Danıştay 4. Daire Başkanlığı 2024/496 E. , 2024/1184 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y DÖRDÜNCÜ DAİRE Esas No : 2024/496 Karar No : 2024/1184 TEMYİZ EDEN (DAVACILAR) : 1- ... 2- ... 3- ... 4- ... 5- ... 6- ... Derneği VEKİLİ : Av. ... DİĞER DAVACILAR : 1- ... 2- ... 3- ... 4- ... VEKİLİ : Av. ... KARŞI TARAF (DAVALI) : ... Değişikliği Bakanlığı VEKİLİ : Av. ... MÜDAHİL (DAVALI YANINDA) : ... Madencilik Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi VEKİLİ : Av. ... İSTEMİN KONUSU : ... İdare Mahkemesini
Danıştay 4. Daire Başkanlığı 2024/496 E. , 2024/1184 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y DÖRDÜNCÜ DAİRE Esas No : 2024/496 Karar No : 2024/1184 TEMYİZ EDEN (DAVACILAR) : 1- ... 2- ... 3- ... 4- ... 5- ... 6- ... Derneği VEKİLİ : Av. ... DİĞER DAVACILAR : 1- ... 2- ... 3- ... 4- ... VEKİLİ : Av. ... KARŞI TARAF (DAVALI) : ... Değişikliği Bakanlığı VEKİLİ : Av. ... MÜDAHİL (DAVALI YANINDA) : ... Madencilik Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi VEKİLİ : Av. ... İSTEMİN KONUSU : ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:... , K:... sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Ordu İli, Fatsa İlçesi, ... Mahallesi'nde ... Madencilik San. Tic. AŞ. tarafından yürütülen Altın Madeni Projesi ile ilgili olarak yatırımcı şirketin ÇED raporunda yer alan taahhütlerine aykırı davranışı nedeniyle proje hakkında verilen ... tarih ve ... sayılı "Çevresel Etki Değerlendirilmesi Olumlu" kararının ve projeye ilişkin başvurusu yapılan Geçici Faaliyet Belgeleri ile Çevre İzin ve Lisans Belgelerinin iptali istemiyle yapılan başvuru neticesinde Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Çevresel Etki Değerlendirmesi, İzin ve Denetim Genel Müdürlüğünce tesis edilen ... tarih ve ... sayılı işlemin iptali istenilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: İdare Mahkemesince verilen kararda; Danıştay bozma kararına uyularak, davacıların başvurusuna istinaden Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Çevresel Etki Değerlendirmesi, İzin ve Denetim Genel Müdürlüğünce tesis edilen ... tarihli, ... sayılı işlemin, yukarıda yer verilen mevzuat hükümlerine istinaden hukuki denetiminin yapılması, proje kapsamında verilen taahhütlerin ihlal edilip edilmediği hususlarının incelenmesinin gerektiği belirtilerek, keşif ve bilirkişi incelemesi yapılmasına karar verilmiş, inşaat mühendisi, orman mühendisi, jeoloji mühendisi, maden mühendisi, çevre mühendisi, ziraat mühendisi ve biyologdan oluşan bilirkişi heyeti ile yapılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucunda hazırlanan 04/08/2023 havale tarihli bilirkişi raporunda özetle; "Ordu ili, Fatsa ilçesi, ... Mahallesi'nde ... Madencilik San. Tic. A.Ş. tarafından yürütülen Altın Madeni Projesinin bulunduğu alanda jeolojik olarak en yaşlı birim olarak bazaltlarla başlayan ve andezitik-dasidik seriler ile devam eden Bazalt lavları, bazalt aglomeraları ve mafik dayklardan oluşan Mesudiye Formasyonu ve proje alanının en genç birimlerini olarak riyodasit domunun yüzeyleme verdiği, Altıntepe'de iki farklı türde cevherleşmenin bulunduğu, birincisi; kuvars, kuvars-pirit ve pirit damarları ve damarcık ağları ile ilişkili saçınımlı altın cevherleşmesi içeren yüksek sülfitli epitermal tip cevherleşme olduğu, ikinci tür olarak ise breşli bir zon içinde çok sayıda dik eğimli, altın içeren kuvars damarının içindeki saçınımlı altın cevherleşmesinden oluşan orta derecede cevherleşme olduğu, Potansiyel AKD oluşumunu belirleyebilmek için stok sahası temel kayacı, cevherin yerleştiği yan kayaç ve cevherli numuneler üzerinde maden işletme ve depolama alanlarında olası sızıntı karakteristikleri ile ilgili değerlendirmeler yapmak amacıyla temas sızıntı testleri, malzemelerin oksijen ve suya maruz kaldığı durumlarda AMD/AKD oluşturacak mineral aşınma potansiyellerini belirleyebilmek amacıyla kullanılan kompozisyonel analizlerden ve hesaplamalardan oluşan bir değerlendirme ile Asit Baz Muhasebe testlerinin yapılması gerektiği, dava konusu alanda AMD/AKD oluşumuna yönelik olarak gerçekleştirilen jeokimyasal karakterizasyon kapsamında yapılan analizler ve analizlerden elde edilen sonuçlara bağlı olarak; AMD oluşturma potansiyeline sahip malzemelerin depolanacağı alanlarda AMD oluşumunu önlemeye ve azaltmaya yönelik yapılacak uygulamalar kapsamında Nihai ÇED raporunun bilimsel teknik açıdan yeterli olduğu, dava dosyasında yer alan maden sahası ve çevresine yönelik hazırlanan makaleler, davalı müdahil şirket ve davacılar tarafından farklı kişilere hazırlatılan heyet raporları ve savcılık tarafından yaptırılan bilirkişi raporu incelendiğinde, dava konusu işletme izin sahasının 23 hektar olduğu dikkate alındığında; her ne kadar analizler akredite laboratuvarda yapılmış olsa bile, söz konusu raporlarda kirlilik tespitine yönelik örnekleme şeklinin ve derlenen örnek sayının, dava konusu maden sahasından kaynaklı çevresel kirliliğin tespitine yönelik değerlendirme yapılabilmesi için uygun ve yeterli olmadığı, davaya konu Nihai ÇED Raporu'nda firmanın sahada rezerv geliştirme çalışmaları devam etmekte olup, yeni rezervlerin tespit edilmesi durumunda, projenin kapasite artışı söz konusu olabileceği ifade edildiği, ÇED raporu kapsamında izin alınan Maden İşletme İzni sınırları içerisinde, ÇED raporunda taahhüt edilen üretim miktarlarının aşılmasının üretimin hesaplanan değerlerden daha fazla olduğu anlamını taşıdığı, işletme izni ya da ÇED kapsamındaki koordinat sınırları aşmamak kaydıyla yıllık ve toplam üretim miktarlarının aşılmasının ÇED açısından veya proje açısından sorun teşkil etmeyeceği, nitekim taahhüt edilen üretim miktarlarının belirli sondajlar yardımıyla oluşturulan cevher modeli ve üretim planına göre ortaya konulmakla birlikte, sahada ve gerçek üretimde hiçbir zaman birebir aynı değerlere ulaşılmayacağı, bu değerlerin taahhüt edilen miktarların altında kalması ya da üzerine çıkmasının söz konusu olabileceği, oluşturulan yığınların yığma açıları ve duraylılıklarının sonradan duraysız olup farklı alanlara yayılma ihtimali açısından