7. Hukuk Dairesi 2016/18308 E. , 2016/12832 K. "İçtihat Metni" Mahkemesi :İş Mahkemesi Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtayca incelenmesi davalılar vekilleri tarafından istenilmekle, temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü: I-Davacı vekili, davacının iş akdinin haklı nedene dayanmaksızın sonlandırıldığını belirterek kıdem ve ihbar tazminatının davalılardan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı .... vekili, davanı
**7. Hukuk Dairesi 2016/18308 E. , 2016/12832 K.** **"İçtihat Metni"** Mahkemesi :İş Mahkemesi Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtayca incelenmesi davalılar vekilleri tarafından istenilmekle, temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü: I-Davacı vekili, davacının iş akdinin haklı nedene dayanmaksızın sonlandırıldığını belirterek kıdem ve ihbar tazminatının davalılardan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı .... vekili, davanın reddini savunmuştur. Diğer davalı davaya cevap vermemiştir. Mahkemece toplanan delillere ve bilirkişi raporuna göre davanın kabulüne karar verilmiştir. İşin esasının incelenmesine geçilmeden önce, davaya konu kısa karar ile gerekçeli karar arasında çelişki bulunup bulunmadığı hususu öncelikle irdelenmelidir. Hemen belirtmek gerekir ki; mahkemece davada verilen davanın kabulüne ilişkin kısa karar, bir davayı sona erdiren temyizi mümkün olan (nihai) son kararlardandır. Bu kararla mahkeme davadan elini çeker ve davayı sona erdirmiş olur. Bu aşamada yapılması zorunlu iş, gerekçeli kararı kısa karar doğrultusunda ve kanuni gerekçeleriyle birlikte mahkemenin yazmasından ibarettir. Artık bu karardan dönme mümkün olmadığı gibi, kararın asli unsurlarından olan gerekçenin de hüküm fıkrasına uygun biçimde kararda yer alması gerekir. (Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 1991/7 Esas ve 1992/4 Karar sayılı ve 10.04.1992 günlü kararı) Esasen ilamın tefhim edilen karara uygun yazılması ve gerekçe taşıması kamu düzeni ile doğrudan ilgili temel kurallardan olup, bu kurala kanun koyucu 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 294. ve 298. maddeleriyle varlık kazandırmıştır. Gerçektende 6100 sayılı Kanunun 294. ve 298. maddeleri kamu düzeni amacıyla konulmuş, emredici hükümlerdendir. Bu maddeler hükmünce kararların alenen tefhim edilmesi gerekir. Yine Anayasamızın “Duruşmaların açık ve kararların gerekçeli olması” başlıklı 141. maddesinin 3. fıkrasında; “Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır.” hükmüne yer verilmiştir. Mahkeme kararlarında nelerin yazılacağı 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 388. maddesinde belirtilmiştir. Buna göre, hüküm sonucu kısmında gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin isteklerin her biri hakkında verilen hükümle taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların mümkünse sıra numarası altında birer birer açık şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gerekir. Aynı kural 6100 sayılı Kanunun 294. maddesinde de tekrarlanmış; 6100 sayılı Kanunun 297. maddesinde ise “kararın tefhimi hüküm sonucunun duruşma tutanağına geçilerek okunması suretiyle olur.” 6100 sayılı Kanunun 298/2 maddesinde de “gerekçeli karar, tefhim edilen hüküm sonucuna aykırı olamaz.” hükmüne yer verilmiştir. Bu biçim yargıda açıklık ve netlik prensibinin gereğidir. Aksi hal, yeni tereddüt ve ihtilaflar yaratır. Hatta giderek denebilir ki, dava içinden davalar doğar ve hükmün hedefine ulaşması engellenir. Kamu düzeni ve barışı oluşturulamaz. Davanın reddine veya kabulüne dair karar tefhim edildikten sonra bundan dönülerek yeni ve bundan farklı bir hüküm kurulamayacağı gibi, gerekçeli kararın kısa karara uygun yazılması ve kısa kararla çelişik olmaması da gerekir. Aksinin kabulü mahkemelere güveni sarsacağı gibi Anayasa ve yasalarda yer alan açık kurallara aykırılık oluşturur. Somut olayda, mahkemece kısa kararda "1-Talep edildiği üzere 5600,00 TL brüt kıdem tazminatının akdin fesih tarihinden itibaren bankalarca uygulanan en yüksek mevduat faizi ile birlikte davalıdan alınıp davacıya verilmesine, 2-Talep edildiği üzere, 1700,00 TL brüt ihbar tazminatının işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınıp davacıya verilmesine,..." şeklinde karar verilmişken gerekçeli kararın hüküm fıkrasında, "1-Talep edildiği üzere 5600,00 TL brüt kıdem tazminatının akdin fesih tarihinden itibaren bankalarca uygulanan en yüksek mevduat faizi ile birlikte davalıdan (davalılardan müştereken ve müteselsilen) alınıp davacıya verilmesine, 2-Talep edildiği üzere, 1700,00 TL brüt ihbar tazminatının işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan (davalılardan müştereken ve müteselsilen) alınıp davacıya verilmesine,...." şeklinde karar verilerek kısa karar ile gerekçeli kararın hüküm fıkrası arasında çelişki yaratılmış olup, bu durum bozma nedenidir. II-Kabul şekline göre de, 1-Davacının kıdeme esas çalışma süresi taraflar arasında uyuşmazlık konusudur. Davacı vekili, davacının 06.10.2005 tarihinden itibaren davalı işyerinde çalışmaya başladığını, her yıl 10-11 ay çalıştırılıp, 40-45 gün ara verildikten sonra tekrar iş başı yaptırıldığını iddia etmiştir. Mahkemece bilirkişi raporundaki tespitler benimsenerek davacının 09.12.2005-19.02.2012 tarihleri arasında SGK'na bildirilen aralıklı çalışmaların toplanması sureti ile 1944 gün çalıştığı kabul edilmiştir. Ancak hizmet cetveline göre davacının 09.12.2005-19.02.2012 tarihleri arasındaki aralıklı hizmetleri toplandığında davacının kıdeme esas hizmet süresi 1912 gündür. Bu nedenle davacının kıdeme esas hizmet süresi 1912 gün olmalı iken maddi hata sonucu 1944 gün olarak kabulü ve buna göre kıdem tazminatının hesaplanması hatalı olmuştur. 2-Davacının davalı işyerinde işe başlama tarihi 06.10.2005 olduğu ve hükme esas alınan bilirkişi raporunda da davacının bu tarihten itibaren çalışmaya başladığı kabul edildiği halde gerekçeli kararda işe başlama tarihinin 09.12.2005 olarak gösterilmesi de doğru olmamıştır. SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı nedenle BOZULMASINA, bozma nedenine göre davalıların diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, peşin alınan temyiz harcının istek halinde davalılara iadesine, 08/06/2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.