetkisine ilişkin sınırın aşılması" kenar başlıklı maddesi şöyledir:"(1) Zor kullanma yetkisine sahip kamu görevlisinin, görevini yaptığı sırada, kişilere karşı görevinin gerektirdiği ölçünün dışında kuvvet kullanması halinde, kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır." 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun "Bir suçun işlendiğini öğrenen Cumhuriyet savcısının görevi" kenar başlıklı maddesi şöyledir: “(1) Cumhuriyet savcısı, ihbar veya başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hâli öğrenir öğrenmez kamu davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere hemen işin gerçeğini araştırmaya başlar.(2) Cumhuriyet savcısı, maddî gerçeğin araştırılması ve adil bir yargılamanın yapılabilmesi için, emrindeki adlî kolluk görevlileri marifetiyle, şüphelinin lehine ve aleyhine olan delilleri toplayarak muhafaza altına almakla ve şüphelinin haklarını korumakla yükümlüdür." 6/10/1983 tarihli ve 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’nun olay tarihinde yürürlükte bulunan maddesi şöyledir: "Genel yollar ile parklarda, mabetlerde, kamu hizmeti görülen bina ve tesislerde ve bunların eklentilerinde ve Türkiye Büyük Millet Meclisine bir kilometre uzaklıktaki alan içinde toplantı yapılamaz ve şehirlerarası karayollarında gösteri yürüyüşleri düzenlenemez.Genel meydanlardaki toplantılarda, halkın ve ulaşım araçlarının gelip geçmesini sağlamak üzere valilik ve kaymakamlıklarca yapılacak düzenlemelere uyulması zorunludur."B. Uluslararası Hukuk Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin "İşkence yasağı" kenar başlıklı maddesi şöyledir:"Hiç kimse işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya muamelelere tabi tutulamaz." 18/6/2003 tarihli ve 25142 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 16/12/1966 tarihli Birleşmiş Milletler (BM) Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi'nin maddesi şöyledir:"Hiç kimse işkenceye ya da zalimane, insanlık dışı ya da küçük düşürücü muamele ya da cezalandırmaya maruz bırakılamaz. Özellikle, hiç kimse kendi özgür rızası olmadan tıbbi ya da bilimsel deneylere tabi tutulamaz."