önemli olduğu, bu açıdan bakıldığında, taahhüt edilen modellerde herhangi bir yenilme oluşmayacağının görüldüğü, keşif gününde de herhangi bir yenilme gözlenmediği, Devlet ormanı içinden ÇED Raporunda belirtilmiş ağaç sayısının çok üzerinde ağaç kesimi yapılmış olmakla birlikte bu durumun çevre üzerinde katlanılamayacak olumsuzluğa sebep olmadığı, proje sahasının, üretim faaliyeti tamamlanmış kısımlarının rehabilite edilerek ağaçlandırmaya uygun hale getirilmiş olduğu, faaliyet sahasında, doğal çevrenin bozulmasına sebep olacak şekilde, heyelan, erozyon vb. olumsuzlukların meydana gelmemesi için, yüzey düzeltilmesi, su drenajı, bitkilendirme gibi önlemlerin alınmış olduğu, uygulamanın, orman varlığı ve bütünlüğü bakımından katlanılamaz etkilere sebep olmasının beklenmediği, proje alanı içerisinde bulunan tarım arazilerinin toplam alanının 72,9 ha olduğu, proje alanı içerisinde 72,9 ha tarım arazisi bulunmakta olup, proje işletme aşamasında olduğundan; faaliyete başlamadan önce 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu kapsamında gerekli tüm izinlerin alındığı, işletme aşamasında bulunan projenin, Nihai ÇED raporunun incelenmesinde; tozumanın önlenmesi amaçlı kırıcı tesislerinde spreyli su püskürtme sistemleri ve toz. filtreleri kullanıldığı, bu önlemlerin hayata geçirilmesi ile birlikte faaliyet alanı çevresinde floristik kayıplar yaşanmasının da önüne geçildiği, anılan tozlanma önlemlerinin uygulanması ile birlikte arıcılık başta olmak üzere tarımsal faaliyetlerin sürdürülebilirliği yönünden çevresel açıdan olumsuz etkilerinin kabul edilebilir sınırlarda olacağı, Ordu İl Gıda, Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğü'nün 05.10.2012 tarih ve 7146 sayılı görüşünde 4086 sayılı Zeytincilik Kanunu kapsamında bulunan arazi bulunmadığı, kurum tarafından yapılmış ve yapılması düşünülen tarımsal bir proje olmadığı ve 4342 sayılı Mera Kanunu kapsamında bulunan arazi bulunmadığı, proje alanının bir kısmının tarım alanı üzerinde bulunması nedeniyle 5403 sayılı “Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu”nun 13. maddesi kapsamında Ordu İl Gıda, Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğüne müracaatta bulunularak Toprak Koruma Projesi hazırlanacağı ve Tarım Dışı Amaçlı Arazi Kullanım İzni alınacağı ve Tarım Dışı Amaçlı Arazi Kullanım İzni alınmadan üretim faaliyetlerine başlanmayacağının taahhüt edildiği, bölgenin yer altı ve yerüstü sularının maden işletmeye başlamadan önce de içme suyu olarak kullanmaya uygun olmadığı, hatta kullanma suyu olarak bile kullanımının tehlike yaratabileceği, bölgede ağır metal içeren su yoğunluğunun fazla olduğunun görüldüğü, bununla birlikte maden işletilmeye başlandıktan sonra her ay alınan su numunelerinin analiz sonuçları gözden geçirildiğinde anlamlı sonuçların elde edilemediği, bölgede maden kaynaklı dikkate değer bir ağır metal zehirliliği artışının göze çarpmadığı, bölgede yağış rejimi, toprak yapısı vb. sebeplerle değerlerin asimetrik şekilde değiştiğinin görüldüğü, bölgenin çevresinin ciddi bir orman yapılanmasıyla dolu olduğu, birçok yeraltı ve yerüstü suyunun bulunduğu, altın madeninin içinde bulunduğu havzanın tüm çevresinin ve yapılan işlemin belli bir kontrol mekanizması içerisinde olduğu, yapılan incelemeler sonucunda biyolojik yönden dosyada insan sağlığının dikkate değer şekilde etkilendiği yönünde bir kanaat oluşturacak nitelikte belgeye rastlanmadığı, fauna ve flora yönünden ÇED raporuna aykırı olarak bir işlem tesis edilmediği, ... Madencilik San. ve Tic. A.Ş. tarafından Ordu İli, Fatsa İlçesi, Bahçeler köyü mevkii sınırları içerisinde ... ve ... işletme ruhsat nolu alanlarda açık ocak yöntemi kullanılarak altın cevheri üretiminin yapıldığı, söz konusu maden ocağı ve benzer özellikteki maden alanların doğası gereği alternatif yer seçimi şansı bulunmadığından, çoğu zaman; tarım, orman ve canlı yaşam alanlarını, tarihi ve doğal sit alanlarını bozma, az-çok zarar verme durumu ile karşı karşıya kalındığı, gerek dava dosyası içerisinde yer alan bilgi ve belgeler gerekse yerinde yapılan keşif ve bilirkişi incelemesinde Bahçeler köyünün ve çevredeki diğer köylerin tümüyle kırsal karakterli olduğu ve yöre halkının tarım ve hayvancılıkla uğraştığı, söz konusu maden ocağının açıldığı alanın tarım açısından hassas bir bölge olmaması ve çevreye verebileceği olası etkilerin detaylı olarak araştırıldığı hazırlanan ÇED raporunda açıkça belirtildiği, dava konusu maden ocağının kurulacağı bölgenin nitelikli tarım arazisi vasfında olmayıp çalışma sırasında ve sonrasında çevreye yönelik önemli kirlilik yükü vermeden oluşacak atıkların planlı ve programlı bir şekilde bölgeden uzaklaştırılmasının sağlanacağının anlaşıldığı, dava konusu maden ocağının işletileceği alanın geniş ve tepe formlu oluşundan ve konum itibariyle yüksek mevkide bulunmasından ötürü; işletme sırasında dikkatsizlikle tesis zeminine dökülen veya sızan atık su ve tehlikeli atık mahiyetindeki sularla yeraltı sularının kirletilmemesine özen gösterilmesi gerektiği, faaliyet esnasında toprak ve yüzey sularının kirlenmemesi için iş makineleri ve nakliye araçlarının bakım onarım ve yağ değişimi işlemlerinin kesinlikle tesis dışında bir serviste yapılması gerektiği, dava konusu ocağın açılıp işletildikten sonra yörede yaşayan vatandaşlar ve doğal denge için rehabilite edilip yenilenerek tekrar eski durumuna getirilmesi gerektiği, faaliyet kapsamında çevredeki kamu ve özel arazilere, yöre halkına, tarım alanlarına, yer altı ve yerüstü sularına kirlilik yönünden hiçbir şekilde zarar vermemesi durumunda, bu noktada yukarıda belirtildiği üzere söz konusu tesisin çevre bilimi, yer seçim kriterleri, tesisin ve arazinin niteliği gibi hususlar açısından işletilmesinin uygun olabileceği, bu sebeplerle dava konusu maden ocağının mevzuat hükümlerine göre ruhsat aldığı, faaliyet süreci içinde çevrede oluşturabileceği olumsuz etkilerin ve bundan sonraki dönemler için de belli periyotlarda ölçüm yapılarak gerekli denetim ve tedbirlerin alınmasının uygun olacağı ve işletme sırasında bütün denetimlerin sıkı şekilde kontrol edilmesi kaydıyla dava konusu tesisin işletilmesinden dolayı çevre ve insan sağlığı açısından herhangi bir sakınca doğurmayacağı, keşif sırasında yağışlı dönemlerde atık suların ırmağa akıtıldığı iddialarına yönelik bir olgu ile karşılaşılmadığı, yağmur sularının pompa ile toplanıp geri besleme ile tekrar kullanımının sağlandığının görüldüğü, projede işletme bitiminde açık ocakta geri doldurma yapılacağından açık ocak gölü oluşumunun söz konusu olmayacağı, proje alanı civarında madencilik faaliyetlerinden etkilenebilecek yakınlıkta baraj ve gölet bulunmadığı, proje alanına en yakın göl proje alanının kuş uçuşu 6,75 km güneydoğusunda yer alan ... Gölü olduğu, gölde madencilik faaliyetlerinden kaynaklı çevresel bir etki beklenmediği, keşif günü yapılan incelemelerde ÇED raporunda izleme programı dahilinde kuşaklama kanallarının - Kovukkoz Deresine ve drenaj kanallarının da EOK mansabında depolaya yönlendirilmesi dahil birçok taahhüttün yerine getirildiğinin gözlemlendiği, maden sahalarından pH'sı çok düşük fakat ağır metal içeriği oldukça yüksek drenaj suları oluştuğunun ve bu suların yüzeysel sulara ulaşması durumunda yüzeysel suların pH ve alkalinitesinin düştüğü ve ağır metal konsantrasyonlarının arttığının bilindiği, ancak bu durumun sadece madencilik faaliyetlerine dayalı oluşmadığı, özellikle yüzeysel sularda ağır metallerin kaynaklarının atmosferik taşınım, akarsularla olan karasal girdiler, yüzeysel akışa geçen yağmur ve kar suları ile taşınım, hidrotermal ve volkanik aktiviteler, kayaç-su etkileşimine bağlı olarak gerçekleşen doğal ve jeokimyasal olaylar ve insan aktiviteleri sonucunda meydana gelen antropojenik girdiler olabildiği, kuşkusuz dava konusu bu tür madencilik faaliyetleri kapsamında kimyasal madde kullanımı ve kazı ve kazı fazlası depolama işlemleri sırasında özellikle yağış sularının metal liçi oluşturması ve bu nedenle yüzey ve yeraltı sularında ağır metal konsantrasyonlarında mevsimsel ve döngüsel etkiler meydana gelebildiğinin bilindiği, ancak bu durumun süre ve miktar açısından kalite standartlarının üzerinde olmaması gerektiği, dava dosyasında yer alan kamu ve özel kurum ve kuruluşların, gönüllü ve/veya görevlendirilmiş kişi ve kişilerin akredite olan veya olmayan laboratuvarlarda örnek alma, saklama, taşıma ve örneği analize hazırlama standartlarına uygunluğu tespit edilemeyen analiz sonuçlarına bakıldığında altın madeni gibi ağır metal varlığı içeren bölgedeki toprak-kayaç yapısının ve bu topografyada yer alan 3. ve 4. sınıf kalitedeki yer altı ve yerüstü sularının demir, bakır, kurşun, kadmiyum, çinko, kobalt, alüminyum, antimon vb. ağır metal yönünden standartların üzerinde konsantrasyonlara sahip olmasının ve bu konsantrasyonların standart sapmalarının oldukça fazla olmasının (örnek olarak Alüminyum < 100 -300, Antimon < 0,5-8, Bakır < 10-106, Çinko < 1-329, Demir < 100-1592 yg/L) dava konusu faaliyet öncesi ve işletme aşamasındaki değerlendirmeler dikkate alındığında dava konusu faaliyetlerden kaynaklı olmasından çok alanın jeolojik-hidrojeolojik özelliklerine dayalı doğal yapısından kaynaklı olduğu, ayrıca numune alma yerleri ve miktarları dikkate alındığında su kaynaklarındaki hidrolojik çevrim-döngü kuralları dikkate alındığında dava konusu alanı temsilden uzak ve topografya gereği proje faaliyetlerinden direkt etkilenmeyecek noktalardan alınan örneklerin su kalitesinin proje faaliyetlerinden kaynaklı olumsuz genel durumunu temsil etmede yeterli ve uygun olmadığının değerlendirildiği, sonuç olarak dava konusu işlemin teknik olarak yeterli ve uygun olduğu" yönünde görüşlere yer verildiği, rapora yapılan itiraz üzerine, Mahkemenin 21/09/2023 tarihli ara kararı ile bilirkişi raporunun jeoloji mühendisliği bakımından değerlendirilmesi kısmında, nihai ÇED raporunun uygunluğunun değerlendirildiği, maden sahasında çevresel kirliliğin eldeki veriler kapsamında değerlendirme yapılmasına uygun olmadığı belirtilmekle beraber, çevresel kirlilik yönünden hangi taahhütlerin bulunduğu, proje sahasında bu taahhütlere uyulup uyulmadığı yönünde bir saptamaya yer verilmediği, maden mühendisliği bakımından değerlendirilmesi kısmında, yığın ortamının ve yığından oluşan sıvı sızmalarının doğaya salındığı, membranlardan toplanan suyun beton kanallarla ırmağa bağlandığı belirtilmekte ise de, söz konusu sızmaların ve ırmağa bağlanan suyun ağır metaller içerip içermediği, bu hususa yönelik bir tespit yapılıp yapılmadığı, anılan konuyla ilgili taahhütlerin, özellikle atık maddelerin doğaya salımıyla ilgili taahhütlerin neler olduğu, yatırımcı şirketin bu taahhüdüne proje sahasında ne gibi önlemler almak suretiyle yerine getirdiği hususlarında yeterli tespitin bulunmadığı, biyolojik bakımından değerlendirilmesi kısmında ise, Savcılık dosyasında yaptırılan inceleme sonucunda düzenlenen bilirkişi raporunda yer alan tespitlerde dikkate alınmak suretiyle maden sahasında, yer altı ve yer üstü sularının madencilik faaliyetinden kaynaklı kirliliğin oluşup oluşmadığı, ağır metal içerip içermediği hususlarında çelişkinin giderilmesi amacıyla belirtilen hususlar ile maden faaliyeti sonucunda çıkan atıkların ne suretle depolanacağı ya da bu atıkların çevreye uyumlu olacak şekilde bertaraf edecek taahhütlerin neler olduğunun, bu atıkların depolanması amacıyla dava konusu maden sahasında atık havuzların bulunup bulunmadığının da açıklığa kavuşturulması gerektiğinden bilirkişi heyetinden ek rapor düzenlenmesinin istenilmesi üzerine düzenlenerek dosyaya sunulan 07/11/2023 havale tarihli bilirkişi ek raporunda özetle; "Dava konusu maden ocağının mevzuat hükümlerine göre ruhsat aldığı, faaliyet süreci içinde çevrede oluşturabileceği olumsuz etkilerin ve bundan sonraki dönemler için de belli periyotlarda ölçüm yapılarak gerekli denetim ve tedbirlerin alınmasının uygun olacağı ve işletme sırasında bütün denetimlerin sıkı şekilde kontrol edilmesi kaydıyla dava konusu tesisin işletilmesinden dolayı çevre ve insan sağlığı açısından herhangi bir sakınca doğurmayacağı, keşif sırasında yağışlı dönemlerde atık suların ırmağa akıtıldığı iddialarına yönelik bir olgu ile karşılaşılmadığı, yağmur sularının pompa ile toplanıp geri besleme ile tekrar kullanımının sağlandığının görüldüğü, projede işletme bitiminde açık ocakta geri doldurma yapılacağından açık ocak gölü oluşumunun söz konusu olmayacağı, proje alanı civarında madencilik faaliyetlerinden etkilenebilecek yakınlıkta baraj ve gölet bulunmadığı, proje alanına en yakın göl proje alanının kuş uçuşu 6,75 km güneydoğusunda yer alan Gaga Gölü olduğu, gölde madencilik faaliyetlerinden kaynaklı çevresel bir etki beklenmediği, keşif günü yapılan incelemelerde ÇED raporunda izleme programı dahilinde kuşaklama kanallarının Kovukkoz Deresine ve drenaj kanallarının da EOK mansabında depolamaya yönlendirilmesi dahil birçok taahhüttün yerine getirildiğinin gözlemlendiği, maden sahalarından pH’sı çok düşük fakat ağır metal içeriği oldukça yüksek drenaj suları oluştuğunun ve bu suların yüzeysel sulara ulaşması durumunda yüzeysel suların pH ve alkalinitesinin düştüğü ve ağır metal konsantrasyonlarının arttığının bilindiği, ancak bu durumun sadece madencilik faaliyetlerine dayalı oluşmadığı, özellikle yüzeysel sularda ağır metallerin kaynaklarının atmosferik taşınım, akarsularla olan karasal girdiler, yüzeysel akışa geçen yağmur ve kar suları ile taşınım, hidrotermal ve volkanik aktiviteler, kayaç-su etkileşimine bağlı olarak gerçekleşen doğal ve jeokimyasal olaylar ve insan aktiviteleri sonucunda meydana gelen antropojenik girdiler olabildiği, kuşkusuz dava konusu bu tür madencilik faaliyetleri kapsamında kimyasal madde kullanımı ve kazı ve kazı fazlası depolama işlemleri sırasında özellikle yağış sularının metal liçi oluşturması ve bu nedenle yüzey ve yeraltı sularında ağır metal konsantrasyonlarında mevsimsel ve döngüsel etkiler meydana gelebildiğinin bilindiği, ancak bu durumun süre ve miktar açısından kalite standartlarının üzerinde olmaması gerektiği, madencilik üretimleri sonucu ortaya çıkan atıkların depolanması için atık havuzları kurulduğunun daha önceki kök raporda ifade edildiği, atık havuzları ile yığın liçi yöntemi için planlanan yığınların karıştırmaması gerektiği, proje kapsamında yığın liçi uygulaması yapılan alanda doğaya bırakmadan önce her türlü önlemin alındığının anlaşıldığı, yığın liçi uygulanan alanın doğaya kazandırılması ile atık havuzlarının kazandırılmasının farklılık gösterdiği, atık havuzları tamamen dolduğunda susuzlandırma işleminin uygulandığı, bu atık suların işlemden geçmeden doğaya salınması veya havuzun patlaması ya da jeomembranlarda kaçak olması durumunda doğaya zarar vereceğinin bilindiği, fakat yığın liçi tarafında benzer durumdan söz edilmediği, madenlerin çıkarılmadan doğada yer altı suyuna maruz kalması ile, çıkarıldıktan sonra içinden altın-gümüş alındıktan sonra yer altı suyuna maruz kalmasının benzer etkilere sebep olacağı, atık havuzu patlamadığı sürece (davaya konu alanda herhangi bir durumla karşılaşılmamıştır) dava konusu alanda mevcut uygulamaların çevre ile uyumlu bir şekilde uygulandığı/uygulanacağı, dava dosyasında yer alan kamu ve özel kurum ve kuruluşların, gönüllü ve/veya görevlendirilmiş kişi ve kişilerin akredite olan veya olmayan laboratuvarlarda örnek alma, saklama, taşıma ve örneği analize hazırlama standartlarına uygunluğu tespit edilemeyen analiz sonuçlarına bakıldığında altın madeni gibi ağır metal varlığı içeren bölgedeki toprak-kayaç yapısının ve bu topografyada yer alan 3. ve 4. sınıf kalitedeki yer altı ve yerüstü sularının demir, bakır, kurşun, kadmiyum, çinko, kobalt, alüminyum, antimon vb. ağır metal yönünden standartların üzerinde konsantrasyonlara sahip olmasının ve bu konsantrasyonların standart sapmalarının oldukça fazla olmasının (örnek olarak Alüminyum ≤ 100 -300, Antimon ≤ 0,5-8, Bakır ≤ 10-106, Çinko ≤ 1-329, Demir ≤ 100-1592) dava konusu faaliyet öncesi ve işletme aşamasındaki değerlendirmeler dikkate alındığında dava konusu faaliyetlerden kaynaklı olmasından çok alanın jeolojik-hidrojeolojik özelliklerine dayalı doğal yapısından kaynaklı olduğu, ayrıca numune alma yerleri ve miktarları dikkate alındığında su kaynaklarındaki hidrolojik çevrim-döngü kuralları dikkate alındığında dava konusu alanı temsilden uzak ve topografya gereği proje faaliyetlerinden direkt etkilenmeyecek noktalardan alınan örneklerin su kalitesinin proje faaliyetlerinden kaynaklı olumsuz genel durumunu temsil etmede yeterli ve uygun olmadığı, yığın liçi uygulamasının tamamen kapalı devre bir sistem kapsamında işlediği, yığın liçi uygulanan alanda olabilecek kaçaklara, siyanür çözeltisine maruz kaldığı süreçte herhangi bir şekilde izin verilemeyeceği (hem çevresel hem ekonomik açıdan), yığın liçi uygulamasının tamamen sonlanması sonrasında pH dengesi ve çevreye uyumlu hale getirilmesi sonucu herhangi bir problem olmayacağı, bölgede madencilik faaliyeti kaynaklı dikkate değer bir ağır metal ve zehir artışı göze çarpmadığı, bölgede yağış rejimi, toprak yapısı vb. sebeplerle değerlerin zaman zaman değiştiği fakat bunun anlamlı ve sürekli bir hal almadığı yapılan yoğun incelemede görüldüğü, bölgeden alınan su numunelerinin analiz sonuçlarının ilgili mevzuat gereği akredite bir laboratuvar tarafından analiz edildiği ve sonuçlarının Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü ile de üçer aylık periyotlar halinde paylaşıldığı, bunların değerlendirmesinin yapılarak, sonuçlarda anlamlı bir yükseliş ya da değişiklik görülmesi durumunda il müdürlüğü tarafından işlem başlatılacağı, hatta madende üretimi durdurmaya kadar gidebilecek bir takım cezai müeyyidelerin uygulanabileceği, bu faaliyet esnasında su numunelerinin incelenmesi için ilgili mevzuat gereğince sadece akredite laboratuvarların sonuçlarının resmi nitelikte kabul edildiği, bu çerçevede maden işletilmeye başlandıktan sonra her ay alınan su numunelerinin analiz sonuçları gözden geçirildiğinde anlamlı sonuçlar elde edilemediği, bölgede madencilik faaliyeti kaynaklı dikkate değer bir ağır metal konsantrasyon artışının göze çarpmadığının değerlendirildiği" şeklinde görüş ve tespitlere yer verildiği belirtilerek, bilirkişi raporu ve ek rapor Mahkeme Kararına esas alınabilecek nitelik ve yeterlikte görülerek; dava dosyası ve alınan bilirkişi raporlarının bir bütün olarak değerlendirilmesinden; işletme izni ya da ÇED kapsamındaki koordinat sınırları aşmamak kaydıyla yıllık ve toplam üretim miktarlarının aşılmasının ÇED açısından veya proje açısından sorun teşkil etmediği, nitekim taahhüt edilen üretim miktarlarının belirli sondajlar yardımıyla oluşturulan cevher modeli ve üretim planına göre ortaya konulmakla birlikte, sahada ve gerçek üretimde hiçbir zaman birebir aynı değerlere ulaşılmayacağı, bu değerlerin taahhüt edilen miktarların altında kalması ya da üzerine çıkmasının söz konusu olabileceği, oluşturulan yığınların yığma açıları ve duraylılıklarının sonradan duraysız olup farklı alanlara yayılma ihtimali açısından önemli olduğu, bu açıdan bakıldığında, taahhüt edilen modellerde herhangi bir yenilme oluşmayacağı, keşif gününde de herhangi bir yenilme gözlenmediği, Devlet ormanı içinden ÇED Raporunda belirtilmiş ağaç sayısının çok üzerinde ağaç kesimi yapılmış olmakla birlikte bu durumun çevre üzerinde katlanılamayacak olumsuzluğa sebep olmadığı, proje sahasının, üretim faaliyeti tamamlanmış kısımlarının rehabilite edilerek ağaçlandırmaya uygun hale getirilmiş olduğu, faaliyet sahasında, doğal çevrenin bozulmasına sebep olacak şekilde, heyelan, erozyon vb. olumsuzlukların meydana gelmemesi için yüzey düzeltilmesi, su drenajı, bitkilendirme gibi önlemlerin alınmış olduğu, uygulamanın, orman varlığı ve bütünlüğü bakımından katlanılamaz etkilere sebep olmasının beklenmediği, faaliyete başlamadan önce 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu kapsamında gerekli tüm izinlerin alındığı, tozumanın önlenmesi amaçlı kırıcı tesislerinde spreyli su püskürtme sistemleri ve toz. filtreleri kullanıldığı, bu önlemlerin hayata geçirilmesi ile birlikte faaliyet alanı çevresinde floristik kayıplar yaşanmasının da önüne geçildiği, anılan tozlanma önlemlerinin uygulanması ile birlikte arıcılık başta olmak üzere tarımsal faaliyetlerin sürdürülebilirliği yönünden çevresel açıdan olumsuz etkilerinin kabul edilebilir sınırlarda olduğu, bölgenin yer altı ve yerüstü sularının maden işletmeye başlamadan önce de içme suyu olarak kullanmaya uygun olmadığı, kullanma suyu olarak bile kullanımının tehlike yaratabileceği, bölgede maden kaynaklı dikkate değer bir ağır metal zehirliliği artışının göze çarpmadığı, biyolojik yönden dosyada insan sağlığının dikkate değer şekilde etkilendiği yönünde bir kanaat oluşturacak nitelikte belgeye rastlanmadığı, fauna ve flora yönünden ÇED raporuna aykırı olarak bir işlem tesis edilmediği, söz konusu maden ocağının açıldığı alanın tarım açısından hassas bir bölge olmaması ve çevreye verebileceği olası etkilerin detaylı olarak araştırıldığı hazırlanan ÇED raporunda açıkça belirtildiği, dava konusu maden ocağının kurulacağı bölgenin nitelikli tarım arazisi vasfında olmadığı, çalışma sırasında ve sonrasında çevreye yönelik önemli kirlilik yükü vermeden oluşacak atıkların planlı ve programlı bir şekilde bölgeden uzaklaştırılmasının sağlanacağının anlaşıldığı, söz konusu tesisin çevre bilimi, yer seçim kriterleri, tesisin ve arazinin niteliği gibi hususlar açısından işletilmesinin uygun olabileceği, işletme sırasında bütün denetimlerin sıkı şekilde kontrol edilmesi kaydıyla dava konusu tesisin işletilmesinden dolayı çevre ve insan sağlığı açısından herhangi bir sakınca doğurmayacağı, keşif sırasında yağışlı dönemlerde atık suların ırmağa akıtıldığı iddialarına yönelik bir olgu ile karşılaşılmadığı, yağmur sularının pompa ile toplanıp geri besleme ile tekrar kullanımının sağlandığının görüldüğü, projede işletme bitiminde açık ocakta geri doldurma yapılacağından açık ocak gölü oluşumunun söz konusu olmayacağı, proje alanı civarında madencilik faaliyetlerinden etkilenebilecek yakınlıkta baraj ve gölet bulunmadığı, en yakın gölde madencilik faaliyetlerinden kaynaklı çevresel bir etki beklenmediği, ÇED raporunda izleme programı dahilinde kuşaklama kanallarının Kovukkoz Deresine ve drenaj kanallarının da EOK mansabında depolamaya yönlendirilmesi dahil birçok taahhüttün yerine getirildiği, altın madeni gibi ağır metal varlığı içeren bölgedeki toprak-kayaç yapısının ve bu topografyada yer alan 3. ve 4. sınıf kalitedeki yer altı ve yerüstü sularının demir, bakır, kurşun, kadmiyum, çinko, kobalt, alüminyum, antimon vb. ağır metal yönünden standartların üzerinde konsantrasyonlara sahip olmasının ve bu konsantrasyonların standart sapmalarının oldukça fazla olmasının dava konusu faaliyet öncesi ve işletme aşamasındaki değerlendirmeler dikkate alındığında, dava konusu faaliyetlerden kaynaklı olmasından çok alanın jeolojik-hidrojeolojik özelliklerine dayalı doğal yapısından kaynaklı olduğu, yağmur sularının pompa ile toplanıp geri besleme ile tekrar kullanımının sağlandığı, madencilik üretimleri sonucu ortaya çıkan atıkların depolanması için atık havuzları kurulduğu, proje kapsamında yığın liçi uygulaması yapılan alanda doğaya bırakmadan önce her türlü önlemin alındığı proje sahasında tespit edildiğinden, yatırımcı şirketin ÇED nihai raporunda ve eklerinde yer verilen taahhütleri ihlal etmediği anlaşıldığından, dava konusu Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Çevresel Etki Değerlendirmesi, İzin ve Denetim Genel Müdürlüğünün ... tarihli, ... sayılı işleminde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Belirtilen gerekçelerle davanın reddine karar verilmiştir. TEMYİZ EDENLERİN İDDİALARI: Bilirkişi heyetine karşı yaptıkları itirazların Mahkemece değerlendirilmediği, faaliyet başlamadan önce açılan iptal davasında, bilirkişi heyetinde bulunan bilirkişilerin, yeniden heyete seçildiği, bu anlamda dosyaya tarafsız ve bağımsız bakmalarının mümkün olmadığı, uyuşmazlık konularında uzmanlığı bulunmayan bilirkişilerin seçildiği, Mahkemenin konusunda uzman, tarafsız bir heyet oluşturmaya çalışmadığı, bilirkişi raporunun somut veri ve delillere dayanmadığı, kanaatlerin hangi verilere dayandığının açıklanmadığı, Fatsa'daki ağır metal kirliliğine ilişkin bağımsız kuruluşlarca yapılan inceleme sonucu düzenlenen raporda; maden çevresinde kullanılan siyanür miktarı ve açığa çıkardığı ağır metallerin suya ve sedimente karıştığı oranlar ve bunun toksik düzeydeki etkisinin ispatlandığı, yer altı ve yer üstünde birden fazla noktada yapılan incelemede doğada olması gerekenden kat kat fazla aliminyum, kadmiyum, bakır, kurşun ve demir, arsenik karıştığının saptandığı, bunun insan sağlığı için çok tehlikeli olduğu, ÇED Raporunda açıkça belirtilmesine rağmen, duraylık ve stabilize hesap hataları gerekçe gösterilerek ek PTD'ler ile liç sahasının büyütüldüğü, ÇED dosyasında 10 ha alan için hesaplanan yüklü liç toplama havuzu, siyanür havuzu, yağmur suyu kanalı, taşkın havuzu gibi tüm hesaplamaların 10 ha alan için yapıldığı oysa fiili olarak 25 ha alanın işletildiği, ihlal edildiğini belirttikleri taahhütlere ilişkin tespitlerin kendilerince yapılmadığı Altın Madeni, Açık Ocak İşletmesi ve Yığın Liçi Tesisi Kapasite Artışı, Sülfürlü Cevher Zenginleştirme Tesisi ve ADT projesi için hazırlanan raporda kabul edildiği, müdahil şirketin faaliyetlerinin çevreye verdiği zarar nedeniyle derdest olan Fatsa Cumhuriyet Başsavcılığının ... Soruşturma Numaralı dosyasında yaptırılan bilirkişi incelemesinde de madenin çevreye zarar verdiği kanaatine ulaşıldığı, işbu dosyada bilirkişilerce bu verilerin ve sahanın mevcut durumunun değerlendirilmediği, bilirkişilerce yapılan incelemenin Nihai ÇED Raporunun incelenmesinden öteye gidemediği, teknik değerlendirme yapılmadığı, alandan örnekleme yapılmadığı, mevcut bilirkişi raporunun hükme esas alınabilecek nitelikte olmadığı ileri sürülmektedir. KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından; temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmuştur. Müdahil tarafından cevap verilmemiştir. TETKİK HÂKİMİ : ... DÜŞÜNCESİ : Mahkeme kararına dayanak alınan bilirkişi raporlarında, incelemenin, ÇED Raporunun bilimsel ve teknik açıdan yeterliliği üzerinden yapıldığı, davacıların iddialarını karşılayacak şekilde, ihlal edildiği belirtilen taahhütlerin etkili bir denetiminin yapılamadığı görüldüğünden, bu raporlar dikkate alınarak verilen Mahkeme kararının bozulması, denetimin; idarenin teknik görevlileri tarafından, teknik incelemeler yapılmak suretiyle tesis edilmesi gerekirken, işlemde belirtilen gerekçelerle başvurunun reddi yolunda tesis edilen dava konusu işlemde hukuka uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 20/A-2-(i) maddesi uyarınca dava konusu işlemin iptaline karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Dördüncü Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: İNCELEME VE GEREKÇE : MADDİ OLAY: Ordu İli, Fatsa İlçesi, Bahçeler Mahallesi'nde ... Madencilik San. Tic. AŞ. tarafından yürütülen Altın Madeni Projesi ile ilgili olarak, faaliyetin çevreye ve insan sağlığına karşı bir tehdit oluşturduğu, ÇED raporunda belirtilen taahhütlere aykırı davranıldığı, yer altı ve yer üstü kaynaklarında ağır metal konsantrasyonunun arttığı, yer altı ve yer üstü sularına siyanür karıştığı, bu durumun halk sağlığını ve çevreyi büyük ölçüde tehdit ettiği, bölgede yoğun bir şekilde gerçekleştirilen fındık tarımını geri dönülemez şekilde etkilediği, Çevre İzin ve Lisans Yönetmeliğinin 14. maddesine göre bu eylemin işletmenin çevre izni veya çevre izin ve lisans koşullarına aykırılık teşkil ettiği belirtilerek, ... tarih ve ... sayılı "Çevresel Etki Değerlendirilmesi Olumlu" belgesinin ve 10/09/2019 tarihinde başvurulan tüm geçici faaliyet belgeleri ile çevre ve izin lisans belgelerinin iptali istemiyle ... , ... , ... , ... , ... , ... , ... , ... ve Fatsa Doğa ve Çevre Derneği vekili tarafından 11/03/2021 tarihinde Ordu Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğüne başvurulduğu, bunun üzerine, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Çevresel Etki Değerlendirmesi, İzin ve Denetim Genel Müdürlüğünün ... tarihli, ... sayılı işlemi ile belirtilen faaliyete yönelik olarak süreç özetlenerek, Bakanlık tarafından yürütülen iş ve işlemlerde herhangi bir hukuka aykırılık bulunmadığı, bununla birlikte yatırımcı şirket tarafından işletilen maden projesi için verilen ÇED Olumlu Kararına esas Nihai Çed Raporunda belirtilen taahhütlere uygun olarak faaliyet göstermesi gerektiği, ÇED Olumlu Kararı alındıktan sonra taahhüt edilen hususların yerine getirilip getirilmediğinin denetim yetki ve sorumluluğunun Bakanlık ÇED İzleme ve Çevre Denetim Dairesi ve İl Müdürlüklerinde olduğunun ve yatırımcı şirket tarafından yapılması planlanan Altıntepe Altın Madeni Açık Ocak İşletmesi ve Yığın Liçi Tesisi Kapasite Artışı, Sülfürlü Cevher Zenginleştirme Tesisi ve Adt projesi ile ilgili olarak 04/04/2019 tarihinde yapılan başvuruya yönelik ÇED sürecinin durdurulduğu, mevcut ÇED sürecinin de devam ettiği belirtilmiştir. Bunun üzerine, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Çevresel Etki Değerlendirmesi, İzin ve Denetim Genel Müdürlüğünün ... tarihli, ... sayılı işleminin iptali istemiyle bakılan dava açılmıştır. İLGİLİ MEVZUAT : 2872 sayılı Çevre Kanununun 2. maddesinde; "Çevresel Etki Değerlendirmesi: Gerçekleştirilmesi plânlanan projelerin çevreye olabilecek olumlu ve olumsuz etkilerinin belirlenmesinde, olumsuz yöndeki etkilerin önlenmesi ya da çevreye zarar vermeyecek ölçüde en aza indirilmesi için alınacak önlemlerin, seçilen yer ile teknoloji alternatiflerinin belirlenerek değerlendirilmesinde ve projelerin uygulanmasının izlenmesi ve kontrolünde sürdürülecek çalışmaları" olarak ifade edilmekte, Çevre Kanununun 10. maddesinde, "Gerçekleştirmeyi plânladıkları faaliyetleri sonucu çevre sorunlarına yol açabilecek kurum, kuruluş ve işletmeler, Çevresel Etki Değerlendirmesi Raporu veya proje tanıtım dosyası hazırlamakla yükümlüdürler. Çevresel Etki Değerlendirmesi Olumlu Kararı veya Çevresel Etki Değerlendirmesi Gerekli Değildir Kararı alınmadıkça bu projelerle ilgili onay, izin, teşvik, yapı ve kullanım ruhsatı verilemez; proje için yatırıma başlanamaz ve ihale edilemez..." hükmüne yer verilmektedir. "Altıntepe Altın Madeni" projesiyle ilgili 11... günlü, ... sayılı "ÇED Olumlu" kararının verildiği tarihte yürürlükte bulunan 17/07/2008 günlü, 26939 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren ve Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliğinin 4. maddesinin (i) bendinde "Çevresel Etki Değerlendirmesi Süreci: Gerçekleştirilmesi planlanan projenin çevresel etki değerlendirmesinin yapılması için bu Yönetmeliğin 8 inci ve 16 ncı maddelerinde belirtilen başvuru ile başlayan ve işletme sonrası çalışmaların uygun hale geldiğinin belirlenmesi ile sona eren süreci" ifade ettiği, dava konusu işlemin tesis edildiği tarihte yürürlükte olan 25/11/2014 günlü, 29186 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliğinin 4. maddesinin (i) bendinde "Çevresel Etki Değerlendirme Süreci: Gerçekleştirilmesi planlanan projenin çevresel etki değerlendirmesinin yapılması için; başvuru, inşaat öncesi, inşaat, işletme ve işletme sonrası çalışmaları kapsayan süreci" ifade ettiği, Yönetmeliğinin 6. maddesinde ise; "(1) Bu Yönetmelik kapsamındaki bir projeyi gerçekleştirmeyi planlayan gerçek veya tüzel kişiler; Çevresel Etki Değerlendirmesine tabi projeleri için; ÇED Başvuru Dosyasını, ÇED Raporunu, Seçme Eleme Kriterleri uygulanacak projeler için ise Proje Tanıtım Dosyasını, Bakanlıkça yeterlik verilmiş kurum/kuruluşlara hazırlatmak, ilgili makama sunulmasını sağlamak ve proje kapsamında verdikleri taahhütlere uymakla yükümlüdürler..." hükmüne, "Yatırımın izlenmesi ve kontrol edilmesi" başlıklı 18. maddesinde; "(1) Bakanlık, "ÇED Olumlu" kararı veya "ÇED Gerekli Değildir" kararı verilen projelerle ilgili olarak, Nihai ÇED Raporu ve/veya “ÇED Gerekli Değildir” kararına esas Proje Tanıtım Dosyasında taahhüt edilen hususların yerine getirilip getirilmediğini izler ve kontrol eder..." hükmüne "Yönetmeliğe aykırı uygulamaların durdurulması" başlıklı 19. maddesine; "(1) Bu Yönetmelik kapsamındaki projelerde; ... b) (Değişik:RG-9/2/2016-29619) “ÇED Olumlu” kararı ya da “ÇED Gerekli Değildir” kararı verildikten sonra, proje sahibi tarafından nihai ÇED Raporu veya Proje Tanıtım Dosyasında taahhüt edilen hususlara uyulmadığının tespit edilmesi durumunda söz konusu taahhütlere uyulması için projeyle ilgili Bakanlıkça/valilikçe bir defaya mahsus olmak üzere ve bir yılı aşmamak üzere süre verilebilir. Bu süre sonunda taahhüt edilen hususlara uyulmaz ise yatırım durdurulur. Yükümlülükler yerine getirilmedikçe durdurma kararı kaldırılmaz. 2872 sayılı Çevre Kanununun ilgili hükümlerine göre işlem tesis edilir." hükmüne yer verilmiştir. HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Dava dosyasının incelenmesinden; davacıların başvurusuna istinaden idarece tesis edilen dava konusu işlemin, yukarıda yer verilen mevzuat hükümlerine istinaden hukuki denetiminin yapılması, proje kapsamında verilen taahhütlerin ihlal edilip edilmediğinin incelenmesi gerekirken, İdare Mahkemesince, dava konusu istem; salt ... tarih ve ... sayılı "Çevresel Etki Değerlendirilmesi Olumlu" kararının iptali istemi olarak nitelendirilip, söz konusu Karar hakkında daha önce yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi neticesinde verilen yargı kararı gerekçe gösterilerek bir kısım davacılar yönünden esastan reddinde hukuki isabet görülmediği gerekçesiyle Danıştay Altıncı Dairesinin 01/11/2022 tarihli, E:2022/1164, K:2022/9120 sayılı Kararıyla bozulması üzerine, Mahkemesince bozma kararına uyularak, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Çevresel Etki Değerlendirmesi, İzin ve Denetim Genel Müdürlüğünce tesis edilen 20/04/2021 tarihli, 823965 sayılı işlemin, yukarıda yer verilen mevzuat hükümlerine istinaden hukuki denetiminin yapılması, proje kapsamında verilen taahhütlerin ihlal edilip edilmediğinin incelenmesi amacıyla keşif ve bilirkişi incelemesi yapılmasına karar verildiği, inşaat mühendisi, jeoloji mühendisi, orman mühendisi, çevre mühendisi, ziraat mühendisi, maden mühendisi ve biyologtan oluşan bilirkişi heyeti ile hazırlanan rapor ve ek rapor esas alınarak davanın reddine karar verildiği, Mahkeme kararına dayanak alınan bilirkişi raporlarında da incelemenin genel olarak ÇED Raporunun bilimsel ve teknik açıdan yeterliliği üzerinden yapıldığı, davacıların iddialarını karşılayacak şekilde, ihlal edildiğini belirttikleri taahhütlerin etkili bir denetimin yapılmadığı görülmektedir. 04/08/2023 tarihli Bilirkişi Raporunda, jeoloji mühendisiliği bakımından yapılan değerlendirmede; bu tür maden sahalarının bulunduğu alanda çevresel kirliliği ortaya çıkarmak için, maden sahasını ve kirlenme potansiyeli olan alanları homojen şekilde karakterize edecek sistematik örnek alımının yapılması gerektiği, kirlilik tespitine yönelik örneklemelerin tek bir alanı tespit etmesinden kaçınılması gerektiği, alanın büyüklüğüne göre yeterli sayıda örnek alınması gerektiği, bilirkişilerce incelenmek üzere örnek alınarak akredite laboratuvarda incelenmesi bir yana, dava dosyasında yer alan maden sahası ve çevresine yönelik hazırlanan makaleler, davalı yanında müdahil şirket ve davacılar tarafından farklı kişilere hazırlatılan heyet raporları ve savcılık tarafından yaptırılan bilirkişi raporlarının incelenmesinden; izin sahasının 23 hektar olduğu dikkate alındığında, her ne kadar bu analizler akredite laboratuvarlarda yapılmış olsa bile, söz konusu raporlarda kirlilik tespitine yönelik örnekleme şeklinin ve derlenen örnek sayısının dava konusu maden sahasından kaynaklı çevresel kirliliğin tespitine yönelik değerlendirme yapılabilmesi için uygun ve yeterli olmadığının belirtildiği, maden mühendisi bilirkişi tarafından; üretim miktarı açısından taahhüt edilen miktarın üstüne çıkıldığı ancak izin sınırları dışına çıkılmadığı, membranlardan toplanan suyun beton kanallarla ırmağa bağlandığının keşif günü gözlemlendiği belirtilmiş, orman mühendisi tarafından yapılan değerlendirmenin ÇED Raporunun değerlendirilmesi şeklinde olduğu, bununla birlikte her ne kadar ÇED raporunda 500-750 civarında ağaç kesileceği belirtilmiş olsa da bu sayının isabetli olmadığı, işgal edilen orman alanı büyüklüğü ve ormanın yapısı dikkate alındığında, kesilmiş/kesilecek toplam ağaç sayısının 10.000-20.000 adet civarında olduğunun belirtildiği, ziraat mühendisi bilirkişi tarafından; proje alanı ve çevresinde bulunan ve köy halkının geçim kaynaklarından birisi olan fındık yetiştiriciliğinin altın madeni işletmeciliğinden kaynaklı toz kirliliğine karşı gerekli önlemlerin alınmaması durumunda olumsuz etkilenme olasılığının bulunduğu değerlendirmesinin yapıldığı, çıkacak tozun bitki yaprakları üzerinde tabaka oluşturabileceği, tozlaşmayı engelleyebileceği, çiçek popülasyonunda azalmaya neden olacağı, arıcılığı olumsuz etkileyeceği, Nihai ÇED Raporunun incelenmesinden, işletme aşamasında olan projenin tarmsal faaliyetin sürdürülebilmesi için olumsuz etkilerinin kabul edilebilir sınırlarda olacağının değerlendirildiğinin belirtildiği, biyolojik bakımdan yapılan değerlendirmede; ÇED raporuna uygun şekilde işlem tesis edilip edilmediğinin gözlemlenmeye çalışıldığı belirtilerek, projenin başlangıcında alınan 21 ve bugün ise 13 noktadan alınan ve analizi yapılan su numuneleri üzerinden bir değerlendirme yapıldığı, bilirkişi sıfatı ile Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğünden bölgede yapılmış olan analiz sonuçlarının incelenerek önceki yıllara ait sonuçlarla karşılaştırma yapıldığı, yeni bir analiz yapılmaksızın, tek bir nokta olan, SP-2 noktasından alınan numune sonuçları tablolaştırılarak, yapılan analiz sonuçlarına göre bölgenin yer altı ve yer üstü sularının maden işletmeye başlamadan önce de içme suyu olarak hatta kullanma suyu olarak kullanıma uygun olmadığı, ağır metal içeren su yoğunluğunun fazla olduğu, bölgede maden kaynaklı ağır metal zehirliliği artışının göze çarpmadığı, bölgede yağış rejimi, toprak yapısı vb. gibi sebeplerle değerlerin asimetrik olarak değiştiğinin görüldüğü belirtilmekle yetinilmiş, toprağa ve suyu siyanür karıştığı yönündeki iddialar araştırılmamış, diğer konularda olduğu gibi bu konuda da bilirkişilerce bir analiz yapılamamıştır. Yine çevre mühendisiliği ve inşaat mühendisliği (su kaynakları) bakımından yapılan değerlendirmede de ÇED raporunda yer alan taahhütler incelenmiş, dosyada yer alan analiz sonuçlarının değerlendirilmesinden, alanın ağır metal konsantrasyonu bakımından standartların üzerinde konsantrasyon yoğunluğu olmasının, dava konusu faaliyetten kaynaklı olmasından çok alanın jeolojik- hidrojeolojik yapısından kaynaklı olduğu belirtilerek, ayrıca numune alma yerleri ve miktarları dikkate alındığında, su kaynaklarındaki hidrolojik çevrim- döngü kuralları dikkate alındığında, dava konusu alanı temsilden uzak ve topografya gereği proje faaliyetlerinden direkt etkilenmeyecek noktalardan alınan su örneklerinin, su kalitesinin proje faaliyetlerinden kaynaklı olumsuz genel durumu temsil etmede yeterli ve uygun olmadığının değerlendirildiği belirtilmiştir. Dava konusu projelerin çevresel etkilerinin kabul edilebilir sınırlarda kalabilmesinin taahhütlere uyulması ve ilgili kurum ve kuruluşlarca izleme- denetleme faaliyetlerinin dava konusu alanın özellikle flora ve fauna yapısı, su kaynakları ve yerleşim yerlerine yakınlığı dikkate alındığında belirlenen aralıklarda gerçekleştirilmesi ile mümkün olabileceği konusunda heyetin görüş birliği içinde olduğunun belirtildiği görülmekte, Mahkemesince istenen ek bilirkişi raporu ile de ele alınan hususların, davacıların iddia ettiği hususlara yönelik teknik bir incelemeden daha çok, ÇED Raporunda yer alan taahhütlerin incelenmesinden öteye geçemediği görülmektedir. Bu durumda, bilirkişilerce yapılan incelemenin; alanın büyüklüğü, incelemenin düzenli periyotlarla tekrarının gerekliliği, keşif sırasında alandan örnekler alınarak laboratuvar ortamında teknik değerlendirme yapılmamış olması vb. gibi nedenlerle, bilirkişi raporlarının, Nihai ÇED Raporunun incelenmesinden öteye geçemediği, bu haliyle mevcut bilirkişi raporlarının hükme esas alınabilecek nitelikte olmadığı, bu bilirkişi raporlarına dayanarak davanın reddi yolunda verilen Mahkeme Kararında hukuki isabet bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Bu itibarla; yukarıda ayrıntılı olarak belirtilen hususlar ve projenin çevresel etkilerinin büyüklüğü dikkate alındığında, davacıların, gerçekleştirilmekte olan projenin, ÇED taahhütlerine ve çevre izin ve lisans koşullarına aykırılık teşkil eden eylemler belirtilmek suretiyle, yaptıkları başvurunun; idarenin teknik görevlileri tarafından, teknik incelemeler yapılmak suretiyle, mevzuatta yer verilen şekliyle değerlendirilerek işlem tesis edilmesi gerekirken, işlemde belirtilen gerekçelerle başvurunun reddine ilişkin Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Çevresel Etki Değerlendirmesi, İzin ve Denetim Genel Müdürlüğünce tesis edilen ... tarih ve ... sayılı işlemde hukuka uygunluk bulunmamaktadır. KARAR SONUCU : Açıklanan nedenlerle; 1. Temyiz isteminin kabulüne, 2. Yukarıda özetlenen gerekçe ile temyize konu ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:... , K:... sayılı kararının BOZULMASINA, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 20/A-2-(i) maddesi uyarınca Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Çevresel Etki Değerlendirmesi, İzin ve Denetim Genel Müdürlüğünce tesis edilen ... tarih ve ... sayılı işlemin İPTALİNE, 3. Davacılar tarafından yapılan ve aşağıda dökümü gösterilen toplam ... -TL yargılama giderinin ve hüküm tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca duruşmalı işlemler için belirlenen ... -TL vekalet ücretinin davalı idareden alınarak davacılara verilmesine, 4. Davalı yanında müdahil tarafından yapılan ve aşağıda dökümü gösterilen toplam ... -TL yargılama giderinin davalı yanında müdahil üzerinde bırakılmasına, 5. Dosyanın anılan Mahkemeye gönderilmesine, 6. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 20/A-2-(i) maddesi uyarınca, kesin olarak, 22/02/2024 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi. (X) KARŞI OY : Temyize konu İdare Mahkemesi kararında; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinin 2. fıkrasında sayılan bozma nedenlerinden hiçbirisi bulunmadığından, Mahkeme kararının onanması gerektiği oyu ile aksi yöndeki çoğunluk kararına katılmıyoruz.